<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyanet Haber</title>
    <link>https://www.diyanethaber.com.tr</link>
    <description>Diyanet Haber / Diyanet Sınav / Diyanet Duyuru / Diyanet Hutbe / Müftülükler / İslam Dünyası / Kültür Sanat / #Keşfet / www.diyanethaber.com.tr</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/sahabeler" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025 Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 14:26:59 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/sahabeler"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Peygamber Efendimizin (sas) Halid bin Velid'e öğrettiği dua]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/peygamber-efendimizin-sas-halid-bin-velide-ogrettigi-dua</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/peygamber-efendimizin-sas-halid-bin-velide-ogrettigi-dua" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halid b. Velid kimdir? Efendimizin (sas) Halid bin Velid'e öğrettiği dua nedir?  Halid b. Velid nasıl müslüman olmuştur? Seyfullah ne demektir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span><i><span style="color:#b22222"><strong>Hz. Peygamberimizin "Seyfullah" unvanı verdiği meşhur kumandan sahâbî, vahiy katibi Halid bin Velid kimdir?</strong></span></i></span></h3>

<p style="text-align:justify">Hicretten 35-39 yıl kadar önce (583-587) Mekke’de doğdu.</p>

<p style="text-align:justify">Soyu yedinci göbekten dedesi Mürre’de Resûl-i Ekrem’in soyu ile birleşir.</p>

<p style="text-align:justify">Babası Velîd b. Mugīre Kureyş kabilesi arasında seçkin bir kişiydi.</p>

<p style="text-align:justify">Annesi Lübâbe es-Suğrâ Esmâ bint Hâris, Hz. Abbas’ın karısı Ümmü’l-Fazl Lübâbe el-Kübrâ bint Hâris ile Hz. Peygamber’in (sas) hanımlarından Meymûne bint Hâris’in baba bir kız kardeşidir.</p>

<p style="text-align:justify">Hâlid’in mensup olduğu Kureyş kabilesinin Mahzûmoğulları kolu Hilfü’l-ahlâfa bağlı olmanın yanı sıra kubbe (savaş için para ve silâh toplanan çadır) ve “e‘inne” (süvari birliği) ile ilgili vazifeleri, ayrıca Kureyş’in süvari birliği kumandanlığını da üstlendiği için askerî gücü elinde bulunduruyor, aynı zamanda diğer Kureyş kabileleri gibi ticaretle meşgul oluyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Hâlid bin Velid Mekke’deki her doğan çocuk gibi temiz ve sağlıklı bir iklimde yetiştirilmek üzere çöldeki bir ailenin yanına verildi.</p>

<p style="text-align:justify">Beş altı yaşına ulaşınca Mekke’ye ailesinin yanına döndü. Oğlunun yetişmesine büyük önem veren babası ona bütün Araplar’ın sahip olmak istedikleri kahramanlık, cesaret ve cömertlik gibi iyi hasletleri telkin etmeye, Mugıre soyundan gelen bir Mahzûmlu olduğunu ve bu soyla övünmesi gerektiğini zihnine yerleştirmeye başladı.</p>

<p style="text-align:justify">Kabilesinin yürüttüğü e‘inne vazifesinin bir gereği olarak ata binmeyi, ok, yay, mızrak, kalkan ve kılıç kullanmayı, süvari birliklerini sevk ve idare etmeyi öğrendi. Spor yaparak güçlü bir fiziğe sahip oldu.</p>

<p style="text-align:justify">Hâlid bin Velid bu yıllarda zaman zaman diğer Kureyşli zengin çocukları gibi ticaret kervanlarıyla Suriye, Irak, Medâin, Mısır ve Yemen’e gitti.<br />
O yetişme çağında okuma yazma öğrenmiş ve müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber’in (sas) kâtipleri arasında yer almıştır.</p>

<h3><span><i><span style="color:#b22222"><strong>İslamiyeti Kabulünden Önce Halid B. Velid</strong></span></i></span></h3>

<p style="text-align:justify">Halid babasının ölümünün ardından iki yıl geçmeden savaşlarda kumandalık görevine yükselmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Uhud savaşı Halid bin Velid’in katıldığı ilk savaştır. Süvari birliğinin kumandanı olarak görev yapan Halid bin Velid Ayneyn tepesindeki okçular üzerine yaptığı hamleyle Müslümanların lehine devam eden savaşın seyrini değiştiren kişi olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Hendek Gazvesi’nde de (5/627) Kureyş ordusunun süvari birliğinin başında bulunan Hâlid bin Velid zaman zaman hendeği aşmaya çalışmış Hz. Peygamber’in (sas) çadırı hizasındaki bölgeden şiddetli bir saldırıya girişmiş; ancak gece yarısına kadar devam eden bu saldırıdan bir sonuç alamamıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Hâlid bin Velid Hudeybiye Antlaşması’ndan bir yıl sonra umretü’l-kazâ amacıyla Mekke’ye gelen Resûl-i Ekrem’le karşılaşmak istemediği için şehirden ayrılmıştır.</p>

<h3><span><i><span style="color:#b22222"><strong>Halid Bin Velid nasıl ve ne zaman Müslüman olmuştur?</strong></span></i></span></h3>

<p style="text-align:justify">Halid bin Velid’i Müslüman olmaya sevk eden birçok sebep dile getirilmiştir. Peygamberimizin (sas) müşriklere karşı uyguladığı ve başarılı sonuçlar aldığı stratejileri, Müslümanların Hz. Peygambere (sas) bağlılığı gibi konular bu sebepler arasında yer almaktadır.</p>

<p><strong>Halid b. Velid'in İslamiyet'i kabulüne en fazla etki eden iki olay ise şöyledir:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Hicretin 6. yılında (628) umre yapmak niyetiyle Hudeybiye’ye gelen Resûl-i Ekrem’i ve Müslümanları Mekke’ye sokmak istemeyen Kureyşliler, Usfân önünde bulunan Gamîm adlı tepeye yerleştirdikleri 200 kişilik bir süvari birliğine Hâlid b. Velîd’in kumanda etme görevi verdiler.</p>

<p style="text-align:justify">Müslümanların bulunduğu yerin tam karşısına birliğini konumlandıran Halid bin Velid Müslümanları gözetlemeye başlamıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Ashabı ile öğle namazı kılarken seyrettiği Hz. Peygamber’e ansızın hücum etmeyi düşünen Hâlid bunu bir başka namaz vaktinde gerçekleştireceğini askerlerine söyledi. Rasûlullah (as) Nisa suresinin 102. Ayeti indirilince ashabıyla birlikte ikindi namazını korku namazı (salâtü’l-havf) şeklinde kıldırmış. Yani Müslümanlar bir taraftan ibadetlerini yerine getirirken öbür taraftan tehlikeye karşı tedbirini almıştır. Bu durum Halid b. Velid’i etkilemiş ve, “Bu adam korunmuştur” (Vâkıdî, II, 746) diyerek Hz. Peygamber’e karşı düşmanlığının ve küfürdeki ısrarının artık sona ermesi gerektiğini âdeta itiraf etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Sonra Rasûlullah (sas) oradan ayrılmıştır. Peygamberimiz (sas) Kureyşliler ile barış antlaşması yapmış ve Mekke’den Medine’ye dönmüştür. Yaşanan gelişmeler Halid b. Velid’i neye inanacağı ve nereye yöneleceği üzerine düşünceye sevk etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Halid b. Velid’i etkileyen gelişmelerden bir diğeri ise Hudeybiye’den bir sene sonra gerçeleşti.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (sas) kaza umresi yapmak için ashabıyla birlikte Mekke’ye geldi. Sahabenin arasında Halid’in kardeşi Velid b. Velid’de bulunmaktaydı. Hz. Peygamber (sas) Mekke’ye geldiğinde Halid b. Velid’i göremedi ve kardeşi Velide onu sordu.</p>

<p style="text-align:justify">Velîd kardeşi Hâlid’i bulamayınca kendisine verilmek üzere bir mektup bıraktı.</p>

<p style="text-align:justify">Bu mektupta, İslâmiyet’i kabul etmemesini ve bu dinden uzak durmasını hayretle karşıladığını belirttikten sonra Rasûlullah’ın kendisini sorduğunu ve, “Hâlid gibi bir insanın İslâm’ı tanımaması ne tuhaf! Keşke o, gayret ve kahramanlıklarını Müslümanların yanında müşriklere karşı gösterseydi; bu kendisi için çok daha hayırlı olurdu. Biz de onu başkalarına tercih ederdik” dediğini bildirdi (a.g.e., II, 745-749).</p>

<p style="text-align:justify">Kardeşinin mektubunu okuyunca Müslüman olmaya karar veren Hâlid b. Velîd, Osman b. Talha ve Amr b. Âs ile birlikte 1 Safer 8 (31 Mayıs 629) tarihinde Medine’ye gitti.</p>

<p style="text-align:justify">Mescid-i Nebevî’de Hz. Peygamber’in huzurunda Kelime-i Şehâdet getirerek Müslüman oldu.</p>

<p style="text-align:justify">Bunun üzerine Rasûlullah, “Seni doğru yola ulaştıran Allah’a hamdolsun! Seni yalnızca hayra ulaştıracağını umduğum bir aklın olduğunu biliyorum” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Hâlid, günahlarını bağışlaması için Allah’a dua etmesini kendisinden isteyince Hz. Peygamber, “İslâmiyet daha önceki günahları siler” cevabını verdi.</p>

<p style="text-align:justify">Hâlid öyle de olsa dua etmesini isteyince Resûl-i Ekrem aynı cevabı tekrarladı. Bu cevaba rağmen, “Öyle de olsa yâ Rasûlellah dua buyursanız” deyince Hz. Peygamber:</p>

<p style="text-align:justify">“Allahım! Daha önce yaptıklarından dolayı Hâlid’i bağışla!” diye dua etti.</p>

<p style="text-align:justify">Resûl-i Ekrem, ensarın ileri gelenlerinden Hârise b. Nu‘mân’ın kendisine bağışladığı Mescid-i Nebevî civarındaki evlerden birini Hâlid’e verdi.</p>

<p style="text-align:justify">Evin darlığını dile getiren Halid b. Velid' e Peygamberimiz (sas), "Binayı yukarıya doğru yükselt; Allah’tan da genişlik iste” dedi.</p>

<h3><span><i><span style="color:#b22222"><strong>İslamiyet’i Kabulünden Sonra Halid b. Velid</strong></span></i></span></h3>

<p style="text-align:justify">Hâlid Müslüman olduktan sonra üç yıl kadar Peygamberimizin emrinde olmuş ve sohbetlerinde bulunmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Halid b. Velid, özellikle askeri kabiliyet ve yetenekleriyle İslam’a hizmet etmiştir. Efendimizin (sas) gazve ve seriyyelerde görev verdiği sancaktarlar ve komutanlar arasında yerini almıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber’in (sas) vefatına kadar yaklaşık üç sene boyunca kendisine verilen görevleri başarıyla yerine getirmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Halid b. Velid, Müslüman olmadan önce Kureyş toplumunda yürüttüğü askeri vazifeleri ve kumandanlık görevini Müslüman olduktan sonra da sürdürmüştür. Ancak bu kez amaç İslam dininin ve Müslümanların üstün kılınması için mücadele etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Mûte Savaşı, Halid b. Velid’in Müslüman olduktan sonra katıldığı ilk savaştır. Bu savaş Cemaziyelevvel 8/Eylul 629 tarihinde gerçekleşmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Müslümanların, Suriyeli Hıristiyan Araplar ve Bizans ordusuyla yaptığı ilk savaş olarak bilinmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Savaşta Hz. Peygamberin (sas) komutan tayin ettiği Zeyd b. Harise, Cafer b. Ebû Talip ve Abdullah b. Revâha şehit düştü.</p>

<p style="text-align:justify">Resûlullah’ın (sas) daha önce belirttiği gibi her üç sahabenin şehit olması üzerine Müslümanlar kendi aralarından birisini komutan seçecekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Sahabiden Sabit b. Akram sancağı eline aldı ve Müslümanları etrafında topladı. “Ey Ebû Süleyman! Sancaği al!” diyerek Halid b. Velid’e seslendi.</p>

<p style="text-align:justify">Halid, Bedir Savaşı’na katıldığı ve yaşça kendisinden daha büyük olduğu için Sabit b. Akram’ın komutanlık görevine daha layık bulunduğunu ifade etti. Komutanlık görevini kabul etmeyen Sabit, sancağı Halid’e vermek amacıyla aldığını söyledi. Ardından etrafında bulunanlara dönerek: “Sancağı Halid’e vermemi siz de onaylıyor musunuz?” dedi. Orada bulunanların onayıyla Halid b. Velid Müslümanların sancağını aldı ve komutan olarak seçildi.</p>

<p style="text-align:justify">Halid b. Velid’in komutan seçilmesiyle birlikte dağılmaya yüz tutan İslam ordusu yeniden toparlandı. Düşman üzerine saldırıda bulunuldu ve gece olunca savaşa ara verildi. Bu sırada Halid b. Velid, ordunun sağ kolundaki askerleri sol tarafa, sol kolundaki askerleri sağ tarafa, arkadaki askerleri öne, öndeki askerleri de arkaya aldı. Halid’in buradaki amacı, düşman tarafına Müslümanların geceleyin yardım aldığı izlenimini vermekti. Nitekim bu strateji işe yaradı ve ertesi gün düşman ordusu arasında şaşkınlık meydana getirdi. Halid b. Velid düşmanlanın üzerine ani bir saldırıdan sonra İslam ordusunu, kendilerinden çok daha güçlü ordu karşısında güvenli bir şekilde geri çekmeyi hedefliyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Bizans ordusu İslam ordusundan sayıca daha fazlaydı. Bununla birlikte Müslümanların çok uzak olan Medine'den destek alma imkanı da bulunmuyordu. Böyle bir ortamda Halid b. Velid geliştirdiği stratejide başarılı oldu. Böylece Müslümanlar Medine'ye geri döndü.</p>

<h3><span><i><span style="color:#b22222"><strong>"Seyfullah" unvanı ne anlama gelmektedir?</strong></span></i></span></h3>

<p style="text-align:justify">Hâlid b. Velid Mute savaşında , İslâm ordusunu Bizans'a karşı büyük bir mücadelede ile korudu.</p>

<p style="text-align:justify">Zaferin ardında Medine’ye döndüğünde Peygamber Efendimiz (s.a.s) kendisine “seyfullah” (Allah’ın kılıcı) unvanını verdi.</p>

<p style="text-align:justify">Mute Savaşı'nın ardından Halid b. Velid'in görev üstlendiği diğer olay Mekke'nin fethidir.</p>

<p style="text-align:justify">Mekke'nin fethiyle Halid b. Velid Efendimizin (sas) yanında ilk seferine çıkmıştır. Velid Mekke’nin fethinde (20 Ramazan 8 / 11 Ocak 630), dört kol halinde şehre giren İslâm ordusunun sağ kol birliğinin kumandanlığını yapmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Ebû Bekir döneminde dinden dönenlerle sürdürülen mücadelenin en on safında yer almıştır. Yine katıldığı Irak ve Suriye fetihleriyle dönemin iki büyük imparatorluğu Bizans ve Sasanilerin etkinliklerini kaybetmelerine zemin hazırlamıştır.</p>

<h3><span><i><span style="color:#b22222"><strong>Halid bin Velid Rasullahın (sas) övgüsüne ve duasına layık olmuştur.</strong></span></i></span></h3>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (sas) onu, "Halid b. Velid Allah'ın ne güzel kuludur Kabilenin kardeşidir. Allah'ın kafirlere karşı çekmiş olduğu kılıçlardan bir kılıçtır." şeklinde tarif etmiştir. Mute savaşında , "Allah’ım! O, senin kılıçlarından bir kılıçtır. Onunla İslam ordusunu muzaffer eyle.” sözleriyle duasında ona yer vermiştir.</p>

<h3><span><i><span style="color:#b22222"><strong>Peygamberimizin (sas) Halid bin Velid’e öğrettiği dua</strong></span></i></span></h3>

<p style="text-align:justify">Düşmanlarına korku saldığı için “Allah’ın Kılıcı” lakabına lâyık görülen kahraman sahâbî Hâlid b. Velîd, uykularını kaçıran korkulu rüyalar görmeye başlamıştı.</p>

<p style="text-align:justify">Resûl-i Ekrem’in (sas), gördüğü kâbuslardan kurtulmak için kendisine gelen Hâlid’e sunduğu reçetede şu vardı:</p>

<p style="text-align:justify">“Yatağına girdiğin zaman şöyle dua et:</p>

<p style="text-align:justify">Allah’ın gazabından, azabından, kullarının kötülüklerinden, şeytanların ayartmalarından ve yanıma yaklaşmalarından Allah’ın tam kelimelerine (hükmüne ve iradesine) sığınırım.” (Muvatta’, Şa’r, 4)</p>

<p style="text-align:justify">Hâlid b. Velîd bu duayı okumaya başladıktan sonra endişelerinden kurtulmuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Öyle ki Hz. Âişe’nin aktardığına göre birkaç gün geçtikten sonra Resûlullah’ın (sas) yanına gelerek şöyle demişti:</p>

<p style="text-align:justify">“Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Elçisi! Öğrettiğin duayı hiç aksatmadan okudum ve hiçbir şeyim kalmadı. Hatta şu an gece vakti kafesindeki bir aslanın yanına girsem, yine de korkmam. (Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, I, 285)</p>

<p style="text-align:justify">Yahyâ b. Ca'de'nin naklettiğine göre de, Hâlid b. Velîd, geceleri kılıcını yanına alarak dışarı çıkacak kadar korkar hâle gelmişti.</p>

<p style="text-align:justify">Bu durumda birisine zarar verebileceğinden endişe edilince, Peygamberimize (sas) gelerek, yaşadığı durumu anlattı.</p>

<p style="text-align:justify">Rasûlullah (sas) şöyle buyurdu: “Cebrail bana demişti ki, "Cinlerden bir ifrit senin için tuzak kurmaya çalışıyor, (bu yüzden) şöyle dua et:</p>

<p style="text-align:justify">Gökten inen ve yerden yükselen kötülüklerin şerrinden, yeryüzünde yerleşen (yaşayan) ve yerin altından çıkan şeylerin şerrinden, gece ve gündüzün fitnelerinin şerrinden, hayırlı olanların dışında her türlü aniden ortaya çıkan durumdan, Allah'a ve hiçbir iyinin ve kötünün ulaşamayacağı Allah'ın yüce kelimelerine (sonsuz iradesine ve hükmüne) sığınırım, Ey Rahmân!”<br />
(İbn Ebû Şeybe, Musannef , Tıb, 28)</p>

<h3><span><i><span style="color:#b22222"><strong>Halid bin Velid'in Vefatı</strong></span></i></span></h3>

<p style="text-align:justify">Halid b. Velld in vefat tarihi ve yeri konusunda farklı görüşler bulunmktadır. Ancak onun, hicretin 21. Yılında (642) Humusta vefat ettiği çoğunluk tarafından kabul edilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Halid b. Velid’in eşleri ve çocuklarının neredeyse tamamı Suriye’deki veba salgınında vefat etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Bununla birlikte Halid b Veld in vefat ettiğinde geriye atı, silahı ve hizmetçisinden başka hiçbir şey bırakmadığı rivayet edilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Halid b. Velid’in vefatından önce mallarını vakfettiği belirtilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Rivayet edildiğine göre Halid b Velid hastalandığı sırada Ebü’d-Derda onun ziyaretine gelmiş; Halid kendisine “Humus geçidinde muhafaza ettiğim şu atlarımı ve silahlarımı, Allah yolunda cihada hazırlık ve onların sırtında cihad edilecek bir kuvvet olmak üzere tahsis etmiş bulunmaktayım. Bunların yiyecek ve bakım giderlerinin kendi malımdan karşılanmak üzere, Medine’de evimi de Allah yolunda bir sadaka olarak satılmaması ve miras bırakımaması kaydıyla vakfediyorum.” demiştir. Bu vasiyetini Hz. Ömer’in yerine getirmesini istemiştir. Hz. Ömer’de onu kabul etmiştir. Halid b. Velid vefat ettiğinde Hz. Ömer, kendisine Allah’tan rahmet dilemiş ve vasiyetini yerine getirmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Halid b.in Velid hastalığı arttığı sırada, "Kahramanca savaşırken ölmek isterdim. Olmadı, nasibim ve kaderim yatağımda ölmek imiş.” demiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Hâlid Hz. Peygamber’den on sekiz hadis rivayet etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Ona nisbet edilen “mirseb, edlak, kurtubî” adlı üç kılıç Topkapı Sarayı Müzesi’nde muhafaza edilmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/peygamber-efendimizin-sas-halid-bin-velide-ogrettigi-dua</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/images/haberler/2022/09/peygamber_efendimizin_sas_halid_bin_velid_e_ogrettigi_dua_h27486_65d98.jpg" type="image/jpeg" length="75076"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hz. Osman’ın annesini tanıyalım]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hz-osmanin-annesini-taniyalim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hz-osmanin-annesini-taniyalim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üçüncü Halife Hz. Osman'ın annesi kimdir? Hz. Osman'ın annesi müslüman olmuş mudur?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Osman’ın annesi Hz. Ervâ bint Küreyz b. Rebî‘a ilk Müslüman olan sahabe kadınlardandır. Annesi aynı zamanda Hz. Peygamber’in halası olan Ümmü Hakim’dir. İslamiyet’ten önce Affân b. Ebü’l-Âs ile evliliğinden Hz. Osman ve kız kardeşi Amine dünyaya gelmiştir. Kocasının ölümünden sonra Ukbe b. Ebû Muayt ile evlenmiş; ondan da Velîd, Umâre, Hâlid, Ümmü Külsûm, Ümmü Hakîm ve Hind adlarında altı çocuğu dünyaya gelmiştir. Çocuklarının hemen hepsinin İslâmiyet’i kabul ettiği düşünülmektedir.</p>

<p>Hz. Ervâ, Hz. Peygamber’e (sas) biat eden kadınlar arasında yer almıştır.</p>

<p>Ervâ binti Küreyz (r. anhâ) bir anne olarak çocuklarının iyi yetişmeleri için çok gayret göstermiştir. Onların terbiyelerine ve imanlı yaşamalarına çok önem vermiştir. Müminlerin üçüncü halifesi Hz. Osman (r.a) gibi edeb ve haya timsâli bir evlâd yetiştirmesi onun bu gayretinin en güzel örneklerindendir.</p>

<p>Ervâ Hatun sevgili Peygamberimiz’in iki kızı Ümmü Gülsüm ve Rukıyye (r. anhûma)’nin de&nbsp;&nbsp;kayın vâlidesidir.&nbsp;</p>

<p>Zorlu Mekke yıllarından sonra Medine’ye hicret etmiş ve ömrünün sonuna kadar orada yaşamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O uzun bir ömür yaşamış ve oğlu Hz. Osman (ra)’ın halifelik dönemine yetişmiş bir bahtiyar annedir.&nbsp;</p>

<p>Erva Hatun'un kesin ölüm tarihi bilinmemekle beraber Hz. Osman’ın halifeliği yıllarında (644-656) doksan yaşında iken Medine’de vefat ettiği ve Bakī‘ Mezarlığı’na defnedildiği rivayetlerde zikredilmektedir.</p>

<p>Annesi Hz. Ervâ’yı defnettikten sonra Hz. Osman Mescid-i Nebevi’ye gitmiş tek başına kıldığı namazın ardından “Allah’ım anneme merhamet et, Allah’ım onu bağışla” şeklinde dua etmiştir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hz-osmanin-annesini-taniyalim</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Nov 2025 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/07/hzosmaninannesinitaniyalim.jpg" type="image/jpeg" length="66728"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hanımların hatibi olarak bilinen sahabi kimdir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hanimlarin-hatibi-olarak-bilinen-sahabi-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hanimlarin-hatibi-olarak-bilinen-sahabi-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hanımların hatibi ne anlama gelmektedir? Utanma duygusu, dinî (hükümleri) sormaya engel midir? Esmâ bint Yezîd (ra) kimdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: justify;"><span style="color:#ff8c00;"><em><span style="font-family:Georgia,serif;"><strong>Esmâ bint Yezîd (r.anhâ) kimdir?</strong></span></em></span></h3>

<p style="text-align: justify;">Evs kabilesinin Abdüleşheloğulları’na mensup olan Hz. Esmâ bint Yezîd Peygamberimize (sas) <strong>ilk biat eden</strong> hanımlardandır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hz. Esma Allah Resûlü’nün Elçisi&nbsp;<strong>Muâz b. Cebel’</strong>in halasının kızıdır. Bey'atürrıdvân'da Peygamberimize (sas) biat edenler arasındadır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hz. Esmâ (r.anhâ) cömert bir hanımdı.</p>

<p style="text-align: justify;">Resûlullah Efendimize (sas) devamlı hizmet etmek ve ikramda bulunmak isterdi. Evinde bulunan yiyecek ve içecekten fırsat buldukça Efendimiz’e (sas) de gönderirdi. Zaman zaman Efendimizin <strong>hâne-i seâdet</strong>ine gelir, hanımları, müminlerin anneleriyle sohbet ederdi.</p>

<h3 style="text-align: justify;"><span style="color:#ff8c00;"><span style="font-family:Georgia,serif;"><em><strong>Hanımların hatibi</strong></em></span></span></h3>

<p style="text-align: justify;">Hz. Esma’nın ilme merakı, açık sözlülüğü ve düzgün konuşması öne çıkan özelliklerinden bazılarıdır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hanım sahabiler birgün zihinlerini meşgul eden bazı konuları Efendimiz’den (sas) öğrenmek için düzgün konuşması ve <strong>cesaret</strong>inden dolayı Hz. Esma’yı temsilci olarak seçtiler.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Hz. Esma sahâbîlerle birlikte oturmakta olan Hz. Peygamberimizin (sas) huzuruna giderek şunları söyledi:&nbsp;</strong></p>

<p style="text-align: justify;">"Anam babam sana feda olsun yâ Resûlullah! Ben sana kadınların elçisi olarak geldim. Allah seni bütün erkek ve kadınlara peygamber göndermiştir. Biz sana ve senin rabbine iman ettik. Kadın olduğumuz için evlerinizde kapanıp kalmış, nefislerinizi tatmin etmiş ve çocuklarınızı karnımızda taşımışızdır. Siz erkekler ise cuma namazı kılmak, camiye ve cemaate çıkmak, hastaları ziyaret etmek, cenazelerde bulunmak, birden fazla hacca gitmek gibi hususlarda bize üstünlük sağlamış bulunuyorsunuz. Bütün bunların en önemlisi Allah yolunda cihad etmektir. Fakat siz hac veya umre için yahut düşmanla savaşmak üzere evinizden çıktığınız zaman mallarınızı biz koruruz, iplik eğirip size elbise yaparız, çocuklarınızı besleriz. Buna göre bizler sizin kazandığınız hayır ve sevaplarda size ortak olamaz mıyız?"</p>

<p style="text-align: justify;">Hz. Esmâ’nın bu sözlerini dikkatle dinleyen Resûl-i Ekrem (sas) ashabına yönlerek,&nbsp;<em><strong><span style="font-family:Georgia,serif;">"Siz bir kadından, din konusunda sorduğu bir soruda bundan daha güzel söz işittiniz mi?"</span> </strong></em>diyerek onun bu cesaretini takdir etmiş ve güzel hitabından dolayı iltifatta bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">Heyecanla peygamberimizin (sas) mübarek ağzından çıkanları bekleyen Hz. Esmâ’ya dönen Nebi (sas), sorusunu&nbsp;şöyle açıklamıştır: "Ey hanım, iyi anla ve seni buraya gönderen hanımlara da iyice anlat ki bir kadının kocasıyla güzel geçinip onun hoşnutluğunu kazanması sevap bakımından o saydığın üstünlüklerin hepsine denktir." (İbnü’l-Esîr, VII, 19)&nbsp;Bu olaydan sonra Hz. Esmâ<strong> "hatîbetü’n-nisâ" </strong>hanımların hatibi &nbsp;lakabıyla anılmıştır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hanım sahabiler Kur’an ve sünnet konusunda erkek sahâbîler gibi bizzat Resûlullah’dan (sas) eğitim almak istiyorlardı. Hz. Esma, Allah Resûlü’ne gelerek hanımların da&nbsp;eğitim almak istediklerini&nbsp;iletmişti.. Sevgili Peygamberimiz (sas) bu teklifi olumlu karşılamış ve hanımlara özel bir gün tahsis etmişti. Bu özel günün hâricinde de hanımlar Mescid-i Nebevî’ye gelerek sabah namazı dâhil vakit namazlarına katılır, Hz. Peygamber’in (sas) hutbe ve vaazlarını dinlerlerdi.</p>

<h3 style="text-align: justify;"><span style="color:#ff8c00;"><span style="font-family:Georgia,serif;"><em><strong>Utanma duygusu , dinî (hükümleri) sormaya engel midir?</strong></em></span></span></h3>

<p style="text-align: justify;">Esmâ bnt. Yezid b. Seken, <strong>Hz. Âişe</strong> validemizin de bulunduğu bir ortamda Hz. Peygamberimize (sas) gelerek hayızdan ve cünüplükten nasıl yıkanıp temizleneceğini sormuştu.</p>

<p style="text-align: justify;">Kadınların dini öğrenme hususunda gösterdikleri bu tavrı takdir eden Hz. Âişe, <em><span style="font-family:Georgia,serif;">"</span><strong><span style="font-family:Georgia,serif;"><em>Şu ensar kadınları ne iyi kadınlardır! Utanma duygusu onları, dinî (hükümleri) sorup öğrenmekten alıkoymuyor."</em></span>&nbsp;</strong></em>(Müslim, Hayız, 61) demiştir. Utandıkları için bazı konuları Hz. Peygamberimize (sas) sormaktan çekinen kimseler de bir başkası vasıtasıyla bile olsa muhakkak Allah Resûlü’ne (sas) ulaşarak dinin söz konusu mesele ile ilgili hükmünü öğrenmişlerdir. (Müslim, Hayız, 17)</p>

<p style="text-align: justify;">Hz. Peygamberimizin (sas) güzide ashâbı, edep ve hayânın en güzel örneklerini vererek bu hususta bizlere yol göstermişlerdir. Hayâ, onları dinin emirlerini yerine getirmekten alıkoymamış, hayırlı amellerden uzaklaştırmamıştır. Onlar, özellikle dini öğrenme konusunda büyük gayret sarf etmişler, en mahrem konularda dahi erkeğiyle kadınıyla Resûlullah’a danışmaktan geri durmamışlardır. Utanma duygusunun, dinî (hükümleri) sormaya engel olmadığını bizlere aktarmışlardır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hz. Esmâ Hz. Peygamberimiz’den (sas) seksen bir hadis rivayet etmiştir. Bunların elli beşi Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde (VI, 452-461) ve Kütüb-i Sitte’de bulunmaktadır.&nbsp;</p>

<p style="text-align: justify;">"Kim Allah rızası için bir mescid yaparsa, Allah da o kimseye cennette bir ev yapar." (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 461)</p>

<p style="text-align: justify;">"Size insanların en hayırlısını haber vereyim mi?" Ashâb-ı kiramı "Evet! Ya Rasûlallah:" dediler. Efendimiz:(sas)<strong> "Allah’ı devamlı zikredenleriniz."</strong> buyurdu. Sonra sözüne devamla: "Sizin en kötülerinizi haber vereyim mi?" diye sordu. Peşinden de: "İşte onlar, Allah rızası için birbirlerini seven dostların arasını açanlar, laf götürüp getirerek koğuculuk yapanlardır." buyurdu. (Müsned, 6/459)</p>

