En güzel örneklerinden birisi de herhalde Mızraklı İlmihali’dir. Her ilmihal çalışması esasında kaleme alındıkları dönemdeki ihtiyaçları karşılamıştır. Zaman zaman ilmi çalışmalarda eleştiriler yapılmaktadır. Ama unutmayalım ki, bizden önce yaşayan ilim adamları kendi zamanlarının problemlerini ele almışlar ve çözümler üretmeye çalışmışlardır. Bize düşen ise günümüz ihtiyaçlarına cevap verecek çalışmalar yapmaktır.
Esasında her Müslümanın kendi sorumluluk alanını iyi bilmesi gerekir. Yani görevidir. Bizim geleneksel olarak 32 farz veya 54 farz diye isimlendirdiğimiz bilgiler bir anlamda temsildir. Bu her Müslümanın bilmesi gereken asgari bilgiler demektir. Sadece bunlar mı? Elbette değil. Günümüz dünyasında hayat çeşitlendi. Sorumluluklar arttı. Söylediğimiz bir söz, izlediğimiz bir görüntü veya paylaştığımız bir bilgi veya resim bize farklı sorumluluklar yüklemektedir. Bu sebeple “ilmihal” kavramının çerçevesi de farklılaşmakta ve genişlemektedir.
İnternette Sınır ve Ölçü
Özellikle salgın dönemi ile birlikte internet ve buna bağlı sosyal medya her birimizin hayatında çok fazla yer almaya başladı. Bilgiye ulaşmada ve haberleşmede çok büyük imkân sağladı. Ama bununla birlikte ciddi bir problem olarak “bağımlılık” konusunda da ön sıralardaki yerini almaya başladı.
Bazı temel sorular:
İnternet ortamında her düşündüğümüzü yazabilir miyiz/yapabilir miyiz?
Şahsımız ve ailemizle ilgili paylaşımda bir sınır olmalı mı?
Doğruluğundan emin olmadığımız bir bilgiyi paylaşmanın sorumluluğu nedir?
Dini bir metin veya fetvayı paylaşırken kaynak belirtmeden, dinin temel ölçüleri ile uygunluk arz etmeyen bir bilgi/fetva/görüş paylaşmak doğru mu?
Bizlere emanet olan süreyi nasıl değerlendireceğiz?
Eşine, çocuklarına veya anne-babaya yeterli zaman ayırmamak sorumluluk getirmez mi?
Özellikle sahte hesapla yapılan karalama, iftira veya kötü söz gibi yollarla biz başkalarının hakkını yemiş olmaz mıyız?
Mahremiyet ile ilgili konularda temel helal-haram ölçülerine uymaz isek, bunun sorumluluğunu nasıl yükleneceğiz?
Sosyal medya üzerinden söylenen sözlerin sorumluluğu yok mu?
Küfür veya hakaret içeren ifadelerin hesabı ahirette sorulmayacak mı?
Toplumu derinden etkileyen, kargaşaya ve çatışmaya sebep olacak paylaşımların sonucunu kim ve nasıl katlanacak?
Diğer taraftan aile ve dostlarla bir yemekte buluştuğumuzda sofra ve yemekler niye paylaşılır?
Bizim başıboş yaratılmadığımızı, yaptıklarımızdan sorumlu olduğumuzu Kur'an-ı Kerim bize haber vermektedir. Yaptığımız her şeyi bilen Rabbimizdir. Kıyamet günü amel defterlerimiz önümüze konulacaktır. (Bkz. İsra,17/14; Kehf,18/49;Cuma,62/8 ) İster bir nokta, isterse bir cümle hiçbiri zayi olmayacaktır.
