<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyanet Haber</title>
    <link>https://www.diyanethaber.com.tr</link>
    <description>Diyanet Haber / Diyanet Sınav / Diyanet Duyuru / Diyanet Hutbe / Müftülükler / İslam Dünyası / Kültür Sanat / #Keşfet / www.diyanethaber.com.tr</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/mekke-ve-medinedeki-ziyaret-yerleri" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025 Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 20 May 2026 07:30:25 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/mekke-ve-medinedeki-ziyaret-yerleri"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Peygamberimizin cinlerle buluştuğu yer]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/mekkedeki-ziyaret-yerleri-mescid-i-cin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/mekkedeki-ziyaret-yerleri-mescid-i-cin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cin Mescidi nerededir? Cin Mescidi hakkında rivayetler nelerdir? Peygamber Efendimiz Cinlerle nerede buluşmuş ve aralarında neler geçmiştir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Abdullah b. Mes'ûd şöyle anlatıyor:</strong></p>

<p>“Bir gece biz Resûlullah (sas) ile birlikteydik. Bir ara onu kaybettik ve kendisini vadilerde, dağ yollarında aradık. "Acaba kaçırıldı mı, yoksa gizlice öldürüldü mü?" diye endişe ettik. Ve bu hâlde, olabilecek en kötü geceyi geçirdik. Sabahlayınca bir de baktık ki, Resûlullah (sas) Hira tarafından çıkageldi.</p>

<p>- Yâ Resûlallah! Seni kaybettik, çok aradık ama bulamadık. Bu yüzden çok kötü bir gece geçirdik, dedik. Bunun üzerine Resûlullah (sas):</p>

<p>-&nbsp;<em>Bana cinlerin elçisi geldi. Onunla gittim ve cinlere Kur'an okudum</em>&nbsp;, buyurdu. Sonra bizi götürerek cinlerin izlerini, ateşlerinin küllerini gösterdi...”</p>

<p>Hadis kaynaklarında yer alan bir başka rivayete göre ise, Hz. Peygamber farkında değilken cinler kendisinden Kur'an dinlemişlerdir. Bu ilginç olayı Abdullah b. Abbâs şöyle anlatmaktadır:</p>

<blockquote class="instagram-media" data-instgrm-captioned="" data-instgrm-permalink="https://www.instagram.com/reel/C74eOrDN4z7/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" data-instgrm-version="14">
<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>
</div>

<div></div>

<div></div>

<div>
<div style="color:#3897f0"><a href="https://www.instagram.com/reel/C74eOrDN4z7/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="text-align:center" target="_blank">Bu gönderiyi Instagram'da gör</a></div>
</div>

<div></div>

<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>

<div>
<div></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<p style="color:#c9c8cd; text-align:center"><a href="https://www.instagram.com/reel/C74eOrDN4z7/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="color:#c9c8cd" target="_blank">Diyanet Haber (@diyanethbr)'in paylaştığı bir gönderi</a></p>
</div>
</blockquote>
<script async src="//www.instagram.com/embed.js"></script>

<p>“Resûlullah (sas), bir grup arkadaşıyla Ukâz Panayırı'na gitmek üzere yola çıkmıştı. O günlerde şeytanlarla gökyüzü haberleri arasına engel konulmuş ve (gökten haber çalmak isteyen şeytanların) üzerlerine yakıcı alevler gönderilmeye başlanmıştı. Şeytanlar, kendi toplumlarının yanına döndüklerinde, "Bu hâliniz ne?" diye sorulunca, "Gökyüzünden haber alamaz olduk ve üzerimize yakıcı alevler atıldı." dediler. Bunun üzerine onlardan biri, "Sizin haber almanıza engel olan mutlaka olağanüstü yeni bir olay olmalıdır. Yeryüzünün doğusunu ve batısını dolaşın da, gökyüzünden haber almanızı engelleyen bu yeni olayın ne olduğuna bir bakın!" dedi. Bunun üzerine cinler, yeryüzünün her tarafını dolaşarak kendileriyle gök haberleri arasına giren olayın ne olduğunu araştırdılar.” İbn Abbâs demiştir ki: “İşte bunlardan Tihâme tarafına yönelmiş olan grup, o sırada Ukâz Panayırı'na gitmek üzere Nahle'de konaklayan Resûlullah'ın bulunduğu yere vardılar. Resûlullah, ashâbına sabah namazı kıldırıyordu. Cinler Kur'an"ı işitince, ona dikkatle kulak verdiler. Birbirlerine, "Gökyüzünden haber almanıza engel olan şey işte budur." dediler. İşte o zaman kavimlerine döndüler ve onlara,&nbsp;<em>“Gerçekten biz, doğru yola ileten güzel bir Kur"an dinledik&nbsp;ve ona iman ettik. Artık Rabbimize kimseyi asla ortak koşmayacağız.”</em>&nbsp;<span> </span>dediler. Yüce Allah da Cin sûresinin ilgili âyetlerini Peygamberine vahyetti.”<span>&nbsp;</span></p>

<p>[related-posts id="42301" color="bg-success"][/related-posts]</p>

<p>Tarih kitaplarında aktarıldığına göre, bu görünmez, duyu ötesi varlıkların Kur'an dinleyip İslâm'a girmeleri, Hz. Peygamber"in en zor zamanlarından birine rastlamıştır. Şöyle ki, Müslümanlara uygulanan abluka yıllarının ardından Mekke'deki baskı ve işkenceler iyice artmış, amcası Ebû Tâlib ile fedakâr eşi Hatice'nin peş peşe ölmeleri Hz. Peygamber'i derinden sarsmıştı. Allah Resûlü, kendisini anlayıp onaylayacak ve koruyacak kimseler aramaya başlamıştı. Sırf bu amaçla gittiği Tâif'te de aradığını bulamamış, şehirden kovulmuş hatta taşlanmıştı. İşte cinlerin İslâm ile tanışmaları ve Resûl-i Ekrem'in bu durumdan haberdar olması böyle bir dönemde gerçekleşmiştir. Tâif dönüşü Nahle denilen yerde konakladığı gecelerden birinde cinlerden bir grup gelerek Allah Resûlü'nün okumakta olduğu Kur'an'ı dinlemişler ve bundan çok etkilenerek İslâm'ı seçmişlerdi. Yüce Allah daha sonra bu olayı Kur'an"da Resûl-i Ekrem'e şöyle anlatmıştı:</p>

<p><em>“Hani cinlerden bir grubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) "Susun!" demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcı olarak kavimlerine dönmüşlerdi.</em></p>

<p><em>Ey kavmimiz! dediler, doğrusu biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.</em></p>

<p><em>Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun! O'na iman edin ki, Allah da sizin günahlarınızı kısmen bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.</em></p>

<p><em>Allah'ın davetçisine uymayan kimse, yeryüzünde Allah'ı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah'tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Ahkaf 29-32)</em></p>

<p>[related-posts id="42297" color="bg-success"][/related-posts]</p>

<p>Cin ismi verilen varlıkların doğaları itibariyle insan algısının sınırlarını aşmaları, onlar hakkındaki rivayetlerin içeriğine de yansımıştır. Resûlullah'ın cinlerle kaç kez ve nerede buluştuğu ihtilâflı bir konudur. Farklı zaman ve mekânlara atıfta bulunan birtakım haberlere göre cinler, Mekke"de bugün Cin Mescidi'nin bulunduğu Hacûn'da, Medine'de ise Bakî'de heyetler hâlinde Resûlullah'a gelmişler ve haklarında Cin sûresi ile Ahkâf sûresinin ilgili âyetleri indirilmişti.<span> </span>Nitekim yukarıda da geçtiği üzere Hz. Peygamber (sas), bir gece Abdullah b. Mes"ûd"la birlikte Mekke"deki Hacûn mevkiinde konaklamış,<span> </span>İbn Mes'ûd'un etrafına bir çizgi çizmiş ve ona yerinden ayrılmamasını söyledikten sonra kendisi cinlere Kur'an okumuştu.<span> </span></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>CİN MESCİDİ</strong></span></h3>

<p>Cin Mescidi gece bekçilerinin bu tepede toplanarak nöbet değiştirmelerinin âdet olması sebebiyle “Mescidü’l-hares” adıyla da bilinir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hz. Peygamber değişik zaman ve mekânlarda cinlere vahiy tebliğ etmek için Kur’an okurdu. Bir gün Abdullah b. Mes‘ûd’la birlikte Hacûn yakınlarında bir yere gittiklerinde toprağa bir çizgi çekerek ondan bunu aşmamasını istemiş ve çizginin ilerisinde cinlere Kur’an okumuştur. Bundan dolayı buraya “mevziu’l-hat”, daha sonra bu noktada yapılan mescide de Mescid-i Cin adı verilmiştir.</p>

<p>Halen camiye, isimleri bir duvarına yazılmış olan yedi cinin Resûl-i Ekrem’e bu mevkide biat etmeleri sebebiyle “Mescid-i bey‘a” da denilmektedir ancak Akabe biatlarının gerçekleştirildiği yerde de aynı adı taşıyan bir cami vardır.</p>

<p>Ezrakī ve Fâkihî’nin kayıtlarında III. (IX.) yüzyılın ikinci yarısında Mekke’de Hz. Peygamber’in cinlerle buluştuğu bir yerden bahsedilmekte, fakat burada herhangi bir yapının bulunup bulunmadığı belirtilmemektedir. X. (XVI.) yüzyılın ikinci yarısında Cennetü’l-muallâ yakınlarındaki Ferhadiye adı verilen yerin burası olduğu tahmin edilmekte ve İbn Zahîre’den de Resûlullahın cinlerle buluştuğu mekânın meşhur olduğu ve yine üzerinde bir yapı bulunmadığı öğrenilmektedir.</p>

<p>Mekke halkı her yıl zilhiccenin bitmesine üç gün kala akşam namazı vakti Ferhadiye’de toplanıyor ve geceyi burada geçiriyordu burayı gören Faslı Ayyâşî de tepenin ağaçlık olduğunu ve üzerindeki düzlükte fakirlere yemek verildiğini kaydetmektedir.</p>

<p><img alt="" height="504" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/05/cin-mescidi-eski.jpg" width="860" /></p>

<p>Mescid-i Cin’in ilk yapımı 18 Muharrem 1112’de (5 Temmuz 1700) Mekke’ye gelen İbrâhim Ağa adlı mimar tarafından gerçekleştirilmiştir. O dönemde iki geniş cadde arasında kalan Ferhadiye’de yer altına kubbesiz ve minaresiz olarak tesis edilen caminin kuzey ve güney tarafı sekiz, batı tarafı on altı ve doğu tarafı on bir adım uzunluğunda idi.</p>

<p>2000 yılında tamamen yeniden yapılan Mescid-i Cin yer üstündedir ve minareli modern bir cami görünümüyle yakınındaki Cennetü’l-muallâ ile birlikte Mekke’de ziyaret edilen önemli mekânlardan biridir.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Cin Mescidi nerededir?</strong></span></h3>

<p>Cin Mescidi Mekke’nin mezarlığı, Cennetü’l-Muallâ’nın yakınında ve Harem-i şerif’in yaklaşık 2 km. kuzeyinde bulunan şehre hâkim bir tepenin üzerinde yer alır.</p>

<p><iframe height="450" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m14!1m8!1m3!1d60848433.05823083!2d39.828938!3d21.433426!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!3m3!1m2!1s0x15c204a6505f81d5%3A0x8c50939a6cecf91!2sCin%20Mescidi!5e0!3m2!1str!2ssa!4v1716586386772!5m2!1str!2ssa" width="600"></iframe></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Hac ve Umre, Mekke'deki Ziyaret Yerleri</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/mekkedeki-ziyaret-yerleri-mescid-i-cin</guid>
      <pubDate>Sat, 30 Aug 2025 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/05/peygamberimizin-cinlerle-bulustugu-yer.jpg" type="image/jpeg" length="34772"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akabe Biatlarının gerçekleştiği yer]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/akabe-biatlarinin-gerceklestigi-yer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/akabe-biatlarinin-gerceklestigi-yer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akabe Biatları nerede yapıldı? Akabe Mescidi Mekke'nin neresinde. Mekke'deki ziyaret yerlerinden Akabe denilen yerde tarihte hangi olay oldu?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Peygamber Efendimiz yıllarca Mekke halkını İslam’a davet etmiş,&nbsp;ancak Mekkelilerin inatçı tutumu yüzünden büyük zorluklarla karşılaşmıştı.&nbsp;Ne varki, onların bu tutumu İslam Peygamberini vazifesinden&nbsp;alıkoyacak değildi. İslam’ın nuru insanlığı aydınlatmaya devam&nbsp;edecekti. Bunun için Yüce Allah yeni bir ufuk açtı. İslam’ın yayılması&nbsp;için daha elverişli bir çevre hazırladı. Bu çevre Medine idi.</p>

<p>Peygamberliğinin on birinci yılı hac mevsiminde Hz. Muhammed&nbsp;(sas) Mekke dışına çıktı. Medine’den gelen altı kişilik bir toplulukla&nbsp;karşılaştı. Onlara Peygamber olduğunu söyledi. Kur’an okudu.&nbsp;Allah’ın emirlerini anlattı. Onları Müslüman olmaya davet etti.&nbsp;Medineliler iyi düşünceli insanlardı. Peygamberimizin söylediklerinin&nbsp;akla uygun ve doğru olduğuna kanaat getirerek Müslüman&nbsp;oldular. Medine’ye dönünce orada İslam’ın yayılmasına çalıştılar.</p>