<p style="text-align: justify;">Esmâ bint Yezîd savaşlarda da yer almıştır. Savaşta da cesareti ile öne çıkmıştır. Özellikle <strong>Yermük Savaşı</strong>’nda çadırının direğiyle dokuz Bizans askerini öldürdüğü rivayet edilmektedir. Ayrıca <strong>Hayber Gazvesi</strong> ile<strong> Mekke’nin fethi</strong>ne katılmıştır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hz. Esmâ daha sonra Dımaşk’a yerleşti ve orada vefat etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hanimlarin-hatibi-olarak-bilinen-sahabi-kimdir</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Oct 2025 14:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/images/haberler/2022/10/hanimlarin_hatibi_olarak_bilinen_sahabi_kimdir_h28202_abad0.png" type="image/jpeg" length="94058"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mus'ab bin Umeyr'in eşi Hamne binti Cahş'ın hayatı]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/musab-bin-umeyrin-esi-hamne-binti-cahsin-hayati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/musab-bin-umeyrin-esi-hamne-binti-cahsin-hayati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hamne bint Cahş b. Riâb el-Esediyye'nin Hayatı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Hamne bint Cahş b. Riâb el-Esediyye'nin Hayatı</strong></span></h3>

<p>Hamne binti Cahş (r.anhâ) Peygamberimizin (sas) halasının kızıdır. Annesi, Abdülmuttalib’in kızı&nbsp;<em>Ümeyme’</em>dir. Babası,<em>Abdullah İbni Cahş’</em>dır.&nbsp;O, mü’minlerin annelerinden&nbsp;cömert ve kanaatkârlığı ile öne çıkan <em>Zeynep binti Cahş’ın </em>&nbsp;radıyallahu anha ile kız kardeştir. Bu vesîle ile Resûl-i Ekrem (sas) Efendimizin baldızıdır.</p>

<p>Hamne binti Cahş (r.anhâ) Hz. Peygamber (sas)’e ilk biat eden hanımlardan birisiydi. Hz. Hamne Mekke’nin en genç ve yakışıklı delikanlısı, İslâm tarihinin ilk muallimi olarak Medine’ye görevlendirilen Mus’ab b. Umeyr’in de eşidir.</p>

<p>Müslümanlar arasında Mus’abü’l-hayr olarak da tanınan Mus’ab b. Umeyr, Müslümanların anneleri arasında yer alan Zeyneb bint Cahş’ın kız kardeşi&nbsp;Hamne&nbsp;ile evli olduğu için aynı zamanda Allah Resûlü (sas)’nün bacanağı olmuştur. Mus’ab (ra)’ın bu evliliğinde Zeynep adında bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir.</p>

<p>Onlar Mekke’den Medine’ye&nbsp;hicret eden ilk muhacirlerden oldular.</p>

<p>Hz. Mus‘ab, Hz. Peygamber (sas)’in tebliğ tarzını çok iyi kavraması, Kur’ân-ı Kerîm’den o zamana kadar inmiş âyetleri ezbere bilmesi ve etkili konuşmasıyla Medine’de bir çok tanınmış şahsiyetin&nbsp;Müslüman olmasına vesile olmuştur.</p>

<p>Hz. Hamne İslamın tebliğinde eşinin daima destekçisiydi. O,&nbsp;ibadetlerini titizlikle yapmaya gayret gösteren bir hanımdı.</p>

<p>O ayrıca savaşlarda yaralıları tedavi eden, askerlere su taşıyarak hizmet eden hanımlardan biridir.</p>

<p>Uhud Gazvesi’nde Hz. Peygamber’in yanından hiç ayrılmayıp sancaktarlık görevini yerine getiren Hz. Mus‘ab, Resûl-i Ekrem’i yaralayan İbn Kamîe’nin kılıç darbeleriyle her iki eli de kesilince sancağı kollarıyla göğsüne bastırarak dik tutmaya çalışırken yine onun mızrağıyla şehid düştü. Savaştan sonra şehidler defnedilirken Peygamberimiz (sas), yoksul bir kıyafet içindeki Hz. Mus‘ab’ı yanındakilere göstererek onun bir zamanlar en güzel elbiseleri giydiğini, en güzel yemekleri yediğini, fakat Allah ve resulünün sevgisini her şeye tercih ettiğini söyledi. Ardından, “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice kişiler vardır. Onlardan bazısı sözünü yerine getirip o yolda canını vermiş, bazısı da -şehidliği- beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde -sözlerini- değiştirmemişlerdir” meâlindeki âyeti (el-Ahzâb 33/23) okudu.&nbsp;</p>

<p>Muhammed b. Abdullah b. Cahş’tan rivayet edildiğine göre, İslâm ordusu Uhud Gazvesi’nden Medine’ye döndüğünde merak içinde bekleyen kadınlar savaşa katılan yakınlarından haber sormuşlarsa da hiç kimse bu konuda onlara cevap vermedi. Bunun üzerine kadınlar Hz. Peygamber’e başvurdular. Resûl-i Ekrem hepsine cevap verdikten sonra sıra Hamne’ye gelince&nbsp;Rahmet ve Şefkat Peygamberi Efendimiz kederli bir şekilde ona doğru yöneldi ve:</p>

<p><em>– “Ey Hamne! Sabret ve Allah’tan sevap bekle!”&nbsp;</em>buyurdu. O da:</p>

<p>– “Kimin için sabredeyim ya Rasûlallah!” dedi. Efendimiz:</p>

<p><em>– “Dayın Hamza için.”&nbsp;</em>buyurdu.</p>

<p>Kadere teslim olmuş Hamne (r.anhâ) derin bir tevekkülle:&nbsp;<strong><em>“İnna lillâh ve innâ ileyhi râciûn&nbsp;</em></strong>= Bizler Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz Allah ona rahmet ve mağfiret etsin.” dedi.</p>

<p>İki Cihan Güneşi Efendimiz tekrar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><em>– “Ey Hamne! Sabret ve Allah’tan sevabını bekle!”&nbsp;</em>buyurdu. O da:</p>

<p><em>–&nbsp;</em>“Kimin için Ya Rasûlallah!” diye sordu. Efendimiz:</p>

<p><em>– “Kardeşin Abdullah İbni Cahş için.”&nbsp;</em>buyurdu. Hamne (r.anhâ) yine sabır ve metânet içerisinde,&nbsp;<strong><em>İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn”</em></strong>&nbsp;dedi ve ona da: “Allah rahmet ve mağfiret etsin.” diye duâ etti.</p>

<p>Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz üçüncü kez:</p>

<p><em>– “Ey Hamne! Sabret ve mükâfatını Allah’tan bekle!”&nbsp;</em>buyurdu. O da:</p>

<p><em>–&nbsp;</em>“Kim için ya Rasûlallah!” diye sordu. Efendimiz derin bir hüzün içerisinde:</p>

<p><em>– “Mus’ab İbni Umeyr için.”&nbsp;</em>buyurdu. Sevgili beyinin ismi geçince Hamne (r.anhâ)’nin hâli birden değişiverdi ve: “Vay benim başıma gelenlere!” diyerek ağlamaya başladı. Yetim kalan çocuklarını düşündü.</p>

<p>Onun bu derin acısına dayanamayan Rahmet Peygamberi Efendimiz Hamne’yi tesellî sadedinde şu iltifatta bulundu:</p>

<p><em>– “Hiç şüphesiz kadının yanında beyinin ayrı bir yeri vardır. Kadınlarda kocalarına karşı ayrı bir bağlılık vardır. Hamne dayısının, kardeşinin, ölümüne dayanabildi. Fakat kocasının vefatını duyunca metânetini koruyamadı.”</em>&nbsp;buyurdu. Hamne ve çocuklarına iyi bir halef vermesi için Allaha duâ etti.</p>

<p>Hamne bint Cahş daha sonra Talha b. Ubeydullah ile evlendi ve ondan iki oğlu oldu. Âbid ve zâhid bir kimse olduğu için “Seccâd” lakabıyla anılan oğlu Muhammed Cemel Vak‘ası’nda öldürülmüştür. Diğer oğlu İmrân, Fazl b. Abbas’ın kızı Ümmü Külsûm ile evlenmiş, her ikisinin de nesli devam etmemiştir (İbn Kuteybe, s. 231-232).</p>

<p>Hamne’nin hayız dönemi bittikten sonra da kan kaybettiği ve bu durumunu kız kardeşi Zeyneb’in evine giderek Hz. Peygamber (sas)’e anlatıp hükmünü sorduğu rivayet edilmiştir.(Ebû Dâvûd, “Ṭahâret”, 95).</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/musab-bin-umeyrin-esi-hamne-binti-cahsin-hayati</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Oct 2025 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/10/musab-bin-umeyrn-esi-hamne-binti-cahsin-hayati.jpg" type="image/jpeg" length="53529"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Züşşehâdeteyn diye tanınan sahâbî kimdir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/zussehadeteyn-diye-taninan-sahabi-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/zussehadeteyn-diye-taninan-sahabi-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Züşşehâdeteyn  ne demektir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ebû Umâre Huzeyme b. Sâbit b. el-Fâkih el-Ensârî el-Hatmî (ö. 37/657)</p>

<p>Evs kabilesinin Hatmoğulları koluna mensuptur. Annesi, Resûlullah’a biat eden kadın sahâbîlerden Kebşe (Kübeyşe) bint Evs’tir.</p>

<p>Huzeyme b. Sâbit İlk Müslümanlardandır.&nbsp;</p>

<ul>
 <li>Uhud Gazvesi ile sonraki savaşların hepsine katılmış, Mekke’nin fethinde kabilesinin sancağını taşımıştır. Bazı rivayetlerde Bedir Gazvesi’ne katıldığı da zikredilmiştir.</li>
</ul>

<blockquote>
<p><span style="color:#c0392b"><strong>Hz. Ebû Bekir tarafından Kur’an’ın cem‘i ile görevlendirilen Zeyd b. Sâbit, Tevbe sûresinin son iki âyetiyle Ahzâb sûresinin 23. âyetini yazılı olarak sadece Huzeyme’nin getirdiğini ve ikinci bir şahide gerek görmeden bu âyetleri mushafa aldığını belirtmiştir.</strong></span></p>
</blockquote>

<p>Zeyd b. Sâbit’in böyle hareket etmesinin dayanağı, Hz. Peygamber (sas)’in borcunu ödeyip ödemediği hususunda bir alacaklısıyla aralarında çıkan anlaşmazlıkta bu borcun ödendiğini görmediği halde Huzeyme’nin, <em><strong>“Biz seni vahiy gibi daha önemli bir konuda tasdik ediyoruz” </strong></em>diyerek şahitlik etmesidir. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem ona <strong>“şehâdeti iki şahit yerine geçen kimse” </strong>anlamında <strong>“züşşehâdeteyn” </strong>lakabını vermiştir. O günden sonra bu lakapla tanınan Huzeyme hakkında Hz. Peygamber (sas) ayrıca, <em><strong>“Herhangi bir kimsenin lehine veya aleyhine Huzeyme’nin şahitlik etmesi yeterlidir” </strong></em>demiş, Evs kabilesi onun bu özelliğini Hazrec kabilesine karşı iftihar vesilesi yapmıştır.</p>

<p>BİBLİYOGRAFYA</p>

<p>Müsned, V, 213-216.</p>

<p>İbn Hişâm, es-Sîre2, IV, 638.</p>

<p>İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, IV, 378-381; VI, 51.</p>

<p>İbn Habîb, el-Muḥabber, s. 291, 420.</p>

<p>Belâzürî, Ensâb, I, 170.</p>

<p>Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), III, 173; IV, 447.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İbn Hazm, Esmâʾü’ṣ-ṣaḥâbeti’r-ruvât (nşr. Seyyid Kesrevî Hasan), Beyrut 1412/1992, s. 94.</p>

<p>İbn Abdülber, el-İstîʿâb, I, 417-418.</p>

<p>İbn Asâkir, Târîḫu Dımaşḳ (Amrî), XVI, 357-372.</p>

<p>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe, II, 133.</p>

<p>İbnü’l-Adîm, Buġyetü’ṭ-ṭaleb (Zekkâr), VII, 3243-3256.</p>

<p>Mizzî, Tehẕîbü’l-Kemâl, VIII, 243-245.</p>

<p>Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, II, 485-487.</p>

<p>a.mlf., Târîḫu’l-İslâm: sene 11-40, s. 564-565.</p>

<p>Safedî, el-Vâfî, XIII, 310-312.</p>

<p>İbn Hacer, el-İṣâbe, I, 425-426.</p>

<p>a.mlf., Tehẕîbü’t-Tehẕîb, III, 140-141.</p>

<p>Ziriklî, el-Aʿlâm, II, 351.</p>

<p>Abdülgaffâr Süleyman el-Bündârî v.dğr., Mevsûʿatü ricâli’l-kütübi’t-tisʿa, Beyrut 1413/1993, I, 445.</p>

<p>Wensinck, el-Muʿcem, VIII, 73.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/zussehadeteyn-diye-taninan-sahabi-kimdir</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Sep 2025 22:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/01/zussehadeteyn-diye-taninan-sahabi-kimdir-copy.jpg" type="image/jpeg" length="82025"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Peygamber Efendimizin (sas) Hz. Muaz’a öğrettiği dua]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/peygamber-efendimizin-sas-hz-muaza-ogrettigi-dua</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/peygamber-efendimizin-sas-hz-muaza-ogrettigi-dua" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muaz b Cebel kimdir? Asr-ı Saadet'te Muaz b. Cebel'in aldığı görevler nelerdir? Peygamber Efendimizin (sas) Hz. Muaz’a tavsiyeleri nelerdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align:justify"><em><span><span style="color:#b22222"><strong>Muaz b. Cebel (ra)</strong></span></span></em></h3>

<p style="text-align:justify">İlim aşığı, Kur’an sevdalısı, genç sahabi Hz. Muaz 18 yaşında İslam'la şereflendi.</p>

<p style="text-align:justify">İkinci Akabe Biati’na katılarak Peygamberimize (sas) bağlılık yemini eden ilk Müslümanlardan olan genç sahabi Muaz b. Cebel, kendi kabilesinden İslamiyet’i kabul eden arkadaşlarıyla birlikte geceleri Beni Selime oğullarından henüz Müslüman olmayanların putlarını kırarak insanlara putların acizliğini göstermek için mücadele etti.</p>

<p style="text-align:justify">“Kur’an’ı dört kişiden öğreniniz.” (Buhâri, Fedâilü’l-Kur’ân, 8) müjdesine nail olan Muaz b. Cebel'le yine bu güzel müjdeye nail olan Kur’an aşığı Abdullah b. Mes’ud'u Peygamberimiz (sas), hicretten sonra kardeş yapmıştı.</p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="color:#c0392b"><strong>Peygamber Efendimizin (sas) Muaz b. Cebel'e tavsiyeleri</strong></span></h3>

<p style="text-align:justify">Peygamberimizin bir çok övgüsüne mazhar olmuş olan Hz. Muaz’a Rasullah (sas) "Muâz ne iyi adam!" diye iltifat eder, kıyamet gününde onun âlimlerin önünde yürüyeceğini söylerdi (Buhârî, “Feżâʾilü’l-Kurʾân). Muâz’ın Hz. Peygamber’in kâtiplerinden olduğu (M. Mustafa el-A'zamî, s. 102-103) ve hazinedarları arasında yer aldığı zikredilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanlara iyiyi ve hayırlı olanı öğretmesi ve güçlü bir imana sahip olması sebebiyle sahâbîler onu Hz. İbrâhim’e benzetirdi. Hz. Ömer, hilâfeti zamanında fıkhî meseleler için Muâz b. Cebel’e (ra) başvurulmasını tavsiye ederdi.</p>

<p style="text-align:justify">Muâz b. Cebel, geceleyin bir süre uyuduktan sonra kalkıp Kur’an okur ve namaz kılardı. Daha dinç ibadet edebilmek niyetiyle uyuduğunu, bu sebeple uykusundan da sevap beklediğini söylerdi (Buhârî, "Meġāzî", 60, "İstiṭâbe", 2; Müslim, "İmâre", 15).</p>

<p style="text-align:justify">Muâz b. Cebel, Rasûlullah’ın (sas) yanından ayrılmamaya özen gösterir, yanı başında yürürken veya uzun yolculuklarda dahi ona merak ettiği hususlarda sorular yöneltmekten geri durmazdı.</p>

<p style="text-align:justify">Muâz, Hz. Peygamber'e, "Bana cennete girmemi sağlayacak bir davranış söyler misin?" demiş, bu soruyu çok beğenen Peygamber Efendimiz (sas) ona, "Aferin sana! Sen bana önemli bir soru sordun fakat bu iş Allah'ın hayır dilediği kişiye kolaydır." buyurduktan sonra, "Allah'a ve âhiret gününe iman eder, namaz kılar, yalnızca bir olan Allah'a kulluk eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmaz, ölünceye kadar da bu hâl üzere kalırsın." diyerek mukabelede bulunmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Muâz ile sohbetine devam eden Resûl-i Ekrem, ona dinden bahsetmiş ve şöyle buyurmuştur: "Bu işin (dinin) başı, Allah'tan başka ilâh olmadığına, O'nun ortağının bulunmadığına ve Muhammed'in de O'nun kulu ve peygamberi olduğuna iman etmek, bu işin (dinin) direği namaz kılmak ve zekât vermek, bu işin (dinin) zirvesi de Allah yolunda cihad etmektir."</p>

<p style="text-align:justify">Görüldüğü üzere Hz. Peygamber (sas) Allah'a imanın amelle olgunlaşacağını ve imanda zirveye çıkabilmenin yolunun ibadet ve amelle mümkün olabileceğini belirtmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Bir keresinde de Muâz'a, "Ey Muâz! Allah'ın kulları üzerinde hakkı nedir, bilir misin ?" diye soran Peygamberimiz, (sas) "Allah'a kulluk etmeleri ve O'na (cc) hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır." diyerek kendi sorusuna cevap vermiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Muâz, Allah Rasûlü ile birçok sefere katılmış, onunla birçok kez yolculuk yapmıştı. Bu yolculuklardan birisinde Peygamber Efendimizin (sas) binitinin terkisinde idi. Bu, Muâz'ın Allah Resûlü'ne fiziksel olarak en yakın olduğu anlardan biriydi. Aralarında sadece semerin arka kaşı vardı.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü arkasında oturan Muâz'a,</p>

<p style="text-align:justify">- "Yâ Muâz!" diye seslendi.</p>

<p style="text-align:justify">- Muâz, “Buyur Yâ Resûlallah!” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Biraz sonra Allah Rasûlü bir kez daha seslendi aynı şekilde. Muâz da tekrar, "Buyur Yâ Resûlallah!" diyerek cevap verdi. Biraz daha yol aldıktan sonra muhatabının dikkatini önemli bir konuya çekmek istercesine Allah Rasûlü bir kez daha seslendi: "Yâ Muâz!" "Buyur Yâ Rasûlallah!” karşılığı geldi Muâz'dan yine.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Bunun üzerine,</strong></p>

<p style="text-align:justify">- "Allah'ın kulları üzerindeki hakkı nedir bilir misin?" diye sordu Allah Rasûlü.</p>

<p style="text-align:justify">Muâz'ın,</p>

<p style="text-align:justify">- “Allah ve Resûlü bilir.” diyerek cevap vermesi üzerine de, "Allah'ın kulları üzerindeki hakkı yalnızca O'na ibadet etmeleri ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır." buyurdu.</p>

<p style="text-align:justify">Bir müddet sonra tekrar, "Yâ Muâz!" diye seslendi, bitmemişti söyleyecekleri.</p>

<p style="text-align:justify">Muâz yine aynı karşılığı verdi:</p>

<p style="text-align:justify">- "Buyur Yâ Resûlallah!"</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Allah Resûlü,</strong></p>

<p style="text-align:justify">-"Bunu yaptıkları takdirde kulların Allah üzerinde hakkı nedir bilir misin?" dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Muâz"ın,</p>

<p style="text-align:justify">- "Allah ve Rasûlü bilir." cevabı üzerine de, "Onlara azap etmemesidir." buyurdu.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Rasûlü Yemenlilere Muaz b. Cebel'i,"Size arkadaşlarımın en uygun olanını gönderiyorum." denilerek takdim etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Peygamber Efendimizin Hz. Muâz’ı Yemen’e elçi, zekât memuru ve kadı sıfatıyla gönderirken kadılık yaparken nasıl hüküm vereceğiyle ilgili aralarında geçen konuşması meşhurdur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Allah Rasûlü soruyor, Hz. Muâz cevaplıyordu:</p>

<p style="text-align:justify">- (Sana bir dava geldiğinde) nasıl hüküm vereceksin?</p>

<p style="text-align:justify">- Allah’ın kitabına göre hüküm vereceğim.</p>

<p style="text-align:justify">- (O konuda) Allah’ın kitabında bir hüküm bulamazsan?</p>

<p style="text-align:justify">- Rasûlullah’ın sünneti ile, - Rasûlullah’ın sünnetinde de yoksa?</p>

<p style="text-align:justify">- Kendi görüşümle ictihad ederek, ona göre hüküm vereceğim.</p>

<p style="text-align:justify">Muâz soruları senelerce Rasûl’ün eğitiminde yetişmenin, onun terbiyesinden geçmiş olmanın verdiği birikimle yanıtlamış ve tam da istenen cevapları vermişti.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Rasûlü elini Muâz’ın göğsüne koyarak duyduğu memnuniyeti şöyle dile getirdi:</p>

<p style="text-align:justify">"Rasûlü’nün elçisini (Rasûlü’nün arzuladığı cevabı vermeye) muvaffak kılan Allah’a hamdolsun." (Tirmizî, Ahkâm, 3)</p>

<p style="text-align:justify">Ayrıca O'na ve beraberindeki Mûsâ el-Eş‘arî 'ye halka kolaylık gösterip zorluk çıkarmamalarını, müjde verip nefret ettirmemelerini tembih etti (Buhârî, “Meġāzî”, 60; Müslim, “Cihâd”, 7).</p>

<p style="text-align:justify">Yemen heyetini uğurlarken bir süre Muâz’ın yanında yürüyen Resûl-i Ekrem’in ona belki bir daha görüşemeyeceklerini, Medine’ye döndüğünde sadece mescidini ve kabrini bulacağını söyleyince Muâz ağladı; Hz. Peygamber de onu teselli etmişti. (Müsned, V, 235).</p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="color:#b22222"><span><strong>Peygamber Efendimizin (sas) Muaz b. Cebel'e (ra) öğrettiği dua</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify">Resûlullah (sas) Efendimiz, bir gün Muaz b. Cebel’in elinden tutarak ona şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify">- Ey Muâz! Allâh’a yemin ederim ki, ben seni gerçekten seviyorum. Ey Muâz! Sana her namazın sonunda: اللَّهُمَّ أَعِنَّا عَلَى شُكْرِكَ وَذِكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ "Allahümme einnî ala zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetik. Allâh’ım! Senʼi zikretmek, Sana şükretmek ve Sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et! duâsını hiç bırakmamanı tavsiye ediyorum. (Ebû Dâvûd, Vitr, 26)</p>

<h3 style="text-align:justify"><span><span style="color:#b22222"><strong>Asr-ı Saadet'te Muaz b. Cebel'in aldığı görevler:</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify">Muaz b. Cebel, Bedir Gazvesi başta olmak üzere Huneyn ve Tâif dışındaki bütün gazvelere katıldı ve bunlarda kabilesinin bayraktarı veya temsilcisi oldu.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Muâz, önemli görevler üstlendiği Yermük ve Ecnâdeyn savaşlarıyla Dımaşk’ın fethinde bulundu. Ecnâdeyn Savaşı’nda ordunun sağ kanadını kumanda etti.</p>

<p style="text-align:justify">Peygamberimiz hicretin 9. yılı Rebîülâhirinde (Ağustos 630) Muâz’ı Ebû Mûsâ el-Eş‘arî ile birlikte Yemen’e elçi, zekât memuru ve kadı sıfatıyla gönderdi.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Muâz’ın Hz. Peygamber’in kâtiplerinden olduğu (M. Mustafa el-A‘zamî, s. 102-103) ve hazinedarları arasında yer aldığı (DİA, XVII, 141) zikredilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Yemen’deki Benî Bekre kabilesinin Sekûn kolundan bir hanımla evlenen Muâz b. Cebel, orada peygamberlik iddiasında bulunan ve kısa sürede Yemen’in birçok bölgesine hâkim olan Esved el-Ansî’nin üç ay içinde ortadan kaldırılmasında önemli rol oynadı.</p>

<p style="text-align:justify">Muâz b. Cebel Rasûl-i Ekrem’den 157 hadis rivayet etmiştir. Bunlardan ikisi Sahîh-i Buhârî ile Sahîh-i Müslim’de, üçü sadece Sahîh-i Buhârî’de, biri de sadece Sahîh-i Müslim’de bulunmaktadır. Rivayetleri toplu halde Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde yer almıştır (V, 227-248). Pek çok konuda fetva vermesi ve sahâbîlerin bilmedikleri hadisleri ona sormaları Muâz’ın çok hadis bildiğini, fakat az rivayette bulunduğunu göstermekte, Hz. Peygamber’den yazdığı hadisleri ihtiva eden bir sahîfesi olduğu da anlaşılmaktadır. (Müsned, V, 228)</p>

<p style="text-align:justify">Muâz b. Cebel (ra), 17 (638) yılında Ürdün’de Kusayru Hâlid’de Amvâs tâunu diye bilinen veba salgınında iki oğlu ve iki hanımıyla birlikte vefat etti. Bu tarih 18 (639) olarak da zikredilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Bugün İrbid vilâyetine (muhâfaza) bağlı Ağvârüşşimâliye livâsında kendi adıyla anılan köyde bulunan kabri üzerine küçük bir mescid ve türbe yaptırılmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/peygamber-efendimizin-sas-hz-muaza-ogrettigi-dua</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Sep 2025 14:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/images/haberler/2022/09/peygamber_efendimizin_sas_hz_muaza_ogrettigi_dua_h27425_69441.jpg" type="image/jpeg" length="43689"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Peygamberimiz (sas)'in “seyyidü’l-kurrâ” lakabıyla övdüğü sahabi kimdir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/peygamberimizin-seyyidul-kurra-lakabiyla-ovdugu-sahabi-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/peygamberimizin-seyyidul-kurra-lakabiyla-ovdugu-sahabi-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Übey b. Kâ‘b nasıl Müslüman olmuştur? Übey b. Kâ‘b'a Peygamberimiz (sas) tarafından verilen görevler nelerdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Ebü’l-Münzir (Ebü’t-Tufeyl) Übey b. Kâ‘b b. Kays el-Ensârî'nin hayatı</strong></span></h3>

<p>Übey b. Kâ‘b b. Kays el-Ensârî, Yesrib’de doğdu. Hazrec kabilesinin Neccâroğulları kolundandır. Annesi Suheyle bint Esved’dir.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Übey b. Kâ‘b nasıl Müslüman olmuştur?</strong></span></h3>

<p>Müslüman olmadan önce okuma yazma öğrendi; Medineli yahudilerle görüşüp Tevrat’ı inceledi ve yeni bir peygamberin geleceğini öğrendi. Birinci Akabe Biatı’nın ardından İslâm’ı tebliğ etmek üzere Medine’ye gönderilen Mus‘ab b. Umeyr vasıtasıyla İslâmiyet’i kabul etti. Ertesi yıl İkinci Akabe Biatı’na katıldı. Hicretten sonra Talha b. Ubeydullah veya Saîd b. Zeyd ile kardeş ilân edildi.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Übey b. Kâ‘b'a Peygamberimiz (sas) tarafından verilen görevler nelerdir?</strong></span></h3>

<ul>
 <li>Übey b. Kâ‘b, Peygamber Efendimiz (sas)’e vahiy kâtipliği yapan ilk Medineli müslümandır.</li>
 <li>Aynı zamanda Resûl-i Ekrem’in sır kâtibi olduğu için ona gelen mektupları okur, gönderilecek mektupları yazardı. Bunların sonuna, “Übey b. Kâ‘b tarafından yazılmıştır” cümlesini eklemek suretiyle kâtiplerin mektuplara imza atma geleneğini başlatmıştır (Muhammed Hamîdullah, s. 152-153, 162, 238-239).</li>
 <li>Peygamberimiz tarafından zekât toplama görevi de verilmiştir.</li>
 <li>Übey b. Kâ‘b, yeni nâzil olan âyetleri yazıp ezberler ve Peygamberimiz (sas)'e okurdu. O, Ashabın sayılı hâfızları arasında yer alıyordu.</li>
 <li>Resûl-i Ekrem’in emriyle hem Medineli müslümanlara hem de şehre gelen yabancı heyet mensuplarına Mescid-i Nebevî’de Kur’an öğretirdi.</li>
</ul>

<blockquote>
<p><span style="color:#2980b9"><strong>Resûlullah (sas) Übey b. Kâ‘b'ı “seyyidü’l-kurrâ” ve “seyyidü’l-ensâr” gibi lakaplarla övmüş, sahâbîlere Kur’an’ı Übey’den öğrenmelerini tavsiye etmiştir.</strong></span></p>
</blockquote>

<p>Hz. Peygamber (sas) bir gün Übeyy’i çağırarak, “Allah sana Beyyine sûresini okumamı emretti” demiş, Übey heyecanla, “Allah size benim adımı mı andı yâ Resûlellah?” diye sormuş, “Evet” cevabını alınca da sevinçten ağlamıştır (Buhârî, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 16; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 122). Bu şeref sahâbîlerden sadece Übeyy’e nasip olmuştur.</p>

<blockquote>
<p><span style="color:#2980b9"><strong>Übey b. Kâ‘b, Hz. Peygamber (sas) ’in belirttiğine göre ümmeti içinde Kur’an’ı en iyi okuyan kişi (Tirmizî, “Menâḳıb”, 33), aynı zamanda Resûl-i Ekrem hayatta iken Kur’an’ın tamamını ezberleyip ona arzeden sahâbîlerden biridir. Resûlullah ondan namazda âyetleri karıştırdığında kendisini uyarmasını istemiştir (Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 158).</strong></span></p>
</blockquote>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Übey b. Kâ‘b'ın Kur’an öğretimi konusundaki faaliyetleri</strong></span></h3>

<p>Kurrânın ilk tabakasını teşkil eden yedi sahâbîden biri olan ve Hz. Peygamber’in vefatından sonra müslümanların eğitiminde büyük hizmetler ifa eden Übeyy’in özellikle Kur’an öğretimi konusundaki faaliyetleri önemlidir. Abdullah b. Abbas, Ebû Hüreyre, Abdullah b. Sâib, Abdullah b. Ayyâş gibi sahâbîler ve Ebû Abdurrahman es-Sülemî ile Ebü’l-Âliye er-Riyâhî gibi tâbiîler ondan kıraat öğrendi. Kırâat-i aşerenin çoğunun isnadında Übey b. Kâ‘b yer alır. Aynı zamanda tefsirde de öne çıkan Übeyy’in bu sahadaki görüş ve rivayetleri Medine tefsir ekolünün temelini oluşturur.</p>

