Bu soruya aslında Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de çok net bir şekilde cevap vermiştir:
مَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه۪ وَاتَّقٰى فَاِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ
"Her kim ahdine vefa gösterir ve günah işlemekten sakınırsa, bilsin ki Allah o sakınanları sever." (Al-i İmran, 3/76)
Yüce Rabbimiz ayette sevdiği muttakilerin iki özelliğinden bahseder: ahde vefa ve günahtan sakınma yani takva.
İnsanın ilk ahdi, daha bu dünyaya gelmeden önce, ervah aleminde Yüce Yaratan'a verdiği o büyük sözdür. Kur’an’da, Rabbimizin Âdemoğullarına ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ diye hitap ettiği, onların da ‘Evet, şahit olduk.’ cevabını verdiği bildirilir. (A'raf, 7/172) Bu söz, insanın Allah'a kulluk sorumluluğunu hatırlatan bir misaktır. Mümin, hayatını Allah’ın rızasına uygun yaşamaya çalışarak, gerektiğinde canından ve malından fedakârlıkta bulunarak ahdine vefa gösterir. "İnananlardan, Allah'a verdiği ahdi yerine getiren adamlar vardır. Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. Ahdlerini hiç değiştirmemişlerdir." (Ahzab, 33/23) ayeti bu hakikati ortaya koymaktadır.
Mümin, Rabbine karşı gösterdiği ahde vefayı insanlara karşı da gösterir: yalan söylemez, emanete ihanet etmez, sözünü tutar, her haliyle güven verir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurur: "Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur; ahde vefa göstermeyenin ise dini yoktur." (İbn Hanbel, III, 134)
Ayette zikredilen ikinci özellik takvadır. Takva, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı duyarlı olmaktır. Takva, kalbin her an Allah'ın gözetimi altında olduğunu bilmesi, O'nun rızasını kaybetme endişesiyle titremesidir. Hz. Ömer (ra), Übey bin Ka'b'a takvanın ne olduğunu sorduğunda, Übey ona şu teşbihi yapar: "Ya Ömer, sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü?" Hz. Ömer, "Evet, yürüdüm" der. Übey tekrar sorar: "Peki, nasıl yürüdün?" Hz. Ömer'in cevabı takvanın ta kendisidir: "Elbisemi topladım ve dikenlere basmamak için azami dikkat gösterdim." (İbn-i Kesir, Tefsir, I, 42)
İşte hayat, günah dikenleriyle dolu bir yoldur. Takva ise o dikenli yolda ruhunu, kalbini ve amel defterini günah kirlerine bulamadan, büyük bir hassasiyetle yürüyebilme sanatıdır. Takva sahibi gözünü haramdan, dilini yalandan ve gıybetten, midesini haram lokmadan ve kendisini kul hakkından korur.
Ayette önce "ahde vefa"nın, sonra "takva"nın zikredilmesi de dikkat çekicidir. Çünkü sözünde durmak çoğu zaman takva gerektirir. İnsan bazen sözünü tutmanın kendisine zarar vereceğini düşünür: daha az kar edecektir, zaman kaybedecektir, menfaatinden vazgeçecektir... İşte burada takva devreye girer. Gerçek anlamda Allah'tan sakınmayan ve rızasını arzulamayan bir insanın, çıkarlarıyla çatıştığında sözünde durmasını bekleyemezsiniz. Dünyevi menfaatler karşısında insanı dik tutacak, yalan söylemekten, hile yapmaktan, emanete hıyanet etmekten alıkoyacak yegane güç kalbindeki takva duygusudur.
Sonuç olarak, Allah'ın sevgisine mazhar olmak sebepsiz veya rastgele gerçekleşen bir durum değildir. Rabbimiz, sevdiği kullarının hangi vasıflara sahip olduğunu bizlere açıkça bildirmiştir. O halde kendimize "Allah beni seviyor mu?" sorusundan önce, "Ben Allah'ın sevdiği kulların özelliklerini taşımaya çalışıyor muyum?" sorusunu sormalı ve bu özellikleri kazanmak için sabırla mücadele etmeliyiz. Anne babanın, arkadaşların, toplumun sevgisini kazanma uğruna bizleri yoktan var eden Rabbimizin sevgisini kaybedecek davranışlardan da uzak durmalıyız.
Yazımızı Davud aleyhisselamın duasıyla bitirelim:
"Allah’ım! Senden seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi istiyorum. Allah’ım! Senin sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle!" (Tirmizi, Deavat, 72)