<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyanet Haber</title>
    <link>https://www.diyanethaber.com.tr</link>
    <description>Diyanet Haber / Diyanet Sınav / Diyanet Duyuru / Diyanet Hutbe / Müftülükler / İslam Dünyası / Kültür Sanat / #Keşfet / www.diyanethaber.com.tr</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/makaleler" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025 Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 02 Jun 2026 18:21:05 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/makaleler"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Arefe: Kendini Bilme, Yaratanı Tanıma]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/arefe-kendini-bilme-yaratani-tanima</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/arefe-kendini-bilme-yaratani-tanima" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İki milyon inanmış yürek…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Saf saf, omuz omuza…</p>

<p>Hep birlikte kıyamda…</p>

<p>Eller semada, dillerde niyaz, gönüllerde umut…</p>

<p>Gözler yaşlı, diller titrek…</p>

<p>Bir ömür bekleyişin dorukta heyecanı…</p>

<p>Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın ashabıyla birlikte ayak bastığı topraklarda, veda hutbesinde ümmetine hitap ettiği mevzide, farklı coğrafyalardan rengi, dili, kültürü farklı ancak yürekleri bir milyonların, hep birlikte Yaratanın huzuruna çıktığı Arafat’ta, mahşer provasının iliklere kadar hissedilmesiyle yaşanan duygu yoğunluğu…</p>

<p>İki milyon Müslümanın kefen misali bembeyaz giysilerle oluşturduğu ve yer kürede benzeri başka bir mevkide görülemeyecek o eşsiz manzaranın, “dünyanın fani, ukbânın baki” olduğu hakikatini lisanı hâl ile haykırışının insan üzerinde bıraktığı derin tesir…</p>

<p>“<i>Tüm benliğimle emrine amadeyim, kudretin karşısında boynum sana kıldan ince Ya Rab!</i>” anlamının “<i>Lebbeyk</i>” formuyla ve inananların gözyaşlarıyla göğe yükseldiği o zaman diliminin yaşattığı derin haz…</p>

<p>Ümmetin vahdet halinde, tüm evrene tevhidi haykırdığı yegâne an…</p>

<p>“Dünyaya geldiği ilk günkü gibi tertemiz ve pürü pak olma” arzusunun, Müslümanların simalarına yansıyan en somut haline ev sahipliği yapan gün…</p>

<p>Evet, “arefe” günü...</p>

<p>Kul olduğumuzu, dolayısıyla acziyetimizi “anlama” günü.</p>

<p>Vakfe günü...</p>

<p>Kadir-i Mutlak olanın huzurunda acziyeti itiraf ile kulluk “duruşu” sergileme günü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kıyam günü…</p>

<p>“Haksızlığı karşı dimdik durma” ve “her zaman O’nun emrinde olma” duygusuyla teslimiyet günü.</p>

<p>Dünyadan ve geçici hazlarından feragat ile bâkî olanın tercih edilmesini ikrar günü…</p>

<p>Bağışlanma beklentisiyle Yaratanın huzurunda, birlikte yakarış günü.</p>

<p>Bu “arefe” günü vesilesiyle, Arafat’ta bulunamasak da oradaki Müslüman kardeşlerimiz dua ve niyazlarına memleketimizden iştirak ediyoruz:</p>

<p>Bizleri bağışla Ya Rab!</p>

<p>Memleketimizi ve milletimizi muhafaza eyle Ya Rab!</p>

<p>Devletimizi ilelebet payidar eyle Ya Rab!</p>

<p>Ümmeti Muhammed’e vahdet nasip eyle Ya Rab!</p>

<p>İslam coğrafyasına selamet ihsan eyle Ya Rab!</p>

<p>Amin!</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/arefe-kendini-bilme-yaratani-tanima</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 19:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="54087"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İbadetler, Kurban ve Ahlak]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/ibadetler-kurban-ve-ahlak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/ibadetler-kurban-ve-ahlak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İbadet, şartları tutan her Müslüman için bir görevdir. Bunu bize Kur'an-ı Kerim haber vermektedir: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56) Dinen sorumluluk çağına gelen her Müslüman, üzerine düşen görevleri/ibadetleri yerine getirmekle mükelleftir. Mesela, kadın ve erkek mükellef çağa gelince namaz ve oruç ile sorumlu olur. Eğer kişi zengin ise zekât ve hac ile sorumlu olur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kurban İbadeti</strong></p>

<p>Kurban Bayramı’nın yaklaşması sebebiyle <i>kurban</i> ile ilgili hazırlıklar da başladı. Her yıl olduğu gibi Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın ortak yürüttüğü vekâletle kurban çalışmaları da devam ediyor. Her ibadette olduğu gibi kurban ibadetinde de yerine getirilmesi gereken belli şartlar vardır. Kurban edilecek hayvanlar bellidir. Bunlarla ilgili yaş sınırları vardır. Bu ve benzeri konulara ilmihal kitaplarımızda genişçe yer verilmektedir.</p>

<p>Şüphesiz ki ibadetlerin bize kazandırdığı ve kazandırması gereken güzellikler vardır. Namaz ibadetinin bizi<strong><i> hayâsızlıktan ve kötülükten </i></strong>alıkoyacağını Kur'an-ı Kerim haber vermektedir. (Ankebût, 29/45) Peygamber Efendimizin (sas) oruç ibadeti ile ilgili olarak bizi koruyan bir <strong><i>kalkan</i></strong> (Bkz. <i>Buhârî, Savm, 2</i>) olarak ifade buyurması çok anlamlıdır.</p>