<h3><strong>I. Akabe Biatı: (Peygamberliğin 12. yılı)</strong></h3>

<p>Ertesi yıl Mekke’ye gelen Medinelilerden 12 kişilik bir grup, Mekke&nbsp;yakınında <strong>Akabe</strong> denilen yerde Peygamberimizle görüştü. Reisleri&nbsp;Esad b. Zürare idi. Aralarında bir yıl önce Müslüman olmuş beş kişi&nbsp;de vardı. Bunlar. “Allah’a şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek,&nbsp;yalan ve iftiradan sakınmak, Peygambere karşı gelmemek” hususunda&nbsp;Peygamberimize biat ettiler, söz verdiler. Buna I. Akabe Biatı&nbsp;denir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Medineliler kendilerine İslamiyeti öğretecek bir kimse istediler.&nbsp;Peygamberimiz de bu görevi yürütmek üzere Mus’ab’ı gönderdi.</p>

<p>Mu’sab, Medine’de İslam’ın öğretilmesi ve yayılmasında büyük hizmetler&nbsp;gördü.</p>

<h3><strong>II. Akabe Biatı: (Peygamberliğin 13. yılı)</strong></h3>

<p>Bu yıl Medine’deki Müslümanlardan 75 kişilik bir grup Mekke’ye&nbsp;geldi. Bunların ikisi kadındı. Akabe denilen yerde Peygamberimizle&nbsp;görüştükten sonra II. Akabe Biatı gerçekleşti. Buna göre, Medineliler;&nbsp;kadınlarını, kızlarını nasıl koruyorlarsa Peygamberimizi de öyle&nbsp;koruyacaklarına söz verdiler. Hepsi ellerini peygamberimize uzatarak&nbsp;biat ettiler.</p>

<p>Bundan sonra Peygamberimiz aralarından 12 kişiyi temsilci seçmelerini&nbsp;istedi. Onlar da 12 kişiyi temsilci olarak seçtiler. Hepsi de&nbsp;Hz. Peygambere: “Darlık ve genişlik zamanında, her hâl ve durumda&nbsp;itaate, sözün daima doğrusunu söylemeye ve Allah yolunda herhangi bir&nbsp;şeyden korkmamaya” söz verdiler.</p>

<p>Akabe biatları İslam’ın yayılmasında önemli bir dönüm noktası&nbsp;oldu.</p>

<p><img alt="" height="504" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/05/akabe-mescidi-1.jpg" width="860" /></p>

<p>Mina’da bulunan <strong>Cemre-i Kübra</strong> (büyük şeytan)dan Mekke-i Mükerreme istikametine doğru az ilerde sağ tarafta bir mescit bulunmaktadır. Bu mescide <strong>Akabe Mescidi</strong> veya <strong>Biat Mescidi</strong> denmektedir. Bu mescidin bulunduğu yerde tarihin akışını değiştiren biat olayı yaşanmıştır. Bu büyük olayın anısına yapılan bu mescid, tarih boyunca birçok defa yenilenmiştir. Bizim için önemli olan, bu mescidin bulunduğu yerin hatırasıdır. Burası, hac mevsiminde Medine’den gelen sahabilerin Resûlullah (sas) ile buluşarak ona biat ettikleri yerdir.</p>

<p>[related-posts id="42288" color="bg-success"][/related-posts]</p>

<p>Bilindiği gibi Resûlullah (sas), bütün benliğiyle insanları hidayete ulaştırmak için çabalıyordu. Bu hususta elinden gelen bütün gayreti gösteriyordu. Resûlullah (sas)’ın uzun süren bu gayretleri nihayet önemli bir karşılık bulmuştu.</p>

<p>Bir hac mevsiminde Peygamber Efendimiz (sas), Yesrib’ten gelen ve Hazrec kabilesine mensup bulunan altı kişiyle karşılaştı ve onlara İslâm’ı tebliğ etti. Bu kişiler son bir peygamber geleceğini Yahudilerden duymuşlardı. Bu Hazreçliler, Allah Resûlü (sas)’nün davetini kabul ettiler ve Müslüman oldular.</p>

<p>Bir sene sonra Medine’den on iki kişi Müslüman olarak gelip Allah Resûlü (sas)’ne burada biat ettiler. Bu yapılan biata ‘Birinci Akabe Biatı’ denildi. Bu biattan sonra Resûlullah (sas), Musab b. Umeyr (ra)’ı Kur’an-ı Kerim’i ve İslâm’ı onlara öğretmek üzere görevlendirerek yanlarına verdi.</p>

<p>Mus’ab b. Umeyr (ra)’in ve bu sahabilerin gayretleri sonucu ertesi sene, Medine’den yetmiş iki erkek ve iki de kadın, Allah Resûlü (sas) ile Akabe’de buluştular. Allah Resûlü (sas)’ne biat ederek onu canları, malları ve ırzları gibi koruyacaklarına söz verdiler. Ayrıca Resûlullah (sas)’ı Medine’ye hicret için davet ettiler. Bu biatte Hz. Peygamber’in amcası Abbas (ra) da bulunmuş ve Medinelilere verdikleri söz ile nasıl büyük bir tehlike ile karşı karşıya geleceklerini anlatmıştır. Verdikleri sözün ne anlama geldiğini açıklayarak, Allah Resûlü (sas)’nü koruyamayacaklarsa onu Medine’ye çağırmamalarını ve Mekke’de tebliğine devam etmesinin gerekliliğini söylemiştir. Onlar, biatlarının ne anlama geldiğini bildiklerini ve İslâm için bütün bu tehlikeleri göze aldıklarını söyleyerek söz verdiler.</p>

<p><img alt="" height="504" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/05/akabe-mescidi-2.jpg" width="860" /></p>

<p>Bu biatla Hicret’in de yolu açılmış oldu ve tarihin akışını değiştirecek büyük değişim süreci hız kazandı. Bu, İslâm dininin insanlara ulaştırılması için artık Medine-i Münevvere’nin merkez seçilmesi anlamına da geliyordu. Dolayısıyla Yesrib’in Medine-i Münevvere’ye dönüşüm süreci de böylece başlamış oldu.</p>

<p>[related-posts id="42287" color="bg-success"][/related-posts]</p>

<p>İşte Akabe, bu büyük olayın yaşandığı yerdir. Akabe’den geçerken Müslüman, bu kuytu köşede Resûlullah (sas)’ın İslâm’ı nasıl güçlüklerle insanlara ulaştırdığını, bunun için ne kadar sıkıntılar çektiğini ve ilk müslümanların İslâm için nasıl hayatlarını, mallarını, canlarını ve her şeylerini ortaya koyduklarını bir kez daha hatırlamalı ve İslâm için ne yapıp yapamadığı hususunda kendi konumunu bir gözden geçirmelidir.</p>

<p>Akabe biatları, Medineliler için hayatlarının olumlu anlamdaki en büyük değişimi idi. Acaba kutsal iklime yaptığımız yolculuk olumlu anlamda bizim hayatımızda ne gibi bir değişim meydana getirecektir? Bundan böyle Hz. Peygamberin getirdiği evrensel ilkeleri benimseme ve hayata geçirme bağlamında hayatımızda herhangi bir gelişim olacak mıdır? İşte Akabe’de bunun muhasebesi yapılmalıdır.</p>

<p></p>

<p></p>

<blockquote class="instagram-media" data-instgrm-captioned="" data-instgrm-permalink="https://www.instagram.com/reel/C7zV3JntnpP/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" data-instgrm-version="14">
<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>
</div>

<div></div>

<div></div>

<div>
<div style="color:#3897f0"><a href="https://www.instagram.com/reel/C7zV3JntnpP/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="text-align:center" target="_blank">Bu gönderiyi Instagram'da gör</a></div>
</div>

<div></div>

<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>

<div>
<div></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<p style="color:#c9c8cd; text-align:center"><a href="https://www.instagram.com/reel/C7zV3JntnpP/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="color:#c9c8cd" target="_blank">Diyanet Haber (@diyanethbr)'in paylaştığı bir gönderi</a></p>
</div>
</blockquote>
<script async src="//www.instagram.com/embed.js"></script>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Hac ve Umre, Mekke'deki Ziyaret Yerleri</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/akabe-biatlarinin-gerceklestigi-yer</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Jul 2025 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/akabe-biatlarinin-gerceklestigi-yer-1.jpg" type="image/jpeg" length="45815"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hacer’ül-Esved'in önemi nedir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hacerul-esvedin-onemi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hacerul-esvedin-onemi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hacer-i Esved nedir? Hacer-i Esved nasıl selamlanır ve ne okunur? Hacer-i Esved ve Peygamber efendimizin hakemliği, Tarihte Hacer-i Esved.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>PEYGABER EFENDİMİZ VE HACER'üL ESVED</strong></span></h3>

<p>Bazı yerleri selden yıkılan Kâbe’yi Mekkeliler tamir etmeye başladılar.&nbsp;Duvarlar yükselip sıra <strong>“Hacerü’l-Esved”</strong> adı verilen mübarek siyah&nbsp;taşı, Kâbe duvarındaki yerine koymaya gelince, her kabile bu şerefi&nbsp;kazanmak için âdeta birbirleriyle yarışa koyuldular. Hatta bu yüzden&nbsp;aralarında anlaşmazlık ve kavga çıktı. Sonunda gerçekten güvenilir&nbsp;ve doğru bir kişi olduğuna inandıkları Hz. Muhammed’i (sas) hakem&nbsp;yapmaya ve onun vereceği hükme razı olmaya karar verdiler.&nbsp;</p>

<p>Hz. Muhammed (sas) <strong>“Hacer’ül-Esved”</strong>i bir yaygı üzerine koydu. Yaygının&nbsp;uçlarından kabile başkanlarına tutturdu. Hep birlikte taşı yukarı&nbsp;kaldırdılar. Hz. Muhammed&nbsp;(sas) taşı mübarek elleriyle duvardaki yerine&nbsp;koydu. Onun bu uzlaştırıcı davranışı herkesi memnun etti. Böylece&nbsp;büyük bir anlaşmazlık ortadan kalkmış oldu. Bu olayın meydana&nbsp;geldiği sırada Hz. Muhammed (sas) otuz beş yaşında idi.&nbsp;</p>

<p>Hz. Muhammed (sas) peygamberliğinden önce de son derece&nbsp;doğru ve güvenilir bir kişiliğe sahipti. Bu özelliğinden dolayı halk&nbsp;arasında kendisine “Muhammedü’l-Emin” yani “Güvenilir Muhammed”&nbsp;deniliyordu. Herkesin sevgi ve saygısını kazanmıştı. Temiz ve örnek&nbsp;yaşayışı ile toplumda bir yıldız gibi parlıyordu. Yüce Allah, onu en&nbsp;iyi bir şekilde terbiye etti. Ahlak ve faziletle donattı. Çünkü insanlığın&nbsp;kurtuluşu için onu peygamber olarak görevlendirecekti.</p>

<p>[related-posts id="42287" color="bg-success"][/related-posts]</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Hacer-i Esved’in selamlanması ve öpülmesinin hikmeti nedir?</strong></span></h3>

<p>Hacer-i Esved’i selâmlama ve öpmenin meşruiyeti Hz. Peygamber’in (sas) ve ashâb-ı kirâmın uygulamalarıyla sabittir.</p>

<p>Fıkıh âlimleri, bu uygulamalara dayanarak tavaf sırasında Hacer-i Esved’i sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin (istilâm), ona el ile dokunup öpmenin sünnet olduğu konusunda görüş birliği içindedirler.</p>

<p>Hacer-i Esved’i istilâm ederken tekbir getirilmesi de aynı gerekçe ile müstehap sayılmıştır.</p>

<p>Tavaf esnasında Hacer-i Esved’e dokunulması ve onun öpülmesi yönündeki rivâyetlerden, bu taşın kutsallığı sonucunu çıkararak bu uygulamayı bizzat Hacer-i Esved’e karşı bir saygı ifadesi olarak görmek doğru değildir.</p>

<p>Hac ibadetindeki birçok şekil ve merasim gibi bunun da Hz. İbrahim’in (as) ve Resûl-i Ekrem’in (sas) hatırasını canlandırma, haccı önemsemeyi ve Allah’ın bu konudaki emrine boyun eğmeyi vurgulama, kulluk ve itaat gibi ruhî ve derunî hâlleri, zahirî bazı davranışlarla ifade etme gibi sembolik ve taabbüdî bir anlam taşıdığı söylenebilir.</p>

<p>Hacer-i Esved’le ilgili olarak Hz. Ömer’in “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah’ı (sas) seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim.” şeklindeki sözü de bu yaklaşımı desteklemektedir.</p>

<p>Tavaf mahalli tenha olur ve Hacer-i Esved’e yaklaşmak mümkünse öpülür; öpme imkânı bulunamaması hâlinde bu sünnet uzaktan eller kaldırılıp, <strong>“Bismillahi Allahu ekber”</strong> denilerek selâmlamakla yerine getirilmiş olur.</p>