<p>Hz. Ebû Bekir döneminde meydana gelen Yemâme Savaşı’ndan sonra Kur’an’ı cemetmekle görevlendirilen Zeyd b. Sâbit’e yardım edecek heyette Übey de bulunuyordu. Hz. Ömer, daha önce herkesin kendi başına veya küçük cemaatler halinde kıldığı teravih namazını topluca kıldırması için Übeyy’i 14 (635) yılında imam tayin etti. Übey ramazanda yirmi gece teravih kıldırır, son on gece evine çekilir ve ibadetle meşgul olurdu. Bu dönemde kâtiplik görevi de yapan Übey, Hz. Ömer’in Kudüs halkıyla yaptığı antlaşmayı kaleme aldı. Hz. Osman döneminde Kur’an öğretmenliğinin yanı sıra mushafın çoğaltılmasıyla ilgili komisyonda yer aldı. Onun kıraatiyle diğer bazı sahâbîlerin kıraatleri arasındaki farklılıklar karışıklığa yol açınca Hz. Osman, Ebû Bekir zamanında derlenen mushafı çoğalttırıp İslâm ülkesinin belli başlı merkezlerine gönderdi ve bunların esas alınmasını emretti. Übeyy’in kıraati özellikle Şam bölgesinde meşhur oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p><strong><span style="color:#2980b9">Übey aynı zamanda fetva ehli altı sahâbîden biri olup Resûlullah’ın sağlığında fetva verdiği zikredilmektedir.</span></strong></p>
</blockquote>

<p>İbn Abbas’ın, Hz. Ömer ve Ali’den sonraki en önemli hocası Übey’dir. İlmî birikimi sebebiyle Hz. Ebû Bekir ile Ömer dönemlerinde Medine’deki danışma meclisinde yer alan Übey zaman zaman kadılık görevi de yapmıştır. Hz. Ömer halledemediği meselelerin çözümünde sık sık onun görüşüne başvururdu. Hz. Peygamber’den 164 rivayeti bulunan Übey’den birçok sahâbînin yanı sıra Süveyd b. Gafele, Zir b. Hubeyş, Ebü’l-Âliye er-Riyâhî, Ebû Osman en-Nehdî, Ebû İdrîs el-Havlânî gibi tâbiîn âlimleri hadis nakletmiştir. Kendisinden hadis öğrenmek isteyenler bazan büyük kalabalıklara ulaştığı için sesini duyurabilmek amacıyla evinin damına çıkarak konuştuğu bildirilir.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Übey b. Kâ‘b'ın Vefatı</strong></span></h3>

<p>Hayatı boyunca sıtma hastalığından mustarip olan Übey yüksek ateşli bir sıtma nöbeti sırasında Medine’de vefat etti. Bazı kaynaklarda Dımaşk’ta öldüğü ve kabrinin orada bulunduğu söylenirse de (Ahmed Fâiz Hımsî, s. 292) ilk görüş daha meşhurdur. Vefat tarihi ihtilâflı olup bu konuda 19 (640), 20 (641), 22 (643), 23 (644), 30 (651), 32 (653), 33 (654), 35 (656) ve 36 (657) yılları verilmekle birlikte Hz. Osman devrinde mushafların çoğaltılması, Mescid-i Nebevî’nin genişletilmesi gibi faaliyetler ve hayatının çeşitli safhalarıyla ilgili diğer bazı rivayetler onun Osman döneminin son yıllarına kadar yaşadığını göstermektedir. Âl-i İmrân sûresinin 92. âyeti nâzil olunca Ebû Talha’nın Hz. Peygamber’in tavsiyesi üzerine en kıymetli bahçesini yakın akrabalarına paylaştırdığında Übeyy’e de pay vermesi (Buhârî, “Vekâle”, 15; “Veṣâyâ”, 10), Resûl-i Ekrem döneminde onun maddî durumunun çok iyi olmadığını gösterir. İki evlilik yaptığı bilinen Übeyy’in Devs kabilesinden olan ilk hanımı Ümmü’t-Tufeyl’den Tufeyl ve Muhammed, diğer eşi Habîbe bint Sehl’den Abdullah, Rebî‘, Hazm ve Ümmü Amr adlı çocukları dünyaya gelmiştir.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Übey b. Kâ‘b hakkında yapılan çalışmalar</strong></span></h3>

<p>Übey b. Kâ‘b hakkında yapılan çalışmalardan bazıları şunlardır: Durak Pusmaz, Übey İbn Kâ‘b’ın Tefsirdeki Yeri (doktora tezi, 1992, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü); Safvân Adnân Dâvûdî, Übey b. Kâʿb: Ṣâḥibü Resûlillâh ve seyyidü’l-ḳurrâ fî zemânih (Dımaşk 1994); Abdülkadir Karakuş, Übey b. Kâ‘b, İlmî Şahsiyeti, Kıraati ve Tefsirdeki Metodu (doktora tezi, 1999, SÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü); Şahhât Seyyid Zağlûl, Übey b. Kâʿb: er-Recül ve’l-muṣḥaf (İskenderiye 2003); Meş‘ân Suûd Abdülîsâvî, Übey b. Kâʿb ve mekânetühû beyne müfessiri’ṣ-ṣaḥâbe (Beyrut 2006); Havle Ubeyd Halef Düleymî, Ḳırâʾatü Übey b. Kâʿb: Dirâse naḥviyye ve luġaviyye (Beyrut 2007); M. Kemal Atik, “Übey b. Kâ‘b ve Kur’an İlmindeki Yeri” (EÜ İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 4 [1987], s. 149-177).</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/peygamberimizin-seyyidul-kurra-lakabiyla-ovdugu-sahabi-kimdir</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Sep 2025 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/01/peygamberimizin-seyyidul-kurra-lakabiyla-ovdugu-sahabi-kimdir-manset-1.jpg" type="image/jpeg" length="34720"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Redîfü Resûlillâh” sıfatıyla anılan sahabi kimdir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/redifu-resulillah-sifatiyla-anilan-sahabi-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/redifu-resulillah-sifatiyla-anilan-sahabi-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ukbe b. Âmir’in hayatı, Ukbe b. Âmir b. Abs el-Cühenî ne zaman Müslüman olmuştur? Ukbe b. Âmir’in belirgin özellikleri ve aldığı görevler]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Ukbe b. Âmir’in hayatı</strong></span></h3>

<p>Ukbe b. Âmir b. Abs el-Cühenî'nin pek çok künyesi bulunmaktadır. Bunlar arasında en meşhuru Ebû Hammâd’dır. Ebû Hammâd Ukbe b. Âmir b. Abs el-Cühenî Müslüman olmadan önce çölde çobanlık yapardı.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Ukbe b. Âmir b. Abs el-Cühenî ne zaman Müslüman olmuştur?</strong></span></h3>

<p>Ukbe b. Âmir, Müslüman oluşunu kendisi şöyle anlatıyor:</p>

<p>"İnsanlardan uzak, çöllerde küçük sürülerimin peşinde hayatımı geçiriyordum. Mekke'de yeni dinin ve son Peygamberin geldiğini daha sonra Medine'ye hicret edeceğini duydum. Kısa bir zaman sonra da Medine'ye teşrif ettiği müjdesini aldım. Bütün Medineli müslümanların sevinç haberleri geliyordu. Ben de sürülerimi bırakıp Medine'ye koştum. Huzuruna vardım ve: "Ya Resûlallah! Ben size bey'at edeceğim" dedim. Sevgili Peygamberimiz: "Sen kimsin?" dedi. Ben de: "Ukbe Bin Amir el-Cuhenî'yim" dedim. Bana: "Sence hangisi daha iyi. Bedevi bey'atı mı, yoksa hicret bey'atı mı?" dedi. Ben de: "Hicret bey'atı yapmak istiyorum." Yani, Medine'de kalmak üzere bey'at ediyorum dedim. Muhacirlerle beraber yanında bir gece kaldım. Ertesi gün küçük sürümün yanına döndüm." Resûl-i Ekrem tercihi kendisine bıraktığı halde bedevîler gibi sadece bağlılık yeminiyle kalmayıp bir muhacir gibi hicret biatı alan Ukbe, kısa bir süre çöle dönüp ardından Suffe ashabı arasına katıldı ve dinî bilgisini ilerletti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İslâm’ın ilk yatılı eğitim ve öğretim okulu olan Suffe’de eğitim alan Ukbe b. Âmir el-Cühenî şöyle nakletmektedir: “Biz Suffe’de iken Resûlullah (sas) yanımıza çıkageldi ve "Hanginiz sabahleyin Buthân veya Akîk’a gidip Allah’a (karşı) günah işlemeden ve akrabalık bağlarını kesmeden iri hörgüçlü, gösterişli iki deve almak ister?" buyurdu. Oradakiler, "Hepimiz yâ Resûlallah." dediler. Efendimiz,<strong><em> "Vallahi birinizin her gün sabahleyin mescide gidip Allah’ın Kitabı’ndan iki âyet öğrenmesi, onun için iki deveden daha hayırlıdır. Eğer üç âyet öğrenirse üç deveden hayırlıdır. Dört âyet öğrenirse onun için dört deveden hayırlıdır. (Okunacak her âyet) kendi sayısınca deveden daha hayırlıdır." buyurdu.” </em></strong>( Müslim, Müsâfirîn, 251.)</p>

<p>Ukbe b. Âmir anlatıyor: “Bir gün Resûlullah (sav) ile karşılaştım. Hemen elimi uzattım ama o benden evvel davranıp benim elimi tuttu ve <strong><em>"Ey Ukbe! Sana dünya ve âhiret ahlâkının en faziletlisini haber vereyim mi?"</em></strong> dedikten sonra şunları sıraladı:<strong><em> "Seninle ilişkiyi kesen yakınlarla ilişkini sürdürürsün, sana vermeyene sen verirsin, sana zulmedeni affedersin."</em></strong> (Hâkim, Müstedrek, VII, 2602 (4/162).)</p>

<p>Bir gün Resulullah (sas) Efendimiz bana:</p>

<p><strong><em>"Ukbe! Sana, şimdiye kadar benzeri görülmeyen iki sûreyi öğreteyim mi?" </em></strong>dedi. Ben de: "Evet Ya Rasûlallah! " dedim. Bunun üzerine<em><strong> İki Cihan Güneşi Efendimiz bana "felâk ve Nas" sûrelerini okudu. Namaz vakti girince imam oldu ve o iki sûreyle namazı kıldırdı. Daha sonra: "Ey Ukbe! Yatarken bu sûreleri daima oku!" </strong></em>buyurdu.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Ukbe b. Âmir’in belirgin özellikleri ve aldığı görevler</strong></span></h3>

<ul>
 <li>Ukbe b. Âmir, Kıraat, fıkıh, ferâiz ve kitâbet alanlarında sayılı kişilerden biri oldu. O, peygamberimiz (sas) döneminde gazvelere iştirak etti ve zekat toplama görevinde yer aldı.</li>
</ul>

<blockquote>
<p><strong>Hz. Ukbe Arap dilini fasih konuşur, şairliğinin yanı sıra güzel sesi ve etkileyici Kur’an okuyuşuyla tanınırdı. Bir defasında Hz. Ömer’in isteği üzerine ona Tevbe sûresini okumuş ve halife bu tilâveti ağlayarak dinlemiştir. </strong></p>
</blockquote>

<ul>
 <li>Usta bir okçu olan Hz. Ukbe, Hz. Peygamber (sas)’in tavsiyesiyle yaşlılığında da ok atma tâlimlerini sürdürmüştür. Vefatından önce sayısı yetmişe yaklaşan yaylarını, oklarıyla birlikte çocuklarına emanet etmiş, bunlarla Allah yolunda savaşmalarını vasiyet etmiştir.</li>
 <li>Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra da fetihlere katıldı.</li>
 <li>Dımaşk’ın fethedildiği haberini Medine’de olan Hz. Ömer’e müjdelemek için gönderildi.</li>
 <li>Ebû Eyyûb el-Ensârî ile birlikte İstanbul kuşatmasına katıldı.</li>
 <li>Resûl-i Ekrem’in kâtiplerinden olan Hz.Ukbe’nin bizzat cemedip kendi hattıyla yazdığı bir mushaf nüshası vardı.</li>
 <li>Hz. Ömer döneminde Medine’de bir süre kadılık yapmıştır.</li>
 <li>Kütüb-i Sitte’nin tamamında rivayetleri bulunan Ukbe’den Câbir b. Abdullah, Abdullah b. Abbas, Ebû Ümâme gibi sahâbîler ve birçok tâbiîn âlimi hadis nakletmiştir. Onun hadis rivayeti açısından Mısırlılar nezdindeki konumu Abdullah b. Mes‘ûd’un Kûfeliler nezdindeki konumuna benzetilmiştir.</li>
</ul>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>“Redîfü Resûlillâh” ne demektir?</strong></span></h3>

<p>Ukbe b. Âmir’ Peygamberimizin düldül adlı katırının bakımından sorumluydu.<br />
Hz. Ukbe yolculukta Peygamber Efendimiz (sas)’in yol arkadaşıydı. Peygamber Efendimiz (sas) Ukbe'yi çoğu kere terkisine alırdı. Bu sebeple Hz. Ukbe“redîfü Resûlillâh” sıfatıyla anılmıştır (Müsned, IV, 144)</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Ukbe b. Âmir’in kabri nerededir?</strong></span></h3>

<p>Mısır’a yerleşen Hz. Ukbe Mısır’da vefat etti, Mukattam Mezarlığı’na defnedildi. 1066 (1655) yılında Osmanlılar’ın Mısır valisi Silâhdar Mehmed Paşa, Ukbe’nin kabrinin yanında onun adını taşıyan küçük bir mescid inşa ettirdi. Kabri bugün de ziyaretgâhtır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/redifu-resulillah-sifatiyla-anilan-sahabi-kimdir</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 23:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/01/redifu-resulillah-sifatiyla-anilan-sahabi-kimdir.jpg" type="image/jpeg" length="31336"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sabır ve metanette öncü Hz. Hansa]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/sabir-ve-metanette-oncu-hz-hansa</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/sabir-ve-metanette-oncu-hz-hansa" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hz. Hansa'nın kimdir? Dört Şehit annesi Hz. Hânsa, Arap edebiyatının en meşhur kadın şairi kimdir? Hz. Hânsa'nın asıl ismi nedir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong><span style="color:#e74c3c">Hz. Hânsa'nın Hayatı</span></strong></h3>

<p>Hansâ, “çekik ve kalkık burunlu” demek olan ahnes kelimesinin müennesidir.&nbsp;<br />
Ḫansâ’ sözcüğü, “kalkık burunlu” manasına gelen ve dişi sığırlarla ceylanların eşsiz güzelliğinden ilham alınarak, güzel kızlar için kullanılan bir övgü nitelemesidir. Hz. Hansa'nın asıl ismi,&nbsp;Ümmü Amr Tümâdır bint Amr b. el-Hâris b. eş-Şerîd 'dir.</p>

<p>Hz. Hansâ'nın doğum tarihi net olarak bilinmemektedir. O'nun Milâdî 575 yılına doğru dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Birçok şair yetiştirmiş olan Benî Süleym kabilesine mensuptur.&nbsp;Babası, Amr ibni Şerîd'dir.&nbsp;</p>

<p>Güzelliği, zekâsı ve zarafetiyle dikkati çeken Hansâ, İslâm’dan önce varlıklı ve nüfuzlu bir aile içinde yetişmiştir.&nbsp;</p>

<p>Hz. Hânsa, Revâha b. Abdüluzzâ veya babası ile evlendi ve ondan Abdullah adında bir oğlu oldu. Hz. Peygamber (sas)’in vefatından sonra ortaya çıkan irtidad hareketlerinin önlenmesinde Abdullah’ın önemli katkısı olmuştur. Hz. Hansâ, Revâha’nın vefatı üzerine yine kendi kabilesinden Mirdâs b. Ebû Âmir ile evlendi ve bu evlilikten de Yezîd, Muâviye ve Amr adlarında üç oğlu ile Amra adında bir kızı oldu.</p>

<p>O, İslâm'ın ortaya çıktığı ilk dönemlerde çocuklarıyla birlikte müslüman oldu.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Dört Şehit annesi Hz. Hânsa</strong></span></h3>

<p>Hz. Ömer zamanında 16 (637) yılında dört oğluyla beraber Kādisiye Savaşı’na katılan Hansâ oğullarına, ebedî hayatta Allah’ın nimetlerine erişebilmek için savaşın en şiddetli anında ileri atılmalarını ve İslâm dini uğruna ölünceye kadar savaşmalarını tavsiye etmiş, bu savaşta dört oğlu da şehid olmuştur.</p>

<p>Oğullarının ölüm haberini alınca, “Onların şehâdetiyle beni şereflendiren Allah’a hamdolsun. Yüce rabbim, beni de onlarla beraber rahmetinin gölgesinde birleştirsin!” diye dua etmiştir.</p>

<p>Arap edebiyatının en meşhur kadın şairi Hz. Hansa Hansâ Arap edebiyatında kadın şairlerin en önde geleni kabul edilir.</p>

<p>Hansâ’nın biri öz kardeşi Muâviye, diğeri baba bir kardeşi Sahr olmak üzere iki kardeşi vardı. Kabileler arasında yapılan savaşlarda birbirinin intikamını almaya çalışırken öldürülen kardeşlerinin ve özellikle Sahr’ın ölümüne çok üzülen Hansâ, mezarlarının başında onların mertlik ve cömertliklerini sayıp dökmüş, mersiyeler söylemiş ve bu <a href="https://www.diyanethaber.com.tr/mersiye-ne-demektir">mersiyeleriyle</a> edebiyat tarihinde büyük şöhret kazanmıştır.</p>

<p>Kaynaklarda belirtildiğine göre (İbn Hacer, IV, 287) Resûl-i Ekrem onun şiirlerini beğenir ve, “Haydi Hunâs!” diyerek kendisine şiir okumasını isterdi. Hz. Ömer de onun şiirlerini ve belâgatını beğendiğini ifade etmiştir.&nbsp;</p>

<p>Şiirlerinin çoğunu Câhiliye devrinde ve müslüman olmadan önce söylediği için bunlarda İslâm dininin etkisi görülmez. Erkeklerle beraber katıldığı savaşlarda gördüğü kahramanlık sahnelerini kadın duygusallığı ile ve sade bir dille anlatmış, özellikle mersiye türünde sembol haline gelmiştir. Kardeşlerinin ölümü üzerine duyduğu derin elem ve kederi anlatan şair, samimi hisleriyle bütün şairlik ustalığını ortaya koymuştur. Hansâ’nın şiirleri beyitler, kısa kasideler ve parçalar halinde olduğu için Câhiliye devrinin uzun kaside türünden ayrılır. Fakat bu husus, ayrıca konularının mersiye, methiye, harp sahneleri ve tabiat tasvirleriyle sınırlı olması onun şiirlerinin edebî değerine bir noksanlık getirmemiştir.</p>

<p>Hansâ’nın Ukâz panayırına katıldığı, kardeşi Sahr için söylediği kasideyi Nâbiga ez-Zübyânî’ye okuduğu ve kasidenin onun tarafından beğenildiği rivayet edilmekteyse de Nâbiga’nın Sahr’dan on yıl kadar önce öldüğü dikkate alınırsa bu rivayetin gerçek olmadığı anlaşılır. Ancak Hansâ, vaktiyle Nâbiga ez-Zübyânî’nin başkanlığını yaptığı heyet tarafından Ukâz’da düzenlenen şiir yarışmasına katılmıştır. Hatta bu yarışmaların birinde Hassân b. Sâbit’in bir beytinde sekiz hata bulması (İbn Kuteybe, I, 344) onun titiz bir şiir tenkitçisi olduğunu gösterir ki bu olayın Arap şiir tenkidi tarihinde müstesna bir yeri vardır.</p>

<p>Şiirlerin çoğunu Sahr için söylenen mersiyelerin oluşturduğu Hansâ’nın divanı günümüze kadar gelmiştir.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Sabır ve Metanette öncü bir hanım Hz. Hânsa</strong></span></h3>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/LeUq-vEa7Mo?si=2bO5RQCiXLXVSU8w" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/sabir-ve-metanette-oncu-hz-hansa</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Sep 2025 23:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/04/sabir-ve-metanette-oncu-hz-hansa.jpg" type="image/jpeg" length="36567"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistinli sahabi Temîm ed-Dâri]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinli-sahabi-temim-ed-dari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/filistinli-sahabi-temim-ed-dari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Temîm ed-Dâri'nin hayatı,  Mescid-i Nebevî’nin yazılarını yazan Osmanlı hattatı kimdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Temîm ed-Dâri'nin hayatı</strong></span></h3>

<p>Ebû Rukayye Temîm b. Evs b. Hârice (Hârise) ed-Dârî (ö. 40/661) Filistin’de doğdu. Kahtânîler’e mensup Benî Dâr kabilesindendir. Bundan dolayı Dârî nisbesiyle meşhur olmakla birlikte İslâmiyet’i kabulünden evvel ibadet ettiği manastıra nisbetle Deyrî diye anıldığı zikredilmiştir (Nevevî, I, 138).</p>

<p>Künyesi Ebû Rukayye’dir. Temîm’in Rukayye isimli kızından başka evlâdı olmadığı için bu künye ile anılmıştır.</p>

<blockquote>
<p><strong>Dâr kabilesinin önde gelen şahsiyetlerinden biri olan Temîm ed-Dâri&nbsp; Müslüman olmadan önce ticaretle meşguldü. Te’mim’in birisi Müslüman iki arkadaşı ile yaptığı ticârî yolculuk Maide Sûresine konu olmuştur.</strong></p>
</blockquote>

<p>” Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki âdil kişi, şayet seyahatte iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan başka iki kişi aranızda (konu hakkında) şahitlik etsin. Eğer (vasiyeti uygularken) içinize bir şüphe düşerse, bu iki şahidi namazdan sonra alıkorsunuz; “Bunu yakınımız hatırına da olsa hiçbir bedel karşılığında satmayız ve Allah’ın buyruğu olan bu tanıklığı asla gizlemeyiz, aksi halde apaçık günahkârlardan olacağımızda kuşku yoktur” diye Allah’ın adına yemin ederler." (Maide 106)</p>

<p>“Şayet bu ikisinin günah işledikleri (yeminlerinin gerçeği yansıtmadığı) ortaya çıkarsa, bunların haklarını gasbettiği kimselerden iki kişi onların yerini alır ve “Kesinlikle bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur ve biz hak tecavüzünde bulunmadık, aksi halde biz de zalimlerden oluruz” diye Allah’ın adına yemin ederler.” (Maide 107)</p>

<p>“İşte bu, şahitliği gereğince yapmalarını sağlayacak veya yemin etmelerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarını önleyecek en uygun usuldür. Allah’a âsi olmaktan sakının ve iyi dinleyin. Allah yoldan çıkmış topluluğu doğruya eriştirmez.” (Maide 108)</p>

<p>Bu âyetlerin nüzûl sebebi olarak tefsir ve hadis kaynaklarında şu olay zikredilir: Temîm ed-Dârî, Adî b. Bedâ ve Büdeyl b. Ebû Meryem (veya Ebû Mâriye) ticaret için birlikte Şam’a gitmişlerdi. Temîm henüz müslüman olmamıştı; (bazı kaynaklara göre kardeşi olan) Adî de Hıristiyan idi. Büdeyl ise Müslümandı. Şam’a vardıklarında (veya –bir rivayete göre– yolda) Büdeyl hastalandı. Yanındaki eşyaların bir listesini yapıp bunları yazdığı kâğıdı yol arkadaşlarına haber vermeden kumaşların arasına yerleştirdi. Sonra onlara döndüklerinde eşyalarını ailesine teslim etmeleri için vasiyette bulundu, ardından ruhunu teslim etti. Arkadaşları döndüklerinde, eşyanın arasında yer alan altın nakışlarla bezenmiş gümüş bir kabı alıp diğerlerini ailesine teslim ettiler. Ailesi Büdeyl’in yaptığı listede bir de gümüş kap bulunduğunu görünce bunu istediler, onlar böyle bir şey teslim aldıklarını inkâr ettiler. Ailesi durumu Resûlullah’a arzetti. Bunun üzerine ilk (106.) âyet indi. Hz. Peygamber ikindi namazını müteakip onlara yemin ettirdi. Sorun bir süre çözümsüz kaldı. Sonra dava konusu gümüş kap Mekke’de bulundu. Sahiplerine kimden aldıkları soruldu, onlar da Temîm ed-Dârî ve Adî b. Bedâ’dan satın aldıklarını söylediler. Durum tekrar Resûlullah’a arzedildi, bu defa ikinci (107.) âyet nâzil oldu. Hz. Peygamber ölünün vârislerinden iki kişiye bu konuda yemin ettirdi ve davayı kazandılar. Diğer bir rivayete göre Temîm ve Adî bu kabı 1000 dirheme satıp parasını bölüşmüşlerdi. Temîm müslüman olunca bu olaydan duyduğu rahatsızlık üzerine Büdeyl’in ailesine durumu açıklayıp 500 dirhemi ödedi. Onlar da Adî aleyhine dava açtılar ve âyete göre yemin edip davayı kazandılar. Konuya ilişkin rivayetlerde ifade farklılıkları bulunmakla beraber olayın ana hatları böyledir (bk. Tirmizî, “Tefsîr”, 6; Taberî, VII, 115-117; İbn Atıyye, II, 250-251).</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Temîm ed Dâri ne zaman Müslüman olmuştur?</strong></span></h3>

<p>Temîm ed Dâri’nin ’in ne zaman Müslüman olduğu ilgili çeşitli rivayetler nakledilmektedir. Tam olarak ne zaman Müslüman olduğu net olarak bilinemese de Temîm, önce Yahudilik ve Hıristiyanlığı araştırmış, daha sonra bir rahibin yönlendirmesiyle Resûlullah’(sas)ın yanına gelip İslâm’ı kabul etmiştir.</p>

<p>Medine’ye gelen Temîm ed-Dârî ve beraberindeki heyet Şam’a dönmeyip Resûl-i Ekrem’in vefatına kadar Medine’de kalmış (İbn Sa‘d, I, 344) ve kendilerine Hayber gelirlerinden tahsisat ayrılmıştır.</p>

<p>Temîm ed-Dârî, Hz. Osman’ın vefatına kadar Medine’de yaşadıktan sonra Mısır’ın fethine katılan, Hz. Ali döneminden itibaren Filistin’e yerleşen Temîm bir yandan deniz yoluyla ticaret yaparken diğer yandan deniz savaşlarına katılmış, bu savaşlarda esir alınan düşman askerlerine çok iyi davrandığına dair rivayetler nakledilmiştir (Makrîzî, s. 78-80).</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Mescid-i Nebevî’ye ilk kandil getiren sahabi</strong></span></h3>

<p>Temîm ed-Dârî, İslâm tarihinde bazı konulardaki öncülüğüyle tanınmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>Mescid-i Nebevî ilk zamanlarda hurma dalları yakılarak aydınlatılıyordu.&nbsp;Hz.Temîm, Şam’dan Medine’ye yağ kandiller ve ip getirdi. Medine’ye vardığında Cumagünüydü. Hizmetçilerinden Ebu’l-Berrâd, kandilleri iple astı, yağ koyarak fitil taktı.<br />
 Güneş batınca da tutuşturdu. Allah Rasûlü mescidi aydınlık görünce&nbsp;Hz.Temîm’e şöyle dua etti: “Sen İslâm’ı aydınlattın.<br />
 Allah da seni dünyada ve âhirette nurlandırsın.”&nbsp; (İbn Mâce, “Mesâcid”, 9),Bir başka rivâyete göre, Hz. Peygamber (sas) Temîm’in hizmetçisinin kandilleri yaktığını öğrenince onunla ilgilenmiş ve “Feth” olan ismini “Sirâc” olarak değiştirmiştir.</li>
</ul>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Mescid-i Nebevî’ye ilk minberi getiren sahabi</strong></span></h3>

<p>Peygamberimiz (sas)&nbsp;Mescid-i Nebevî'hutbe îrâd ederken ayakta duruyor, dikilen bir ağaca dayanıyordu. Hz.Temîm, iki veya üç basamaklı bir minberin yaptırılmasını teklif etmiştir (Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, III, 195-196; Makrîzî, s. 135). Efendimiz kabul edince, Abbâs ibn Abdilmuttalib’in hizmetçisiyle yardımlaşarak iki basamağı ve oturacak yeri olan bir minber yaptı ve bugünkü yerine yerleştirdi.(İbn Sa’d, age, I, 249-50; Dârimî, Abdullah ibn Abdirrahman, Sünen, I-II)</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Mescid-i Nebevî’nin yazılarını yazan Osmanlı hattatı kimdir?</strong></span></h3>

<p>Hz. Temîm’in bu hizmetleri, yüzyıllar sonra onun soyundan gelip Mescid-i Nebevî’nin yazılarını yazan Osmanlı hattatı Abdullah Zühdi Efendi tarafından sürdürülmüştür (DİA, I, 147).</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Medine Mescidi’nde İlk Vâiz</strong></span></h3>

<p>İyi bir hatip olan Hz. Temîm, Hz. Ömer döneminde Mescid-i Nebevî’de vaaz etmek için izin istemiş, halife ona önce olumsuz cevap vermişse de samimiyetini anlayıp vaazlarının içeriğini öğrendikten sonra cuma namazlarından önce olmak şartıyla müsaade etmiş, zaman zaman kendisi de onu dinlemiş, Hz. Osman devrinde ise Hz.Temîm’in vaazları iki güne çıkarılmıştır.</p>

<ul>
 <li>Hz.Temîm ibadete düşkünlüğünden dolayı “rahip” sıfatıyla anılmıştır.</li>
 <li>Hz.Temîm’in bazı gecelerde namazda sabaha kadar bir ayeti tekrar ederek ağladığına dair rivâyetler vardır. Bu âyetlerden birisinin meali şöyledir: “Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimselerle bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar.”(Casiye 45/21 ) Diğeri de Mâide sûresinden bir âyettir: “Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır. (Dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin, dedi. Maide 5/118</li>
 <li>Temîm ed-Dârî’nin kaynaklarda on sekiz rivayeti bulunmaktadır (a.g.e., II, 448).</li>
</ul>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Temîm ed-Dârî nerede vefat etmiştir?</strong></span></h3>

<p>40 (661) yılında Filistin’de vefat eden Temîm’in kabrinin Kudüs’le Gazze arasındaki Beytülcibrîn köyünde olduğu zikredilmektedir (İbn Hacer, I, 368).</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinli-sahabi-temim-ed-dari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 Aug 2025 23:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/01/filistinde-dogan-sahabi-temim-ed-dari.jpg" type="image/jpeg" length="29166"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistin'de Sahabeler]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-sahabeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-sahabeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistin ve Kudüs toprakları, farklı yıllarda birçok sahabîyi ağırlamıştır. Başta Kudüs’ü almaya gelen Hz. Ömer olmak üzere, birçok sahabî Kudüs’te bulunmuş ve çeşitli görevler yapmış; bazıları ise oraya yerleşmiş ve orada vefat etmiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Filistin ve Kudüs toprakları, farklı yıllarda birçok sahabîyi ağırlamıştır. Başta Kudüs’ü almaya gelen Hz. Ömer olmak üzere, birçok sahabî Kudüs’te bulunmuş ve çeşitli görevler yapmış; bazıları ise oraya yerleşmiş ve orada vefat etmiştir. Şeddat b. Evs, Ubâde b. Sâmit, Selmân-ı Fârisî, Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh, Ebû Reyhâne, Muaz b. Cebel, Bilal b. Rebâh, Hâlid b. Velîd, Ebu’d-Derdâ, Ebû Zerr el-Ğıfârî, Ebû Mes’ud el-Ensârî, Abdullah b. Selam, Sa’d b. Ebî Vakkâs, Ebû Hureyre, Muâviye, Abdullah b. Amr b. el-Âs, Abdullah b. Abbâs, Abdullah b. Ömer, Avf b. Mâlik, az ya da çok Kudüs’te bulunan sahabîlerden bazılarıdır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Kudüs'e hizmet eden Ebû Reyhâne'nin hayatı</strong></span></h3>

