Hoşgörmek

Abone Ol

Her insan farklıdır, his dünyasında ayrı duygu ve düşüncelere sahiptir. Her insan özeldir, yaratılıştan getirdiği karakter ve yetenek ile yüce bir değerdir.

Her insan aile içerisinde, oturduğu mahallede, bulunduğu ortamda, gittiği yerde, geçtiği yolda halkla iç içedir. Ve hem kendisinin hem de muhatap olduğu kişilerin huy, mizaç,  davranış yelpazesi genişçedir.

“Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.” (Rûm Sûresi, 30/22.) ayet-i kerimesinde Rabbimiz var oluştaki farklılıklara dikkat çeker.

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık...” (Hucurât Sûresi, 49/13.) ayeti ise farklılığın ve çeşitliliğin gayesini beyan eder: Bilme, tanışma, birbirini tanıma.

Toplumda birlik ve beraberliği oluşturmak,  sevgi ve saygıyı artırmak, kaynaşma ve dayanışmayı sağlamak, birbirini tanıma ve anlama sayesinde gerçekleşir. Bütün bunların temeli ise karşılıklı hoşgörüye dayanır.

Hoşgörü,  karşıdakine fırsat vermek, varlığına hürmet etmek, önyargılı olmamaktır. Farklı fikirlere saygı göstermek, “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.” özdeyişi gereğince yanılgı ve unutma payı bırakmak,  sadece kendi bildiklerini konuşmak değil aynı zamanda muhatabı dinlemek ve söz hakkı tanımaktır.

Hoşgörü kelimesinin karşılığı olan “Müsamaha”nın,  TDV İslam Ansiklopedisindeki tarifi şöyledir: “İnsanlara yükümlülükler konusunda kolaylık göstermeyi, toplumsal yapıyı sarsıcı mahiyette olmayan hata ve kusurları hoş görmeyi, çeşitli düşünce, inanç ve davranışları özgürce dile getirmeyi ifade eder.”

Demek ki;  ferdî olarak ele alındığında bazı davranışlar hoşgörü ile telafi edilebilir ama bir bütün olarak bakıldığında hoşgörünün bir sınırı olduğu görülür. Elbette toplumun düzenini bozan, asayişini alt üst eden, birlik ve dirliğine engel olan olay ve kişiler hoş görülemez. Felakete yol açana, vazifesini ihmal edene, ailesini hor görene aferin denilemez. Toplumsal dengeyi korumak, hak ve adaleti öne çıkarmak, huzur ve mutluluğa ulaşmak sınırların gözetilmesine bağlıdır.

Müreffeh bir toplum için, küçükten büyüğe, yaşlıdan gence, insandan tüm varlığa “Yaratılanı hoş gör,  Yaradan'dan ötürü” bilincine sahip olmayı, “Hoşgörülülükte deniz gibi ol.” sözünü uygulamayı ve  “Hoş gör ki, hoş görülesin.” (İbn Hanbel, I, 249) nebevi prensibine bağlı kalmayı her fert bir görev ve ödev bilmelidir.