<p>İzdiham olması hâlinde Hacer-i Esved’i öpmek için başkalarına eziyet etmek, kadın erkek sıkışık hâlde bulunmak caiz değildir. Hacer-i Esved’e dokunamamak hiçbir surette tavafta bir eksikliğe sebep olmaz.</p>

<h3><strong>HACERÜLESVED -&nbsp;</strong>الحجر الأسود</h3>

<p><strong>el-Hacerü’l-esved</strong>&nbsp;terkibi Arapça’da “siyah taş” anlamına gelir. Yerden <strong>1,5 m</strong>. kadar yükseklikte bulunan, yaklaşık <strong>30 cm</strong>. çapında ve yumurta biçimindeki bu taşın siyaha yakın koyu kırmızı renkte olması sebebiyle böyle adlandırıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>HACERÜLESVED NEREDEN GELMİŞTİR?</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynaklar, Hacerülesved’in Hz. İbrâhim tarafından Kâbe’nin inşası esnasında tavafın başlangıç noktasını belirlemek amacıyla yerleştirildiği konusunda ittifak etmekle birlikte bu taşın menşei, tarihçesi ve mahiyeti hakkında, birçoğu zayıf isnatlara dayanan, bazıları aynı zamanda sembolik bir anlam taşıyan çeşitli rivayetler nakledilmiştir.</p>

<p>Bu rivayetlerde umumiyetle Hacerülesved’in cennetten indirildiği, Nûh tûfanı sırasında Ebû Kubeys dağında korunduğu ve Hz. İbrâhim’in Kâbe’yi inşası esnasında oradan getirilerek yerine konulduğu ifade edilmektedir.</p>

<p>İslâmiyet’ten önce Araplar’ın Hacerülesved’e ayrı bir önem ve kutsiyet atfetmeleri ve onu âdeta Kâbe’nin kutsiyetinin sembolü saymaları, bu taşın Hz. İbrâhim’den itibaren devam edegelen hac ve tavaf ibadetinin önemli bir öğesi olmasının yanı sıra bu dönemde Araplar arasında özellikle taşlara ve bu taşlardan yapılmış putlara tapınma âdetiyle de bağlantılı olmalıdır. Nitekim bu husus bir kısım Batılı araştırmacıyı, Hacerülesved’in Araplar’ın eski bir putundan arta kalan bir parça olabileceği tarzında yanlış bir kanaate sevketmiştir.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>HACERÜLESVED'İN KORUNMASI</strong></span></h3>

<p>Kâbe’nin zaman içinde sel ve yangın gibi çeşitli âfetlere, ayrıca insanların saldırılarına mâruz kalmasının sonucunda Hacerülesved’de bazı hasarlar ve parçalanmalar meydana gelmiş, ancak her defasında bu parçalar büyük bir titizlikle yerlerine yapıştırılarak korunmaya çalışılmıştır.</p>

<p>İslâm’dan önceki dönemde Huzâalılar tarafından Mekke’den çıkarılan Cürhümlüler’in sakladığı Hacerülesved, uzun süren aramalardan sonra bulunarak tekrar yerine konmuştur.</p>

<p>Hz. Muhammed (sas) henüz otuz beş yaşında iken Kâbe’nin Kureyşliler tarafından yeniden inşası sırasında Hacerülesved’in yerine yerleştirilmesi hususunda kabileler arasında anlaşmazlık çıkmış, bu şerefli görevi hiçbir kabile diğerine bırakmak istememişti. Bunun üzerine Kureyşliler’in en yaşlısı Ebû Ümeyye b. Mugīre’nin teklifiyle belirlenen bir yöntem sonunda hakem kabul edilen Hz. Muhammed (sas), Hacerülesved’i bir örtü içine koyarak bütün kabile reislerinin iştirakiyle kaldırmış, yerleştirileceği yerin hizasına gelince de bizzat kendisi bu görevi yerine getirmişti.</p>

<p>Abdullah b. Zübeyr döneminde (683-692) çıkan bir yangında üç parçaya ayrılan Hacerülesved, parçaları birbirine yapıştırılarak gümüş bir mahfaza içine alınmış, daha sonra yıpranan bu mahfaza 189 (805) yılında Hârûnürreşîd tarafından takviye ettirilmiştir. 317’de (930) Karmatî lideri Ebû Tâhir el-Cennâbî Mekke’de yaptığı katliam ve yağma sırasında Hacerülesved’i yerinden sökerek Hecer’e götürmüştür. Böylece Kâbe uzun bir süre Hacerülesved’siz kalmış, ancak hacılar tavaf esnasında Hacerülesved mevcutmuş gibi bulunduğu yeri istilâm ederek tavaflarını yapmışlardır. Nihayet bir rivayete göre Fâtımî Halifesi Mansûr-Billâh’ın emriyle, diğer bir rivayete göre ise Abbâsî Halifesi Mutî‘-Lillâh’ın 30.000 dinar fidye ödemesi üzerine Hacerülesved Mekke’ye getirilerek (339/950-51) yerine yerleştirilmiş ve gümüş mahfazası tamir edilerek yenilenmiştir.</p>

<p>Daha sonra Hacerülesved’i çalma veya ondan bir parça koparma yönünde birçok teşebbüs olmuşsa da bunlar engellenmiş veya koparılan parçalar özenle yerine monte edilmiştir.</p>

<p>Bu taşa ait küçük bir parça Kanûnî Sultan Süleyman döneminde bir hadım ağası tarafından İstanbul’a getirilmiş ve türbe kapısının üst tarafına konulmuştur. İbrâhim Rifat Paşa’nın naklettiğine göre Hacerülesved 1290’da (1873), ortasında <strong>27 cm</strong>. çapında yuvarlak bir açıklığın bulunduğu gümüş bir mahfaza içine alınmış olup (Mirʾâtü’l-Ḥaremeyn, I, 264) bu açıklık sayesinde taşa dokunulmasına imkân sağlanmıştır. 1932 yılında bir Afganlı Hacerülesved’den bir parça koparmış, ancak yakalanarak idam edilmiştir.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>TAVAF'IN&nbsp;HACERÜLESVED'TEN BAŞLAMASI</strong></span></h3>

<p>Hanefî mezhebine ve İmam Mâlik’e göre tavafa Hacerülesved’den başlanması sünnet, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleriyle Hanefî fakihi Muhammed b. Hasan’a göre ise şarttır.</p>

<p>Birinci grup, Kur’ân-ı Kerîm’de hac ve tavaftan söz eden âyetlerde (el-Bakara 2/125, 158; el-Hac 22/29) bu yönde bir hükmün bulunmayışından hareket ederken ikinci gruptaki fakihler bu konuda, Hz. Peygamber’in hac ibadetinin kendisinin yaptığı gibi yapılması yönündeki genel emrini (<em>Müsned</em>, III, 318; Müslim, “Ḥac”, 310) esas alırlar.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>HACERÜLESVED'İ SELAMLAMA (İSTİLAM)</strong></span></h3>

<p>Fakihler, Resûl-i Ekrem ve ashaptan rivayet edilen uygulamalara dayanarak tavaf sırasında <strong>Hacerülesved’i</strong> sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin <strong>(istilâm)</strong> ona el ile dokunup öpmekle gerçekleştiği konusunda görüş birliği içindedir.</p>

<p>Hacerülesved’i istilâm ederken tekbir getirilmesi de aynı gerekçe ile müstehap sayılmıştır. Fakihlerin çoğunluğuna göre, tavafın her şavtında yapılan istilâm esnasında tekbir getirilirken eller havaya kaldırılır, Mâlikî mezhebine göre ise bu gerekli değildir. Öpme veya el ile dokunma suretiyle istilâm etme imkânı bulunamadığı veya bunun zor olduğu durumlarda uzaktan işaret ederek istilâm yapılabilir. Bunu yaparken avuç içleri Hacerülesved’e doğru kaldırılır ve sanki taşa dokunuyormuş gibi hafifçe hareket ettirilir. Bu hareketin ardından tekbir getirilerek avuç içi öpülür.</p>

<p>Tavafta izdiham olduğu zaman Hacerülesved’in öpülmesi veya ona dokunulması için başkalarına eziyet edilmemesi gerekir. Bu durumda uzaktan işaretle istilâm etmek daha uygundur. Çünkü Hacerülesved’e dokunmak sünnet, başkalarına zarar vermekten kaçınmak ise vâciptir. Nitekim Hz. Peygamber, Vedâ haccının tavafında Hacerülesved’i elindeki değnekle işaret ederek istilâm ettiği gibi Hz. Ömer’i de insanlara eziyetten sakınarak uzaktan istilâm konusunda uyarmıştır.</p>

<p>Tavaf eden kişi Hacerülesved’i istilâm sırasında herhangi bir dua okuyabilir. Ancak Resûl-i Ekrem’den ve ashaptan gelen bazı rivayetlere dayanan fakihlerin çoğunluğuna göre şu duanın okunması müstehaptır:</p>

<p><strong>"Bismillâhi vallāhü ekber. Allâhümme îmânen bike ve tasdîkan bi-kitâbike ve vefâen bi-ahdike ve’ttibâan li-sünneti nebiyyike Muhammedin sallallāhü aleyhi ve sellem"</strong></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>بسم الله والله أكبر.<br />
اللهم إيمانًا بك وتصديقًا بكتابك<br />
ووفاءً بعهدك واتباعًا لسنّة نبيك محمّدٍ<br />
صلى الله عليه وسلّم</strong></span></p>

<p><strong>“Allah’ın adıyla. Allah en büyüktür. Allahım! Sana inanmamın, kitabını tasdik etmemin, ahdine vefa göstermemin ve peygamberin Muhammed’in sünnetine uymamın bir işareti olarak.”</strong></p>

<p><span style="color:#e74c3c"><strong>HACERÜLESVED'İN HİKMETİ ve SEMBOLİK ANLAMI</strong></span></p>

<p>Tavafta başlama noktasını gösterme şeklindeki pratik faydası yanında Hacerülesved’in bir de sembolik anlamı olup kaynaklarda bununla ilgili birçok rivayete yer verilir.</p>

<p>Hz. Ali’den nakledildiğine göre Hacerülesved, <strong>bezm-i elestte</strong> Allah’ın bütün insanlardan kendisini rab olarak tanımaları yönünde aldığı sözü içinde taşımakta olup ondan, bu ahde vefa gösterenler lehinde kıyamet günü şahitlikte bulunması istenecektir.</p>

<p>İbn Abbas’tan rivayet edilen bir hadiste, Allah’ın kıyamet günü Hacerülesved’i getireceği ve onun da hak üzere kendisini istilâm edenlere şahitlikte bulunacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Diğer bir hadiste de, “Hacerülesved’e dokunan kimse rahmanın eline dokunmuş gibidir” denilmiştir.</p>

<p>Kütüb-i Sitte&nbsp;dışındaki bazı hadis kitaplarında Hacerülesved’in yeryüzünde Allah’ın sağ eli olduğu, onun vasıtasıyla kulları ile musâfaha ettiği, Hacerülesved’e dokunanın Allah’la biat etmiş olacağı, Hacerülesved ve Rüknülyemânî’nin ahde vefa üzere kendilerini istilâm edenlere kıyamet günü şahitlik edeceği şeklinde birtakım rivayetler yer almaktadır.</p>

<p>Bir kısmı zayıf senedlere dayanan (Fâkihî, I, 81-97, nâşirin notları) bu rivayetlerin genelde hac, umre ve tavaf ibadetlerinin önemini, bu arada Hacerülesved’in temsilî anlamını vurgulamaya yönelik ifadeler olarak yorumlanması daha isabetli görülmektedir.</p>

<p>Hacerülesved istilâm edilirken okunan duada da onun bu sembolik anlamına işaret vardır. Süheylî, aslında beyaz olan Hacerülesved’in işlenen günahlar yüzünden karardığına dair hadisi yorumlarken Hacerülesved’de saklı ahdin insanın tevhide dayanan aslî fıtratı olduğunu, her insanın bu ahd ve fıtrat üzere doğduğunu belirtir ve Hacerülesved’in kararması ile, ahde ve fıtrata aykırı davrananların bu ahdin mahalli olan kalplerinin kararması arasındaki benzerliğe dikkat çeker.</p>

<p>Hacerülesved’in Kâbe’de meydana gelen yangınlar veya Câhiliye devrinde müşriklerin sürdükleri kan sebebiyle karardığına dair görüşler de bulunmaktadır.</p>

<p>Abdullah b. Ömer’in naklettiğine göre Hz. Peygamber bir defasında dudaklarını Hacerülesved’in üzerine koyarak uzun süre ağlamış, daha sonra dönüp Ömer’in de ağladığını görünce şöyle demiştir: “Ey Ömer! Göz yaşları burada dökülür”. Hz. Ömer’in de Hacerülesved’le ilgili olarak, “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah’ı seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim” dediği bilinmektedir.</p>