<p>Babasının adını Yezîd olarak kaydedenler, hatta adının Abdullah b. Nadr olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Bizzat anlattığına göre Ebû Reyhâne Hz. Peygamber’le beraber gittiği bir gazvede çok soğuk bir gecede konakladıkları zaman Resûlullah kimin nöbet tutmak istediğini sordu. Ensardan biri bu görevi üstlenince Resûl-i Ekrem ona adını sordu ve kendisine dua etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber’in duasını almak için Ebû Reyhâne de nöbet tutmak istediğini belirtti. Karanlıkta Ebû Reyhâne’yi göremeyen Resûl-i Ekrem adını sorarak ona da dua etti ve Allah yolunda nöbet tutan gözü cehennemin yakmayacağını söyledi (<em>Müsned</em>, IV, 134-135; Buhârî, IV, 264). Sordukları bir soru üzerine güzel şeylere sahip olmayı arzu etmenin kibirle ilgisi bulunmadığını Hz. Peygamber’den öğrenen dört kişi arasında onun da adı geçmektedir (Hatîb, s. 371). Ebû Reyhâne Hz. Ömer devrinde Dımaşk’ın fethine katıldı (14/635) ve Kudüs’e yerleşti. Ebû Dâvûd ve Nesâî’nin sünenlerinde rivayet edildiğine göre Kudüs’te (İliyâ) halka vaaz edip kıssalar anlatırdı. Onun Mısır’a gittiği, Meyyâfârikīn ve Askalân’daki sınır bölgesinde mücahid olarak bulunduğu da rivayet edilmektedir. Ebû Reyhâne’nin vefat tarihi belli değildir.</p>

<p>Ebû Reyhâne’nin sadece beş rivayeti olup bunlar dört sünenle Ahmed b. Hanbel’in&nbsp;<em>el-Müsned</em>’inde (IV, 133-135) yer almaktadır.&nbsp;</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Kudüs’te kabirleri veya makamları bulunan şu üç sahabînin hayatı</strong></span></h3>

<h4><span style="color:#e74c3c"><strong>1. Şeddâd b. Evs (ra)</strong></span></h4>

<p>Ensar’dan olan Şeddâd b. Evs, M 603’te doğmuştur. Şair sahabî Hassân b. Sâbit’in kardeşi Evs b. Sâbit’in oğludur. Annesi Sırma (Sureyme), Resul-i Ekrem ile aralarında soy yakınlığı bulunan Neccâroğulları kabilesindendir. Uhud, Hendek gazvelerine ve diğer savaşlara katıldığı bilinmektedir.</p>

<p>Hz. Peygamber’in vefatının yaklaştığını anlayan Şeddâd,<strong> “Artık yeryüzü bana dar gelmeye başladı ey Allah’ın Resulü!” </strong>diyerek sıkıntısını dile getirmişti. Resûl-i Ekrem ona “Haberin olsun, Şam ve Beytu’l-Makdis fethedilecek; inşallah sen ve senden sonra evladın oraların yöneticileri olursunuz” diye cevap vermişti. Hz. Ömer’in Humus valisi tayin ettiği Şeddâd, Hz. Osman’ın katli dolayısıyla idarî işleri bıraktı, toplum hayatından uzaklaşarak kendini ibadete verdi ve Dımaşk’ta (Şam) bir ev yaptırdı. Muâviye b. Ebû Süfyân döneminde Dımaşk kadısı oldu. Ömrünün son yıllarını Kudüs’te geçirdiği ve orada önemli görevler üstlendiği anlaşılan Şeddâd, ayrıca Mescid-i Aksâ’da hadis dersleri verdi.</p>

<p>Şeddâd b. Evs’in &nbsp;talebesi Hâlid b. Ma‘dân’ın, “Dımaşk’ta Resûlullah’ın ashabından Ubâde b. Sâmit ile Şeddâd b. Evs’ten daha güvenilir, daha fakih ve daha güzel ahlâklı bir kimse kalmadı” dediği nakledilmiştir. Dımaşk kadısı Ebü’d-Derdâ her ümmetin bir fakihi bulunduğunu, bu ümmetin fakihinin Şeddâd b. Evs olduğunu söylemiş, Ubâde b. Sâmit (veya Ebü’d-Derdâ), Şeddâd b. Evs’in hem ilim hem de hilim verilen kimselerden olduğunu belirtmiştir. Şeddâd’ın talebesi Esed b. Vedâa, zâhid bir insan olan hocasının yatağına yattıktan sonra sağa sola dönüp durduğunu, “Allahım! Cehennem azabını düşünmek uykumu kaçırdı” diyerek yatağından kalktığını ve sabaha kadar namaz kıldığını zikretmiştir.&nbsp;</p>

<p>Şeddâd b. Evs 58 (678) yılında Filistin’de yetmiş beş yaşında vefat etti. Kabri Mescid-i Aksâ’nın doğu sur duvarının dışındaki Bâbu’r-Rahme mezarlığındadır.</p>

<p>Şeddâd b. Evs’in mükerrerleriyle birlikte elli hadis naklettiği belirtilmektedir.&nbsp;Onlardan biri şöyledir:</p>

<p>“Yüce Allah, size her şeye karşı güzel davranmanızı farz kıldı. (Savaşta düşmanı vb.) öldürdüğünüzde, (işkence yapmadan) güzel öldürün. Hayvanı kestiğinizde güzel kesin. Kişi, bıçağını güzelce bilesin ve hayvanını rahatlatsın.” (Ahmed b. Hanbel,&nbsp;el-Müsned, c. 4, s. 123)</p>

<h4><span style="color:#e74c3c"><strong>2. Ubâde b. Sâmit (ra)</strong></span></h4>

<p>586’da Medine’de doğdu. Ensarın Hazrec kolundandır. Aynı kabileden olan annesi Kurretülayn bint Ubâde Müslüman olmuş ve Resûl-i Ekrem’e biat etmişti.</p>

<p>Hz. Ubâde, Enes b. Mâlik’in teyzesi ayrıca Hala Sultan olarak tandığımız Ümmü Harâm bint Milhân ve Cemîle bint Ebû Sa‘saa ile evlendi</p>

<p>&nbsp;Ubâde, peygamberliğin 12. yılında (621) on iki Medineli Müslümanla birlikte Mekke’ye giderek Birinci Akabe Biatı’nda bulundu. Ertesi yıl yapılan İkinci Akabe Biatı’na da katıldı, orada seçilen on iki nakib arasında yer aldı. Medine’ye dönünce İslamiyet’i yaymak için büyük gayret gösterdi. Bedir, Uhud, Hendek gazveleriyle Hudeybiye Antlaşması’nda bulunduğu gibi Resulullah’ın bütün gazvelerine iştirak etti.</p>

<p>Mekke’nin fethi sırasında ensar birliğinin kumandanlığını yaptı.</p>

<p>Asr-ı saâdet’te Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezberleyen Medineli beş sahabîden biri olan Ubâde, Ashâb-ı Suffe’den Kur’an okumayı bilmeyenlere Kur’an öğretiyordu.</p>

<p>Hz. Ubâde, Hz. Peygamber(sas)’in emri üzerine Abdullah b. Saîd b. Âs ve Hafsa bint Ömer gibi sahâbîlerle beraber halka okuma yazma öğretti.&nbsp;</p>

<p>Resûl-i Ekrem’in vahiy kâtiplerindendi.</p>

<p>Hz. Peygamber onu zekât memuru olarak görevlendirdi.</p>

<p>Hz. Peygamber’in onu zekât memuru olarak görevlendirdiği zaman kendisine, bir yanlışlık yaparak kıyamet gününde bağıran bir deveyi, böğüren bir ineği, meleyen bir koyunu omuzuna yüklenmiş halde Allah’ın huzuruna gelmemesi için dikkatli davranması yolunda tembihte bulunduğu rivayet edilmiştir (Humeydî, II, 397).</p>

<p>Hz. Ömer Ubâde b. Sâmit’i Suriye’ye yolladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ubâde aynı zamanda Kudüs’te valilik ve kadılık yaptı. Ubâde İslam fetihlerine devam etti; daha sonra Humus’a vali tayin edildi. Bu görevde iken Lazkiye ve Cebele’yi ele geçirdi (17/638). Tartûs’un (Antartus) ve İskenderiye’nin fethinde kumandan olarak görev yaptı. Fethedilen yerlerin imarı için gayret gösterdi.</p>

<p>28 (648-49) yılındaki Kıbrıs seferine eşi Ümmü Harâm ile birlikte katıldı ve Ümmü Harâm orada şehit oldu.</p>

<p>Ubâde b. Sâmit 34 (654) yılında Filistin’de vefat etti. Remle’de defnedildiği ileri sürülmüştür. Kabri, Beytu’l-Makdis’te,&nbsp;Mescid-i Aksâ’nın doğu sur duvarının dışındaki Bâbu’r-Rahme mezarlığındadır. Naklettiği 181 hadisten biri şöyledir:</p>

<p>“Allah yolunda cihat edin. Çünkü Allah yolunda cihat, cennet kapılarından bir kapıdır. Yüce Allah, o cihatla kulunu gam ve kederden kurtarır.” (Ahmed b. Hanbel,&nbsp;el-Musned, c. 5, s. 314)</p>

<h4><span style="color:#e74c3c"><strong>3. Selmân-ı Fârisî (ra)</strong></span></h4>

<p>İslamiyet’i kabul eden İran asıllı ilk sahabîdir. Asıl adı Mâhbe iken Müslüman olduktan sonra kendini Selmân İbnü’l-İslam (İslam oğlu Selman) diye tanıtmıştır. Selmân, Râmehürmüz’de doğdu ve ilk çocukluk yıllarını burada geçirdi. Mecûsî âteşkedesinde kutsal ateşin sönmemesini sağlamakla görevli iken yeni bir din arayışına giren Selmân ailesinin şiddetli muhalefetine rağmen Hristiyanlığı benimsedi ve önce Dımaşk’a kaçtı, ardından Musul, Nusaybin ve Ammûriye’ye (Amorion) gitti. Daha sonraki günlerde Hz. Peygamber’in Medine’ye doğru yola çıktığını ve Kubâ’ya geldiğini duyunca hemen oraya gitti ve Müslüman oldu. Selmân, Hendek Gazvesi’ne ve ondan sonraki bütün savaşlara katıldı. Bu gazve sırasında bir hendek kazılmasını teklif etmesi ve hendek kazmadaki başarısı dolayısıyla ensar ve muhacirler Selmân’ı kendilerinden sayma konusunda ihtilafa düşünce Resûlullah, <strong>“Selmân bizden, Ehl-i beyt’tendir” </strong>diyerek bu tartışmaya son verdi.</p>

<p>Zâhid bir kişiliğe sahip olan Selmân-ı Fârisî, Resul-i Ekrem’in övgüsünü kazandı. İlim öğrenmeye düşkünlüğü ve sünnete bağlılığı ile mensubu bulunduğu Ashâb-ı Suffe arasında önemli bir yer edindi. Medâin valiliği sırasında bile mütevazı yaşayışını değiştirmediği için halkın teveccühünü kazandı.</p>

<p>Irak bölgesindeki fetihler başlayıncaya kadar Medine’de yaşadı. Hz. Ömer’in halifeliği zamanında İsfahan’a döndü. Kâdisiye Savaşı’na, Medâin, Celûlâ ve Belencer fetihlerine katıldı. Hz. Ömer’in emriyle Kûfe şehrinin kuruluşu aşaması ve sonrasında önemli katkıları oldu, halife onu Medâin’e vali tayin etti. Hz. Osman’ın hilafetinin sonlarına kadar valilik görevine devam eden Selmân’ın 35 (656) yılı sonu veya 36 (656) yılı başlarında vefat ettiği belirtilmektedir. Onun bu tarihten önce veya daha sonra vefat ettiği de söylenmektedir. Remle’de ve Mardin ilinin Nusaybin ilçesinde de birer makam türbesi&nbsp;bulunmaktadır.</p>

<p>Günümüzde Kudüs’te Rus Kulesi’nin yanında Kudüs’te bir müddet yaşamış olan Selmân-ı Fârisî’nin hatırasına atfen bir camii ve makam bulunmakta ve ziyaret edilmektedir.</p>

<p>Şiîler, Selmân’ı en güvenilir sahabîler arasında saymış, onu Hz. Ali’den sonra ikinci sırada önemli bir kişi kabul etmiş, zamanla kabrini Kerbela dönüşü uğranması gereken bir ziyaretgâh hâline getirmiştir.&nbsp;Naklettiği 60 hadisten biri şöyledir:</p>

<p><strong>“Yararlanılmayan ilim, Allah yolunda harcanmayan hazineye benzer" (</strong>Ahmed b. Hanbel,&nbsp;el-Müsned, c. 2, s. 499<strong>)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kudüs, Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-sahabeler</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Jun 2025 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/filistinde-sahabeler.jpg" type="image/jpeg" length="44908"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mü'minlerin Annesi Hz. Cüveyriye'nin duası]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/muminlerin-annesi-hz-cuveyriyenin-duasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/muminlerin-annesi-hz-cuveyriyenin-duasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hz. Cüveyeriye kimdir? Peygamber Edendimiz Hz. Cüveyriye'ye hangi duayı öğretmiştir? Hz. Cüveyriye'nin duası.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Mü'minlerin Annesi Hz. Cüveyriye'nin Hayatı</strong></span></h3>

<p>Asıl adı Berre olan Hz. Cüveyriye (r.anha) miladi 607 yılında Huzâa kabilesinin Benî Müstalik kolunun reisi Hâris b. Ebu Dırar’ın kızı olarak dünyaya gelmiştir. Hicretin 5. yılında (M. 626-27) Hz. Peygamber’le (sas) evlenmeden önce amcasının oğlu Müsafi’ b. Safvan ile evliydi. &nbsp;</p>

<p>Beni Müstailk Gazvesinde kabile reisinine kız olarak esir düşen Hz. Cüveyriye, Hz. Peygamber (sas)’in evlilik teklifini kabul ederek <strong>"müminlerin annesi"</strong> olma şerefine nail oldu.&nbsp;Bizzat Cüveyriye’ye dayanan&nbsp;rivayete göre de&nbsp;babası esir düşen kızını kurtarmak için Medine’ye geldi ve fidyesini ödedikten sonra onu Hz. Peygamber’le evlendirdi.&nbsp;</p>

<p>Resûl-i Ekrem (sas) Efendimiz'in bu evliliği ile&nbsp;Beni Mustalik kabilesine akraba oldu ve onların dostluğunu kazandı. Düşmanlıklarına da böylece engel oldu. Efendimizin bu kabile ile akraba olduğunu duyan Ashâb-ı Kiram elindeki bütün esirleri serbest bıraktı. Rasûlullah'ın hısım olduğu kabile artık esir olamaz dediler.</p>

<p>Hz. Cüveyriye (ra) annemizin evliliği, babasının&nbsp;İslâm'la şereflenmelerine vesile olduğu gibi kabilesinden de yüzlerce esirin de azad olup müslüman olmasına sebep&nbsp;olmuştur.</p>

<p>Bu yönüyle Hz. Cüveyriye'yi takdir eden Hz. Aişe annemiz onun hakkında: "Ben Cüveyriye kadar kavmine hayrı dokunan kadın görmedim. Mustalıkoğullarından yüzlerce kişi onun sayesinde esirlikten kurtuldu" iltifatında bulunmuştur.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Cüveyriye ne demektir?</strong></span></h3>

<p>Cüveyriye’nin müslüman olmadan önceki adı “sâliha, hayırlı kadın” anlamında Berre idi. Böyle adlar almayı insanın kendi kendini temize çıkarması olarak değerlendiren ve bunu hoş karşılamayan Hz. Peygamber ona “küçük kız” anlamında Cüveyriye adını verdi.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Hz. Cüveyriye ibadete ve zikre çok düşkündü</strong></span></h3>

<p>Mü'minlerin annesi Hz. Aişe&nbsp;Hz. Cüveyriye’nin ibadete çok düşkün &nbsp;çokça namaz kılan, Allah’ı tespih eden ve oruç tutan bir kimse olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p>Hz. Cüveyriye uzun süre zikirle meşgul olurdu. Vaktinin çoğunu ibadet ve zikirle geçirmeyi severdi. Çok oruç tutar ve çok namaz kılardı.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Hz. Cüveyriye yedi adet hadis-i şerif rivayet etti</strong></span></h3>

<p>Hz. Peygamber (sas) cuma gününü haftalık bayram olarak belirleyince o gün yapılması ve yapılmaması gereken işleri de düzenlemiştir. “Sizden herhangi biriniz cumadan bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutmadıkça (sadece) cuma günü oruç tutmasın!” buyurarak, yapılmaması gerekeni açıklamıştı.</p>

<p>Bir cuma günü Hz. Cüveyriye’nin (ra) yanına gelmişti.</p>

<p>Hz. Cüveyriye&nbsp;&nbsp;annemiz oruçlu idi. Ona, “Dün oruç tuttun mu?” diye sormuş, Hz. Cüveyriye, “Hayır (tutmadım).” demişti.</p>

<p>Resûlullah bu defa, “Yarın oruç tutmak istiyor musun?” diye sormuş, Hz.Cüveyriye, “Hayır, (tutmayacağım).” deyince Resûlullah ona orucunu açtırmıştı.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Mü'minlerin Annesi Hz. Cüveyriye'nin Duası</strong></span></h3>

<p>Peygamber Efendimiz (sas) Allah'ı zikrederken&nbsp;özlü ve mana bakımından kapsamlı lafızlar seçer ve Rabbimize nasıl dua ve zikretmemiz gerektiğini ashabına öğretirdi.</p>

<p>Bir gün sabah namazını kıldığında namaz kıldığı yerde zikirle meşgul olan Hz. Cüveyriye annemizin yanından mescide gitti. Kuşluk vaktinden sonra eve döndüğünde Hz. Cüveyriye annemizin zikirle meşgul olduğunu gören Peygamberimiz (sas), "Seni bıraktığımdan bu yana aynı şeyi mi yapıyorsun?" diye sordu.</p>

<p><strong>Hz. Cüveyriye, “Evet.” cevabını verince Hz. Peygamber (sas) şu duayı tavsiye etti:</strong></p>

<p>Bunlar senin gün boyunca söylediğin (zikirler)le tartılacak olsa, (sevap bakımından) onlara eşit olur:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><span style="color:#e74c3c"><strong>سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ عَدَدَ خَلْقِهِ وَرِضَا نَفْسِهِ وَزِنَةَ عَرْشِهِ وَمِدَادَ كَلِمَاتِهِ&nbsp;</strong></span></h2>

<p>"Sübhânellâhi ve bi-hamdihî adede halkıhî ve rıdâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtih."</p>

<p><strong>Anlamı: "Mahlûkatı sayısınca, kendisinin hoşnut olacağı kadar, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince&nbsp;ben Allah'ı ulûhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O'na hamdederim.”</strong></p>

<p></p>

<blockquote class="instagram-media" data-instgrm-captioned="" data-instgrm-permalink="https://www.instagram.com/reel/ClbwbLpAYCT/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" data-instgrm-version="14">
<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>
</div>

<div></div>

<div></div>

<div>
<div style="color:#3897f0"><a href="https://www.instagram.com/reel/ClbwbLpAYCT/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="text-align:center" target="_blank">Bu gönderiyi Instagram'da gör</a></div>
</div>

<div></div>

<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>

<div>
<div></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<p style="color:#c9c8cd"><a href="https://www.instagram.com/reel/ClbwbLpAYCT/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="color:#c9c8cd" target="_blank">Diyanet Haber (@diyanethbr)'in paylaştığı bir gönderi</a></p>
</div>
</blockquote>
<script async src="//www.instagram.com/embed.js"></script></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/muminlerin-annesi-hz-cuveyriyenin-duasi</guid>
      <pubDate>Wed, 14 May 2025 23:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/muminlerin-annesi-hz-cuveyriyenin-duasi.jpg" type="image/jpeg" length="57165"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zü’l-cenaheyn  (iki kanatlı) lakabıyla bilinen sahabi kimdir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/zul-cenaheyn-iki-kanatli-lakabiyla-bilinen-sahabi-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/zul-cenaheyn-iki-kanatli-lakabiyla-bilinen-sahabi-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zü’l-hicreteyn ne demektir? Peygamberimizin (sas) Hz. Ca’fer (ra)' e iltifatı. Ca‘fer b. Ebî Tâlib kimdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: justify;"><em><strong><span style="color:#b22222;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Ca‘fer b. Ebî Tâlib kimdir?</span></span></strong></em></h3>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Yaklaşık 590 yılında Mekke’de doğdu. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Kureyş kabilesinin Haşimoğulları soyuna mensuptur. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Babası Ebû Tâlib, annesi ise Fatıma’dır.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;"><strong>Hz. Ali’nin öz kardeşi </strong>olup ondan on yaş büyüktür.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Ebû Tâlib’in çocuklarının fazla oluşu sebebiyle geçim sıkıntısı çektiği sırada yükünü hafifletmek üzere Hz. Peygamber Ali’yi,<strong> amcası Abbas</strong> da Ca‘fer’i yanına almıştı. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Bu sebeple Ca‘fer’in gençlik yılları amcası Abbas’ın yanında geçmiştir.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;"><strong>İslâma ilk girenlerdendir. </strong></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Daha çocuk yaşta İslâm ile müşerref olmuştu. Rivayete göre Ebu Talib, Peygamber Efendimiz ve Ali’yi namaz kılarken görür, Hz. Ali, Efendimiz’in sağ tarafında durmaktadır. Yanında olan Cafer’e: “Amcanın oğlunun yanına yaklaş, sen de sol tarafına durup namaz kıl” der. (Üsdü’l-Gâbe, I, 341) Onun Hz. Ebû Bekir’den önce İslâm’a girdiği rivayet edildiği gibi 25 veya 32. müslüman olduğu da söylenmektedir. Mekkeli müşriklerin müslümanlara eziyet ve işkenceleri artınca Hz. Ca‘fer hanımı Esmâ bint Umeys ile birlikte Habeşistan’a hicret eden ikinci kafileye katıldı ve Peygamberimiz (sas) tarafından bu kafileye başkan tayin edilmiştir.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Oğlu Abdullah Habeşistan’da dünyaya geldiği için orada doğan ilk müslüman olarak anılmıştır.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Hicretin sekizinci yılında vuku bulan Mûte savaşında şehit düşünceye kadar hayatını hep İslâm’a hizmetle geçirmiştir.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Hz. Cafer, cömertliği, hitabeti/ güzel konuşması ve cesaretiyle ön plana çıkmıştır.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Zira O, Kureyşliler elçi olarak Habeşistan’a Ebû Rebîa b. Mugīre el-Mahzûmî ile Amr b. Âs’ı gönderdikleri zaman Habeş Hükümdarı Necâşî Ashame’nin huzurunda müslümanları temsil etmiştir.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Amr b. As Habeş hükümdarına hicret edenlerle ilgili şöyle dedi:</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Bunlar atalarımızın dinini terk edip ilahlarımıza hakaret ettiler. Gençlerimizi kandırıp bizden ayırdılar. Aramıza ayrılık sokup halkı ikiye böldüler.”</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Hz. Cafer müşriklerin bu iddiaları karşısında Habeş Hükümdarına şöyle hitap etti:</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Ey Hükümdar! ... Allah içimizden soyunu sopunu tanıdığımız, doğruluğunu, dürüstlüğünü bildiğimiz bir kimseyi elçi olarak gönderdi. O da bizi Allah’ın birliğini tanımaya, yalnız O’na ibadet etmeye, bizim ve atalarımızın Allah’ı bırakarak taptığımız putları terk etmeye davet etti. Bize sözün doğrusunu söylemeyi, emaneti yerine getirmeyi, akrabalık hukukunu gözetmeyi, komşulara iyilik etmeyi, haramlardan ve kan dökmekten sakınmayı emretti. Bize her türlü kötülüğü, yalan söylemeyi, yetim malı yemeyi, iffetli kadınlara iftira etmeyi yasakladı. Bize bir olan Allah’a ibadet etmeyi, O’na eş ortak koşmamayı bildirdi. Bizi namaza, niyaza, oruca, zekâta davet etti. Biz de onun doğru söylediğini gördük ve ona inandık. Allah tarafından ona bildirilen her şeyi kabul ettik ve yalnız Allah’a kulluk ettik, O’na eş, ortak koşmadık. Onun bize haram kıldığı her şeyi haram bildik, onun helal olarak bildirdiği her şeyi helal tanıdık. Bundan dolayı kavmimiz bize düşman kesildi, bizi işkencelere uğrattı. Bizi bu dinimizden döndürmek ve Allah’a ibadetten alıkoyup putlara taptırmak ve kendilerinin yaptıkları kötülükleri yapmamız için her türlü baskıyı yaptılar. Vaktaki bizi ezdiler, bize zulmettiler, bizi boğarcasına sıktılar, bizimle dinimiz arasına girip dinimizi yaşamamıza engel oldular, işte o zaman kendi yurdumuzu terk ederek sizin yurdunuza sığındık, sizi başkalarına tercih ettik, himayenize sığındık ve yanınızda zulme uğramayacağımızı umduk.”</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Necâşî bu sözleri dinledikten sonra sordu:</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Onun Allah tarafından getirmiş olduğu sözlerden hafızanda bana okuyabileceğin bir şey var mı?” dedi. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Cafer:</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Evet” diye cevap verdi. Necâşî:</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Öyle ise onu bana oku” dedi. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Cafer<strong> Meryem Sûresi</strong>’nin baş tarafından okudu.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Necâşî bu âyetleri dinlerken ağladı. O kadar ki sakalı gözyaşları ile ıslandı. Yanında buluananlar da ağladılar. Onların da gözyaşları önlerindeki sayfalara aktı. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Rivayete göre Necâşî’nin Hz. Ca‘fer vesilesiyle müslüman olduğu söylenmektedir.</span></p>

<h3 style="text-align: justify;"><em><span style="color:#b22222;"><strong><span style="font-family:Georgia,serif;">Peygamberimizin (sas)&nbsp;Hz. Ca’fer (ra)' e iltifatı&nbsp;</span></strong></span></em></h3>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Hz. Ca’fer (ra)’in Habeşistan’daki ikameti Hicretin 7. yılına (628) kadar devam etmiştir.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Bu döneme kadar Hz. Ca’fer (ra) Hz. Peygamber (sas)’in ashabıyla birlikte gerçekleştirdiği faaliyetlere iştirak edememiştir. Bununla birlikte Rasûlüllah (sas) Bedir savaşına katılamadığı hâlde onu savaş ganimetlerinden pay ayırdığı şahıslar arasına dahil etmiştir. Aynı şekilde Hayber savaşına da iştirak edemeyen Ca’fer (ra)’e bu fethin ganimetlerinden de hisse ayrıldı. Allah Rasûlü (sas), Necâşi’nin tahsis ettiği gemilerle Hayber savaşının hemen sonrasında Medine’ye dönen Ca’fer b. Ebû Tâlib (ra)’i görünce<strong> "Hangisine sevineceğimi bilmiyorum. Hayber’in fethine mi, yoksa Ca’fer’in gelişine mi?"</strong> diyerek onu kucaklayıp alnından öptü Hz. Ca‘fer’e Mescid-i Nebevî’nin yanıbaşında bir yer ayırarak onu buraya yerleştirdi.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Ca’fer b. Ebû Tâlib (ra) bu şekilde hem Habeşistan, hem de Medine’ye hicret eden Müslümanlar arasına dahil olmuş ve <strong>"zü’l-hicreteyn" (iki kere hicret eden)</strong> olarak tanınmıştır.&nbsp;</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Hz. Ali (r.a.)’den &nbsp;rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz Cafer’e: “Ey Cafer, senin suretin de, siretin de/ huyun da bana benzemektedir” derdi. (Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe, 10; İbn Abdilber, el-İstîâb, s. 109)</span></p>

<h3 style="text-align: justify;"><em><span style="color:#b22222;"><strong><span style="font-family:Georgia,serif;">Zü’l-cenâheyn &nbsp;(iki kanatlı) ne anlama&nbsp; gelmektedir?</span></strong></span></em></h3>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Peygamberimiz (sas) Zeyd b. Harise (r.a.) komutasında bir orduyu Şam’a doğru harekete geçirmeye karar verdi. Savaş gerçekleştiği takdirde eğer Zeyd (ra) şehit olursa, onun yerine <strong>Ca’fer b. Ebû Tâlib </strong>(ra) komutanlığı üstlenecekti.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Onun şehit edilmesi durumunda da Ensâr’dan<strong> Abdullah b. Revâha</strong> (ra) orduya kumanda edecekti.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Suriye topraklarında bulunan Belkâ şehrine bağlı <strong>Mûte’</strong>de kendisinden kat kat üstün sayıdaki düşman askeriyle karşılaşan İslâm ordusu, sırasıyla üç komutanını peş peşe kaybetti. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Başkomutan Zeyd b. Harise (ra)’nin şehit düşmesinden sonra idareyi alan Ca’fer b. Ebû Tâlib (ra) düşman üzerine kahramanca hücum etti. Çarpışmalar esnasında sırasıyla iki kolunu da kaybederek şehit oldu. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Hz. Peygamber (sas), Allah (cc)’ın, Ca’fer (ra)’in kesilen iki koluna karşılık iki kanat ihsan ettiğini ve onlarla cennette uçtuğunu haber vermiştir. Bu sebeple Ca’fer (ra)’e <strong>"tayyar" (uçan) ve "zü’l-cenâheyn" (iki kanatlı) </strong>lakapları verildi. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Mute savaşı sırasında Medine’de bulunan Hz. Peygamber (sas) göz yaşları içinde savaşın gerçekleşme şeklini ashaba aktarmış, tayin ettiği komutanların sırayla şehit düştüklerini, nihayet <strong>Hâlid b. Velid</strong> (ra)’in idareyi ele alarak başarılı bir ricat hareketiyle Müslümanları hezimetten kurtardığını haber vermiştir. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Ca’fer’in şehit olduğu haberini de eşi ve çocuklarına bizzat Hz. Peygamber (sas) haber vermiş, onları teselli etmiş ve geçimlerini sağlamalarına yardımcı olmuştur.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Hz. Cafer'in hanımı Esma binti Umeys der ki: Cafer ve arkadaşları şehit oldukları zaman, Rasûlüllah (sas) yanıma geldi, bana:</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Ey Esma! Cafer'in çocukları nerede? Beni onların yanına götür” buyurdu.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Ben de, kendisini onların yanına götürdüm. Çocukları bağrına basıp öptü ve kokladı, gözlerinden yaşlar akmaya başladı.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Yâ Rasûlellah! Babam, anam sana feda olsun! Seni ağlatan nedir? Yoksa sana Cafer ve arkadaşlarından acı bir haber mi erişti?” dedim. Rasûlüllah (sas):</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Evet! Onlar bugün şehit oldular” buyurdu.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Ben kalkıp feryad ü figan etmeye başladım. Kadınlar başıma toplandılar. Hz. Peygamber (sas):</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Ey Esma! Sakın kötü ve uygunsuz sözler söyleme ve göğsünü de dövme” buyurdu. (İbn Sa’d, Tabakât, VIII, 282)</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Cafer’in oğlu Abdullah der ki: “Rasûlüllah benim ve kardeşimin başımızı okşarken, ben onun yüzüne bakıyordum. Mübarek gözlerinden süzülen yaşlar sakalından damlıyordu.” (İbn Sa’d, Tabakât, VIII, 282) “Ey Allah’ım! Cafer hiç şüphesiz sevabın en güzeline kavuştu. Sen onun nesli içinde kulların arasından babasına en iyi halef olacak evlât ihsan eyle” diye dua etti.” (Vâkıdî, II, 767)</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Sonra Rasûlüllah kalkıp evine gitti. Kızı Fâtıma'nın yanına vardı. Fâtımâ:</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Vâh amcacığım! diyerek ağlıyordu. Rasûlüllah ona:</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Ağlayan Cafer gibisine ağlasın” buyurdu. Sonra da:</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“- Cafer ailesi için yemek yapın. Onlar bugün başlarının derdiyle, kaybettikleri aile büyüklerinin acısıyla uğraşıyorlar” buyurdu. (İbn Sa’d, Tabakât, VIII, 282)</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Üç gün, Hz. Cafer'in ev halkına yemek yapılıp yedirildi. Bu, İslâm’da, cenaze ev için yapılan ilk yemekti. (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, II, 238)</span></p>