Sosyal Medya, Mahremiyet ve Özel Alan
Artık birçok ilan, davetiye ve bilgilendirme sosyal medya üzerinden yapılıyor. Bunun gündelik hayata getirdiği kolaylıklar vardır. Artık insanlar bulunduğu mekan hakkında, katıldığı bir program hakkında hatta nerelerde neler yiyip içtiği konusunda bolca paylaşımlar yapıyor. Sahi, kişinin paylaşımları konusunda fert veya aile olarak sınırları yok mu? Her Müslüman için bu sorunun cevabı tartışmasız evet olacaktır. Mahremiyet anlayışı gereği Müslüman olarak dikkat etmemiz gereken hususlar olduğu aşikardır. Günlük hayatta ev içi ve ev dışı davranışlarımızda ölçülerimiz vardır. Bir başkasının evine girerken bile izin almayı bize öğreten bir kitabımız var. (Bkz. Nûr,24/27) Bir başkasını rahatsız etmeme veya zor durumda bırakmama hususunda geleneğimizde çok güzel davranışlar vardır. Yakınımız olmayan bir evin kapısını çaldığımızda sırtımızı biraz dönerek beklemek gibi. Hatta geleneksel mimarimizde asgari mahremiyet konuları dikkate alınarak planlar yapılmıştır.
Özellikle sosyal medya neredeyse sınırsız bir şekilde hayatımızda yer alıyor. Teknik olarak paylaşılan resimler silinse bile ana bellekte korunduğunu biliyoruz. Yine paylaşılan resimlerin art niyetli kişiler tarafından da kullanılma ihtimali var. Bu konuda zaman zaman üzücü haberler alıyoruz. Güzel bir manzara, tarihi bir cami veya mekânın paylaşımı gibi hususlar güzeldir. Ama özellikle paylaşacağımız resimler konusunda hepimizin dikkatli olması gerekiyor.
İnternet İlmihali
Her kul, söz ve davranışlarından sorumludur. Söz ve davranışların önemlisi veya önemsizi yoktur. Kur'an-ı Kerim açıkça haber veriyor: “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür. “ (Zilzâl, 99/7-8) Anlık kızgınlık veya başka bir mazeretle yapacağımız davranışların ve sözlerin de sorumluluğu vardır. Müslüman kişi, bir eşyayı kullanırken ölçülü kullanır. Elbette internet gibi geniş imkânlar sunan bir platformu da kullanırken ölçülerinden vazgeçemez. Temel helal-haram sorumlulukları internet dünyası için de geçerlidir. Özellikle gençlerin hayatında daha çok yer alan bu imkânı değerlendirirken ölçülerimize göre davranmak imanımızın gereğidir. İnternet imkânından yararlanırken başta farzları ihmal edemeyiz. Yine buna bağlı olarak “zaman” konusunda dikkatli davranmalıyız. Çünkü zaman bize emanettir ve hesabını vereceğiz (Bkz. Hâkim, Müstedrek, IV, 341). Bir Müslüman dinen uygun olmayan görüş, düşünce ve görüntüleri de yayamaz. Çünkü kötülüğü yaymanın da sorumluluğu var. Dolayısıyla temel iman ve ahlak ölçüleri bizim temel referansımızdır. Elbette buna bağlı iftira, yalan, aldatma ve kötülemek gibi olumsuz hasletlerden uzak dururuz. Yalan haberle toplumda infial ve kargaşa oluşturmak ise bu yolla yapılabilecek kötülüklerin başında gelir. İlmihal, sadece namaz, oruç veya zekât konusu ile sınırlı değildir. Sorumluluk alanımızı en güzel şekilde belirten ve İmam-ı Azam’a ait olan fıkhın şu tarifi bize ışık tutmaktadır: “Kişinin lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir.” Mezhep imamımızdan öğreneceğimiz husus şudur ki, Müslüman kişi tek başına veya kalabalıklarda ya da klavyenin başında ne yaparsa yapsın her şey gözetim altındadır. Bu itibarla Müslüman birey olarak internet ortamında da Müslüman değerlerine/ilmihaline uygun davranmalıyız.