<p>Diğer bir rivayette ise Hz. Ömer’in Hacerülesved’i öptüğü ve, “Resûlullah’ı seni öperken görmeseydim seni öpmezdim” dediği kaydedilmektedir. Hz. Ömer bu sözü, insanların putlara tapmaktan yeni kurtuldukları bir dönemde Hacerülesved’i istilâmı putperestlikle karıştırmalarını önlemek ve bu iki davranışın mahiyet ve gaye bakımından birbirinden farklı olduğunu anlatmak için söylemiş olmalıdır.</p>

<p>Tavaf esnasında Hacerülesved’e dokunulması ve onun öpülmesi yönündeki rivayetlerden, bu taşın kutsallığı veya Kâbe’nin kutsiyetini temsil ettiği şeklinde bir sonuç çıkarmak ve bu uygulamayı bizzat Hacerülesved’e karşı bir saygı ifadesi olarak görmek doğru değildir. Hac ibadetindeki birçok şekil ve merasim gibi bunun da Hz. İbrâhim’in ve Resûl-i Ekrem’in hâtırasını canlandırma, haccı önemsemeyi ve Allah’ın bu konudaki emrine boyun eğmeyi vurgulama, kulluk ve itaat gibi ruhî ve derunî halleri zâhirî bazı davranışlarla ifade etme gibi sembolik ve taabbüdî bir anlam taşıdığı söylenebilir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Hac ve Umre, Mekke'deki Ziyaret Yerleri</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hacerul-esvedin-onemi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 24 May 2025 23:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/hacerul-esvedin-onemi-nedir.jpg" type="image/jpeg" length="84893"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Peygamberimizin veda hutbesini okuduğu yer]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/peygamberimizin-veda-hutbesini-okudugu-yer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/peygamberimizin-veda-hutbesini-okudugu-yer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nemire Mescidinin önemi nedir? Nemire ne demektir? Nemire Mescidine verilen isimler nelerdir? Nemire Mescidi nerededir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Nemire ne demektir?</strong></span></h3>

<p>Nemire, Arafat’ın batı tarafında küçük bir dağın adıdır.</p>

<p><img height="675" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/peygamberimizin-veda-hutbesi-okudugu-yer-3.JPG" width="900" /></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Nemire Mescidinin önemi nedir?</strong></span></h3>

<p>Nemire Mesicidi Arafat’ta bulunan büyük bir camidir.&nbsp; Arefe günü öğle ve ikindi namazları cemeat-i kübra (büyük cemeat) ile cem-i takdim (usulüne göre birleştirilerek) bu camide kılınır ve burada hutbe okunur.</p>

<p>Veda haccında Allah’ın elçisi (sas) için burada bir çadır kurulmuş ve Hz. Peygamber (sas) burada namaz kıldırıp hutbe okumuştur.</p>

<p><img height="675" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/peygamberimizin-veda-hutbesi-okudugu-yer-2.JPG" width="900" /></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Nemire Mescidine verilen isimler</strong></span></h3>

<p>Mescid kaynaklarda daha çok<strong> Mescid-i Arafe </strong>ve<strong> Mescid-i İbrâhim </strong>olarak geçer. Buraya vadinin adına izâfetle <strong>Mescid-i Urene</strong>, Arafat’a izâfetle Arafat Musallâsı da denilmiştir. Ancak Hz. Peygamber’in çadırının kurulduğu tepeciğe nisbetle Mescid-i Nemire diye meşhur olmuştur.</p>

<p><img height="675" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/peygamberimizin-veda-hutbesi-okudugu-yer-1.JPG" width="900" /></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Nemire Mescidi nerededir?</strong></span></h3>

<p>Nemire Mesicidi Mekke'de Arafat’ta bulunur.</p>

<p>Mescidin Arafat dahilinde bulunduğuna ve kıble duvarının tam Urene vadisine sınır olduğuna dair bazı âlimlerin görüşünü aktaran İbn Abdülber (et-Temhîd, XXIV, 419), mescid mahallinin Urene vadisine dahil olduğunu ve burada vakfe yapılamayacağını belirtir (a.g.e., XIII, 158). Bugünkü mescidin ise yalnız batı ve kuzeyindeki bir bölümü Arafat sınırı dışında kalmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="675" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/peygamberimizin-veda-hutbesi-okudugu-yer-4.JPG" width="900" /></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Tarihte Nemire Mescidi </strong></span></h3>

<p>Resûl-i Ekrem’in insanlara hitap etmesi için Urene’de küçük taşlardan bir minber yapılmıştı. Sel suları zamanla bu minberi yıkınca Abdullah b. Zübeyr, Mekke hâkimiyeti sırasında buraya hurma kütüğünden yeni bir minber koydurdu. Burası, vakfe için gelen müslümanların öğle ve ikindi namazlarını cemederek kılmak üzere toplandıkları, etrafı duvarsız ve üstü açık düz bir alan iken Emevîler döneminde etrafı duvarla çevrildi.&nbsp;</p>

<ul>
 <li>Mescid, Zengîler Devleti vezirlerinden Cemâleddin el-İsfahânî (ö. 559/1164) tarafından genişletildi.</li>
 <li>843’te (1439) Memlük Sultanı el-Melikü’z-Zâhir Çakmak’ın emriyle harap olan yerleri onarıldı.</li>
 <li>IX. (XV.) yüzyıla kadar bu şekilde gelen mescidin 884’te (1479) Sultan Kayıtbay tarafından kıble duvarına paralel iki revak yapıldı.</li>
 <li>Osmanlı döneminde Yavuz Sultan Selim, Kanûnî Sultan Süleyman ve I. Ahmed zamanında Haremeyn’de gerçekleştirilen imarlar sırasında burada da gerekli çalışmalar yapıldı.</li>
 <li>Mescid 1072’de (1661-62) IV. Mehmed tarafından onarılarak yenilendi.</li>
</ul>

<p><strong>Evliya Çelebi, </strong>1672’de <strong>hac seyahati sırasında</strong> gördüğü mescidin Arafat sahrasının güneyinde dört köşe, kale gibi bir cami olduğunu ve etrafının 608 adım tuttuğunu söyler. Onun anlattığına göre mescidin kıbleye bakan üç kapısı olup minaresi yoktur. Mihrap tarafında on dört kubbe yer alır. İçi saat kumu gibi ince kumla döşeli olup halı ve avizesi mevcut değildir. Mihrapla minber arasında mermer bir kitâbe üzerinde Sultan Ahmed’in emriyle 1020’de (1611) tamir edildiği yazılıdır (Seyahatnâme, IX, 699-700).</p>

<p>Son hâliyle içinde yaklaşık <strong>üç yüz bin kişinin </strong>namaz kılabileceği <strong>altı minareli </strong>bazı yerleri iki katlı bir cami hâline gelmiştir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Hac ve Umre, Mekke'deki Ziyaret Yerleri</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/peygamberimizin-veda-hutbesini-okudugu-yer</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Jun 2024 17:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/peygamberimizin-veda-hutbesini-okudugu-yer.jpg" type="image/jpeg" length="50645"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mekke'de bulunan Mescid-i İcabe]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/mekkede-bulunan-mescid-i-icabe</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/mekkede-bulunan-mescid-i-icabe" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mescid-i İcâbe nerededir? Mescid-i İcâbe'nin önemi nedir? Mescid-i İcabe Kabe'ye kaç km uzaklıktadır?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mescid-i İcâbe, Allah Resûlü’nün Veda haccında Mina’dan dönüşü sırasında Maabde’de çadır kurdurup dinlendiği yerde yapılmıştır.</p>

<p><img height="675" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/mekkede-bulunan-mescid-i-icabe-5.JPG" width="900" /></p>

<p>Bugün Mina’dan gelirken Maabde’de Kral Abdülaziz Mescidi’ni geçince karşıda üzerinde kale bulunan dağın eteğindeki bu mescid 720’de inşa edilmiş, son olarak Sultan Abdülmecid zamanında yeniden yapılmıştı.</p>

<p><img height="675" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/mekkede-bulunan-mescid-i-icabe-7.JPG" width="900" /></p>

<p>Suudi devleti diğer mescidler gibi burayı da yenilemiştir.</p>

<p><img height="1200" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/mekkede-bulunan-mescid-i-icabe-2.JPG" width="900" /></p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Mescid-i İcabe Kabe'ye kaç km uzaklıktadır?</strong></span></h3>

<p>Mescid-i İcâbe'nin Kabe ile arası araçla 4.1 km iken&nbsp;yürüme mesafesi ise 6.1 km'dir.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mescid-i İcâbe yakının Mekke Bus durakları mevcut, Kabe'ye bu otobüle ücretsiz ulaşım sağlayabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Hac ve Umre, Mekke'deki Ziyaret Yerleri</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/mekkede-bulunan-mescid-i-icabe</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Jun 2024 16:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/mekkede-bulunan-mescid-i-icabe.jpg" type="image/jpeg" length="22345"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Peygamberimizin Vedâ Haccı’nda çadır kurduğu yer]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/peygamberimizin-veda-haccinda-cadir-kurdugu-yer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/peygamberimizin-veda-haccinda-cadir-kurdugu-yer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mescid-i Hayf ne anlama gelmektedir? Mescid-i Hayf’ın Önemi nedir? Mescid-i Hayf'ta İbadet etmenin önemi nedir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Mescid-i Hayf ne anlama gelmektedir?</strong></span></h3>

<p>Mescid-i Hayf, Resûl-i Ekrem’in Vedâ Haccı’nda çadır kurduğu ve cemaatle namaz kıldığı yerde inşa edilmiştir. Resûl-i Ekrem’in namaz kıldığı bu yerin etrafı sonradan duvarla çevrilip mescid hâline getirilmiştir. Arapça’da vadilerdeki su yatağının biraz yukarısındaki yerlere “hayf” denildiğinden Sâih Dağı’nın eteğine kurulan cami de bu adla anılmıştır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Mescid-i Hayf’ın Önemi nedir?</strong></span></h3>

<p>Hz. Mûsâ’nın da yer aldığı yetmiş nebînin mescidin inşa edildiği yerde namaz kıldığı (Fâkihî, IV, 269; Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr, XI, 452; Hâkim, II, 653), yetmiş peygamberin kabrinin burada bulunduğu (Fâkihî, IV, 266; Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr, XII, 414) şeklindeki rivayet hadis olarak nakledilmektedir.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Hz. Adem'in kabrinin bulunduğu rivayet edilen yer</strong></span></h3>

<p>Rivayete göre Hz. Âdem Mescid-i Hayf,'ın bulunduğu yerde medfundur (Fâkihî, III, 208; IV, 271; İbn Asâkir, VII, 458).&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Mescid-i Hayf'ta İbadet</strong></span></h3>

<p>Birçok peygamberin bu mekânda ibadet ettiğine dair rivayetler buranın eskiden beri bir ibadet yeri olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Resûl-i Ekrem (sas) de bu yerde namaz kıldıktan sonra insanlara hitap etmiştir. Hac mevsiminde bazı âlimlerin bu mescidde toplanıp ilmî münazaralar yaptıkları (Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, I, 136; Heysemî, IV, 4), Ahmed b. Hanbel’in, minaresine dayanıp hadis ve fıkıh dersleri verdiği kaydedilmektedir (İbn Asâkir, V, 296).</p>

<p>Peygamber Efendimiz (sas) Vedâ Haccı’nda çadırını kurdurduğu ve namaz kıldığı bu yerin çevresi sonradan duvarla çevrilip mescid haline getirilmiştir.</p>

<p>Bir rivayete göre Resûl-i Ekrem mescidin bulunduğu yere geldiğinde yüksekçe bir yer görüp Bilâl-i Habeşî’den burada ezan okumasını istemiş, daha sonra buraya bir minare yapılmıştır (Harbî, s. 506).&nbsp;</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Müslümanların Mescid-i Hayf’a verdiği değer</strong></span></h3>

<p>İlk dönemlerden itibaren müslümanlar Mescid-i Hayf’a büyük değer vermişlerdir. Ebû Hüreyre, Mekke’de ikamet edecek olsa her cumartesi burasını ziyaret edip iki rek‘at namaz kılacağını, Sa‘d b. Ebû Vakkās da burada iki rek‘at namazı Beytülmakdis’i iki defa ziyaret edip orada namaz kılmaya tercih edeceğini söylemiştir (Fâkihî, IV, 267, 271).</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Mescid-i Hayf’ta namaz kılmanın hükmü</strong></span></h3>

<p>Hz. Peygamber (sas)’in uygulaması sebebiyle fıkıh âlimleri de Mescid-i Hayf’ta cemaatle namaza iştiraki müstehap saymışlardır (İbn Kudâme, V, 333-334).</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Mescid-i Hayf'ın İnşası</strong></span></h3>

<p>Abbasî halifesi Vâsik Billâh tarafından imar edilen mescid, daha sonraki devirlerde de çeşitli İslam devletleri ve bu arada Osmanlılar tarafından tamir edilmiştir. Suudi Arabistan hükümeti, yeni düzenlemeler sırasında Mescid-i Hayf’ı tamamen yıktırarak ek binalarıyla birlikte 25 dönümlük bir arazi üzerinde yeniden inşa ettirmiştir (1987).</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Mürselât sûresinin nâzil olduğu rivayet edilen yer</strong></span></h3>