<h3 style="text-align: justify;"><em><span style="color:#b22222;"><strong><span style="font-family:Georgia,serif;">“Fukaranın babası"</span></strong></span></em></h3>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">İhtiyaç sahibi insanlarla çokça ilgilenmesi, sebebiyle&nbsp; Hz. Peygamber (sas) ona&nbsp; “ebü’l-mesâkîn” (Fukaranın babası)&nbsp;unvanını vermiştir. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Fakirleri&nbsp;daima gözettiğinden dolayı Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber’den sonra en cömert olarak Ca‘fer’i gösterir</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Nitekim ashabın en fakirlerinden olan Ebû Hureyre (ra), ondan şöyle bahseder:</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">“Biz yoksullar için insanların en hayırlısı Cafer b. Ebû Talib idi. Bizi alıp götürür, evinde ne varsa yedirirdi...” (Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe, 10; İbnü’l-Esir, age., I, 342)&nbsp;</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Hz. Ali, ağabeyi Cafer’i çok severdi. </span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif;">Cafer’in oğlu Abdullah diyor ki: <strong>“Amcam Ali’den bir şey isteyip de vermediği zaman ona, ‘Cafer hakkı için’ dediğim zaman hemen verirdi.”</strong> (İbn Abdilber, el-İstîâb, s. 110)</span></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><br />
&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/zul-cenaheyn-iki-kanatli-lakabiyla-bilinen-sahabi-kimdir</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Apr 2025 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/09/zulcenahenynikikanatlilakabiylabilinensahabikimdir.jpg" type="image/jpeg" length="37789"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gecesini secdesiyle aydınlatan sahabi, Abdullah bin Ömer]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/gecesini-secdesiyle-aydinlatan-sahabi-abdullah-bin-omer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/gecesini-secdesiyle-aydinlatan-sahabi-abdullah-bin-omer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Abdullah b. Ömer kimdir? Abdullah b. Ömer’in Peygamberimiz (sas) ile hatıraları, Abdullah b. Ömer'in en belirgin özellikleri]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align:justify"><span><span style="color:#ff8c00"><strong>Abdullah b. Ömer kimdir?</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify">İbn Ömer diye de anılan Abdullah, nübüvvetin üçüncü yılında Mekke’de doğdu. Adaletiyle öne çıkan dört halifeden birisi olan Hz. Ömer’in oğludur.</p>

<p style="text-align:justify">Peygamberimizin (sas) eşi Hz. Hafsa ile kardeştir. Abdullah b. Ömer babasıyla birlikte Müslüman olmuştur. Medine’ye hicret etmiştir.</p>

<h3 style="text-align:justify"><span><span style="color:#ff8c00"><strong>Abdullah b. Ömer’in Peygamberimiz (sas) ile hatıraları</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü bir gün on kişilik bir toplulukla beraber oturuyordu. Bu sırada kendisine hurma ağacının tepe kısmındaki tomurcuklardan çıkan ve süte benzeyen hurma özü ikram edildi.&nbsp;Resûl-i Ekrem hurma özünün tadına baktıktan sonra etrafındaki topluluğa şöyle buyurdu<em><strong>: “Bana bir ağaç söyleyin ki o ağaç Müslüman'a benzer, Rabbinin izniyle her zaman meyve verir ve yaprakları da hiçbir zaman dökülmez.” </strong></em>(Buhârî, Edeb, 89)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bunun üzerine insanlar çölde yetişen ağaçları saymaya başladılar. Ancak kimse Allah Resûlü"nün Mü'mine benzettiği ağacı doğru tahmin edemedi. Bu arada orada bulunan genç Abdullah'ın içinden,<strong> "Bu, hurma ağacıdır." </strong>demek geçti. Fakat söylemeye utandı ve sustu. Çünkü oradaki on kişinin en küçüğüydü. Üstelik hemen yanı başında babası Hz. Ömer ile Hz. Ebû Bekir vardı ve onlar da bu konuda bir şey söylememişlerdi. Abdullah onların bulunduğu ve konuşmadığı mecliste konuşmayı uygun bulmadı. Bu arada topluluktaki diğer insanlar doğru cevabı bulamayınca, Allah Resûlü'nden sorunun cevabını söylemesini istediler. Bunun üzerine Resûlullah (sas), <strong>“Bu, hurma ağacıdır.”</strong> buyurdu.</p>

<p style="text-align:justify">Topluluk dağılınca Abdullah, babası Hz. Ömer’e, <em><strong>“Babacığım! Aslında bu ağacın hurma ağacı olduğu aklımdan geçmişti.”&nbsp;</strong></em>dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer, <em><strong>“Peki, bunu söylemeni ne engelledi? Eğer söylemiş olsaydın gerçekten çok sevinirdim.”</strong></em> dedi oğluna. Abdullah da,<em><strong> “Senin ve Ebû Bekir’in konuşmadığınızı görünce ben de konuşmak istemedim.” </strong></em>cevabını verdi. Babasına ve onun yakın dostu olan Hz. Ebû Bekir’e duyduğu derin saygı nedeniyle susan genç Abdullah ne Hz. Peygamber’in (sas) mümini hurmaya benzetmesini ne de babasının kendisine gösterdiği sıcak ilgiyi asla unutmadı; bunları kendisinden sonrakilere aktararak bizlere kadar ulaşmasını sağladı.</p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#b22222"><span><em><strong>Abdullah b. Ömer, babası Hz. Ömer ile Sevgili Peygamberimiz'i (sas) buluşturan hatıralarından bazılarını şöyle anlatır:</strong></em></span></span></p>

<p style="text-align:justify">Allah'ın Elçisi (sas) bir gün Ömer'in (ra) üzerinde beyaz bir elbise görür.<em><strong> “Bunu yeni mi aldın, yoksa yıkandı mı?” </strong></em>diye sorar.<strong> “Yok”</strong> der Hz. Ömer (ra),<strong> “Yıkandı da ondan böyle görünüyor yâ Resûlallah.” </strong>Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz (sas) şöyle dilekte bulunur<em><strong>: “Yeni elbiseler giyesin, hamdederek yaşayasın ve şehit olarak ölesin. Ve Allah seni dünyada ve âhirette göz aydınlığı ile rızıklandırsın.”</strong></em> (İbn Hanbel, II, 87)</p>

<p style="text-align:justify">Bir yolculuk esnasındaydı. Hz. Ömer’in oğlu Abdullah, bindiği hırçın deveyi zapt edemiyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Deve birden hızlanıyor ve&nbsp;kafilenin önüne geçiyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Devenin sahibi Hz. Ömer ise, biraz da kızarak oğlunun bindiği deveyi durduruyor ve onu tekrar arka tarafa sürüyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Bu durumu gören&nbsp;Peygamber Efendimiz&nbsp;(sas), Hz. Ömer’e, <em><strong>“Bu hırçın deveni bana satar mısın?”</strong></em> buyurdu.</p>

<p style="text-align:justify">Bunun üzerine Hz. Ömer derhâl,<em><strong> “Deve senindir ey Allah'ın Resûlü.” </strong></em>dedi. Ancak Peygamberimiz sözünü yineleyerek deveyi kendisine bedeli mukabilinde satmasını söyledi.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Ömer de emre uydu ve deveyi sattı. Hz. Resûl (sas), Abdullah’a seslenerek, <em><strong>“Ey Abdullah! Şimdi bu deve senindir. Artık ona istediğini yapabilirsin.” </strong></em>buyurdu.&nbsp;(Buhârî, Büyû’, 47)</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Abdullah bu duruma çok sevinmişti, artık bindiği deve onundu. Hem de çok sevdiği Resûlullah'ın kendine hibe etmesiyle devenin kıymeti bir kez daha artmıştı gözünde. Satın aldığı deveyi Abdullah’a hibe ederek onu sevindiren Allah Resûlü, bu hâdise ile kendisine bir şey bağışlanan kişinin, o şey üzerinde tam yetki sahibi olduğunu da beyan etmişti.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas), dünyada bir yolcu gibi olmayı ashâbına da tavsiye ediyordu. Nitekim bir gün Abdullah b. Ömer'in omuzunu tutarak,<strong> “Dünyada (kimsesiz) bir garip, yahut bir yolcu gibi ol!” </strong>buyurmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber’in hayat tarzına harfi harfine uyma ve onun emirlerini aynen yerine getirme hususunda ashâb-ı kirâm içinde İbn Ömer’in müstesna bir yeri vardır.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Abdullah bir gün, gördüğü bir rüyayı Hz. Peygamber’e tâbir ettirmeyi arzu etmiş, ablası Hz. Hafsa’nın aracılığı ile rüyasını Resûl-i Ekrem’e arzetmiş, onun, <em><strong>“Abdullah ne iyi insan, bir de gece namazı kılsa!”</strong></em> (Buhârî, “Fezâʾilü ashâbi’n-Nebî”, 19) demesi üzerine, o günden itibaren <strong>gece namazını </strong>hiç terketmemiş, gecesini her daim aydınlatmıştır.</p>

<h3 style="text-align:justify"><span><span style="color:#ff8c00"><strong>Abdullah b. Ömer'in en belirgin özellikleri</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify">Resûl-i Ekrem’in (sas) vefatından sonra ona olan sevgisinden dolayı namaz kıldığı yerleri öğrenip oralarda namaz kılar, yürüdüğü yollarda yürür, gölgelendiği ağaçların altında oturur, kurumasınlar diye onları sulardı.</p>

<p style="text-align:justify">Abdullah’ın bu halini görüp yadırgayanlar bile olurdu. Hz. Peygamber’in selâmlaşma konusundaki buyruklarını yerine getirme hususunda son derece titiz davranırdı. Bundan dolayı hiçbir işi olmadığı halde sadece müslümanlarla selâmlaşmak için sokağa çıkar, büyük küçük karşılaştığı herkese selâm verirdi.</p>

<p style="text-align:justify">Abdullah b. Ömer Ashâb-ı kirâmın ileri gelen zenginlerindendir. O, servetinin fazla birikmesine izin vermez, malını sık sık yoksullara dağıtırdı. Sahip olduğu şeyler içinde en çok beğendiklerini, Allah yolunda kurban edilmek veya sadaka olarak verilmek üzere ayırmaya özen gösterirdi.</p>

<p style="text-align:justify">Kibir duygusuna kapılma endişesiyle sade giyinir ve ayrıca az yemek yerdi.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanlara asla hakaret ve küfür etmezdi.</p>

<p style="text-align:justify">Bir gün peşine takılarak kendisine hakaret eden bir adama tek kelime söylememiş, sadece evine girerken, “Ben ve kardeşim Âsım kimseye sövmeyiz” demekle yetinmiştir.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">İbn Ömer’in fazilet bakımından tıpkı babası gibi olduğunu söyleyen Ebû Seleme b. Abdurrahman, "<em><strong>Ömer’in yaşadığı devirde onun benzerleri vardı; fakat Abdullah’ın zamanında onun gibisi yoktu." </strong></em>demiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Resûl-i Ekrem’in terbiyesi ile büyümüş, onun ahlâkını kendine rehber edinerek aydınlanmış, ona olan aşırı bağlılığıyla tarihte iz bırakmış mümtaz şahsiyetlerden birisi olan Abdullah b. Ömer, sofrasında bir yetim bulunmadan yemek yememeye özen gösterirdi.</p>

<p style="text-align:justify">Ayrıca O, hayatında her durumda güvenilir olmayı ve asla ihanet etmemeyi düstur edinmiştir. Hatta ihanet etmemek o kadar yüce bir erdemdi ki ona göre, emanet imtihanına tâbi tutulup da dünyevî menfaatleri elinin tersiyle itebilen kişi mutlaka ödüllendirilmeliydi.</p>

<p style="text-align:justify">Abdullah b. Ömer bir gün arkadaşlarıyla beraber gezinmek için Medine’nin dışına çıkar.</p>

<p style="text-align:justify">Uygun bir yerde oturup sofra kurarlar. O sırada sürüsünü oradan geçiren bir çoban selam verir yemek yiyenlere. Hz. Abdullah çobanı beraber yemek için sofraya davet eder. Çoban oruçlu olduğunu söyler. Bunun üzerine Hz. Abdullah,<em><strong> "Böyle şiddetli sıcağın olduğu bir günde, bu dağlarda bu sürüye çobanlık yaparken oruç tutuyorsun, öyle mi?"</strong></em> diye sorar.</p>

<p style="text-align:justify">Çoban zamanını değerlendirdiğini söyler. Aldığı bu cevaptan dolayı Abdullah çobanın ne derece samimi olduğunu sınamak ister: "Bu sürüden bir koyunu bize satar mısın? Sana parasını veririz, etinden de veririz böylece akşam iftar edersin."</p>

<p style="text-align:justify">Çoban, "Koyun benim değil efendimin." karşılığını verir.</p>

<p style="text-align:justify">Abdullah, "Koyunu kurt yedi desen efendin bunu nereden bilecek?" diye sorar.</p>

<p style="text-align:justify">Çoban arkasını dönüp giderken bir taraftan da parmağını semaya kaldırarak şu sözleri söyler: "(İyi ama) Allah nerede?"</p>

<p style="text-align:justify">Çobanın güvenilirliği ve hiç kimsenin görmediği ıssız bir yerde emanete ihanet etmekten kaçınması Abdullah’ı oldukça etkiler. Varlıklı bir sahâbî olan Abdullah, Medine’ye dönünce sürünün sahibinden sürüyü çobanla beraber satın alır, çobanı azat edip sürüyü de ona bağışlar. (Beyhakî, Şuabü’l-îmân, IV, 329)</p>

<p style="text-align:justify">Yine O, Sevgili Peygamberimizin (sas), kişinin baba dostuna yaptığı iyiliği, <strong>"iyiliklerin en iyisi"</strong> olarak nitelendirdiğini işiterek bu beyanı kendisine ilke edinmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Abdullah b. Ömer, Mekke yolunda karşılaştığı bir bedevîyi kendi bineğine oturtmuş ve başındaki sarığı da ona giydirmişti. Çünkü bu bedevînin babası Hz. Ömer’in arkadaşıydı. Yanında bulunanlardan biri, "Bu adama iki dirhem para versen ona yetmez miydi?" dedi. Bunun üzerine İbn Ömer Allah Resûlü'nün şu sözlerini nakletti:<em><strong> “Babanın dostunu gözet, onunla ilgini kesme. Yoksa Allah senin nurunu söndürür.” </strong></em>&nbsp;ve <strong>"İyiliklerin en iyisi, evlâdın baba dostlarını ziyaret etmesidir."</strong> (Müslim, Birr, 11)</p>

<p style="text-align:justify">Peygamber Efendimiz (sas) ile akraba olması sebebiyle hane-i saadeti sık sık ziyaret ederdi. Bu sebeple de &nbsp;birçok sahâbînin görüp duyma imkânını bulamadığı davranış ve sözleri duyma bahtiyarlığına erişmiştir. Rivayet ettiği <strong>2630 hadis ile Ebû Hüreyre’den sonra en çok hadis rivayet eden yedi sahâbînin (müksirûn) ikincisi </strong>olarak zikredilir.</p>

<p style="text-align:justify">İbn Ömer’in en önemli özelliklerinden birisi de, hadisleri Hz. Peygamber’den (sas) duyduğu lafızlarla rivayet etmeye son derece dikkat etmesi, bunların benzer kelimelerle değiştirilmesine asla izin vermemesidir. Geniş hadis bilgisine rağmen bu titizliğinden dolayı ihtiyatla hadis rivayet ederdi.</p>

<p style="text-align:justify">Ashabın fakihleri arasında da önemli bir yeri olan Hz. Abdullah, <strong>en çok fetva veren yedi sahâbîden de birisidir. </strong></p>

<p style="text-align:justify">Altmış yıl boyunca fetva vermiştir. Özellikle sahâbenin yaşlıları vefat ettikten sonra insanların fetva için baş vurdukları kişilerin başında İbn Ömer ve İbn Abbas gelmekteydi.</p>

<p style="text-align:justify">Abdullah b. Ömer fetva verirken önce Kitâb’a, sonra Sünnet’e baş vurur, bu kaynaklarda aradığı hükmü bulamazsa ileri gelen sahâbenin ittifak ettiği ictihadlara göre hareket ederdi.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Abdullah b. Ömer (85) seksen beş (veya seksen yedi) yaşlarında Mekke’de vefat etmiştir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/gecesini-secdesiyle-aydinlatan-sahabi-abdullah-bin-omer</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Apr 2025 13:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/08/gecesinisecdesiyleaydinlatansahabe.jpg" type="image/jpeg" length="52249"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Kedicik Babası” olarak anılan sahabi kimdir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kedicik-babasi-olarak-anilan-sahabi-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kedicik-babasi-olarak-anilan-sahabi-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ebû Hüreyre lakabı ne anlama gelmektedir? Ebû Hüreyre’nin hayatı, Ebû Hüreyre ne zaman müslüman olmuştur?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#ff8c00"><em><span><strong>Ebû Hüreyre lakabı ne anlama gelmektedir?</strong></span></em></span></h3>

<p><span>Kaynaklarda doğum tarihi hakkında net bilgi bulunmayan Ebu Hüreyre’nin (ra) cahiliye döneminde “Abdüşems” (güneşin kulu), Abdüamr, Sükeyn, Amr b. Abdüganm gibi farklı isimlerle anıldığı nakledilmektedir. İslam’a girdikten sonra Peygamberimiz (sas), onun adını Abdurrahman (Rahman’ın kulu) veya Abdullah (Allah’ın kulu) olarak değiştirmiştir.</span></p>

<p><span>Abdurrahman’a (ra) &nbsp;kedi yavrularını kıyafetinin iç kısmına koyup onlarla oynadığı için أبو هريرة <strong>“kedicik babası”</strong> anlamına gelen <strong>“Ebû&nbsp;Hüreyre”</strong> lakabı verilmiştir. <span style="color:#a9a9a9"><span>(Tirmizî, “Menâkıb”, 46). &nbsp;(hir [kedi], ism-i tasgiri hüreyre)</span></span><br />
Resûlullah (sas) O’na<strong> “Ebû Hir” </strong>diye de hitap ederdi.</span></p>

<h3><span style="color:#ff8c00"><em><span><strong>Ebû Hüreyre ne zaman Müslüman olmuştur?</strong></span></em></span></h3>

<p><span>Ebû Hüreyre, Hicri 7. (628) kabile reisi Tufeyl b. Amr ed-Devsî’nin başkanlığında bir grup (kabilesinden altmış veya yetmiş aile ile) Müslümanla Hz. Peygamberi görmek &nbsp;üzere Medine’ye doğru yola çıktı. Kafile Medine’ye ulaşınca Hz. Peygamber’in (sas) Hayber’e sefere çıktığını öğrendiler. Bitkin ama heyecanlı genç olan Ebû Hüreyre, kafileyle Medine’ye sekiz gün uzaklıktaki Hayber’e yöneldi. Hayber’de Peygamberimizin (sas) huzurunda Müslüman oldu.</span></p>

<p><span>Peygamber Efendimiz (sas), Medine’de, <strong>Mescid-i Nebevi</strong>’yi inşa ederken yanında &nbsp;yoksul sahabelerin kalması için “<strong>Ashab-ı Suffe</strong>’yi” yaptırmıştı. Suffe hem fakir sahabelerin kaldığı bir yer hem de bir eğitim öğretim yeriydi.</span></p>

<p><span>Ebû&nbsp;Hüreyre de suffede kalanlar arasındaydı. Hayber’den Medine’ye döndüğü andan itibaren gecesini gündüzüne katarak kendisini ilme ve ibadete adadı. Maddi durumu iyi olmasına rağmen Medine’ye gelirken tüm servetini memleketinde bırakmıştı. İlim sevdalısı&nbsp;Ebû&nbsp;Hüreyre suffeden hiç ayrılmadı.</span></p>

<p><span>Kendisini unutup da açlıktan bayılma noktasına gelmesine rağmen daima Hz. Peygamber’in (sas) huzurundaydı. </span></p>

<p><span>Allah Rasûlü (sas) onun hâlinden anlar ve onu <strong>hane-i saadet</strong>e götürerek yemeğini onunla paylaşırdı.</span></p>

<p><span>Yine açlığın dayanılmaz hâl aldığı bir gün, Medine’nin işlek sokaklarının birinde, yol üzerinde oturup derdini anlayıp açlığını giderecek bir Müslüman kardeşini gözlemişti. Ancak bu hâlini hissetmesinler diye sokaktan geçenlere Allah’ın kitabından bir ayet sormaya karar vermişti. Böylece sahabilerden biri aç olduğunu fark edip onu evine çağıracak ve karnını doyuracaktı. Beklemeye başladı. Önce sokağın başında <strong>Hz. Ebubekir</strong>’i gördü ve ona bir ayetle ilgili soru sordu. Ancak Hz. Ebubekir kendisiyle biraz konuşup gitti. Delikanlının aç olduğunu anlamadı. Ardından <strong>Hz. Ömer’</strong>in yaklaştığını gördü. Ona da bir ayet hakkında düşüncesini sordu. Ancak o da bir şeyler anlatıp gitti.&nbsp;Ebû&nbsp;Hüreyre'nin açlığını fark etmedi. Daha sonra Peygamberimiz (sas) göründü. Mahzun hâlinden delikanlının açlığını hemen anladı ve ona tebessümle: “Hadi benimle gel!” buyurdu. Birlikte Rasulallah’ın (sas) evine gittiler. Genç, utana sıkıla hane-i saadete girmek üzere müsaade istedi. İzin verilince içeri girdi. Evde sadece bir tas süt vardı. Peygamberimiz (sas) “Ebû&nbsp;Hüreyre’ye suffeye gidip oradakileri davet etmesini buyurdu. Ancak açlıktan bitkin hâlde kıvranan, neredeyse bayılacak olan delikanlı, “Bir tas süt o kadar kişiye nasıl yetecek, kaldı ki ben bu kadar açken!” diye içinden geçirmesine rağmen arkadaşlarını davet etmeye gitti. Az sonra suffedeki herkes Hz. Peygamber’in (sas) evindeydi. Rasulüllah (sas), “Ebû&nbsp;Hüreyre'den&nbsp; &nbsp;arkadaşlarına kaptaki sütü ikram etmesini istedi. Arkadaşlarının her biri uzattığı sütü kana kana içip diğerine veriyordu. Böylece en son kişi de sütten içtikten sonra “Ebû&nbsp;Hüreyre, içinde süt bulunan &nbsp;tası Rasulüllah’a (sas) verdi. Hz. Peygamber’in (sas) tebessüm ederek, “Ben ve sen kaldık. Otur sen de iç!” dedi. Ebu Hüreyre, süt dolu tası alıp doyuncaya hatta hâli kalmayana kadar içti. “Ebû&nbsp;Hüreyre sonunda, Peygamberimize (sas) dönerek “Seni hak din üzere gönderen Allah’a yemin ederim ki içecek yerim kalmadı.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sas), besmele çekerek kalan sütü içti. <span style="color:#a9a9a9"><span>(Buhârî, “Rikâk”, 17)</span></span></span></p>

<h3><span style="color:#ff8c00"><em><span><strong>Çok Hadis Rivayet Etmesiyle Tanınan Sahâbî; Ebu Hüreyre</strong></span></em></span></h3>

<p><span>Ebu Hüreyre, 5374 hadis naklederek binden fazla hadis rivayet etmesi sebebiyle<strong> “muksirûn” </strong>diye anılan sahabiler arasında ilk sırayı almıştır.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span>Peygamber ikliminin çağların ötesine taşınmasını sağlayan isimlerin başında gelen Ebû&nbsp;Hüreyre, birlikteliği boyunca bir gölge gibi takip ettiği Resulüllah’ın tüm davranışlarının, attığı adımın, aldığı nefesin şahidiydi. Onu izleyen bir göz olabilmek için gece gündüz demeden yanından hemen hemen hiç ayrılmadı. Hz. Peygamber neredeyse Ebû&nbsp;Hüreyre mutlaka oradaydı. Onun Hz. Peygamber’e yakınlığını şu rivayet gözler önüne serer: “Bir kişi Talha b. Ubeydullah’a gelerek: ‘Ey Ebu Muhammed! Ne dersin? Resulüllah’ın hadisleri konusunda şu Yemenli -Ebu Hüreyre’yi kastederek- sizden daha âlim midir ki sizden duymadığımız hadisleri ondan işitiyoruz? Yoksa Resulüllah’a buyurmadığı şeyleri mi atfediyor?’ dedi. Bunun üzerine Talha soruyu sorana: ‘Gerçek şu ki Ebû&nbsp;Hüreyre, Resulüllah’tan bizim duymadığımızı duymuştur. Çünkü o, hiçbir şeyi bulunmadığından Resulüllah’ın misafiri olarak suffeliler arasında kalıyordu. Eli Hz. Peygamber’in eliyle beraberdi. Biz ise ev, bark ve servet sahibiydik. Resulüllah’a ancak sabahları ve akşamları yetişebiliyorduk. Onun Hz. Peygamber’den bizim duymadığımızı dinlediğinden zerre kuşkum yoktur…’ şeklinde cevap verdi.”<span><span style="color:#a9a9a9"> (Tirmizî, “Menâkıb”, 46)</span></span></span></p>

<p><span><strong>“Nübüvvet Pınarının Hafızası”&nbsp;</strong>olma bahtiyarlığına eren “Ebû&nbsp;Hüreyre, Peygamber duası sayesinde son derece kuvvetli bir hafızaya sahipti. Aslında ezber kabiliyeti zayıf olan Ebû&nbsp;Hüreyre, “Ya Resûlallah! Sizin mübarek ağzınızdan çok söz işitiyorum. Ancak söylediklerinizi hafızamda fazla tutamadan çabucak unutuveriyorum.” diyerek unutkanlığından Resulüllah’a dert yanmıştı. Resulüllah’ın duası neticesinde artık duyduklarını kolayca ezberine alabilmiş ve işittiklerini unutmamıştı. <span><span style="color:#a9a9a9">(Buhârî, “İlim”, 42)</span></span></span></p>

<p><span>Ebû Hüreyre, Zeyd b. Sâbit ve bir başka sahâbî Mescid-i Nebevî’de dua ve zikirle meşgulken yanlarına Hz. Peygamber’in gelip oturduğu, Zeyd ile diğer arkadaşının dualarına ve Ebû Hüreyre’nin hatırda tutulan ilim isteğine âmin dediği, bunu duyan arkadaşlarının aynı temenniyi kendileri için de istemeleri üzerine Resûlullah’ın, “Devsli delikanlı sizden önce davrandı.” dediği nakledilmektedir. <span><span style="color:#a9a9a9">(Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ, III, 440)</span></span></span></p>

<p><span>Ebû Hüreyre’nin kuvvetli bir hâfızaya sahip olduğu, Medine Valisi Mervân b. Hakem’in yaptığı bir denemeyle de anlaşılmıştır. Mervân onun bütün rivayetlerini yazmak istediği zaman Ebû Hüreyre kendisine bir ayrıcalık tanımamış, fakat vali olması sıfatıyla daha sonra kendisini huzuruna çağırıp sorduğu birçok hadisi perde arkasında saklanan kâtibine yazdırmış, bir yıl sonra bu hadisleri Ebû Hüreyre’ye sorduğunda onun hadisleri aynen okuduğunu tesbit etmiştir. <span><span style="color:#a9a9a9">(Hâkim, III, 510)</span></span></span></p>

<p><span>Ebû&nbsp;Hüreyre&nbsp;Hazretlerinin &nbsp;Peygamberimizle (sas) ile bir çok hatırası bulunmaktadır. </span></p>

<p><span>O şöyle anlatıyordu:</span></p>

<p><span>Rasulüllah (sas) ile birlikte yatsı namazı kılıyorduk. Efendimiz secdeye varınca Hasan ile Hüseyin sıçrayıp sırtına bindiler. Başını kaldırdığında onları arkasından incitmeden aldı ve yere koydu. Secdeye vardığında tekrar bindiler. Namaz bitinceye kadar böyle devam etti. Namazdan sonra onları dizine oturttu. Yanına vardım ve;</span></p>

<p><span>Yâ Resûlallah! İstersen onları evlerine götüreyim, dedim. Bu esnada (mucizevî olarak) bir ışık parladı. Efendimiz onlara: “Haydi annenize gidin!” dedi. Çocuklar eve girinceye kadar ışık yanmaya devam etti. <span><span style="color:#a9a9a9">(Ahmed b. Hanbel, II, 513)</span></span></span></p>

<h3><span style="color:#ff8c00"><em><span><strong>Annesine Hizmet Etmeye Sevdalı Sahabi</strong></span></em></span></h3>

<p><span>Ashabın çok sevdiği Ebû&nbsp;Hüreyre’nin, ihtiyaçlarını görmek üzere sık sık ziyaret ettiği, İslam’a çağırmasına rağmen inatla direnip Müslüman olmayan bir annesi vardı. O, annesinin bu hâline çok üzülüyor, kendisine çok ağır gelen bu dertten dolayı gözyaşı döküyordu. Ziyaret günlerinin birinde, annesinden Rasûlüllah (sas) hakkında duymak istemediği cümleler ve hakaretler işitmesi, üzüntüsünü daha da artırmıştı. Ağlamaklı gözlerle Hz. Peygamber’in huzuruna varıp ona şöyle dedi: “Ya Resûlüllah (sas), annemi İslam’a davet ediyorum. Ancak bir türlü yanaşmıyor. Üstelik sizin için ağza alınmayacak sözler sarf ediyor. Artık dayanamıyorum. Yalvarırım, annemin hidayet bulması için dua edin!” Hz. Peygamber’in mübarek duasıyla hafifleyen Ebu Hüreyre, annesinin yanına döndüğünde kapıyı açık buldu. Annesi artık Müslüman olmuştu. Bu kez sevinç gözyaşlarıyla Resûlüllah’a (sas) koştu. “Müjdeler olsun Ya Rasulallah! Allah duanızı kabul etti.” deyip “Yine dua buyurun da Allah beni ve annemi, kadın erkek bütün müminlere sevdirsin!” şeklinde dua talebinde bulundu. Hz. Peygamber, ellerini semaya kaldırarak “Allah’ım! Şu kulcağızı ve annesi, mümin kullarını sevsinler! Bunları da onlara sevdir!” diye dua etti. Ebu Hüreyre bu olaydan sonra kendisini ve annesini sevmeyen hiç kimsenin olmadığını dile getirir. <span><span style="color:#a9a9a9">(Müslim, “Fedâilü’s-Sahâbe”, 35)</span></span></span></p>

