Arefe: Kendini Bilme, Yaratanı Tanıma

İki milyon inanmış yürek…

Abone Ol

Saf saf, omuz omuza…

Hep birlikte kıyamda…

Eller semada, dillerde niyaz, gönüllerde umut…

Gözler yaşlı, diller titrek…

Bir ömür bekleyişin dorukta heyecanı…

Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın ashabıyla birlikte ayak bastığı topraklarda, veda hutbesinde ümmetine hitap ettiği mevzide, farklı coğrafyalardan rengi, dili, kültürü farklı ancak yürekleri bir milyonların, hep birlikte Yaratanın huzuruna çıktığı Arafat’ta, mahşer provasının iliklere kadar hissedilmesiyle yaşanan duygu yoğunluğu…

İki milyon Müslümanın kefen misali bembeyaz giysilerle oluşturduğu ve yer kürede benzeri başka bir mevkide görülemeyecek o eşsiz manzaranın, “dünyanın fani, ukbânın baki” olduğu hakikatini lisanı hâl ile haykırışının insan üzerinde bıraktığı derin tesir…

Tüm benliğimle emrine amadeyim, kudretin karşısında boynum sana kıldan ince Ya Rab!” anlamının “Lebbeyk” formuyla ve inananların gözyaşlarıyla göğe yükseldiği o zaman diliminin yaşattığı derin haz…

Ümmetin vahdet halinde, tüm evrene tevhidi haykırdığı yegâne an…

“Dünyaya geldiği ilk günkü gibi tertemiz ve pürü pak olma” arzusunun, Müslümanların simalarına yansıyan en somut haline ev sahipliği yapan gün…

Evet, “arefe” günü...

Kul olduğumuzu, dolayısıyla acziyetimizi “anlama” günü.

Vakfe günü...

Kadir-i Mutlak olanın huzurunda acziyeti itiraf ile kulluk “duruşu” sergileme günü.

Kıyam günü…

“Haksızlığı karşı dimdik durma” ve “her zaman O’nun emrinde olma” duygusuyla teslimiyet günü.

Dünyadan ve geçici hazlarından feragat ile bâkî olanın tercih edilmesini ikrar günü…

Bağışlanma beklentisiyle Yaratanın huzurunda, birlikte yakarış günü.

Bu “arefe” günü vesilesiyle, Arafat’ta bulunamasak da oradaki Müslüman kardeşlerimiz dua ve niyazlarına memleketimizden iştirak ediyoruz:

Bizleri bağışla Ya Rab!

Memleketimizi ve milletimizi muhafaza eyle Ya Rab!

Devletimizi ilelebet payidar eyle Ya Rab!

Ümmeti Muhammed’e vahdet nasip eyle Ya Rab!

İslam coğrafyasına selamet ihsan eyle Ya Rab!

Amin!