<p>Kuzey duvarındaki ana kapı üzerine çift şerefeli minare yanında hac emîrlerinin kalacağı bir ev, ana kapı dışında doğu duvarında bir kapı, güney duvarında “gārü’l-Mürselât” denilen, Mürselât sûresinin nâzil olduğu ve Hz. Peygamber’in başının izinin bulunduğu rivayet edilen mağaraya açılan küçük bir kapı bulunmaktadır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Mescid-i Hayf nerededir?</strong></span></h3>

<p>Mescid-i Hayf, Mekke'de Mina bölgesinde birinci cemrenin (küçük şeytan) hemen yakınında yer almaktadır.</p>

<blockquote class="instagram-media" data-instgrm-captioned="" data-instgrm-permalink="https://www.instagram.com/reel/C7tnE7-tcoU/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" data-instgrm-version="14">
<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>
</div>

<div></div>

<div></div>

<div>
<div style="color:#3897f0"><a href="https://www.instagram.com/reel/C7tnE7-tcoU/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="text-align:center" target="_blank">Bu gönderiyi Instagram'da gör</a></div>
</div>

<div></div>

<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>

<div>
<div></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<p style="color:#c9c8cd; text-align:center"><a href="https://www.instagram.com/reel/C7tnE7-tcoU/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="color:#c9c8cd" target="_blank">Diyanet Haber (@diyanethbr)'in paylaştığı bir gönderi</a></p>
</div>
</blockquote>
<script async src="//www.instagram.com/embed.js"></script></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Hac ve Umre, Mekke'deki Ziyaret Yerleri</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/peygamberimizin-veda-haccinda-cadir-kurdugu-yer</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Jun 2024 15:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/06/hayf-mescidi-manset.png" type="image/jpeg" length="28127"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kabe'ye dair bilinmesi gereken her şey]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/mekkedeki-ziyaret-yerleri-kabe</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/mekkedeki-ziyaret-yerleri-kabe" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mekke-i Mükerreme, Kabe-i Muazzama ve çevresinde ziyaret edilebilecek yerler ve bu yerlerin anlamları, ihtiva ettiği özellikler nelerdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İslamiyetin doğuşuna ev sahipliği yapan Mekke-i Mükerreme içinde Kabe-i Muazzama ile birlikte Peygamber efendimiz ve ashabının hatıralarını barındıran nice olay ve mekanları da bünyesinde barındırmaktadır.</strong></p>

<p>Her yıl milyonlarca Müslümanın Hac ibadet ve umre ziyareti maksadıyla geldiği Mekke, zorlu coğrafi koşullarıyla birlikte İslamiyetin doğuşuna şahitlik etmiş mübarek bir beldedir.</p>

<p>Aynı zamanda Peygamber efendimizin dünyaya geldiği bu mübarek belde, insanlığın atası Hz. Adem başta olmak üzere Haz. İbrahim ve nice peygamberlere de vatan olmuştur.</p>

<p><strong>İnsanlık tarihinin akışını değiştiren İslam'ın doğduğu bu şehir;</strong></p>

<p>Başta bünyesinde bulundurduğu dünyanın ilk mescidi ve tüm mescitlerin yönün kendisine döndüğü yine kendisini tavaf eden milyonların kalplerini yasladığı Kabe-i Muazzama, insanlığın hidayet rehberi Kur'an-ı Kerimin nazil olduğu Cebeli Nur yani Hiranur Dağı, kıyametin vukuunun ardında insanların ilk toplanacağı yer olan ve her yıl milyonlarca hacı adayının vekfeye durarak hacı oldukları bu vesile ile annelerinden yeni doğmuşçasına günahsız ve tertemiz ayrıldıkları Arafat meydanı, Hz. Hacer'in oğlu İsmail için endişelenerek bir o tepeden bir bu tepeye koştuğu ve Şeytan-ı aleyhillane ile mücadele ettiği Safa ve Merve tepeleri,&nbsp; inanan bir avuç Müslüman'ın bir seher vaktinde Peygamber efendimize gelerek iman ettiği Akabe, sembolik olarak Hz. Hacer'den bu yana müslümanların benlik ve nefsi arzularını taşladığı mina-cemarat başta olmak üzere Allah'ın nişaneleri diye zikredilen mukaddes mekanlarıyla ziyaretçilerinin hayatlarında dönüşüm ve kalıcı bir iz bırakıyor.</p>

<p><strong>Hac veya umre vesilesiyle ziyarete gittiğiniz bu mübarek topraklarda Kabe ile birlikte ziyaret edebleceğiniz yerleri siz kıymetli okuyucularımız için topladık.</strong></p>

<h3><strong>KABE:</strong></h3>

<p>Günde en az beş vakit kendisine yöneldiğimiz Kâbe, yeryüzünde âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk binadır. İlk defa Hz. Âdem tarafından inşa edildiği rivayet edilen Kâbe-i Muazzama, Hz. Âdem’den itibaren pek çok defa tamir edilmiş veya yeniden yapılmıştır. Yeryüzüne indiği zaman Hz. Âdem (as)’e Yüce Allah, yeryüzünde, semadaki Beyt-i Ma’mur’un izdüşümünde bir ‘Beyt’ yapmasını,&nbsp;&nbsp;onun ve evlatlarının, meleklerin arşın etrafında ibadet ettikleri gibi Zatına ibadet etmelerini emretmiştir. Rivayetlerde, meleklerin Kâbe’nin yapımına yardım ettikleri bildirilmektedir. Beyti ilk yapan, orada namaz kılıp tavaf eden Hz. Âdem (as)’dir.</p>

<p>Daha sonra Kâbe, Allah’ın emriyle Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail (as) tarafından yeniden yapılmıştır.</p>

<p><img alt="" height="504" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/05/kabei-muazzama.jpg" width="860" /></p>

<p><strong>Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:</strong></p>

<p>“Bir zaman Rabbi İbrahim’i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: ‘Ben seni insanlara önder yapacağım.’ İbrahim de, ‘Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)’ demişti. Bunun üzerine Rabbi, ‘Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz’ demişti.</p>

<p>Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: ‘Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.’</p>

<p>Hani İbrahim, ‘Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır’ demişti. Allah da, ‘İnkâr edeni bile az bir süre, (bu geçici kısa hayatta) rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım. Ne kötü varılacak yerdir orası!’ demişti.</p>

<h3><strong>Kabe'nin isimleri:</strong></h3>

<p>Kur’ân-ı Kerîm’de adı iki defa geçen Kâbe’ye bir kısmı yine Kur’an’da yer alan Beyt, Beytullah,<br />
el-Beytü’l-atîk,<br />
el-Beytü’l-harâm,<br />
el-Beytü’l-muharrem,<br />
el-Mescidü’l-harâm,<br />
el-Beytü’l-ma‘mûr,<br />
el-Meş‘arü’l-harâm,<br />
Beniyye,<br />
Devvâre,<br />
Kādis,<br />
Kıble,<br />
Hamsâ,<br />
Müzheb gibi çeşitli isimler de verilmiştir; halk arasında daha çok Kâ‘be-i Muazzama tabiri kullanılmaktadır.</p>

<h3><strong>KABE'NİN YAPISI</strong></h3>

<p>Kâbe yaklaşık <strong>1,5 m</strong>. genişliğindeki temeller üzerine inşa edilmiştir. Dıştan dışa <strong>10,70 × 12 m</strong>. ölçüsünde ve <strong>15 m</strong>. yüksekliğinde olan duvarlar <strong>1,25 m</strong>. kalınlığındadır.</p>

<p>Temeller, tavaf alanı <strong>(metâf)</strong> yüzeyinden <strong>22-27 cm</strong>. arasında değişen yükseklikte yukarı çıkmış ve duvarlar <strong>25 cm</strong>. kadar içeriden başlatılarak temellerin dışarıda kalan kısmının üzeri <strong>45°</strong> meyilli mermer levhalarla kaplanıp duvarlarla birleştirilmiştir.</p>

<p>Yanları da mermer kaplama olan ve <strong>“şâzervân”</strong> adı verilen bu kısma Kâbe örtüsünü tutturmak için bakır halkalar konulmuştur. Mekke’nin çevresindeki dağlardan getirilmiş bazalt parçalarıyla yapılan duvarların dış yüzlerinde değişik boyutlarda 1614 taş yer almaktadır.</p>

<h3><strong>KABE'NİN KÖŞELERİ VE ETRAFI</strong></h3>

<p>Kâbe’nin merkezinden dört köşesine (rükn) çekilecek hatlar yaklaşık olarak dört ana coğrafî yönü gösterir.</p>

<p>Bunlardan doğu yönünü gösteren köşeye <strong>Rüknülhacerülesved</strong>, güneyi gösteren köşeye <strong>Rüknülyemânî</strong>, batıyı gösteren köşeye <strong>Rüknülgarbî</strong>, kuzeyi gösteren köşeye de <strong>Rüknülırâkī</strong> denilir.</p>

<p>Bazı kaynaklarda kuzey köşesi, birçoğunda ise batı köşesi ayrıca <strong>Rüknüşşâmî</strong> diye adlandırılmaktadır.</p>

<p>Yine Kâbe’nin merkezinden duvarların ortasına çizilecek dikey çizgiler de yaklaşık olarak kuzeydoğu, kuzeybatı, güneydoğu ve güneybatı yönlerini gösterir.</p>

<p>Gerek ana yönler gerekse ara yönlerdeki hafif sapma sebebiyle kaynaklarda <strong>Hacerülesved, Kâbe kapısı, Makām-ı İbrâhim, hicr, altın oluk</strong> gibi bölüm ve unsurların tanıtımında farklı yön tesbitlerinin yapıldığı görülmektedir.</p>

<p>Doğu köşesinde yerden <strong>1,5 m</strong>. yükseklikte, gümüşten bir mahfaza içinde tavafın başlangıç ve bitiş noktasını belli eden <strong>Hacerülesved</strong> bulunmaktadır.</p>

<p>Kuzeydoğu duvarında <strong>Hacerülesved’e</strong> <strong>2 m</strong>. mesafede ve yerden <strong>1,92 m</strong>. yükseklikte <strong>Kâbe kapısı</strong>, kuzeybatı duvarının önünde de iki ucu <strong>Rüknüşşâmî ile Rüknülırâkī’den</strong> <strong>2 m.</strong> kadar mesafede olan ve <strong>“hatîm”</strong> denilen yarım daire şeklinde, <strong>1,31 m</strong>. yüksekliğindeki duvarla çevrili hicr yer almaktadır.</p>

<p>Hacerülesved ile Kâbe kapısı arasında kalan <strong>2</strong> metrelik kısma <strong>“mültezem”</strong>, Rüknülyemânî ile batı duvarı üzerindeki Haccâc tarafından kapatılan kapı arasında kalan kısma da <strong>“müstecâr”</strong> denilir.</p>

<p>Tavafın yapıldığı yer üzerinde ve Kâbe kapısının sağ tarafında, yaklaşık doğu duvarının ortasına yakın bir yerde<strong> 2 × 1,12 × 0,28 m</strong>. boyutlarında <strong>“mi‘cen”</strong> adı verilen bir çukur vardı. Bu çukur, hacıların tavaf sırasında düşerek sakatlanmalarına yol açması sebebiyle <strong>20 Şubat 1958</strong> tarihinde kapatılmış ve üzerine mermer döşenmiştir.</p>

<h3><strong>KABE'NİN İÇİ</strong></h3>

<p>İçi dört köşe bir oda görünümünde olan Kâbe’nin <strong>Rüknülırâkī</strong> köşesinde dama çıkılan merdiven ve önünde <strong>“tövbe kapısı”</strong> denilen bir kapı yer alır.</p>

<p>Taban mermer döşeli, duvarlar <strong>2 m</strong>. yüksekliğe kadar mermer kaplamalıdır. Yapılan onarım ve yeniden inşalarla ilgili olarak batı duvarına beş, doğu ve kuzey duvarlarına birer kitâbe yerleştirilmiştir.</p>

<p>Tabanın ortasında, Abdullah b. Zübeyr zamanından kalma güney-kuzey yönünde dizilmiş üç ağaç direk ve bunlardan kapının karşısındakinin önünde batı duvarına doğru Hz. Peygamber’in namaz kıldığı yer bulunmaktadır; burası seccade şeklinde bir mermerle belirtilmiştir. Tavan ve duvarlar, yukarıdan mermer kaplamalara kadar inen çepeçevre kırmızı atlastan yapılmış bir perde ile örtülüdür. Tavan ile dam arasında <strong>1,33 m</strong>. yüksekliğinde bir açıklık vardır.</p>

<h3><strong>KABE NE ZAMAN YAPILDI?</strong></h3>

<p>Kâbe’nin ilk defa ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı hususunda ihtilâf vardır.</p>

<p><strong>Kur’ân-ı Kerîm’de Kâbe ile ilgili olarak şu âyetler yer almaktadır:</strong></p>

<p>“Şüphesiz âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev -mâbed- Mekke’deki -Kâbe-’dir.<br />
(Âl-i İmrân 3/96)</p>