<p><span>Ebu Hüreyre, hayatını ilme adamasına rağmen annesini hiç ihmal etmemiştir. Onun annesine düşkünlüğü herkes tarafından bilinir ve takdir edilirdi. Annesinin de Ebu Hüreyre’yi ne denli sevdiğini ifade eden ve anne duası almanın en güzel örneğini gösteren tabloyu da yine onda görmekteyiz.&nbsp;</span></p>

<p><span><strong>Medine valisi Mervân b. Hakem </strong>şehir dışına çıktığında yerine vekâleten Ebû&nbsp;Hüreyre’yi bırakırdı. Böylesi yoğun zamanlarda dahi Ebû&nbsp;Hüreyre’nin, annesinin hâlini sormadığı gün vaki değildi. Ebû&nbsp;Hüreyre her gün sabah akşam iki kez annesinin yanına giderek ona “Allah’ın rahmeti, bereketi ve mağfireti senin üzerine olsun!” der, annesi de aynı mukabelede bulunurdu. Selamlaşmanın ardından aralarında geçen diyalog gayet manidardır. Ebu Hüreyre’nin <em><strong>“Beni büyüten, benim için uykusuz kalan, beni yetiştirirken türlü sıkıntılarla karşılaşan anneme Allah merhamet etsin!” </strong></em>hitabına annesinin mukabelesi şöyledir: “İhtiyarlığında annesini unutmayan, bu kadar yoğunluğu arasında işini gücünü bahane etmeden hâlini soran “Ebû&nbsp;Hüreyre’ye Allah merhamet etsin!”<span><span style="color:#a9a9a9"> (Buhârî, Edebü’l-Müfred, 12)</span></span></span></p>

<p><span>“Ebû&nbsp;Hüreyre, Annesine hizmet etmek için annesi vefat edinceye kadar nâfile hac yapmamıştır. <span><span style="color:#a9a9a9">(Müslim, “Eymân”, 44)</span></span></span></p>

<h3><span style="color:#ff8c00"><em><span><strong>İbadet ve Zikre Düşkündü</strong></span></em></span></h3>

<p><span>Ebu Hüreyre gecenin üçte birinde uyur, üçte birinde ibadet eder, üçte birinde de hadis müzakere ederdi.<span style="color:#a9a9a9"><span> (Dârimî, “Muḳaddime”, 27</span></span></span></p>

<p><span>Ebû Hüreyre “Bana dostum (Resûlullah) (sav) üç şey tavsiye etti: Her ay üç gün oruç tutmak, iki rekât kuşluk namazı kılmak ve uyumadan önce vitir namazı kılmak.”<span><span style="color:#a9a9a9"> (Müslim, Sıyâm, 194)</span></span></span></p>

<p><span>Ebû&nbsp;Hüreyre, Resulüllah’ın vefatından sonra Mescid-i Nebevi’de hadis nakletmeye devam etti. Yanından ayrılmadığı Hz. Peygamber’le yaşadığı nice güzel hatırayı gözünde canlandırmış olmalı ki duyduğu derin hasret sebebiyle kulağından gönlüne nakşederek rivayet ettiği ve “Bize Ebu’l-Kasım şöyle söyledi.” diyerek başladığı her hadisi aktarırken gözyaşlarına hâkim olamazdı. <span style="color:#a9a9a9"><span>(Tirmizî, “Zühd”, 48)</span></span></span></p>

<p><span>Hz. Peygamberimizin (sas) vefatından sonra 47 yıl yaşayan ve hicretin 57. veya 58. senesinde 66 yaşında iken vefat eden <strong>Mü’minlerin annesi Hz. Âişe,</strong> <strong>Baki Mezarlığı</strong>’na defnedilmiştir. <em><strong>Cenaze namazını vasiyeti üzerine Ebû Hureyre (ra) kıldırmıştır.&nbsp;</strong></em>Vefatına yakın Medine civarındaki Zülhuleyfe’ye veya “Akîk” denilen bir bölgeye yerleşen, bir müddet sonra da rahatsızlanan Ebu Hüreyre, 58/677 veya 59/679 yılında <strong>78 yaşında</strong> burada Rahmet-i Rahman’a kavuştu ve Cennetü’l-Bakî‘ye defnedildi.</span></p>

<blockquote class="instagram-media" data-instgrm-captioned="" data-instgrm-permalink="https://www.instagram.com/reel/CjTIRS7AH5n/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" data-instgrm-version="14">
<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4; margin-right:14px"></div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>
</div>

<div></div>

<div style="margin-left:auto; margin-right:auto"></div>

<div>
<div style="color:#3897f0"><a href="https://www.instagram.com/reel/CjTIRS7AH5n/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="text-align:center" target="_blank">Bu gönderiyi Instagram'da gör</a></div>
</div>

<div></div>

<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4; margin-left:2px; margin-right:14px"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<div style="margin-left:8px">
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>

<div style="margin-left:auto">
<div></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<p style="color:#c9c8cd"><a href="https://www.instagram.com/reel/CjTIRS7AH5n/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="color:#c9c8cd" target="_blank">Diyanet Yayınları (@yayindiyanet)'in paylaştığı bir gönderi</a></p>
</div>
</blockquote>
<script async src="//www.instagram.com/embed.js"></script></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kedicik-babasi-olarak-anilan-sahabi-kimdir</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Feb 2025 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2025/02/kedicik-babasi-olarak-anilan-sahabi-kimdir.jpg" type="image/jpeg" length="27809"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hz. Aişe (r.anha) kimdir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hz-aise-ranha-kimdir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hz-aise-ranha-kimdir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hz. Ebû Bekir’in kızı, Hz. Peygamber’in hanımı ve Müminlerin annesi olan Hz. Aişe’nin (r.anha) hayatı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3></h3>

<h3><strong>Hz. Aişe&nbsp;(r.anha) kimdir?</strong></h3>

<p>Babası Ebû Bekir b. Ebû Kuhâfe, es-Sıddîk lakabıyla tanındığı için kendisine Âişe es-Sıddîka (es-Sâdıka) binti’s-Sıddîk denilmiştir. Annesi, Kinâne kabilesinden Ümmü Rûmân bint Âmir b. Uveymir’dir.</p>

<p>Bi‘setin 4. yılında (614) Mekke’de doğdu. Onun daha önce doğduğunu ve dolayısıyla Hz. Peygamber ile evlendiğinde on dört ile on sekiz yaşlarında olduğunu ileri süren bazı çağdaş araştırmacıların (bk. Süleyman Nedvî, V, 12-25; Akkād, s. 39, 59-60) dayandıkları rivayetler sağlam değildir. İbn İshak, Hz. Ebû Bekir’in daveti ile müslüman olanları sıralarken Hz. Âişe’nin de adını verir ve o sıralarda yaşının küçük olduğunu zikreder. Hz. Âişe’nin, “Ben ebeveynimi bildim bileli onları müslüman buldum” (Buhârî, “Kefâlet”, 4) ifadesinden kendisinin bi‘set-i nebeviyyeden sonra doğduğu anlaşılmaktadır. Çocukluğu hakkında fazla bilgi yoktur. Hz. Peygamber ile nikâhı hicretten önce Mekke’de kıyılmıştır. Babası Resûl-i Ekrem ile daha önce hicret ettiği için aynı yıl (622) annesi, ağabeyi Abdullah, kız kardeşi Esmâ, Hz. Peygamber’in hanımı Sevde, kızları Fâtıma ve Ümmü Külsûm ile birlikte Medine’ye hicret etti. Önceleri Medine’nin havasına alışamadığı için babası gibi rahatsızlandı. Ancak kısa bir süre sonra sağlığına tekrar kavuştu. Hicretin 2. yılı Şevval ayında (Nisan 624, iki bayram arasında) Hz. Peygamber’le evlendi (Zehebî, II, 141-142). Düğün tarihini hicretin 1. yılı Şevval ayı (Nisan 623) olarak kabul edenler de vardır. Hz. Ebû Bekir, düğünü neden geciktirdiğini Hz. Peygamber’e sormuş, mehir parasını temin edemediği için tehir ettiğini öğrenince ihtiyacı olan 500 dirhemi ona ödünç vermişti.</p>

<p>Hz. Âişe Resûl-i Ekrem ile evlendikten sonra üstün bir mevkie ve haklı bir şöhrete ulaştı. Peygamber hanımlarının müminlerin anneleri (ümmehâtü’l-mü’minîn) olduklarını bildiren ve Hz. Peygamber’den sonra, başkalarının onlarla evlenmesini ebediyen yasaklayan Kur’an âyetleri (bk. Ahzâb 33/6, 53) gereğince “ümmü’l-mü’minîn” diye anılmaya başladı.</p>

<p>Hz. Âişe’nin Bedir Gazvesi’ne iştirak ettiğine dair bazı rivayetler vardır. Ancak bunu Hz. Peygamber ile izdivacının Bedir’den sonra vuku bulduğuna dair rivayetle bağdaştırmaya imkân yoktur. Uhud Gazvesi’nde sırtında su taşıma, haber toplama ve yaralılara bakma gibi geri hizmetlerde çalışmıştır (Vâkıdî, I, 249, 265, 292). Hendek Savaşı’nda ise Benî Hârise kabilesinin kalesinde Sa‘d b. Muâz’ın annesiyle birlikte bulunmuştur. Hudeybiye Musâlahası’na da katılmış, Hayber’in fethinden sonra Hz. Peygamber diğer hanımlarıyla birlikte ona da bir miktar hisse ayırmıştır. Hz. Ömer Hayber yahudilerini Filistin taraflarına sürdüğü zaman, Hz. Peygamber’in hanımlarını Hayber’deki hisselerini mahsul veya toprak olarak almakta serbest bırakmış, Hz. Âişe toprak almayı tercih etmiştir. Mekke fethi için hazırlıklara başladığında seferin ne tarafa olacağını herkesten gizleyen Hz. Peygamber bunu sadece Âişe’ye bildirmiş, Hz. Ebû Bekir bu hazırlığın Mekke için olduğunu kızından öğrenmişti. Hicretin 10. yılında yapılan Vedâ haccına diğer ümmehâtü’l-mü’minîn ile birlikte katılmıştır.</p>

<p>Hz. Âişe’nin iştirak ettiği en mühim seferlerden biri, hicretin 5. yılı (bazı kaynaklara göre 6. yıl) Şâban ayındaki (Ocak 627) Benî Mustaliḳ Gazvesi’dir. Hz. Peygamber sefere çıkarken Hz. Âişe’yi de yanına almış, savaş sonrası Medine’ye dönülürken ordunun konakladığı bir yerde Hz. Âişe devesinden (mahmil) inip bir ihtiyacını gidermek için ordugâhtan biraz uzaklaşmış, dönüşünde boynundaki gerdanlığın düştüğünü farketmişti. Gerdanlığı aramaya çıktığı sırada onun mahmilde olduğu düşünülerek orduya hareket emri verilmişti. Hz. Âişe geri dönünce konak yerinde kimseyi bulamadı ve kendisini almaya gelecekleri ümidiyle beklemeye başladı. Ordunun artçısı Safvân b. Muattal Hz. Âişe’yi görünce onu devesine bindirip orduya yetiştirdi. Bu savaşa katılmış olan münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûl, Hz. Âişe aleyhine iftira ve dedikoduya başladı. Bazı müslümanlar da onun bu çirkin iftirasına alet oldular. Hz. Peygamber ve Âişe’nin ebeveyni dedikodular sebebiyle çok üzüldüler. Savaş dönüşü bir ay kadar hastalanan Hz. Âişe, kendisine yapılan bu iftirayı çok sonra tesadüfen öğrendi, Hz. Peygamber’den izin alıp babasının evine gitti ve üzüntüsünden günlerce ağlayıp ıstırap çekti. Nihayet Nûr sûresinin 11-21. âyetleri nâzil oldu ve Allah Teâlâ yapılan dedikoduların tamamen asılsız olduğunu ve Âişe’ye iftira edildiğini bildirdi. Bu âyetlerin nâzil olmasıyla çok sevinen Hz. Ebû Bekir ile hanımı Ümmü Rûmân, kızlarına Hz. Peygamber’e gidip teşekkür etmesini söyledilerse de Hz. Âişe, “Hayır! Vallahi gitmem! Ben yalnızca suçsuz olduğumu ortaya çıkaran Allah’a hamdederim” dedi (Buhârî, “Şehâdât”, 15) (daha geniş bilgi için bk. İFK HADİSESİ). Hz. Âişe katıldığı bir başka seferde (Mekke fethi yahut Zâtürrikā‘) kardeşi Esmâ’dan ödünç aldığı gerdanlığı yine kaybetti. Hz. Peygamber gerdanlığın aranması için bazı kimseleri gönderdi. Müslümanlar susuz bir yerde bulunuyorlardı. Sabah namazı vakti yaklaştığı ve su da olmadığı için gerek Hz. Ebû Bekir gerekse diğer bazı müslümanlar Hz. Âişe’ye çok kızdılar. Bunun üzerine teyemmüm âyeti nâzil oldu. Babası ve diğer müslümanlar hayırlı bir işe vesile olduğu için ona dua ettiler.</p>

<p>Hz. Peygamber hicretin 11. yılı Safer ayının (Mayıs 632) son haftasında rahatsızlanınca, diğer hanımlarının iznini alarak Hz. Âişe’nin odasına geçti ve mübârek başı onun kucağında olduğu halde vefat etti ve onun odasına defnedildi. On sekiz yaşında dul kalan Hz. Âişe, Peygamber hanımlarının başkalarıyla evlenmelerini yasaklayan Kur’an hükmüne uyarak bir daha evlenmedi. Hz. Peygamber’den sonra kırk yedi yıl daha yaşadı ve altmış beş (veya atmış altı) yaşında iken 17 Ramazan 58 (14 Temmuz 678) Çarşamba gecesi, vitir namazını kıldıktan sonra Medine’de vefat etti. 56, 57 veya 59 yıllarında 19 veya 13 Ramazan’da vefat ettiği de rivayet edilmiştir. Ölümü Medine’de büyük bir üzüntüyle karşılanmış, cenazesi aynı gece kaldırılmıştır. Kadınlar da dahil olmak üzere Medine ve civarındaki bölgelerde yaşayan bütün halk geceleyin Cennetü’l-bakī‘a gelmiş, cenaze namazı mezarlığın ortasında Medine vali vekili Ebû Hüreyre tarafından kıldırılmış, vasiyeti üzerine oraya defnedilmiştir. Onu kabre erkek ve kız kardeşlerinin çocukları (Kāsım b. Muhammed, Abdullah b. Abdurrahman, Abdullah b. Muhammed b. Abdurrahman, Urve b. Zübeyr ve Abdullah b. Zübeyr) koymuşlardır.</p>

<p>Hz. Âişe gelişmesini, yetişmesini ve şahsiyetinin olgunlaşmasını Peygamber evinde tamamlama imkânı buldu. Çocuğu olmadı. Bununla birlikte, Araplar’da anne ve babaların büyük erkek çocuğun adını künye olarak almaları âdeti sebebiyle bir künyesi olmadığına üzüldüğünü söyleyince, Hz. Peygamber ona kız kardeşi Esmâ’nın oğlu Abdullah b. Zübeyr’e nisbetle Ümmü Abdullah künyesini vermişti. Hz. Peygamber onu çok sevdiği için kendisine Ayşe (عيشة), Uveyş (عويش) ve Âiş (عائش) diye de hitap ederdi. Ayrıca beyaz tenli olmasından dolayı Hz. Âişe’ye Hümeyrâ (حميراء) denildiği, kendisine Hz. Peygamber’in bu şekilde hitap ettiği de rivayet edilmiştir. Hz. Ali bir hadis rivayetinde ondan “Resûlullah’ın sevgilisi” (خليلة رسول الله) diye söz etmiş, tâbiînden Mesrûk ise Hz. Âişe’den rivayet ettiği hadislerin senedinde, “Allah’ın sevgilisinin sevgilisi, semadan inen âyetle temize çıkan” ifadesini kullanmıştır. Hz. Âişe ile Hz. Peygamber arasındaki aile bağı sevgi, anlayış ve hürmet esası üzerine kurulmuştur. Kendisine büyük yakınlık ve sevgi gösteren Hz. Peygamber ile koşu yaptığı, onun omuzuna dayanarak Mescid-i Nebevî’de mızraklarıyla savaş oyunları oynayan Habeşliler’i seyrettiği ve Hz. Peygamber’e nazlanmaktan hoşlandığı bilinmektedir. Hz. Peygamber de onunla bir arada bulunmaktan, bilhassa gece seyahatlerinde kendisiyle sohbet etmekten, davetlere onunla birlikte katılmaktan (bk. Müslim, “Eşribe”, 139), sorularına cevap vermekten pek memnun olurdu. Esasen Hz. Âişe zekâsı, anlayışı, kuvvetli hâfızası, güzel konuşması, Kur’ân-ı Kerîm’i ve Hz. Peygamber’i en iyi şekilde anlamaya çalışması gibi vasıfları sayesinde Hz. Peygamber’in yanında müstesna bir mevki kazandı. Hz. Peygamber onun kabiliyetlerinin gelişmesine yardım edince baba evindeki eğitimi, vahyin aydınlattığı Peygamber evinde daha da gelişti, olgunlaştı ve derinleşti. Bilemediklerini, anlayamadıklarını, eksik ve yanlışlarını, hatta Kur’an ile Hz. Peygamber’in hadisleri arasındaki kendi anlayışına göre farklılık arzeden hususları Hz. Peygamber’e sormak ve onunla müzakere etmek gibi güzel bir alışkanlığı vardı.</p>

<p>Hz. Peygamber, hanımları arasında Hz. Hatice’den sonra en çok onu sevmiş, dünyada en çok kimi sevdiği sorusuna karşılık olarak onun adını vermiş ve bu sevgisini dile getirmiştir. Hanımları içinde yalnızca Âişe ile birlikte bulunduğunda kendisine vahiy geldiğini açıklaması, onun diğer hanımlarından daha faziletli olduğunu ve Hz. Peygamber’in ona duyduğu sevginin -Zehebî’nin dediği gibi- ilâhî kaynağa dayandığını göstermektedir (Aʿlâmü’n-nübelâʾ, II, 141-143). Sahâbîler Hz. Peygamber’e sunacakları hediyeleri onun odasında bulunduğu günlerde takdim ederlerdi. Hanımları arasında Hz. Peygamber’i en fazla kıskanan ve sevgisini kazanmak için en çok gayret sarfeden de o idi. Hz. Peygamber’in çok sevdiği ve hâtırasını daima canlı tuttuğu Hz. Hatice’yi bile kıskanır ve bu husustaki hislerini Resûl-i Ekrem’e ifade etmekten çekinmezdi. Hz. Peygamber de ona Hz. Hatice’nin faziletlerini sayar, ondan çocukları olduğunu söylerdi.</p>

<p>Ev işlerini kendisi yapardı. Hz. Peygamber ile beraberken onunla sohbet eder ve nâfile ibadet ile meşgul olurdu. Kadınlarla namaz kılarken onlara imamlık ederdi.</p>

<p>Hz. Peygamber’e karşı beslediği derin sevgi yanında ona itaat ve emirlerine dikkat etmekle de temayüz etmişti. Geceleri namaz kılar, günlerinin çoğunu oruçla geçirirdi. Kimsenin aleyhinde konuşmayı sevmezdi. Kanaatkâr, mahviyetkâr, mütevazi, aynı zamanda vakur ve cömert idi. Öksüz ve fakir çocukları himayesine alır, onların terbiye ve yetiştirilmesine itina eder, sonra da kendilerini evlendirirdi. Birçok köle ve câriyesini âzat etmiştir; bazı rivayetlerde sayıları altmış iki olarak zikredilen bu âzatlılardan bir kısmı ilim ve hadisle meşgul olmuştur. Hz. Peygamber’in diğer hanımlarıyla, kızı Fâtıma, Hz. Ali ve diğer sahâbîlerin faziletlerine dair birçok hadisi rivayet etmek ve onları ümmete tanıtmak suretiyle âlicenap olduğunu da göstermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Siyasî Hayatı</strong></p>

<p>Hz. Âişe, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer’in halifeliği sırasında herhangi bir siyasî faaliyette bulunmadı. Onun her iki halife ile münasebetleri karşılıklı saygı ve anlayış içerisinde geçti. Hz. Ebû Bekir, Hz. Peygamber’in verdiği bazı arazi gelirlerini ümmehâtü’l-mü’minîne, kızı da dahil olmak üzere, aynen vermeye devam etti. Vefatından önce çok sevdiği kızına, Bahreyn’deki bir araziyi iktâ olarak bıraktı. Ayrıca kendisinin Hz. Peygamber’in yanına defnedilmesi için ondan izin aldı.</p>

<p>Hz. Ömer, Hz. Âişe’ye yılda 12.000 dirhem tahsis etti. Bu miktar Hz. Peygamber’in diğer hanımlarının gelirlerinden fazla idi. Hz. Ömer kadınlarla ilgili fıkhî meselelerde daima Hz. Âişe’nin görüşünü alırdı. Bir suikast sonucu ağır yaralanınca, Hz. Peygamber’in ayak ucuna defnedilmesi için, kızı Hafsa vasıtasıyla ondan izin istedi. Hz. Âişe kendisi için düşündüğü bu yere, “Ömer’i kendime tercih ederim” diyerek onun defnedilmesine izin verdi ve böylece büyük bir feragat ve kadirşinaslık örneği gösterdi. Hz. Ömer’in defnedilmesine kadar Resûlullah’ın kabrini serbestçe ziyaret ederken daha sonra ziyaretlerine örtünerek devam etti.</p>

<p>Hz. Osman’ın on iki yıllık hilâfetinin birinci yarısında ilk iki halife dönemindeki hayatını sürdürdü. Ancak Hz. Osman’ın bazı karar ve tasarruflarının aleyhinde faaliyetlerin başladığı ikinci devrede, halifeye karşı son derece sert davranan muhalefet hareketinin başında yer aldı. Çeşitli bölgelerden şikâyet için Medine’ye gelenler ondan halifeyi bazı tayinlerden vazgeçirmesini isterlerdi. Bu sebeple, halifenin süt kardeşleri olan Mısır Valisi İbn Ebû Serh ile Kûfe Valisi Velîd b. Ukbe’nin azledilmelerini ısrarla talep etti. Öte yandan halife, Abdullah b. Mes‘ûd ile Ammâr b. Yâsir’den kendilerinde bulunan mushafları getirip teslim etmelerini istemiş, teklifi kabul edilmeyince onlara karşı menfi bir tavır takınmıştı. Bunun üzerine Hz. Âişe halifenin istifa etmesini istedi. Hz. Osman’ın onun şikâyetlerinden ve muhalefetinden çok rahatsız olduğu rivayet edilir.</p>

<p>Böylece siyasî olaylara karışan Hz. Âişe, Hz. Osman’ın evinde muhasara edildiği sırada haccetmek üzere Medine’den ayrılıp Mekke’ye gitti. Başta Mervân b. Hakem olmak üzere bazı kimseler böyle kritik bir dönemde onun Medine’de kalmasını istediler; ancak o bu istekleri reddetti. Halifenin şehid edildiğini, yerine Hz. Ali’nin halife olduğunu Medine’ye dönerken yolda Talha ve Zübeyr’den öğrendi. Onlar Hz. Ali’ye istemeyerek biat ettiklerini, fakat daha sonra bu biattan vazgeçtiklerini söylediler. Bunun üzerine Hz. Âişe onlarla birlikte Mekke’ye döndü. Hz. Osman’ın öldürülmesine karşı çıkanlar ile bilhassa Ümeyyeoğulları’nın bazı mensupları onun etrafında toplanarak halifenin intikamını almak ve müslümanlar arasındaki ihtilâflara son vermek üzere, Medine veya Şam yerine Basra’ya gitmeye onu ikna ettiler. O da etrafına toplananlarla birlikte, iddia edildiğinin aksine, Hz. Ali’ye karşı hiçbir kırgınlığı olmadığı halde Hz. Osman’ın katillerini cezalandırmak ve müslümanları içinde bulundukları fitneden kurtarmak için Basra’ya hareket etti. Nitekim Hav’eb’den geri dönmek isteyince başta Zübeyr olmak üzere hemen herkes ondan geri dönmemesini rica etmiş ve belki de Allah Teâlâ’nın onun sayesinde müslümanlar arasında barış ve huzuru temin edeceğini söylemişlerdi. Yine Amre bint Abdurrahman’ın rivayetine göre Hz. Âişe, iki mümin grup arasında savaş çıkarsa saldırgan taraf Allah’ın emrine dönünceye kadar onlarla savaşmayı ve sonunda tarafların arasını bulup adalet dairesinde uzlaştırmayı emreden âyet-i kerîmenin (el-Hucurât 49/9) hükmüne uyarak olaylar karşısında ilgisiz kalmamış ve sadece iç savaşa son vererek müslüman kanının haksız yere akıtılmasını önlemek gayesiyle yola çıkmıştır. Hz. Âişe ve maiyetindekiler Basra’ya varınca Hz. Ali’nin valisi Osman b. Huneyf’i küçük bir çatışmadan sonra bertaraf edip şehre hâkim oldular.</p>

<p>Suriye’ye Muâviye üzerine yürümek için hazırlık yapmakta olan Hz. Ali bu gelişmeleri öğrenince Medine’den Irak’a hareket etti. Hz. Âişe ile Hz. Ali arasında çeşitli mektuplaşmalar ve müzakereler olmuşsa da 36 yılı Cemâziyelâhirinde (Aralık 656) müslümanlar arasındaki ilk kanlı çarpışma engellenemedi. Bu olay, Hz. Âişe’nin savaşı devesinin üzerinde idare etmesinden dolayı Cemel Vak‘ası diye meşhur oldu. Sonunda Hz. Âişe tarafı savaşı kaybetti. Hz. Ali kendisine esir muamelesi yapılmasına izin vermedi. Kardeşi Muhammed b. Ebû Bekir’in nezaretinde onu önce Basra’ya, kendisine 12.000 dirhem verdikten sonra, oradan yanına kattığı Basralı kırk kadınla birlikte Medine’ye gönderdi. Fakat Hz. Âişe o yıl da hacca iştirak etmek istediğinden önce Mekke’ye gitti. Oradan da Medine’ye döndü. Sadece Allah’ın emrini yerine getirmek gayesiyle katılmış olmasına rağmen, Hz. Osman’ın halifeliğinin son yıllarında başlayıp Cemel Vak‘ası’yla sona eren siyasî faaliyetleri sonraları onu çok üzmüştür. Birçok müslümanın ölümüne sebep olan bu acı olayları yaşamaktansa daha önce ölmeyi tercih ettiğini söylemiş, Peygamber hanımlarının evlerinde oturmalarını emreden âyeti (el-Ahzâb 33/33) her okudukça baş örtüsü ıslanıncaya kadar ağlamıştır. Cemel Vak‘ası’ndan sonra Medine’de sakin bir hayat sürmüş, bir daha siyasete karışmamış ve Hz. Ali ile barışmıştır. Ancak Muâviye devrindeki bazı icraatı tenkit etmekten çekinmemiştir. Hz. Ali ve taraftarlarına sövmeyi reddeden sahâbî Hucr b. Adî’nin öldürülmesinden dolayı Muâviye’ye çıkışması da bu kabildendir. Bazı Şiîler’in, Hz. Hasan’ın Resûl-i Ekrem’in yanına defnedilmesine onun izin vermediğini iddia etmeleri doğru değildir. Hz. Âişe bunu uygun görmüş, ancak başta Medine Valisi Mervân b. Hakem olmak üzere Emevî ileri gelenleri istemediği için Hz. Hasan oraya defnedilememiştir.</p>

<p><strong>İlmî Hayatı</strong></p>

<p>Hz. Peygamber vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’ân-ı Kerîm’i ve Hz. Peygamber’in sünnetini en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahâbîlerin başında yer alır. O hem baba evinde, hem Peygamber’in yanında zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hâfızası, aşk ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişti ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edindi. Arap dilini maharetle kullanması yanında Arap şiirini de çok iyi bilirdi. Lebîd’in birçok beyti, Kâ‘b b. Mâlik’in hemen bütün kasideleri, Hassân b. Sâbit ve Abdullah b. Revâha’nın manzumeleri onun ezbere bildiği şiirler arasında yer alır. Kur’an ve hadisin anlaşılması için olduğu kadar Arap dili bakımından da şiirin önemine işaret ederek, “Çocuklarınıza şiir öğretiniz ki dilleri tatlansın” derdi.</p>

<p>Hz. Âişe fesahat ve belâgatıyla da ünlü bir hatip olduğu için konuşması insanlara çok tesir ederdi. Babasının vefatı üzerine kabri başında yaptığı dua, Cemel Vak‘ası’ndaki hutbesi ve bazı mektupları onun edebî kabiliyetini gösteren şaheser örneklerdir. Babası hakkındaki hutbesini Muhammed b. Kāsım el-Enbârî Şerḥu Ḫuṭbeti ʿÂʾişe Ümmi’l-müʾminîn fî ebîhâ adıyla şerhetmiş ve bu şerh bir risâle halinde Selâhaddin el-Müneccid tarafından yayımlanmıştır (MMİADm., 1962, 16 sayfa; Beyrut 1950, 40 sayfa). Ayrıca Arap tarihi, ensâb ilmi, Câhiliye çağının içtimaî vaziyeti, örf ve âdetleri hakkında geniş bilgi sahibi idi. Şiir ve edebiyat ile tarih ve ensâbı, bu konularda ihtisas derecesinde bilgi sahibi olan babası Hz. Ebû Bekir’den öğrenmişti. Ahlâk ve davranışlarında olduğu gibi ilme merakı bakımından da babasına benzemişti. Hz. Peygamber’den aldığı feyiz sayesinde İslâm esaslarının en mümtaz öğreticisi oldu. Kur’ân-ı Kerîm’i tefsir etti. Sünnet-i nebeviyyeyi nakl ve şerhetmekle kalmadı, aynı zamanda onun doğru anlaşılması hususunda ilmî tenkit zihniyetini ortaya koydu. Küçük yaşından itibaren Kur’an’ı ezberlemeye başlamış, âyetlerin kıraat tarzını iyice öğrenmişti. Bilhassa Medine’de nâzil olan âyetlerin nüzûl sebeplerini, delâletlerini, tahlil ve değerlendirmelerini ve her âyetle nasıl istidlâl edilip ahkâm çıkarılacağını çok iyi bilirdi. Kur’an’ı en iyi anlayanlardan biriydi. Sünneti de çok iyi anlamış olan Hz. Âişe, hadislerden istinbât ve kıyas suretiyle yeni hükümler çıkardı. Onun ictihad ve fetvaları, kendisinin bir fakih ve müctehid olarak kabul edilmesini sağladı. Hz. Peygamber’in ashabı arasında, çok sayıda fetva vermesiyle meşhur olan yedi kişiden biri de Hz. Âişe’dir. Birçok fıkhî mesele yanında usûl-i fıkıh, hikmet-i teşrî ve bilhassa ferâiz sahalarında derin bir kültür ve anlayışa sahipti. Talebelerinden Kûfe fakihi Mesrûk’un söylediğine göre, ashabın büyükleri ferâize dair meseleleri hep ondan sorarlardı. Hadis ve fıkıh kaynaklarında onun bazı sahâbîlerden farklı fetvalarının geniş yer tuttuğu görülür. Tâbiîn devrinin birçok hukukçusu, yüksek seviyedeki hukuk bilgisinden faydalanmak üzere kendisiyle ilmî istişarelerde bulunmuştur. İslâm hukuku sahasındaki görüşleri yeğenleri Kāsım, Urve ve diğer talebeleri tarafından nakledilmiştir.</p>