<p>“Biz beyti insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrâhim’in makamını namaz yeri edinin. Biz İbrâhim ve İsmâil’e, ‘Tavaf eden, ibadete kapanan, rükû ve secde edenler için evimi temiz tutun’ diye emretmiştik. İbrâhim, ‘Rabbim, burayı emin bir şehir yap! Halkından Allah’a ve âhiret gününe iman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır’ dediğinde -Allah-, ‘Kim inkâr ederse onu kısa bir süre -dünyada- faydalandırır, sonra da cehennem azabına sürüklerim. O ne kötü bir âkıbettir!’ demişti. Bir zamanlar İbrâhim İsmâil ile beraber evin temellerini yükseltirken, ‘Ey rabbimiz, bizden kabul buyur! Şüphesiz sen işitensin, bilensin, demişlerdi.”<br />
(el-Bakara 2/125-127)</p>

<p>“Bir zamanlar İbrâhim’e beytin yerini göstermiş -ve şöyle demiştik-: Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf eden, kıyamda bulunan, rükû ve secde edenlere evimi temiz tut.”<br />
(el-Hac 22/26)</p>

<p>“İnsanlar arasında haccı ilân et ki gerek yaya olarak gerekse nice uzak yol ve diyarlardan yorgun argın gelen, zayıf develer üzerinde, kendilerine ait birtakım yararları müşahede etmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın ismini anmaları -kurban kesmeleri- için sana -Kâbe’ye- gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yiyin hem de fakir ve yoksullara yedirin. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve eski evi tavaf etsinler. Kim Allah’ın yasaklarına saygı gösterirse bu, rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır.”<br />
(el-Hac 22/27-29)</p>

<p>Bu âyetlerden Kâbe’nin Hz. İbrâhim’den önce de var olduğu, ancak yıkılıp uzun zaman içinde yerinin kaybolduğu ve İbrâhim tarafından bulunarak yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. Fakat Hz. İbrâhim’den önce kimin tarafından inşa edildiği hususunda Kur’an’da herhangi bir bilgi yoktur. Bununla birlikte bazı kaynaklarda ilk yapanların Hz. Âdem yahut oğlu Şît, hatta onlardan daha önce melekler olduğuna dair birçoğu İsrâiliyat kaynaklı, mübalağa ve efsane unsurlarıyla süslü, bir kısmı da sembolik anlamlar taşıyan rivayetler yer almaktadır.</p>

<p>Ezrakī’nin rivayetine göre Hz. İbrâhim ile oğlu İsmâil’in yaptığı binanın duvarları harçsız olarak üst üste konulan taşlarla örülmüştü ve kuzeydoğu duvarı 32 zirâ, güneybatı duvarı 31 zirâ, güneydoğu duvarı (Hacerülesved ile Rüknülyemânî arası) 20 zirâ, kuzeybatı duvarı ise (Rüknülırâkī ile Rüknüşşâmî arası) 22 zirâ uzunluğunda idi. 9 zirâ yüksekliğindeki binanın biri şimdiki kapının yerinde, diğeri onun karşısında olmak üzere yer hizasında<strong> iki kapısı </strong>vardı; üzeri açıktı ve içine mahzen olarak bir çukur kazılmıştı.</p>

<p>İnanışa göre bugün Makām-ı İbrâhim denilen büyük taş Hz. İbrâhim’in insanları hacca davet için üzerine çıktığı taştır.</p>

<p>Kâbe’nin Hz. İbrâhim’den sonra kaç defa yeniden yapıldığı hususu da ihtilâflıdır; genelde benimsenen görüş Amâlika, Cürhüm ve daha sonra Hz. Muhammed’in (sas) dedelerinden Kusay b. Kilâb tarafından olmak üzere üç defa inşa edildiği şeklindedir.</p>

<p>Kusay, o güne kadar damı bulunmayan Kâbe’nin üzerini hurma dallarıyla örtmüştür. Kureyş’in 605 yılında yaptığı yeniden inşa sırasında Hz. Muhammed’in (sas), amcası Abbas ile birlikte taş taşıdığı ve bu arada Hacerülesved’i yerine koyma şerefini paylaşamayan Kureyş kabileleri arasında çıkması muhtemel bir çatışmayı önlediği bilinmektedir.</p>

<h3><strong>TARİHTE KABE</strong></h3>

<p>Kureyşliler, duvarları bir sıra taştan sonra ahşap bir hatıl koymak suretiyle ördüler ve yüksekliği 9 arşından 18 arşına çıkardılar; içeriden <strong>Rüknüşşâmî</strong> tarafına bir merdiven, damın kuzeybatı kenarına da biriken yağmur sularının hicre akması için bir oluk koydular.</p>

<p>Halifeliğini ilân eden Abdullah b. Zübeyr, Mekke’yi kuşatan Emevî ordusunun mancınıklarla attığı taşlar ve bu sırada çıkan yangın yüzünden Kâbe’nin tamamen tahrip edilmesi üzerine duvarların kalan kısımlarını yıktırıp binayı Hz. İbrâhim’in temellerini esas alarak yeniden yaptırdı ve bu arada güneybatı, kuzeydoğu duvarlarını hatîm ile birleştirerek hicri binaya dahil edip binanın yüksekliğini 27 arşına çıkardı.</p>

<p>Eni 2 arşın olan duvarlarda yirmi yedi sıra taş bulunuyordu. Ayrıca İbnü’z-Zübeyr damın altına üç direk koydu ve 11 arşın boyunda çift kanatlı, iki kapı ile Rüknülırâkī köşesine içeriden dama çıkmak için ağaçtan döner bir merdiven yaptırdı.</p>

<p>İpekten yeni bir örtü giydirilen binanın etrafı da çepeçevre taş döşendi (64/684). 73 (692) yılında Mekke’ye giren Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî, Halife Abdülmelik b. Mervân’ın onayı ile Kâbe’nin kuzeydoğu ve güneybatı duvarlarından 6’şar zirâ 1’er karış yıkarak bu taraftaki duvarı Kureyş’in yaptığı temel üzerine geri çekti ve böylece hatîmi yeniden ihdas edip hicri tekrar binadan ayırdı.</p>

<p>Güneybatı duvarı üzerindeki İbnü’z-Zübeyr’in açtığı ikinci kapıyı taşla örerek kapattı; kuzeydoğu duvarındaki bugün de mevcut olan kapıyı, altını 4 zirâ 1 karış kadar taşla örmek suretiyle daha önce Kureyş’in yaptığı gibi tekrar yerden yükseltti. İçerideki ağaç merdiven yerine taştan yeni bir merdiven yaparak önüne bir de kapı taktı. Haccâc Kâbe’nin diğer taraflarına dokunmadı dolayısıyla sadece birtakım tâdilâtta bulunmuş, onu yeniden inşa etmemiştir.</p>

<h3><strong>OSMANLI DÖNEMİNDE KABE</strong></h3>

<p>Kâbe’nin yapısı 1040 (1630) yılına kadar herhangi bir değişikliğe uğramadan devam etmiş, bu uzun zaman dilimi içinde yalnız basit onarım ve süsleme çalışmaları yapılmıştır.</p>

<p>16. yüzyılın sonlarına doğru kuzeybatı duvarında tehlikeli boyutlarda çatlamalar meydana gelmiş, fakat<strong> İstanbul ulemâsı</strong> Kâbe’nin yıkılıp yeniden yapılmasının câiz olmadığına karar vermişti.</p>

<p>Daha sonra <strong>I. Ahmed,</strong> başmimar Mehmed Ağa’dan harap durumdaki Kâbe’nin yıkılma tehlikesine karşı önlem alınmasını istemiş, hazineden de gerekli tahsisat ayrılmıştı.</p>

<p>Muharrem 1021’de (Mart 1612) yapılan ve 80.000 altın harcanan bu tamiratta duvarlar, yıkılmış olan kısımları tamamlandıktan sonra İstanbul’da hazırlanan altın ve gümüşlerle süslü dört ayak ve on altı kirişten oluşan demir kuşaklarla takviye edilmiş, ahşap çatı elden geçirilmiş, eskiyen yağmur oluğu sökülüp yerine gümüş kaplama üzerine altın süslemeli yeni bir oluk takılmıştır. Bu arada kapı kemeri yenilenmiş ve üzerindeki gümüş kitâbe levhası alınarak yerine altın bir kitâbe levhası konulmuştur.</p>

<p>4. Murad zamanında Mekke o güne kadar görülmemiş şiddette bir fırtına ve sel baskınına mâruz kaldı (1039/1630); sular Mescid-i Harâm’a girerek Kâbe duvarlarının yarısına kadar çıktı ve ertesi gün akşama doğru kuzeybatı duvarı tamamen, kuzeydoğu duvarı kapıya kadar, güneybatı duvarının da altıda bir kadarı yıkıldı.</p>

<p>Mekke Emîri Şerîf Mes‘ûd b. İdrîs, ulemâyı toplayarak ne yapılması gerektiği hususunda fetva aldıktan sonra Kâbe’nin etrafını tahtalarla kapattırıp üzerine yeşil bir örtü örttürdü ve durumu <strong>İstanbul</strong>’a bildirdi. Bunun üzerine Mısır’dan Mimar Rıdvan Ağa ile Medine Kadısı Mehmed Efendi Kâbe’nin yapımına memur edildi.</p>

<p>Temmuz 1631’e kadar yaklaşık altı buçuk ay süren bu çalışmalar sırasında <strong>Hacerülesved </strong>köşesi hariç bütün duvarlar temellerine kadar taş taş sökülerek orijinalitesine dokunulmadan yeniden yapıldı ve yıpranmış, harap olmuş kısımlar yenileriyle değiştirildi.</p>

<p>Suûdîler zamanında gerçekleştirilen başlıca onarımlar ise 1958 yılında dam ile duvarların iç taraflarında bulunan mermer kaplamaların değiştirilmesi, 1982’de zemin mermerlerinin değiştirilmesi ve 1996’da duvarların dış yüzlerindeki taşların numaralanıp sökülerek bozulan kısımlarının düzeltilmesi ve direklerle zeminin elden geçirilmesidir.</p>

<h3><strong>KABE'NİN KAPISI</strong></h3>

<p>Kâbe Hz. İbrâhim tarafından inşa edildiğinde kapı yeri boş bırakılmıştı; dolayısıyla ilk kapıyı kimin taktığı bilinmemekte, ancak Cürhümlüler veya Himyerîler’den Tübba‘ III. Esed olduğuna dair rivayetler bulunmaktadır.</p>

<p><img alt="" height="504" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/05/kabenin-kapisi.jpg" width="860" /></p>

<p>Kureyş kabilesi 605 yılında Kâbe’yi yeniden inşa ettiği zaman tek kanatlı bir kapı takmış, Abdullah b. Zübeyr de binayı yenilerken bu kapıyı çift kanatlı kapı ile değiştirmiş ve karşısına aynı şekilde bir kapı yapmıştı.</p>

<p>Haccâc yaptırdığı onarım sırasında yeni bir kapı taktırmış, Halife I. Velîd de bunu altın levhalarla kaplatmıştı (93/711-12).</p>

<p>Abbâsî Halifesi Emîn kapı üzerindeki altın levhaları yenilemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tâhirîler’den II. Tahir 219 (834) yılında hacca geldiğinde Haccâc’ın yaptırdığı kilidi bir altın kilitle değiştirmiştir.</p>

<p>Karmatî lideri Ebû Tâhir el-Cennâbî 317’de (930) Kâbe’yi yağmalamış, bu arada kapıyı tahrip etmiş ve Hacerülesved’i sökerek götürmüştü. Daha sonra Musul Atabegliği vezirlerinden Cemâleddin el-İsfahânî, Yemen Resûlî Hükümdarı el-Melikü’l-Muzaffer Yûsuf b. Mansûr, Memlük sultanları el-Melikü’n-Nâsır Muhammed b. Kalavun, Hasan b. Muhammed b. Kalavun ile el-Melikü’l-Eşref Şa‘bân, Osmanlı padişahları Kanûnî Sultan Süleyman ile IV. Murad ve Suudi Arabistan kralları Abdülazîz b. Abdurrahman ile Hâlid b. Abdülazîz’in kapının ya tamamını ya da yalnız kaplamalarını yenilettikleri bilinmektedir.</p>

<h3><strong>KABE'NİN ÖRTÜSÜ (KİSVE)</strong></h3>

<p>Kâbe’nin dört duvarı üzerine dıştan ve içten siyah ve kırmızı iki örtü (kisve, sitâre) asılır.</p>

<p>Dıştan dam korkuluğunun kenarlarında bulunan demir halkalarla çatıya, şâzervân üzerindeki bakır halkalarla tabana tutturulan kisvenin oluk, Hacerülesved ve kapı hizalarına gelen yerleri kesiktir; kapının ise fevkalâde işlemeli ayrı bir örtüsü vardır.</p>

<p><img alt="" height="504" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/05/kabenin-ortusu-1.jpg" width="860" /></p>

<p>Kisvenin Kâbe’ye Câhiliye devrinden beri örtüldüğü bilinmekle beraber bunun ilk defa ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı hususunda farklı rivayetler bulunmakta, Hz. İsmâil, Yemen tübba‘larından Es‘ad Ebû Kerb veya Adnân’ın adları zikredilmektedir.</p>

<p>Câhiliye döneminde örtüyü şahıslar veya kabileler yaptırabiliyordu. Aynı şekilde iç örtünün de ilk defa ne zaman takıldığı hususunda kaynaklarda herhangi bir kayıt yoktur. Ancak 761 (1360) yılında Sultan el-Melikü’s-Sâlih b. el-Melikü’n-Nâsır’ın kardeşi Hasan’ın, 826’da (1423) el-Melikü’l-Eşref Barsbay’ın ve daha sonraki Memlük sultanlarının tahta geçtikleri yıl Kâbe’ye iç örtü gönderdikleri ve bu örtünün güneşte kavrulmadığı için her yıl değiştirilmediği bilinmektedir.</p>

<p>Dış örtü eskiyinceye kadar indirilmeyip yerinde bırakılır, yeni gelen örtü onun üstüne asılırdı. Böylece Kâbe üzerinde üst üste asılmış pek çok örtü bulunur, bazan bunlar bina için tehlike arzedecek hale gelirdi. Hicâbe hizmetinin Benî Şeybe’ye intikalinden sonra eski örtüler genellikle parçalara ayrılarak Mekke halkına ve hacılara dağıtılmaya veya satılmaya başlandı.</p>

<h3><strong>İSLAMİ DÖNEMDE KABE ÖRTÜSÜ</strong></h3>

<p>İslâmî dönemde örtü halife, önemli bir hükümdar veya Mekke valisi tarafından yaptırılırdı; ilk yaptıranlar Hz. Peygamber, Ebû Bekir, Ömer ve Osman’dır.</p>

<p>Muâviye halife olunca örtü sayısını ikiye çıkardı. Bunlardan biri Hz. Ömer’den beri Mısır’da yaptırılan beyaz keten (kabâtî) örtü, diğeri de kendisinin ihdas ettiği kırmızı ipek örtü idi.</p>

<p>Resûl-i Ekrem zamanından itibaren 10 Muharrem âşûrâ günü kırmızı örtü, 27 Ramazan’da da beyaz örtü asılırdı.</p>

<p>Muâviye döneminde ipek örtüler Dımaşk’ta, daha sonraları Horasan’da yapılıyordu. Emevîler devrinde Abdülmelik b. Mervân’dan itibaren ipek örtüler önce Medîne’ye gelir, Mescid-i Nebevî’de bir gün müddetle sergilendikten sonra Mekke’ye gönderilirdi.</p>

<p>Kâbe’ye örtü yaptırma görevi hilâfetle birlikte Emevîler’den Abbâsîler’e geçti ve yılda iki kisve yapma âdeti 206 (821) yılına kadar sürdü. O yılın âşûrâ günü kırmızı ipek örtünün ramazan ayına varmadan eskiyip parçalandığı Halife Me’mûn’a bildirildi. Bunun üzerine Me’mûn beyaz renkli üçüncü bir ipek örtünün hazırlanmasını emretti; böylece örtü bu tarihten itibaren yılda üç defa yenilenmeye başlandı. Bunlardan kırmızı ipek örtü arefe günü, kabâtî örtü receb ayı başında, beyaz ipek örtü de ramazanın 27. günü asılıyordu. Ancak arefe günü, iki parçadan meydana gelen kırmızı ipek örtünün <strong>“kamîs” </strong>denilen üst kısmı dikilmeksizin Kâbe’nin üzerine örtülür, <strong>“izâr”</strong> denilen alt kısmı ise hacılar tarafından yırtılıp parçalanmasın diye âşûrâ günü onlar gittikten sonra asılırdı.</p>

<p>Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh tarafından gönderilen örtülerin 579 (1183-84) yılına rastlayanı yeşil renkli olup üzerindeki yazılar kırmızıdır; hilâfetinin sonlarına doğru gönderdiği örtü ise siyah renkli ve sarı yazılıdır. Böylece Me’mûn’un getirdiği beyaz ipek örtünün rengi siyaha çevrilmiş ve bu durum zamanımıza kadar devam etmiştir.</p>

<p>Abbâsîler’den sonra Kâbe örtüsü birkaç yıl, Yemen’de hüküm süren Resûlîler’den el-Melikü’l-Muzaffer Yûsuf tarafından yaptırıldı; I. Baybars’ın ikinci saltanat yılından (661/1262) itibaren de bu iş Memlük sultanlarının uhdesine geçti.</p>

<p>Hz. Ömer’le başlayan, Kâbe örtüsü masraflarının beytülmâlden karşılanması geleneği önceleri Memlük sultanlarınca da sürdürüldü. Daha sonra Ebü’l-Fidâ el-Melikü’s-Sâlih İsmâil, Kalyûbiye kasabasına bağlı üç köyü satın alarak Kâbe örtüsü yapımına vakfetti. Her yıl vakfın parasıyla hazırlanan Kâbe örtüsü devlet erkânı ve halkın katıldığı görkemli törenlerle, yoksullara dağıtılmak için yollanan para keselerinin ve çeşitli hediyelerin de konulduğu “mahmil” adı verilen bir mahfe veya sandık içerisinde emîr-i haccın sorumluluğunda Mekke’ye gönderiliyordu.</p>

<p>1517 yılında Mısır’ın fethiyle bu görev Osmanlı padişahlarına geçti ve Yavuz Sultan Selim, Kâbe örtülerinin eskiden olduğu gibi yine Mısır’dan gönderilmesini istedi.</p>

<p>Kanûnî Sultan Süleyman zamanından itibaren Kâbe’nin dış örtüsü Mısır’da, iç örtüsü İstanbul’da hazırlanmaya başlandı; ancak iç örtünün kumaşı yine Mısır’da dokunuyordu. Nihayet III. Ahmed döneminden itibaren kumaşların tamamının İstanbul’da dokunması âdet oldu. İç örtü İstanbul’dan son olarak 1861’de, tahta çıkışı münasebetiyle Sultan Abdülaziz tarafından gönderildi ve 1943 yılına kadar kullanıldı.</p>

<p>I. Dünya Savaşı sırasında Mekke Emîri Şerif Hüseyin Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanınca örtülerin ikisi de yine Mısır’dan gönderilmeye başlandı. 1926’da Mısır’la Suudi Arabistan arasındaki siyasî ilişkilerin bozulmasıyla birlikte örtünün gönderilmesi durduruldu. Bunun üzerine Kral Abdülaziz Mekke’de özel bir atölye kurdurdu ve 1936 yılında tekrar Mısır’dan gönderilmeye başlanmasına kadar Kâbe örtüsü bu atölyede yapıldı. 1962’de Mısır’dan gönderilen örtü Suudi hükümeti tarafından Cidde’den geri çevrildi ve Mekke’de kurulmuş olan özel Kâbe örtüsü fabrikası faaliyete geçirildi.</p>

<p>Son zamanlardaki örtüler <strong>14 m</strong>. uzunluğunda ve <strong>0,95 m</strong>. genişliğinde kırk sekiz parçadan meydana gelir; tamamı <strong>638,4 m<sup>2</sup></strong>’dir.</p>

<p>Yukarı kısımdaki Kâbe’nin dört tarafını çevreleyen yazı kuşağı <strong>(hizâm) </strong>birbirine eklenmiş on altı parçadan oluşur; uzunluğu <strong>45 m</strong>., genişliği <strong>0,95</strong> metredir.</p>

<p>Bu kuşağın altında yine on altı parçadan meydana gelmiş, ancak birbirine eklenmeden aralarına içlerinde âyet ve esmâ-i hüsnâ yazılı daireler konmuş ikinci bir kuşak vardır.</p>

<p>Örtünün kendisi de kitâbeli olarak dokunmuştur. Birbiri içine giren üçgenler arasında lafza-i celâl, kelime-i tevhid ve <strong>“Sübḥânallāhi ve bi-ḥamdihî sübḥânallāhi’l-ʿaẓîm”</strong> ibaresi yazılıdır.</p>

<p>Örtünün üzerindeki yazılarda altın ve gümüş teller kullanılmıştır. Abbâsîler döneminden itibaren devam eden bu yazı geleneğinde örtünün hangi halife veya sultan tarafından nerede ve ne zaman yaptırıldığına dair kayıtlar da bulunmaktadır. Kesin olmamakla birlikte kapının<strong> “burku‘”</strong> adı verilen örtüsünün ilk defa Memlükler’in kadın hükümdarı Şecerüddür (ö. 655/1257) tarafından gönderildiği rivayet edilmektedir; İbn Battûta bu örtüyü gördüğünü söyler.</p>

<p>Memlükler zamanında siyah ve mavi ipekten, Osmanlılar döneminde uzun bir süre yeşil, daha sonra siyah atlastan yapılmıştır. Birbirine tutturulmuş dört parçadan oluşan bugünkü kapı örtüsü <strong>7,5 × 4 m</strong>. ebadında olup üzerinde bazı Kur’an âyetleri yer almaktadır.</p>

<h3><strong>KABE HİZMETLERİ</strong></h3>

<p>Kâbe hizmetleri Hz. İbrâhim ve İsmâil’in Kâbe’yi yapması ile birlikte başlar (el-Bakara 2/125; el-Hac 22/26) ve bilindiği kadarıyla Mekke’ye hâkim olan İsmâiloğulları, Amâlika, Cürhüm ve Huzâa kabileleri arasında el değiştirdikten sonra nihayet Kusay b. Kilâb zamanında Kureyş kabilesine intikal eder.</p>

<p>Kusay, Huzâa kabilesini Mekke’den tamamen çıkardı ve sikāye, hicâbe (sidâne), imâre, rifâde gibi Kureyş içinde çok büyük şeref ve saygınlık ifade eden vazifeleri uhdesinde topladı.</p>

<p>Ömrünün sonuna doğru bunları iki oğlu arasında paylaştırdı ve hicâbe, Dârünnedve ve livâyı büyük oğlu Abdüddâr’a; sikāye, rifâde ve kıyâdeyi diğer oğlu Abdümenâf’a verdi.</p>

<p>Mekke’nin fethi sırasında Kâbe’nin hicâbe vazifesi Abdüddâr soyundan Osman b. Talha’da idi. Hz. Peygamber tavaftan sonra kapıyı Osman b. Talha’ya açtırdı ve Kâbe’nin putlardan temizlenmesinin ardından içinde şükran namazı kılıp dışarı çıkınca anahtarı amcası Abbas ile Hz. Ali’nin istemesine rağmen yine ona ve sorumluluğunu da onunla birlikte amcasının oğlu Şeybe b. Osman’a verdi.</p>

<p>Aynı şekilde Resûl-i Ekrem, Câhiliye döneminin Kâbe’yle ilgili geleneklerine saygı göstererek diğer görevleri de eskiden beri yürüten ailelerde bıraktı. Hz. Ömer bu işler için bütçeden tahsisat ayırmaya başladı. Muâviye’den itibaren de düzenli hale getirilen Kâbe hizmetlerine özel görevliler tayin edildi.</p>

<p>Daha sonraki dönemlerde bu hizmetlere hadım ağalar memur edildi. Osmanlılar zamanında sayıları hayli artan ağaların yerini zamanla bugünkü memur ve hademeler aldı.</p>

<h3><strong>KABE'NİN KOKULANDIRILMASI (TÜTSÜ) VE YIKANMASI</strong></h3>

<p>Kâbe’nin kokulandırılması ve tütsülenmesi işi de İslâm öncesinden beri devam eden hizmetlerdendir. Abdüddâroğulları bu görevi de yerine getirmekteydiler. Muâviye, hac mevsimlerinde ve receb aylarında hoş koku ve buhurdanlıklar göndermiş ve özel görevliler tayin ederek Kâbe’nin sık sık kokulandırılmasını emretmiştir. Bu gelenek sonraki halifeler tarafından da sürdürülmüştür. Hicaz’ın Osmanlı idaresine girmesinin ardından her yıl bu hizmet için haremeyn tahsisatından pay ayrılmıştır.</p>

<p>Kâbe’nin içinin yıkanması Hz. Peygamber zamanında başlar. Mekke’nin fetih günü bina putlardan temizlendikten sonra içten ve dıştan zemzemle yıkanarak müşriklerin bütün izlerinden arındırıldı ve bundan sonra yılda bir veya iki defa yıkanması âdet haline geldi.</p>

<p>Hicaz’ın Suûdîler’in idaresine geçmesinin ardından önceleri zilkadenin sonu veya zilhiccenin başı ile rebîülevvelin 12. günü yıkanıyordu; ancak daha sonra zilhiccenin başı ile şâbanın ilk pazartesi günü yıkanır oldu.</p>

<p>Günümüzde Kâbe’nin yıkanma merasimine kral veya onu temsilen Mekke emîriyle bazı yüksek görevliler katılır.</p>

<p>Zemzemcilerin getirdiği zemzem Kâbe hizmetçileri tarafından içeriye alınır ve gül suyu ile karıştırılır. Emîr başta olmak üzere peştamal tutunan davetliler hep birlikte Kâbe’nin taban mermerlerini yıkar ve kurularlar. Ardından duvarların el yetişecek kadar kısmı gül suyu ile silinir, çeşitli parfüm ve gülyağı ile duvarlar iyice yağlanır, ayrıca buhurdanlar yakılır.</p>