<p>Kuvvetli hâfızası sayesinde Hz. Peygamber’in hadis ve sünnetinin daha sonraki nesillere ulaştırılmasında emsalsiz hizmetler ifa etti. Rivayet ettiği hadislerin sayısı 2210’dur. Bunlardan Buhârî ve Müslim’in Ṣaḥîḥ’lerinde rivayet ettikleri 297 hadisin 174’ü her iki eserde, elli dördü yalnız Buhârî’de, altmış dokuzu da yalnız Müslim’de yer almaktadır. O hem Hz. Peygamber’in diğer hanımlarından, hem de Ebû Hüreyre, Abdullah b. Ömer ve Enes b. Mâlik dışında diğer bütün sahâbîlerden fazla hadis rivayet etmiş olan tek kadındır. Binden fazla hadis rivayet eden ve “müksirûn” diye adlandırılan yedi sahâbînin dördüncüsü oldu. Rivayet ettiği hadislerin çoğunu doğrudan doğruya Hz. Peygamber’den nakletmiştir. Bununla birlikte bazı hadisleri babasından, Hz. Ömer, Hz. Fâtıma, Sa‘d b. Ebû Vakkās, Hamza b. Amr el-Eslemî ve Cüdâme bint Vehb el-Esediyye’den almıştır. Ebû Hüreyre, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Ebû Mûsâ el-Eş‘arî gibi bazı sahâbîler başta olmak üzere Hz. Âişe’den hadis nakledenlerin sayısı 200’den fazladır. Bunlar arasında, kız kardeşi Esmâ’nın oğulları Abdullah b. Zübeyr ile Urve b. Zübeyr, kardeşi Muhammed’in oğulları Abdullah ile Kāsım, tâbiîn neslinin ileri gelenlerinden Saîd b. Müseyyeb, Süleyman b. Yesâr, Şa‘bî, Atâ b. Ebû Rebâh, Mücâhid, İbn Sîrîn, Mesrûk zikredilebilir. Kadınlardan da kardeşi Abdurrahman’ın kızları Hafsa ve Esmâ ile Âişe bint Talha, Hasan-ı Basrî’nin annesi Hayre ve ondan nakledilen hadisleri en iyi bilen Amre bint Abdurrahman sayılabilir. Rivayet ettiği hadislerin sebeb-i vürûdunu ve delâletlerini beyan eder, ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’e muhalif bir unsur ihtiva edip etmemesi bakımından onları incelemeye tâbi tutar, bazı sahâbîlerin rivayet sırasında yaptıkları hataları düzeltirdi. Bir kısım hadislerin baş veya son taraflarının, yahut esbâb-ı vürûdunun iyi bilinmemesinden kaynaklanan hataları düzeltirken “yanıldı”, “unuttu”, “hadisin baş tarafını nakletmeyip sonunu nakletti” gibi ifadeler kullanarak İslâm dünyasında tenkit zihniyetinin gelişmesine öncülük etti.</p>

<p>Aralarında bazı meşhur sahâbîlerin de bulunduğu çağdaşlarından kimlerin hangi yanlışlarını tashih ettiği ve bu yanlışların hangi sebeplerden ileri geldiğini gösteren istidrâkleri hususunda müstakil eserler kaleme alınmıştır. Bu sahada bilinen en eski eser, Ebû Mansûr Abdülmuhsin b. Muhammed eş-Şîhî el-Bağdâdî’nin (ö. 489/1096), içinde yirmi beş hadisin yer aldığı bildirilen İstidrâkü Ümmi’l-müʾminîn ʿÂʾişe ʿale’ṣ-ṣaḥâbe adlı risâlesidir. Adının el-Kifâye olması da muhtemel olan bu eserin Haydarâbâd Saîdiyye Kütüphanesi’nde (Hadis, nr. 360) bir nüshası olduğu bildirilmektedir (Hatiboğlu, s. 61). Hz. Âişe’nin istidrâklerine dair ikinci ve en geniş eser, Türk asıllı Mısırlı âlim Bedreddin ez-Zerkeşî’nin el-İcâbe li-îrâdi me’stedrekethü ʿÂʾişe ʿale’ṣ-ṣaḥâbe (nşr. Saîd el-Efgānî, Beyrut 1970) adlı kitabıdır. Bu eserin telhisi sayılabilecek bir diğer çalışma, Süyûtî’nin ʿAynü’l-iṣâbe fi’stidrâki ʿÂʾişe ʿale’ṣ-ṣaḥâbe (Dımaşk 1983) adlı eseridir.</p>

<p>Hz. Âişe’nin naklettiği hadislerin muhtevaları incelendiğinde, başta Resûlullah’ın peygamberliği, aile hayatı, günlük yaşayışı, savaşları, Vedâ haccı, vefatı ve ahlâkı olmak üzere, Câhiliye çağı tarihi, kadınlara dair hükümler, Mekke ve Medine devirlerindeki müslümanların çeşitli faaliyetleri, ibadetler ve ibadetler tarihi, rü’yetullah, gaybın bilinmesi, kıyamet, ölüm ve âhiret hayatına dair bazı kelâmî mesele ve haberleri ihtiva ettiği görülür.</p>

<p>Hz. Âişe’nin en belirgin özelliklerinden biri de İslâm dininin esaslarını anlatmak hususundaki faaliyetleridir. Hz. Peygamber’den sonra onun evi, kadın erkek, büyük küçük birçok kimsenin huzuruna gelip kendisini dinlediği, varsa sorusunu sorup cevabını aldığı bir ilim ve irfan ocağı oldu. Ashaptan bazılarının vefat etmiş olması, birçoğunun da fetihler sebebiyle muhtelif bölgelere gitmesi sonucunda Medine’de çok az sahâbî kalmıştı. Hz. Âişe’nin varlığı sayesinde, “Peygamber şehri Medine” ilim merkezi olmaya devam etti. Bu şehirde onun yıllarca süren eğitim ve öğretim faaliyetleri sonunda, İslâm ilimlerinin temellerinin atılması ve ilmî hareketin gelişmesi yanında, hadis ve fıkıh sahalarında Medine ekolü teşekkül etti. Hz. Âişe, yalnızca şifahî sorularla değil aynı zamanda muhtelif şehir ve bölgelerde yaşayan müslümanların mektupla sordukları sorulara da cevaplar vermiştir. Böylece hadislerin ve bazı fıkhî meselelerin yazılmasına da öncülük etmiş oldu. Diğer taraftan 23 (644) yılından vefatına kadar her yıl hac için Mekke’ye gittiğinde, muhtelif yerlerden gelenlerin kendisini çadırında ziyaret etmelerine ve soru sormalarına izin verdi. Hz. Peygamber zamanından başlamak üzere kadınların eğitim ve öğretimiyle çok yakından meşgul oldu; çevresinde ders dinleyen ve hadis nakleden birçok kız ve kadın yer aldı. Böylece o hem bizzat, hem de yetiştirdiği öğrencileri ile İslâm dünyasında kadınların ilimle meşgul olmaları gerektiğini, hiçbir tereddüde meydan vermeyecek şekilde göstermiş oldu.</p>

<p>Hz. Âişe İslâm dünyasının en meşhur kadınlarından biridir. Hz. Peygamber’in hanımı olması yanında İfk Hadisesi, îlâ ve tahyîr olayları dolayısıyla kendisi hakkında Kur’an âyetleri nâzil olmuştur. Onun hayatı ve şahsiyeti ile rivayet ettiği hadisler, istidrâkleri, fetvaları, siyasî faaliyetleri hakkında tefsir, hadis ve fıkıh külliyatı, siyer ve megāzî, tarih ve tabakat, şiir ve edebiyat kitaplarında pek çok vesika ve geniş bilgi bulunmaktadır. Hz. Peygamber’in hanımları hakkında yazılmış müstakil eserler de dikkate alınırsa Hz. Âişe’nin biyografisi için başvurulması gereken kaynakların çok zengin olduğu görülür.</p>

<p>Hz. Âişe hakkındaki müstakil eserler şöylece sıralanabilir: Abdülcelîl b. Muhammed el-Kazvînî’nin, Tenzîhü ʿÂʾişe ʿani’l-fevâḥişi’l-ʿaẓîme’si (Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 500); Abdülkādir b. Muhammed eş-Şâzelî’nin 1090’da (1679) yazdığı Reddü’l-ʿuḳūli’ṭ-ṭaʾişe fî ma’ḫtuṣṣat bihî Ḫadîce ve ʿÂʾişe (Rabat, Hizânetü’l-melekiyye, nr. 296); Abdullah b. İbrâhim Mîrganî el-Hüseynî’nin 1168’de (1755) kaleme aldığı el-Cevheretü’ş-şifâfiyye fî baʿżı menâḳıbi’s-Seyyide eṣ-Ṣıddîḳıyye (bk. Müneccid, s. 220); müellifi meçhul, Ḥadîs̱ü nikâḥı Muḥammed min Ḫadîce ve Ḥadîs̱ü nikâḥı Muḥammed min ʿÂʾişe (Berlin Ktp., nr. 9631). Hz. Âişe’nin hayatında önemli bir yeri olan ifk ve Cemel vak‘alarıyla ilgili kitaplar da yazılmıştır.</p>

<p>Hz. Âişe’nin babası hakkındaki hutbesini Hatîb el-Bağdâdî de şerhetmiştir. Abdullah b. Ebû Dâvûd es-Sicistânî Hz. Âişe’nin rivayet ettiği hadisleri Müsnedü ʿÂʾişe adıyla müstakil bir eserde toplamıştır (Sezgin, I, 343). Başka müelliflerin de bu nevi çalışmaları vardır (bk. Abdülhay el-Kettânî, II, 434).</p>

<hr />
<p>BİBLİYOGRAFYA</p>

<p>Müsned, VI, 29-282.u</p>

<p>a.mlf., Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe (nşr. Vasiyyullah b. Muhammed Abbas), Mekke 1403/1983, II, 868-881.</p>

<p>Buhârî, “Vuḍûʾ”, 45, “Teyemmüm”, 1, 2, “Ṣalât”, 69, 86, 102, “Eẕân”, 39, “Cenâʾiz”, 33, 96, “Büyûʿ”, 57,“Kefâlet”, 4, “Meẓâlim”, 25, “Hibe”, 7, 8, 14, 15, “Şehâdât”, 15, 30, “Farżu’l-ḫumus”, 4, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 6,“Enbiyâʾ”, 19, 32, 46, “Menâḳıb”, 25, “Feżâʾil”, 5, 8, 30, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 20, 44, 45, 46, 48, “Meġāzî”, 8, 12, 34, 38, 39, 65, 82, 83, 97, 98, 108, 114, “Ṭalâḳ”, 20, “Ṭıb”, 22, “Libâs”, 31, 58, “Edeb”, 62, 63, 64, 111, “Fiten”, 18.</p>

<p>a.mlf., et-Târîḫu’ṣ-ṣaġīr (nşr. Mahmûd İbrâhim Zâyed), Kahire 1396-97/1976-77, I, 125-126.</p>

<p>Müslim, “Ḥayıż”, 108, 109, “Ṣalât”, 90-97, 267-272, “Ṣalâtü’l-ʿîdeyn”, 16-21, “Cenâʾiz”, 22, 25, 26-27, 102-103, “Nikâḥ”, 69-72, 78, “Raḍâʿ”, 47-50, “Ṭalâḳ”, 20-21, “Müsâḳāt”, 1-3, “Eşribe”, 139, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 8, 70, 74-92, 155-156, 160, “Tevbe”, 56-58, “Ṣıfâtü’l-münâfiḳīn”, 70.</p>

<p>İbn İshak, es-Sîre, s. 239-240, 249-250.</p>

<p>İbn Zebâle, Münteḫab min Kitâbi Ezvâci’n-nebî, Medine 1981, s. 39-44.</p>

<p>Vâkıdî, el-Meġāzî, I, 249, 265, 292, 426-439; II, 554-555, 708-709, 719-720, ayrıca bk. İndeks.</p>

<p>İbn Hişâm, es-Sîre, I, 57, 83, 254; II, 289-290, 294-295, 296 vd., 351, 643, 644.</p>

<p>Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, II, 295-296, 302.</p>

<p>İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, VIII, 58-81, 179-192, ayrıca bk. İndeks.</p>

<p>Halîfe b. Hayyât, et-Târîḫ (Zekkâr), s. 25, 47-48, 191-192.</p>

<p>İbn Şebbe, Târîḫu’l-Medîneti’l-Münevvere (nşr. Fehîm Muhammed Şeltût), Cidde 1399/1979, I, 311-349.</p>

<p>İbn Kuteybe, el-Maʿârif (Ukkâşe), s. 134-135, 153, 173, 176, 208-209, 282, 328, 549.</p>

<p>Fesevî, el-Maʿrife ve’t-târîḫ, I, 446-447, 486-487, 489, 524, 559, 645; II, 374; III, 186, 268-269.</p>

<p>Belâzürî, Ensâb, I, 167, 224-225, 269-270, 341-343, 409-422, 423-427, 450, 466-467, 545-557, 559-560, 562; IV/1, s. 23, 29, 263-266, 583-584.</p>

<p>Ebû Zür‘a ed-Dımaşkī, Târîḫ (nşr. Şükrullah b. Ni‘metullah el-Kūcânî), Dımaşk 1980, I, 291, 490, 494, 529, 589.</p>

<p>Taberî, Târîḫ (de Goeje), I, 1261-1263, 1517-1528, 1766-1771, 1808-1816, 3096-3129, 3154-3254.</p>

<p>Muhammed b. Kāsım el-Enbârî, Şerḥu Ḫuṭbeti ʿÂʾişe Ümmi’l-müʾminîn fî ebîhâ (nşr. Selâhaddin el-Müneccid), MMİADm., XXXVII (1962).</p>

<p>İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, Kahire 1348, s. 86, 142-143, 154, 318-319.</p>

<p>Ebû Nuaym, Ḥilye, II, 43-50.</p>

<p>İbn Abdülber, el-İstîʿâb (Bicâvî), IV, 1881-1885.</p>

<p>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe, V, 501-504.</p>

<p>Muhibbüddin et-Taberî, es-Simṭü’s̱-s̱emîn fî menâḳıbi ümmehâti’l-müʾminîn, Halep 1346/1928, s. 29-83, 169, 183-188.</p>

<p>Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, II, 135-201.</p>

<p>İbn Kesîr, el-Bidâye, III, 127-130, 130-133, 331; IV, 160-164; V, 291-301; VI, 211-212; VII, 230-247, 304-305; VIII, 91-94.</p>

<p>Zerkeşî, el-İcâbe li-îrâdi me’stedrekethü ʿÂʾişe ʿale’ṣ-ṣaḥâbe (nşr. Saîd el-Efgānî), Beyrut 1970, s. 32-33, 37-38, 39-40, 41-44, 45-70, 76-77, 114-177.</p>

<p>İbn Hacer, Tehẕîbü’t-Tehẕîb, XII, 433-436.</p>

<p>a.mlf., el-İṣâbe (nşr. Ali Muhammed el-Bicâvî), Kahire 1390-92/1970-72, VIII, 16-20.</p>

<p>Âmirî, er-Riyâżü’l-müsteṭâbe, s. 310-311.</p>

<p>İbnü’l-İmâd, Şeẕerât, I, 61-63.</p>

<p>Abdülhay el-Kettânî, et-Terâtîbü’l-idâriyye, I, 52-53; II, 432-434.</p>

<p>Süleyman Nedvî, İslâm Tarihi: Asr-ı Saâdet (trc. Ömer Rıza [Doğrul]), İstanbul 1346/1928, V, 10-268.</p>

<p>Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 500.</p>

<p>Akkād, eṣ-Ṣıddîḳa bintü’ṣ-Ṣıddîḳ, Kahire 1963, s. 39, 59-60, 64-65, 70, 82-85, 95-97.</p>

<p>Sezgin, GAS, I, 343.</p>

<p>Saîd el-Efgānî, ʿÂʾişe ve’s-siyâse, Beyrut 1391/1971.</p>

<p>Nevzat Aşık, Sahabe ve Hadis Rivayeti, İzmir 1981, s. 79-80, 244-247, 249-251, 259-270, 278-289, ayrıca bk. İndeks.</p>

<p>a.mlf., Hazreti Âişe’nin Hadisciliği, İzmir 1987.</p>

<p>Müneccid, Muʿcem mâ üllife ʿan Resûlillâh, Beyrut 1402/1982, s. 219-223.</p>

<p>Kehhâle, Aʿlâmü’n-nisâʾ, III, 9-131.</p>

<p>Nabia Abbott, Aishah: The Beloved of Mohammed, London 1985.</p>

<p>Mehmed S. Hatiboğlu, “Hazret-i Âişe’nin Hadis Tenkidciliği”, AÜİFD, XIX (1973), s. 59-74.</p>

<p>Ömer Rıza Doğrul, “Aişe”, İTA, I, 193-205.</p>

<p>M. Seligsohn, “A’işe”, İA, I, 229-230.</p>

<p>W. Montgomery Watt, “ʿÂʾis̲h̲a bint Abī Bakr”, EI2 (Fr.), I, 317-318.</p>

<p>Emînullah Vesîr, “ʿÂʾişe bint Ebî Bekr, Ümmü’l-müʾminîn”, UDMİ, XII, 707-713.</p>

<p>--- &nbsp;&nbsp;</p>

<p>Müellif: Mustafa Fayda</p>

<p>Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi<br />
&nbsp;</p>

<p>[related-posts id="35232" color="bg-danger"][/related-posts]</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hz-aise-ranha-kimdir-1</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jan 2025 23:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2025/01/hz-aise-ranha-kimdir.jpg" type="image/jpeg" length="49918"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müminlerin annesi: Hazreti Fatıma]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/muminlerin-annesi-hazreti-fatima</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/muminlerin-annesi-hazreti-fatima" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed'in (s.a.s.) kızı, Dördüncü Halife Hazreti Ali'nin eşi, ehlibeytin ve müminlerin annesi Hazreti Fatıma infografisi...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İslam peygamberi Hazreti Muhammed'in (s.a.s) soyunu devam ettiren kızı ve Dördüncü Halife Hazreti Ali'nin eşi Hazreti Fatıma, temsiliyet, muhabbet, merhamet, adalet ve sabır üzerine inşa ettiği anneliğiyle mümin kadınlara örnek oldu.</strong></p>

<h3><span style="color:#008080"><strong>Hazreti Fatıma (r.anha)</strong></span></h3>

<p>Miladi 609 yılında Mekke’de doğdu. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in en küçük kızıdır. Lakabı “beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü kadın” anlamında Zehra olmakla beraber “iffetli ve namuslu kadın” anlamındaki Betül lakabıyla da anılmıştır.</p>

<p>Siyer kaynaklarında Hz. Fatıma (r.anha)’nın adı ilk kez müşriklerin Hz. Peygamber (s.a.s.)’e karşı gerçekleştirdikleri bir saldırı vesilesiyle geçer. Buna göre Kâbe’de namaz kılmakta olan Rasul-i Ekrem (s.a.s.)’in secdeye vardığı sırada omuzlarına müşriklerden Ukbe b. Ebu Muayt tarafından bir deve işkembesinin atılması üzerine küçük yaştaki Fatıma koşarak babasının üzerindeki pislikleri temizlemiş ve bunu yapanlara kızıp söylenmiştir. Hicretten bir müddet sonra Hz. Fatıma (r.anha)’nın yanlarında Hz. Ali (r.a.) ile annesi Fatıma bint. Esed (r.anha) olduğu halde Sevde (r.anha), kız kardeşi Ümmü Gülsüm (r.anha) ve Ebu Bekir (r.a.)’in ailesiyle birlikte Medine’ye hicret ettikleri bilinmektedir.<br />
<br />
Önce Hz. Ebu Bekir (r.a.), ardından da Hz. Ömer (r.a.) Hz. Fatıma (r.anha) ile evlenmek istedi. Allah Rasulü (s.a.s.) her iki teklife de olumlu cevap vermemiş, bunun ardından Hz. Ali (r.a.) Fatıma (r.anha)’ya talip olmuş ve o da bu talebi kabul etmiştir. O sıralarda fakir bir delikanlı olan Hz. Ali (r.a.) mehir verecek kadar malı bulunmadığından Bedir Gazvesi’nde ganimetten payına düşen zırhı, bazı rivayetlere göre ise devesini ve bir kısım eşyasını satarak 450 dirhem gümüş civarında bir mehir vermiştir. Düğün esnasında Hz. Fatıma (r.anha)’nın çeyizi kadife bir örtü, içine hurma lifi doldurulmuş deri bir yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılma iki su kabından ibaretti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hz. Fatıma (r.anha) hicretin 3. yılının ramazan ayında (Şubat 625) ilk çocuğu olan Hasan’ı, bir yıl sonra Şaban (Ocak) ayında Hüseyin’i dünyaya getirdi. Daha sonraki yıllarda küçük yaşta ölen Muhassin ile Ümmü Gülsüm ve Zeyneb doğdu. Evliliklerinin ilk yıllarında Hz. Ali (r.a.) ile Fatıma (r.anha) arasında küçük çapta bazı anlaşmazlıklar olmuş ancak Rasul-i Ekrem (s.a.s.)’in aralarını bulması ve Hz. Fatıma (r.anha)’ya kocasına itaati tavsiye etmesi üzerine kırgınlıklar sona ermiş, Hz. Ali (r.a.) de artık eşini hiçbir şekilde üzmeyeceğine dair söz vermiştir.</p>

<p>Uhud Gazvesinde on hanımla birlikte gazilere yiyecek ve su taşıyan Hz. Fatıma (r.anha) aynı zamanda yaralıları tedavi etmiştir. Bu savaşta Hz. Peygamber (s.a.s.)’in dişinin kırılması üzerine yüzündeki kanları temizledi. Kanın dinmediğini görünce bir hasır parçasını yakıp küllerini Rasulüllah (s.a.s.)’ın yüzüne bastırmak suretiyle kanı durdurmayı başardı.</p>

<p>Allah Rasulü (s.a.s.) Hz. Fatıma (r.anha)’ya son hastalığı sırasında Kur’an-ı Kerim’i Cebrail ile her yıl bir defa birbirlerine okuduklarını, bu sene Cebrail’in aynı maksatla iki defa geldiğini, bunun ise vefatının yaklaştığına işaret olduğunu söylemesi üzerine Fatıma (r.anha) ağlamaya başlamış: Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, ailesinden ilk önce kendisine onun kavuşacağını, ayrıca onun mümin kadınların hanımefendisi olduğunu söylemesi üzerine de gülüp sevinmiştir.</p>

<p>Hz. Peygamber (s.a.s.)’e çok düşkün olan Fatıma (r.anha) babasının vefatından dolayı çok sarsıldı. Rasul-i Ekrem (s.a.s.) defnedildikten sonra gördüğü Enes b. Mâlik (r.a.)’e “Rasulüllah’ın üzerine çarçabuk toprak atmaya eliniz nasıl vardı, gönlünüz nasıl razı oldu?” diyerek ağladı ve daha sonra da günlerce gözyaşı döktü.</p>

<p>Hz. Peygamber (s.a.s.)’in vefatının ardından Fatıma (r.anha) ile Abbas b. Abdülmuttalib (r.a.) Halife Ebu Bekir (r.a.)’e gelerek Rasulüllah (s.a.s.)’ın mirasından hisselerini istediler. Bu miras Fedek ve Hayber’deki hurmalıklarla Medine’deki bir bahçeden ibaret olup Hz. Peygamber (s.a.s.) bu arazilerin gelirini halkın hizmetine, yolcularla misafirlere ve kendi ailesine harcamaktaydı. Halife onlara, Rasulüllah (s.a.s.)’ın peygamberlerin miras bırakmayacağına dair hadisini hatırlatarak onun mirasının söz konusu olamayacağını, fakat ailesinin geçiminin eskiden olduğu gibi yine buraların gelirinden sağlanacağını, kendisinin bu araziyi Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yaptığı şekilde bir mütevelli gibi kullanacağını söyledi. Hz. Âişe (r.anha) ile diğer bazı sahâbîlerin bu hadisi tasdik etmeleri üzerine miras iddiasından vazgeçildi.</p>

<p>Hz. Fatıma (r.anha), Rasulüllah (s.a.s.)’ın ölümünden beş buçuk ay sonra 3 Ramazan 11 (22 Kasım 632) tarihinde vefat etti. Cenaze namazını Hz. Abbas (r.a.) veya Hz. Ali (r.a.) kıldırdı. Vasiyeti üzerine geceleyin Hz. Ali (r.a.), Hz. Abbas (r.a.) ile oğlu Fazl (r.a.) tarafından Cennetü’l-Bakî’a defnedildi.</p>

<p>Rasulüllah (s.a.s.)’ın terbiyesiyle yetişen Hz. Fatıma (r.anha) onun hem haya ve edep gibi özelliklerine, hem de konuşma tarzından yürüyüşüne kadar birçok vasfına sahip oldu. Babasının uygun gördüğü hayat tarzını benimseyerek onun gibi sade bir yaşadı. Bu güzel vasıfları sebebiyle Rasul-i Ekrem (s.a.s.) Fatıma (r.anha)’yı görünce sevinir, kendisini ayakta karşılar, elini tutarak yanaklarından öper, ona iltifat edip yanına veya kendi yerine oturturdu. Babası kendi evine gelince Fatıma (r.anha) da onu aynı şekilde karşılayıp ağırlardı. Hz. Peygamber (s.a.s.) sefere giderken aile fertlerinden en son Fatıma (r.anha) ile vedalaşır, seferden dönünce de ilk olarak onunla görüşürdü. Kadınlardan en çok Fatıma (r.anha)’yı, erkeklerden de Ali (r.a.)’yi sevdiğini söyleyen Rasul-i Ekrem (s.a.s.), “Fatıma benim bir parçamdır, onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen de beni üzmüş olur” ve “Bana melek gelerek Fatıma (r.anha)’nın cennetliklerin hanımefendisi olduğunu müjdeledi” demiş cennetlik kadınların en faziletlilerini saydığı bir başka hadisinde de önce Hz. Hatice (r.anha) ile Fatıma (r.anha)’nın, sonra da Âsiye ile Meryem’in adlarını söylemiştir.<br />
<br />
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Fatıma (r.anha)’ya olan sevgisini gösteren önemli bir olay, Mekke’nin fethinden sonra Hz. Ali (r.anha)’nin Ebu Cehil’in kızı Cüveyriyye ile evlenmek istemesi veya Ebu Cehil’in yakınlarının kızlarını Hz. Ali (r.a.) ile evlendirmek için Rasul-i Ekrem (s.a.s.)’in iznini talep etmeleri üzerine onun gösterdiği tepkidir. Bu vesile ile yaptığı konuşmalarda Fatıma (r.anha)’nın kendisinin bir parçası olduğunu, onun üzülmesini istemediğini, Rasulüllah (s.a.s.)’ın kızı ile Allah düşmanının kızının bir araya gelemeyeceğini, ancak Ali (r.a.)’nin Fatıma (r.anha)’yı boşadıktan sonra bir başka kadınla evlenebileceğini söyledi. Diğer taraftan Hz. Peygamber (s.a.s.)’in konuşmasına başlarken öbür damadı Ebü’l-Âs’ın kendisine verdiği sözde durduğunu belirtmesi, Ebü’l-Âs’a Zeyneb (r.anha)’in üzerine bir başka kadınla evlenmemeyi şart koştuğunu hatıra getirmekte, aynı şekilde Hz. Ali (r.a.)’den de böyle bir söz aldığını, fakat Ali (r.a.)’nin bunu unutmuş olabileceğini düşündürmektedir. Bu olaydan sonra Hz. Ali (r.a.) Fatıma (r.anha)’nın vefatına kadar bir başka kadınla evlenmediği gibi cariye de edinmemiştir. Rasul-i Ekrem (s.a.s.)’in her fırsatta Ali (r.a.) ile Fatıma (r.anha)’nın evine gelerek ikisinin arasına oturması, hem kızına hem de damadına beslediği derin sevgiyi ifade etmesi onları birbirine bağlamış, hatta zaman zaman her biri Rasulüllah (s.a.s.)’ın kendisini daha çok sevdiğini ileri sürerek onun gönlündeki müstesna yerlerinden emin olduklarını göstermişlerdir.</p>

<p>Allah Rasulü (s.a.s.) Fatıma (r.anha)’nın oğulları olan Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.)’i çok severdi ve onlarla sık sık oynardı. Ebu Hureyre (r.a.) bir gün Allah’ın Rasulü (s.a.s.) ile dışarı çıktıklarını ve Fatıma (r.anha)’nın evine geldiklerinde Peygamber (s.a.s.)’in Hasan (r.a.)’ı kastederek “Küçük adam orada mı? Küçük adam orada mı?” buyurduğunu ve Hasan (r.a.)’ın geldiğini, kucaklaştıkları sırada Allah’ın Rasulü (s.a.s.)’nün: “Ey Allah’ım ben onu seviyorum, senin de onu ve onu sevenleri sevmeni niyaz ediyorum!” buyurduğunu rivayet etmiştir. Üsame b. Zeyd (r.a.)’in rivayetine göre, Hz. Peygamber (s.a.s.) Hasan (r.a.)’ı ve onu alır: “Ey Allah’ım! Onları sevdiğim için, onları sevmeni niyaz ediyorum” diye dua ederdi. Bir başka rivayette Üsâme b. Zeyd (r.a.) Rasulüllah (s.a.s.)’ın kendisini ve Hasan (r.a.)’ı dizlerine aldığını bir dizine kendisi ve bir dizine Hasan (r.a.)’ı oturttuğunu ve “Ey Allah’ım! Onlara merhamet etmeni niyaz ediyorum, çünkü ben onlara merhamet ediyorum” diye dua ettiğini söylemiştir. Yine Üsame b. Zeyd (r.a.) şöyle der: “Bir gece bir işim için gittiğimde, Peygamber dışarıya elbisesinin içinde bir şeyle çıktı. Ben, ona işimden bahsetmeyi bitirdiğimde, elbisesinin içinde ne olduğunu sorunca elbisesini açtığında Hasan (r.a.) ile Hüseyin (r.a.)’i gördüm. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Bunlar benim oğullarım, benim kızımın oğulları! Ey Allah’ım ben onları seviyorum, senin de onları ve onları sevenleri sevmeni niyaz ediyorum.”</p>

<p>Hz. Fatıma (r.anha)’dan on sekiz hadis rivayet edilmiş olup tamamı Kütüb-i Sitte’de yer almakta, bunlardan ikisi hem Sahîh-i Buhârî hem de Sahîh-i Müslim’de bulunmaktadır. Kendisinden Hz. Ali (r.a.), Hz. Hasan ile Hüseyin, Hz. Âişe, Ümmü Seleme, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hizmetkârı Ümmü Râfi’in karısı Selma, Enes b. Mâlik ve başkaları rivayette bulunmuşlardır. Ayrıca Hz. Hüseyin’in kızı Fatıma’nın ve daha başka ravilerin ondan mürsel rivayetleri vardır.</p>

<p style="text-align:right"><em>Biyografi: Prof. Dr. Adem APAK<br />
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/muminlerin-annesi-hazreti-fatima</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jan 2025 23:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2025/01/muminlerin-annesi.jpg" type="image/jpeg" length="83014"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vabisa b. Ma’bed el-Esedi'nin (ra) Rasulullah (sas)'a sorusu]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/vabisa-b-mabed-el-esedinin-ra-rasullaha-sas-sorusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/vabisa-b-mabed-el-esedinin-ra-rasullaha-sas-sorusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vâbisa b. Ma’bed el-Esedî ne zaman Müslüman olmuştur? Hz. Vâbisa Rasulullah (sas)'a ne sormuştur?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span>&nbsp;</span><span><strong>Vâbisa b. Ma’bed el-Esedî ne zaman müslüman olmuştur?</strong></span></h3>

<p><span>Vâbisa b. Ma’bed el-Esedî, hicretin dokuzuncu senesinde, kabilesinden on kişilik bir heyetle Medine’ye gelip Müslüman olmuştur.</span></p>

<p><span>Medine’de yaşayan sahâbîler, İslam'a dair merak ettiklerini istedikleri zaman Peygamberimiz (sas) gidip sorabiliyorlardı. </span></p>

<p><span>Medine dışında geçimini temin eden Müslümanlar ise ara ara Medine’ye gelerek Peygamber Efendimizden (sas) İslam’ın hakikatlerini öğrenebiliyorlardı.</span></p>

<p><span>Vâbisa b. Mabet el-Esedî Medine’nin yerlisi değildi. Peygamber Efendimizden İslam ile ilgili gerekli hususları öğrenip memleketine geri dönecekti.</span></p>

<h3><span><strong>İyilik, gönlü huzura kavuşturandır</strong></span></h3>

<p><span>Medine’de kalacağı bu kısa sürede Hz. Vâbisa, Allah’ın hoşnutluğunu &nbsp;ve sevgisini kazanmak, ebedî âlemde sonsuz huzura ve sınırsız nimetlere kavuşmak için sorumluluklarını, nelerin sevap nelerin günah olduğunu öğrenip dönmek istiyordu.</span></p>

<p><span>Bu amaçla, doğru mescide Resûlullah’a (sas) gitti. Peygamberimizin (sas) etrafı oldukça kalabalıktı. Hz. Vâbisa kararlıydı. Kalabalığın arasından "yanı başında olmaktan en çok mutluluk duyacağım insan" diyerek niteleyeceği sevgililer sevgilisine yaklaşmaya çalıştı.</span></p>

<p><span>Hz. Vâbisa’yı takip eden Nebî (sas), "Yaklaş ey Vâbisa! Yaklaş ey Vâbisa!" dedi.&nbsp;</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span>Bunun üzerine dizi dizine değecek kadar yakınına gelen Hz. Vâbisa henüz sorusunu sormadan Allah Rasûlü (sas) şöyle buyurdu: "Bana iyilik ve kötülüğün (sevap ve günahın) ne olduğunu sormaya mı geldin?"</span></p>

<p><span>- Vâbisa b. Mabet: "Evet" dedi.</span></p>

<p><span>Elleriyle Vâbisa’nın göğsüne dokunan Rasûl-i Ekrem (sas): "Kendine danış ey Vâbisa!"</span></p>

<p><span><strong>"İyilik, gönlü huzura kavuşturan ve içe sinen şeydir; kötülük ise, insanlar sana fetva verseler (onaylasalar) bile, gönlü(nü) huzursuz eden ve iç(in) de bir kuşku bırakan şeydir."</strong> (İbn Hanbel, IV, 227) buyurdu.</span></p>

<p><span>Başka bir rivayette de Vâbisa b. Ma’bed el-Eslemî bir gün Peygamber Efendimize kötülüğün ne olduğunu sordu. Hz. Peygamber de ona,<strong> "...Kötülük, insanlar onaylasalar bile gönlünü huzursuz eden ve içinde bir kuşku bırakan şeydir."</strong>&nbsp;(İbn Hanbel, IV, 227)&nbsp; diye cevap verdi.</span></p>

<p><span>Başka bir sahâbî aynı şekilde bilgilenmek istediğinde de ona, <strong>"İyilik, güzel ahlâktır. Kötülük ise vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir."</strong> buyuruyordu. Allah Rasûlü (sas) bu şekilde ashâbından vicdan muhasebesi yapmalarını istemiş ve onlara Allah"ın verdiği akıl ve vicdanla kötülüğü tespit etme yolunu öğretmişti.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/vabisa-b-mabed-el-esedinin-ra-rasullaha-sas-sorusu</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Dec 2024 08:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/vabisa-b-mabed-el-esedinin-ra-rasulullah-sasa-sorusu.jpg" type="image/jpeg" length="61707"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[En kıymetli mehirle tanınan hanım sahabi kimdir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/en-kiymetli-mehirle-taninan-hanim-sahabi-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/en-kiymetli-mehirle-taninan-hanim-sahabi-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[O (r.anha), kocası Malik, Şam'da bulunduğu sırada ölünce dul kalmıştı. O, hakikaten güzel, güzelliği kadar da zekâ, olgunluk ve ahlak güzelliğine sahip bir kadındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span><em><span style="color:#a52a2a"><strong>Ümmü Süleym (r.anhâ) Kimdir?</strong></span></em></span></h3>

<p>Ümmü Süleym (r.anhâ) Medine’lidir. Adının Rümeysâ, Rümeyse, Rümeyle, Sehle ve Üneyfe olduğu hakkında çeşitli rivayetler vardır.</p>

<p>O daha çok&nbsp;Ümmü Süleym künyesiyle tanınmıştır.&nbsp;Nesebi Hazrec kabilesinin Neccâroğulları koluna dayanmaktadır. Annesi Benî Neccâr’dan Mâlik b. Adî’nin kızı Müleyke’dir. Babası, Milhan İbni Hâlid’dir. Kıbrıs seferine katılan ve orada şehid olan <strong>“Hala Sultan” </strong>olarak bilinen<strong> Ümmü Harâm</strong> ile Bi’rimaûne olayında şehid düşen Harâm ve Süleym onun kardeşleridir.</p>

<p>Câhiliye döneminde Mâlik b. Nadr ile evlendi. Bu evlilikten, Cesaret ve kahramanlığı ile meşhur sahâbî<strong> Berâ’ b. Mâlik</strong> ve peygamberimize (sas) hizmetiyle tanınan sahabi<strong>, Hz. Enes b. Malik</strong> dünyaya geldi.</p>

<p>Ümmü Süleym, Resûl-i Ekrem henüz Mekke’de iken ensardan ilk müslüman olanlarla birlikte İslâmiyet’i kabul edenler arasındadır. Ancak eşi Mâlik b. Nadr Müslüman olmamıştır. Ümmü Süleym’in çocuklarına islamiyeti öğretmesine çok kızardı. Mâlik b. Nadr bir gün Medine’yi terkedip Suriye’ye gitti ve düşmanlarından biri tarafından öldürüldü. Ümmü Süleym dul kaldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><span><em><span style="color:#a52a2a"><strong>Resûlullah’a (sas), sunulan en güzel hediye</strong></span></em></span></h3>

<p>Peygamberimiz&nbsp;(sas), Medine’ye hicret ettikten sonra bütün Ensar kendisine hizmet etmek ve hediyeler sunma hususunda adeta bir birleriyle yarıştılar.</p>

<p>Enes b. Mâlik’in (ra) annesi Ümmü Süleym’in bu yarışta yapabilecek veya verebilecek hiçbir şeyi yoktu. Dilinden ve gönlüden şu sözler döküldü:</p>

<p><strong>“Ey Allah’ın Resulü! Ensar erkek ve kadınlarından sana hediye vermeyen kalmadı. Bu oğlumdan başka, sana hediye verecek bir şeyim yok. Evladımı yanına al. Sana hizmet etsin.”</strong></p>

<p>Hz. Peygamber (sas), bu yüce gönüllü anneyi kırmadı ve o dönemde dokuz, on yaşlarında olan Enes b. Mâlik’in (ra) günlük hayatın akışı içindeki işlerinde kendisine yardımcı olmasını kabul etti. Bu isteğinin kabul edilmesi üzerine gönlü huzur dolan anne Ümmü Süleym, <strong>“Ya Resûlullah! Şu hizmetkarınız evladım Enes’e dua buyurunuz.”</strong> diyerek talebini sürdürdü. Bunun üzerine Hz. Peygamber ellerini semaya kaldırdı ve<strong> “Yâ Rabbi! Enes’in malını, evladını çok ve bereketli, ömrünü uzun, günahlarını affeyle.” </strong>ifadeleriyle dua buyurdu.&nbsp;</p>

<h3><span><em><span style="color:#a52a2a"><strong>Evladını yetiştirmede örnek bir anne</strong></span></em></span></h3>

<p>Enes b. Malik Peygamberimize (sas) hizmet ettiği dönemde onun bir çok sırrına da vakıf olmuştu. Rahmet Peygamberinin sadık bir sırdaşı idi. Bu konuda Hz. Enes şöyle buyuruyor: “Çocuklarla oynuyordum, Peygamber (sas) geldi, selam verdi ve beni bir işe gönderdi. Kendiside ben gelinceye kadar duvarın dibinde beni bekledi. Ben gelip neticeyi kendisine bildirerek evimize gittim. Annem niçin geciktiğimi sorunca, Allah Rasûlünün beni bir işe gönderdiğini söyledim. Ne işidir diye sordu, bunun bir sır olduğunu kendisine söylemeyeceğimi ifade ettim. Annem benim bu hareketimden çok memnun oldu ve bana:<strong> "Oğlum Rasûlüllah’ın sırlarını saklamaya devam et, bu sırrı ben de dahil kimseye söyleme”</strong> dedi.</p>

<h3><span><em><span style="color:#a52a2a"><strong>En Kıymetli Mehir</strong></span></em></span></h3>

<p>Ümmü Süleym (r.anha), kocası Malik, Şam'da bulunduğu sırada ölünce dul kalmıştı. O, hakikaten güzel, güzelliği kadar da zekâ, olgunluk ve ahlak güzelliğine sahip bir kadındı. Ebu Talha ise asıl adı Zeyd bin Sehl olan ve Neccar Kabilesi'ne mensup bir kişidir.</p>

<p>Ebu Talha, her yönden mükemmel olan bu hanımla evlenmeyi çok arzu ediyordu. Başkasından teklif gelmeden, evlilik teklifini sunmak istiyordu. Başkasına söz vermeden onun teklifi gelirse, teklifinin reddedilmeyeceğini düşünüyordu. O, güçlü ve el üstünde tutulan birisiydi. Oldukça zengindi. Neccaroğullarının en yiğitlerinden, <strong>Yesrib'in sayılı okçularındandı.</strong></p>

<p>Ümmü Süleym'in evine gitti. Malik'ten olan oğlu Enes, Ümmü Süleym'in yanındaydı. Ebu Talha, Ümmü Süleym'e geliş gayesini anlattı ve evlilik teklifinde bulundu. Ancak duyduğu cümleler, beklemediği cümlelerdi. Olgun, zeki ve Müslüman bir kadından geliyordu:</p>

<p><em><strong>"Ey Talha! Senin gibi bir insanın teklifi reddedilmez. Ancak, Allah'ın dinine inanmış bir kadın olarak, şirk ve dalalette olduğun sürece seninle asla evlenemem."</strong></em></p>

<p>Ebu Talha, bu cümlelerin evliliği reddetmek için söylenmiş bahane olduğunu zannetti. Ümmü Süleym'in kendisinden daha zengin, daha iyi konumda olan başka birini bulduğu, onu kendine tercih ettiği kanaatindeydi.</p>

<p><em><strong>"Teklifimi reddetmek için gerçek gerekçe bu değil"</strong></em> dedi.</p>

<p><em><strong>"O zaman ne?"</strong></em></p>

<p><em><strong>"Altın ve gümüş mü?"</strong></em></p>

<p>Ümmü Süleym;</p>

<p><em><strong>"İyi dinle Ebu Talha! Hem seni, hem de Allah ve Rasulü'nü şahit tutarak söylüyorum: Eğer Müslüman olursan senden hiçbir altın, hiçbir gümüş almadan seninle evlenmeye razı olacağım."</strong></em></p>

<p>Ebu Talha, duyduklarıyla sarsılmıştı. Şimdi önündeki yol, açık ve net bir şekilde belliydi. Susmuş ne diyeceğini bilemiyordu. Bir anda zihni, evde duran kaliteli bir ağaçtan yapılmış putuna gitti. Medine'de zengin kişiler tarafından evde özel putlar edinmek adet haline getirilmişti. Onda da en kalitelilerinden biri vardı. Putu ne olacaktı? Atalarından gelen inancını, bir anda nasıl terk edebilirdi?</p>

<p>Ümmü Süleym (Rümeysa), sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p><em><strong>"Ebu Talha! Hiç düşündün mü? Allah'ı bırakarak taptığın put, toprakta büyüyen bir ağaçtan değil mi?"</strong></em></p>

<p><em><strong>"Elbette"</strong></em></p>

<p><em><strong>"Farkında mısın? Sen bu ağaç kütüğünün bir bölümüne taparken, başkaları diğer bölümünü yakacak olarak kullandı. Onun ateşiyle ısındı veya üzerinde ekmek pişirdi. Bunu düşünüp, düştüğün konumdan hiç utanmadın mı?"</strong></em></p>

<p>Ebu Talha bu sözler üzerine sarsılmıştı ve Ümmü Süleym konuşmasına son noktayı şöyle koydu:</p>

<p><em><strong>"Ebu Talha! Eğer İslam dinine girersen, seni eş, İslam'a girişini de mehir kabul ederim. Senden İslam'dan başka bir mehir istemem."</strong></em></p>

<p>Bu konuşmaların ardından Ebu Talha'nın gönlü ferahlamıştı. Kalbine yeni bir güneş doğuyordu. Hafiflemişti. İçinde sevinç dalgaları dolaşıyordu. Dudaklarından Kelime-i Şehadet döküldü. Put yok edildi ve Ebu Talha Ümmü Süleym'le evlendi.</p>

<p>Ümmü Süleym'in bu davranışı Peygamber Efendimizin (sas)övgüsüne mazhar oldu. Bu olay müminlerin dilinde Asr-ı Saadet'ten bugüne gelen bir darb-ı mesel oldu. Şöyle diyorlardı:<strong> "Ümmü Süleym'in mehrinden daha kıymetli bir mehir duymadık."</strong></p>

<p>Bu evlilikten Ebû Umeyr ve Abdullah adlarındaki çocukları doğdu.</p>

<p>Resûl-i Ekrem, annesi de Medineli olduğu için<strong> Ebû Talha’ya dayı diye iltifat ederdi.&nbsp;</strong>(Hâkim, III, 351)</p>

<h3><span><em><span style="color:#a52a2a"><strong>Ümmü Süleym cesurluğu ile de bilinirdi</strong></span></em></span></h3>

<p>O, Uhud Gazvesi’nde yaralıları tedavi etmiş, su dağıtmış, Hayber Gazvesi’ne de iştirak etmiştir. Huneyn Gazvesi’ne hamile olduğu halde, beline bir hançer sokarak katılmıştı. Bu durum Ebû Talha’dan öğrenen Resûl-i Ekrem ona hançerle ne yapacağını sorduğunda bir müşrikle yüz yüze geldiği zaman hançerle onun karnını deşeceğini söylemiştir.&nbsp;</p>

<h3><span><em><span style="color:#a52a2a"><strong>Ümmü Süleym ilme meraklıydı</strong></span></em></span></h3>

<p>Utanma duygusu onun dinini öğrenmesine engel değildi. Diğer hanımların Resûlullah’a (sas) sormaya cesaret edemediği bazı konuları sorup öğrenirdi. Bir defasında Hz. Peygamber’e (sas) gelerek ihtilâm olan kadının erkekler gibi yıkanıp yıkanmayacağını sormuş, Resûl-i Ekrem de, <strong>“Suyu gördüğü zaman yıkanmalıdır” </strong>cevabını vermiştir. (22; Müslim, “Ḥayız”, 32)</p>

<h3><span><em><span style="color:#a52a2a"><strong>Ümmü Süleym’in metanet ve teslimiyeti</strong></span></em></span></h3>

<p>Hz. Peygamber (sas) bu haneyi sık sık ziyaret ederdi. Ebû Umeyr’in bir serçe yavrusu vardı. Allah Resûlü (sas), onunla konuşur ve ona, <em><strong>“Ey Ebû Umeyr! Ne yaptı Nuğayr?” </strong></em>diyerek kuşu sorardı.&nbsp;</p>

<p>Ebû Umeyr bir gün hastalandı. Ebû Talha hasta olan oğlunun durumunu sorunca Ümmü Süleym, onun eskisinden daha sakin durduğunu söyledi, ardından süslenip güzel kokular sürünerek kocasının yanına geldi. O gece beraber oldular.</p>

<p>Sabahleyin Ümmü Süleym Ebû Talha’ya, <em><strong>“Birinden ödünç bir şey alan kimse aldığı şey geri istenince onu vermeyip yanında alıkoyabilir mi?” </strong></em>diye sordu, Ebû Talha da mutlaka geri vermesi gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ümmü Süleym, Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine ödünç verdiği çocuklarını geri aldığını ve onu defnetmesi gerektiğini bildirdi. Karısının bu tutumuna öfkelenen Ebû Talha yaptıklarını Resûl-i Ekrem’e anlattı, o da gecelerinin mübarek olması için dua etti. O gece hamile kalan Ümmü Süleym doğan çocuğu oğlu Enes ile Hz. Peygamber’e gönderdi, Resûl-i Ekrem de çocuğa <em><strong>“tahnîk” </strong></em>yaparak ona Abdullah adını verdi (Müslim, “Fezâʾilü’s-saḥâbe”, 107; İbn Sa‘d, VIII, 431-434) Resûlullah’ın duasının bereketi Abdullah’ın çok sayıdaki çocuğunda görüldü, onlar ensarın en faziletli evlâdı oldu.</p>

<p>Hz. Peygamber, pek çok vesileyle kendisine dua ettiği Ümmü Süleym’i rüyasında cennette gördüğünü haber vermiştir (Buhârî, “Fezâʾilü’s-sahâbe”, 6). Ümmü Süleym’in hangi tarihte vefat ettiği bilinmemekle beraber Hz. Osman’ın hilâfet yıllarında (644-656) vefat ettiği anlaşılmaktadır. Resûl-i Ekrem’den on dört hadis rivayet etmiş, bunlardan birini hem Buhârî hem Müslim, birini sadece Buhârî, ikisini sadece Müslim kaydetmiştir.&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/en-kiymetli-mehirle-taninan-hanim-sahabi-kimdir</guid>
      <pubDate>Sat, 09 Nov 2024 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/images/haberler/2022/11/en_kiymetli_mehirle_taninan_hanim_sahabi_kimdir_h28802_2a4ae.png" type="image/jpeg" length="93746"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ten’im’de Şehit edilen sahabiler]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/tenimde-sehit-edilen-sahabiler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/tenimde-sehit-edilen-sahabiler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hubeyb b. Adî'nin hayatı, İslâm tarihinde, öldürülmeden önce iki rek'at namaz kılma âdetini ilk defa başlatan sahabi kimdir? Zeyd b. Desine 'nin hayatı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mekke’nin kuzeybatısında Kâbe’ye en yakın Harem sınırı olan Ten’im, umre yapmak isteyenlerin en sık ziyaret ettikleri yerlerden birisidir. Hz. Aişe Mescidinin yer aldığı bu bölge ayrıca İslam tarihinde &nbsp;iki sahabinin şehadetine de şahitlik etmiştir.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Zeyd b. Desine&nbsp;</strong></span></h3>

<p>Medineli Hazrec kabilesinin Beyâzaoğulları koluna mensuptur.</p>

<p>Peygamberimiz (sas) hicretten sonra Hz. Zeyd’i Hâlid b. Bükeyr ile kardeş yapmıştır.</p>

<p>Hz. Zeyd, Bedir ve Uhud gazvelerine de katıldı. Uhud Gazvesi’nden sonra Adal ve Kāre kabilelerinden bir heyet Medine’ye gelerek Resûlullah’a kabilelerinde İslâmiyet’in yayılmaya başladığını ve kendilerine dini öğretecek kimselere ihtiyaç duyduklarını söyledi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, hicretin otuz altıncı ayında (Safer 4 / Temmuz 625) aralarında Zeyd b. Desine’nin de bulunduğu yedi (veya on) kişilik bir heyeti Âsım b. Sâbit’in başkanlığında yola çıkardı (Buhârî, “Cihâd”, 170, “Meġāzî”, 10, 13, 28; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 105). Heyetin bir vazifesi de Mekke yakınlarına kadar gidip Kureyş müşrikleri hakkında bilgi toplamaktı. Heyet, Hüzeyl kabilesi topraklarında bulunan Recî‘ suyuna ulaştığında Lihyânoğulları’ndan 100 kadar okçu ile karşılaştı.</p>

<p>Zeyd b. Desine, Hubeyb b. Adî ve Abdullah b. Târık dışındaki sahâbîler onlarla çarpışırken şehid oldu. Ardından Abdullah b. Târık’ı da öldüren müşrikler Zeyd b. Desine ile Hubeyb b. Adî’yi esir alıp Mekke’ye götürdüler ve Bedir’de öldürülen yakınlarının intikamını almak isteyen Mekkeliler’e köle olarak sattılar.</p>

<p>Zeyd b. Desine’yi Safvân b. Ümeyye satın aldı ve onu zincire vurarak hapsetti.</p>

<p>Hz. Zeyd hapiste kaldığı sürece geceleri namaz kılıp gündüzleri oruç tuttu. Putlar adına kesilen hayvanların etinden yemeyeceğini söyledi. Onun bu davranışını şaşkınlıkla izleyen Safvân, müşriklerin ileri gelenlerinden olup Bedir’de öldürülen babası Ümeyye b. Halef’in intikamını ondan almaya karar verdi. Arkadaşı Hubeyb gibi Zeyd de kendisine yapılan çeşitli eziyetlere katlandı ve dinini terketmedi.</p>

<p>Her ikisi de haram aylardan sonra öldürülmek üzere Harem sınırları dışındaki Ten‘îm (Ye’cec) mevkiine götürüldü. Zeyd öldürülmeden önce iki rek‘at namaz kılmak istediğini söyledi.</p>

<p>Namazdan sonra müşriklerin dininden vazgeçmesi halinde serbest bırakılacağı yönündeki sözlere iltifat etmedi.</p>

<p>Bu sırada yanına gelen Ebû Süfyân, <strong>“Ey Zeyd, Allah aşkına doğru söyle! Şimdi senin yerine Muhammed’in öldürülmesini, böylece evine dönmeyi istemez miydin?”</strong> deyince Zeyd şu cevabı verdi: <strong>“Yemin ederim ki şu anda ailemin yanına dönmek bir yana Muhammed’in ayağına bir diken batıp onu incitse gönlüm ona bile razı olmaz.”</strong> Bu cevap karşısında Ebû Süfyân şaşkınlık içinde şu sözleri söyledi: <strong>“Doğrusu Muhammed’e inananların onu sevdiği gibi bir başkasını seven kimseyi görmedim.” </strong>Zeyd b. Desine, Safvân b. Ümeyye’nin âzatlısı Nistâs tarafından bir ağaca bağlanarak okla şehid edildi.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Hubeyb b. Adî</strong></span></h3>

<p>Medine’nin iki büyük kabilesinden biri olan Evs’e mensuptur.</p>

<p>Bedir ve Uhud gazvelerinde bulundu.&nbsp;</p>

<p>Rec'i Vakasında Hubeyb’i, Bedir’de öldürdüğü söylenen Hâris b. Âmir’in oğullarının veya babaları Bedir’de öldürülen altı müşrikin satın aldığına, yahut Hâris b. Âmir’in anne bir kardeşi Huceyr b. Ebû İhâb et-Temîmî tarafından satın alınıp câriyesi Mâviyye’nin evinde hapsedildiğine dair rivayetler vardır.&nbsp;</p>

<p>Hubeyb, bil'ahare mûslüman olan Mâviyye isimli hizmetli kadının bulunduğu bir evde hapsedilmişti. Maviyye Hubeyb'in hapis heyetini şöyle anlatırdı;</p>

<p>— Yemin ederim ki Hubeyb'den daha hayırlı bir insan ömrümde görmedim. Birgün kapı aralığından hücresine bakmıştım, zincirlere vurulmuş oturuyordu. Mevsimi olmadığı halde elindeki kocaman bir salkımdan üzüm yiyordu. Bunun Kudretten olduğunda şüphe yoktu. Geceleri yüksek sesle Kur'an okurdu Kadınlar onun sesini duyar, acıyarak ağlaşırlardı.</p>

<p>Kendisine :</p>

<p>— Benden istediğin bir şey varmıdır? diye sordum</p>

<p>— Hayır, dedi, sadece bana arasıra tatlı su ver, putlar adıne kesilmiş hayvan etinden yedirme, bir de beni öldürecekleri zaman haber ver?</p>

<p>Mukeddes aylar geçtikten sonra onları öldürmeye karar verdiler. Ben hemen koştum, Hubeyb'e haber verdim. Hiç aldırış etmedi. Benden tıraş için keskin bir bıçak istedi, evlâtlığımla gönderdim. Peşinden de "Eyvah! hen ne yaptım? öldürmek üzere olduğumuz bir adama oğlumu kendi elimle teslim ettim! Şimdi onu muhakkak öldürür!" diyerek büyük bir telâşa kapıldım. Hemen hücresinin önüne koştum. Hubeyb. oğlumla şakalaşıyordu :</p>

<p>— Bay babasına, amma da yiğit çocukmuşsun! Annen, seni, benim gibi az sonra öldüreceğiniz bir adamın yanına keskin bıçakla gönderirken hiç mi korkmadı? Ben :</p>

<p>— Hubeyb. diye bağırdım, ben sana Allah adına güvendim, mukaddes bildiğiniz kendi Tanrı'n hakkı için verdim, oğlumu öldürmen için sana göndermedim!</p>

<p>— Korkma, Mâviyye, dedi, onu öldürecek değilim, biz mûslümanlar hiyanet etmeyiz!</p>

<p>Ertesi sabeh Hubeyb ile arkadaşı Zeyd'i ölüm meydanına götürdüler. Kadın, erkek, çocuk, köle.., bütün Mekke halkı oradıydı. Kimi intikam hislerini tatmin etmek, kimi de seyretmek için gelmişti. Hubeyb ile Zeyd'ın her biri için, bağlanıp öldürülecekleri birer kazık hazırlanımıştı. Hubeyb'ı ölüm kazığına götürürlerken iki rek'at namaz kılmak için müsaade istedi, kabul ettiler. Erkânına uygun olarak iki rek'at namaz kıldı ve ;</p>

<p>— Ölümden korktuğum için uzattığımı zannetmeseydiniz namazı daha da uzatırdım, dedi.</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>İslâm tarihinde, öldürülmeden önce iki rek'at namaz kılma âdetini ilk defa başlatan Hubeyb oldu.</strong></span></p>

<p>Tam bu sırada Kureyş'lilerden Ebü Süfyân Hubeyb'e sordu :</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>— Seni Allah'a salarım, Hubeyb, doğru söyle; İstermiydin ki şu anda Muhammed burada olsaydı da senin yerine onu öldürseydik. sen de çoluk - çocuğunun yanında bulunsaydın?</p>

<p>— Size bütün varlığımla söyliyeyim ki şu anda benim çoluk -çocuğumun yanında bulunmama mukabil yüce Peygamber Muhammed aleyhisselâmın, bulunduğu yerde, ayağına, bir diken batmasına bile asla razi olmam!</p>

<p>Bunu duyan kalabalık, aralarında gülüşürken Ebû Süfyân şöyle mırıldanıyordu :</p>

<p>— Muhammed'in arkadaşları kendisini sevdiği kadar hiç bir insanın diğerini sevdiğini görmedim.</p>

<p>Hz. Hubeyb'ı ölüm kazığına bağladılar. İlim yolunun bu bahtiyar şehidinin son sözleri şunlardı:</p>

<p>— Allah'ım! Biz Resulünün tevdi' ettiği vazifeyi yerine getirdik. onun dâvasını duyurduk. Sen da sabahın şu erken saatinde bize yaptıklarını O'na duyur! Allahım! Bu merhemetsiz inkarcıların neslini tüket, topluluklarını değıtarak mahvet. Onlardan hiç kimseyi sağ ve esen bırakma!</p>

<p>Her ikisini de şehid ettiler.</p>

<p>Tarih ve Siyer kitaplarının kaydettiğine göre Huheyb hazretlerinin çağrısını, aynı anda Medine'de bulunan Rasülallah (sas) duymuş, ona rahmet okumuş, ve çevresindekiIeri durumdan haberdar etmiştir.</p>

<p>Hz. Peygamber, Amr b. Ümeyye ed-Damrî ile Cebbâr b. Sahr el-Ensârî’yi (veya Seleme b. Eslem), bazı kaynaklara göre ise Zübeyr b. Avvâm ile Mikdâd b. Esved’i Hubeyb’in cesedini asılı bulunduğu yerden indirmekle görevlendirmiş, onlar da gizlice Mekke’ye giderek bu görevi yerine getirmişlerdir.</p>

<p>Beyhaki'nin rivayetine göre Amr, Hubeyb'I ölüm sehpasından indirdikten bir kaç saniyesonra göremez oldu. Sanki toprak onu yutmuştu. Ve Hubeyb'e ait bir mezar da şimdiye kadar bilinmemektedir.</p>

<blockquote class="instagram-media" data-instgrm-captioned="" data-instgrm-permalink="https://www.instagram.com/reel/C7Ud8WgNvN6/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" data-instgrm-version="14">
<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>
</div>

<div></div>

<div></div>

<div>
<div style="color:#3897f0"><a href="https://www.instagram.com/reel/C7Ud8WgNvN6/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="text-align:center" target="_blank">Bu gönderiyi Instagram'da gör</a></div>
</div>

<div></div>

<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>

<div>
<div></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<p style="color:#c9c8cd; text-align:center"><a href="https://www.instagram.com/reel/C7Ud8WgNvN6/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="color:#c9c8cd" target="_blank">Diyanet Dijital (@diyanetdijital)'in paylaştığı bir gönderi</a></p>
</div>
</blockquote>
<script async src="//www.instagram.com/embed.js"></script></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Hac ve Umre, Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/tenimde-sehit-edilen-sahabiler</guid>
      <pubDate>Mon, 27 May 2024 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/05/tenimde-sehit-edilen-sahabiler-2.jpg" type="image/jpeg" length="70598"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