<h3><strong>KABE'NİN İÇİNİN ZİYARETE AÇILMASI</strong></h3>

<p>Kureyşliler’den önceki dönemde Kâbe’nin hangi günlerde açıldığına dair kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır. Ancak Kureyşliler’in Kâbe’yi yeniden yapıp kapısını yükselttikten sonra pazartesi ve perşembe (diğer bir rivayette de pazartesi ve cuma) günleri ziyarete açtıkları söylenir. Saygı gösterisi olarak ayakkabılarını merdivenin önünde çıkardıkları bilinmektedir.</p>

<p>İslâm’dan sonra da kapının pazartesi ve cuma günleri açılmasına devam edilmiştir. 579 (1183) yılında Mekke’ye gelen İbn Cübeyr, Kâbe’nin her pazartesi ve cuma günü ile receb ayının her gününde açıldığını yazar. Ancak daha sonraları sadece cuma günleri açılmıştır. Bunun hangi tarihten itibaren başladığı bilinmemekle beraber İbn Battûta, Kâbe’nin her cuma namazdan sonra, ayrıca Hz. Peygamber’in doğum gününde (12 Rebîülevvel) açıldığını kaydeder. Takıyyüddin el-Fâsî de Kâbe’nin cuma günleri açıldığını ve pazartesiden vazgeçildiğini, fakat 801 (1398-99) yılının Ramazan, Şevval ve Zilkade aylarında pazartesi günleri de açıldığını ve bunun sadece kadınların ziyaretine tahsis edildiğini söylemektedir. Bununla beraber Kâbe her yıl rebîülevvelin 12, recebin 29. günleri sabah erkenden açılır ve bu açılış genellikle kadınlara mahsus olurdu. Ayrıca ramazan bayramı sabahı âyan için, zilhiccenin ilk sekiz gecesinde de görevliler tarafından para karşılığı ziyaret etmek isteyenler için açılırdı. Zamanla cuma günleri de terkedilerek açılışlar senenin belli günlerine hasredildi.</p>

<p>Günümüzde sadece yıkandığı günlerde ve konuk İslâm devlet ve hükümet başkanlarının ziyaretlerinde açılmaktadır.</p>

<h3><strong>TARİHTE KABE'Yİ ZİYARET</strong></h3>

<p>Kâbe’yi ziyaret, Hz. İbrâhim zamanından putperestliğin yayılışına kadar tevhid esaslarına uygun olarak sürdürülmüştür.</p>

<p>Mekke’de putperestliğin başlamasıyla müşrikler Kâbe ve çevresine çok sayıda put dikerek burayı puthâneye çevirdiler; ayrıca zaman içerisinde tavafı çıplak yapmaya başladılar.</p>

<p>Hz. İbrâhim’in dinine bağlı Hanîfler gibi birçok kişi ise Kâbe’yi putperest anlayışın dışında ziyarete devam etti.</p>

<p>Mekke müşrikleri Kâbe’yi ve etrafını putlarla doldurmalarına rağmen hiçbir zaman onu bu putlara nisbet etmemişler, daima Beytullah olarak görmüşlerdir. Fakat kendilerini Allah’a yaklaştırdığına inandıkları putlara kurban kesip dua etmekten de vazgeçmemişlerdir. Müşrikler bir yandan da Kâbe’nin imarına çalışır ve hacılara ücretsiz olarak su ve yemek dağıtırlardı.</p>

<h3><strong>KABE VE DİĞER OLAYLAR</strong></h3>

<p>Kureyşliler’e itibar ve ticarî avantaj sağlayan Kâbe kıskançlık ve düşmanlıkların da odak noktası olmuş, Habeşistan’ın Yemen valisi Ebrehe Mekke’yi ele geçirip burayı yıkmak isterken bazı Arap kabileleri de kendilerine yeni kâbeler yapmış ve diğer Araplar’ın Mekke’ye gitmesine engel olmaya çalışmışlardır.</p>

<p>Yeni yapılanlar içinde özellikle Gatafânlılar’ın, Becîle, Has‘am, Ezd, Hevâzinliler’in, Tâifliler’in ve Necrânlılar’ın kâbeleri önemliydi. Bunların da aynen Beytullah gibi haremi, nâzırları, üzerlerinde kisveleri vardı; hatta Safâ ve Merve gibi sa‘y yapılan yerleri dahi bulunuyordu. Çeşitli kabileler haram aylarda buralara hacca gelirler ve mâbedi tavaf edip kurban keserlerdi. Hz. Peygamber Mekke’nin fethinden sonra hepsini yıktırmıştır.</p>

<p>Câhiliye devrinden itibaren önemli görülen bazı belgelerin Kâbe duvarlarına asıldığı bilinmektedir. Bu dönemin yedi meşhur şairinin “el-muallakātü’s-seb‘a” adı verilen şiirleri, İslâm’ın başlangıcında müşriklerin müslümanlara uygulayacakları ambargoya dair aldıkları kararın metniyle Hârûnürreşîd’in, oğulları Emîn, Me’mûn ve Kāsım’ı veliaht tayin ettiğini bildiren belge bunlar arasındadır. İslâm döneminde yasaklanmadan önce başvurulan nesî’ uygulaması da (haram ayların yerlerinin değiştirilmesi) Kâbe’de ilân edilmekteydi.</p>

<p>Hz. İbrâhim’in Kâbe’yi inşa ederken içerisine kazdığı mahzen çukuru hazine yeri olarak kullanılmış, hediye edilen altın, gümüş eşya ve güzel koku gibi malzemenin buraya konulması gelenek halini almıştır.</p>

<p>Zaman zaman soyulma teşebbüslerine mâruz kalan Kâbe hazinesi Mekke’nin fethinden sonra Hz. Peygamber tarafından aynen bırakılmıştır. Hz. Ömer bu hazineyi dağıtmak istemişse de sahâbe ile yaptığı istişare sonucunda bundan vazgeçmiştir. Daha sonra da halife ve sultanlar Kâbe’ye kıymetli hediyeler göndermeye devam etmişler, ayrıca içinde yer alan direklerle kapı ve oluk gibi kısımlarını da altın veya gümüşle kaplatmışlardır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Mekke'deki Ziyaret Yerleri</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/mekkedeki-ziyaret-yerleri-kabe</guid>
      <pubDate>Wed, 15 May 2024 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/05/kabe-hakkinda-her-sey.jpg" type="image/jpeg" length="39738"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cirane Mescidi ve Cirane'nin önemi]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/cirane-mescidi-ve-ciranenin-onemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/cirane-mescidi-ve-ciranenin-onemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cirane Mescidi nerededir? Cirane denilen mekanın özelliği nedir? Burada hangi olay olmuştur?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Cirane denilen mekanın özelliği nedir?</strong></span></h3>

<p>Allah Resûlü (sas)’nün Huneyn’den sonra umre yapmak için ihrama girdiği yerdir.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Cirane Mescidi</strong></span></h3>

<p>Resûlullah (sas)’ın, Cirane’de bir süre kalmış olması ve oradan ihrama girerek umre yapmasının hatırasına buraya sonradan bir mescit yapılmıştır.</p>

<ul>
 <li>Cirane'de bir de su kuyusu bulunmaktaydı.&nbsp;Eyüp Sabri Paşa Ci’râne’de Hz. Peygamber tarafından ortaya çıkarılan, suyu hafif ve leziz olan bir kuyunun bulunduğunu kaydeder. Günümüzde su kuyusu kapalıdır.</li>
 <li>Günümüzde Cirane küçük bir yerleşim birimi hâline gelmiştir.</li>
 <li>Cirane, Harem sınırları içinde ikamet edenlerin ihrama girmek için gittikleri yerlerden biridir. Resûlullah (sas)’ın burada ihrama girmiş olmasından dolayı umreye gelen bazı müslümanlar, buradan ihrama girip umre yapmak isterler. Ancak umre için illa Cirane’ye gidilmesi şart değildir. Mekke-i Mükerreme’de ikamet edenler, Harem sınırlarının dışına çıkarak herhangi bir yerden ihrama girip umreye niyet edebilirler.Günümüzde kolaylığı sebebiyle genellikle Ten’im’deki Hz. Âişe mescidi tercih edilmektedir. Hz. Âişe validemiz umre için ihrama burada girmişti.</li>
</ul>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Cirane'de gerçekleşen hadise</strong></span></h3>

<p>Cirane, insanların dünya malı karşısındaki tutumlarının sınandığı bir yerdir. Huneyn savaşı sonrası elde edilen ganimetler buraya getirilmişti.</p>

<p>Ci‘râne İslâm tarihinde Hz. Peygamber’in ganimetleri dağıtması sırasında çıkan olaylar sebebiyle meşhur olmuştur. Huneyn’de Hevâzin ve Sakīf kabilelerine bağlı kuvvetler büyük bir hezimete uğramış, bir kısmı Evtâs mevkiine çekilirken bir kısmı da Tâif Kalesi’ne sığınmıştı. Hz. Peygamber düşmanı takip için Evtâs’a bir seriyye göndermiş, kendisi de elde edilen ganimetleri Ci‘râne mevkiinde bırakarak Tâif’e hareket edip burayı muhasara altına almıştı (8/630).</p>

<p>Tâif muhasarasının kaldırılmasından sonra ganimetlerin muhafaza edildiği Ci‘râne bölgesine dönen Hz. Peygamber, sayıları büyük bir yekün tutan esirleri ve bol miktardaki ganimeti askerler arasında dağıtmadan bir süre bekledi. Niyeti, müslüman olarak kendisine başvuracak Hevâzinliler’e bu ganimetleri iade etmekti. Fakat Hevâzin heyeti geç kalınca bazı münafıklarla İslâmî bir şuura sahip olmayan yeni müslüman olmuş bir kısım bedevîler, ganimetleri hemen dağıtması için Hz. Peygamber’i incitecek şekilde ısrarda bulundular.</p>

<p>Beytülmâl hissesi olarak beşte biri ayrılıp geri kalan esir ve ganimetlerin taksim edilmesinden sonra Hevâzin’den gelen heyet Hz. Peygamber’e müslüman olduklarını söyleyerek esirlerin ve mallarının iadesini istediler. Hz. Peygamber sadece esirleri ashabının rızâsını alıp Hevâzin’e geri vermek isteyince bazı kişiler yine mesele çıkardılar. Ancak kazanılacak ilk zaferde kendilerine bunu fazlasıyla telâfi edecek ganimet vaad edilince muhalefet etmekten vazgeçtiler.</p>

<p>Hz. Peygamber Huneyn’de ele geçirilen ganimetlerden müellefe-i kulûba daha fazla pay verdi. Onun bu tasarrufunun, ganimetin beytülmâl hissesi olarak ayrılan ve harcama yetkisi Hz. Peygamber’e ait olan beşte birden mi (humus), yoksa ganimetin tamamından mı olduğu hususunda âlimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Ebû Ubeyd, fazlalığın onlara humustan verilmiş olduğunu söyler (el-Emvâl, s. 297-298).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hz. Peygamber’in ganimetten müellefe-i kulûba fazla pay vermesi üzerine bazı müslümanlar sert itirazlarda bulundular. Bu arada ensardan bazı kimseler de Hz. Peygamber’in bu tasarrufundan memnun olmadıklarını belirten sözler sarfederek kendi aralarında dedikodu yaptılar. Durumdan rahatsız olan ensardan Sa‘d b. Ubâde, bu sözleri Hz. Peygamber’e naklederek ganimetten kendilerine hiç pay verilmediğini söyledi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem ensarı toplayarak müellefe-i kulûba ganimetten niçin fazlaca hisse verdiğini kendilerine anlattı; bu arada ensarın faziletini dile getirerek kendisinin daima onlarla beraber olacağını söyledi, onlara ve çocuklarına dua etti. Yaptıkları dedikodudan dolayı pişman olan ensar üzüntülerini ifade edip Hz. Peygamber’den razı olduklarını söylediler.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Cirane'de Peygamberimiz (sas) süt kardeşi Şeyma ile buluştu</strong></span></h3>

<p>Hz. Peygamber Ci’râne’de iken kabilesiyle birlikte buraya getirilen süt kardeşi Şeymâ ile görüşmüştü. Resûl-i Ekrem (sas) ablasına çok iyi davranmış ve kalmasını istemişti. O da kavminin yanına gitmek isteyince, kendisine hediyeler vererek onu akrabalarının yanına gönderdi.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Cirane'den alınacak mesaj</strong></span></h3>

<p>Cirane’ye gidildiği zaman, dünya malını ellerinin tersi ile iterek Allah’ın elçisi ile beraberliği tercih eden sahabe-i kiramın örnek davranışını hatırlamalı ve dünya malı karşısındaki konumumuzu yeniden gözden geçirmeliyiz.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Cirane nerededir?</strong></span></h3>

<p><strong>Cirane, Taif ile Mekke-i Mükerreme arasındadır.&nbsp;</strong></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Cirane ile Kabe arası kaç km?</strong></span></h3>

<p><strong>Mekke-i Mükerreme’ye 29 km. uzaklıktadır.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Hac ve Umre, Mekke'deki Ziyaret Yerleri</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/cirane-mescidi-ve-ciranenin-onemi</guid>
      <pubDate>Fri, 10 May 2024 00:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/05/cirane.jpg" type="image/jpeg" length="40319"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