<p><strong>Kurban İbadetinin Öğrettiği Ahlaki Değerler</strong></p>

<p>İlmihal geleneğimizde ibadetlerle ilgili genel tanımlamalarda farz, vacip ve sünnet kavramı vardır. Bunun yanında ibadetlerle ilgili <i>edepler</i> ve <i>mekruhlar</i> gibi kavramlar üzerinde de durulmuştur. Kurban ibadetinin rüknü, şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun boğazlamaktır. Geleneksel olarak şu tarif yer alır: “<i>Hayvan-ı mahsusu zaman-ı mahsusta ibadet kastıyla zebh eylemektir</i>.” Yani şartları tutan bir hayvanı bayram günlerinde ibadet kastıyla kesen bir kişi kurban ibadetiyle ilgili sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Vücubiyyet anlamında sorumluluktan kurtulur.</p>

<p>Peki, başka yapması gereken şeyler yok mu? Oruç ibadeti için Peygamber Efendimiz (sas) bir uyarıda bulunur. Sahur ile iftar arası <i>imsak</i> eden, yani yeme içmeden ve evli olanların ailevi yakınlıktan uzak durması yanında başka şeylere de dikkat etmesi gerektiğini öğretir. Oruçla ilgili bir hadis-i şerifte “ <i>kavl-i zûr</i>” <i>(Bkz. </i><i>Buhârî, Savm, 8</i><i>)</i> olarak ifade edilen bir davranışın şeklen oruç tutan kişiye yakışmayacağı haber verilmektedir. Yani temel şartlar veya şekli şartlar önemlidir. Ama onun gereği olan davranışları ortaya koymak da ibadetin gereği ve kazanımıdır. Bu duruma, yani ibadetin pratik hayata yansımasına, ibadetin ahlakı diyebiliriz.</p>

<p>Kurban bayramı günlerinde veya öncesinde kurbanlık alan kişinin kurbanını kesmeden önce, kesim esnasında ve sonrasında yerine getirmesi gereken hususlar geniş bir şekilde çalışılmıştır. Sonuçları bakımından kurban ibadetinin bize öğrettiği veya kazandırması gereken bir ahlaki duruş vardır. Buna kurbanın ahlakı demek de mümkündür.</p>

<p>Kurban ibadetinin şahsımıza ve topluma kazandırması gereken bazı ahlaki değerleri şöyle ifade edebiliriz;</p>

<p>Kurbanlık olarak satın alacağımız hayvanın yaşı önemlidir.</p>

<p><i>Davranışlarda ölçümüz vardır. Her ibadet bize hayatımızda ölçülü olmayı öğretir.</i></p>

<p>Kurban, bayram günlerinde kesilir.</p>

<p><i>Zaman bize emanettir ve sorumluluklarımızı zamanında yerine getirmeliyiz. </i></p>

<p>Kurbanlık hayvan kesmeye götürülürken eziyet edilmez, edilemez.</p>

<p><i>Bir başkasını incitemeyiz. Keseceği kurbanlığa eziyet etmeye izin vermeyen din, eşine, çocuklarına veya başkasına zulüm yapmaya izin verir mi?</i></p>

<p>Kurbanlık hayvanın sütünden ve tüyünden yararlanılması uygun görülmemiştir.</p>

<p><i>Kul, Allah için bir şey yaparken dikkatli olur, nezaketli olur. Ve her kul bilir ki hayatındaki her adım Allah içindir.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir kurbanlık aldığımızda onu kesmeden daha ucuzu ile değiştirirsek aradaki farkın tasadduk edilmesi tavsiye edilir.</p>

<p><i>Allah için ayırdığımız bir şeyi nefsimiz için tüketmemeyi öğretir. </i></p>

<p>Kurbanın derisi veya etinden bir miktar kasap ücreti olarak verilmemelidir.</p>

<p><i>İbadetler, Allah için karşılıksız iş yapmayı bize öğretir. Yani Allah için ayırdığımızı O’nun için harcamalıyız.</i></p>

<p>Kesim sonrası hayvanın artıklarını ulu orta bırakamayız.</p>

<p><i>Kurban bize temizliği, tertip ve düzeni öğretir. Kurbanın artıklarını gömmek kendisiyle ibadetimizi yerine getirdiğimiz hayvana saygıdır. Kendimize ve çevreye olan saygıyı güçlendirir.</i></p>

<p>Kurbanlığın üçe taksimi tavsiye edilir.</p>

<p><i>Kurban ailemizi, dostlarımızı ve ihtiyaç sahiplerini yani toplumun tamamını kuşatır. Toplumun her kesimini bize hatırlatır. </i></p>

<p>İmkan varsa kurban kesim esnasında kıbleye döneriz.</p>

<p><i>Bizim her işte istikametimiz vardır. Bunu bize Rabbimiz öğretir. İstikameti nefsimiz veya başkalarının nefisleri belirlememelidir. </i></p>

<p>Kurban kesim esnasında okunması zorunlu olan bir ayet yoktur. Ama imkan bulanlar Peygamber Efendimizin (sas) okuduğu şu iki ayeti okuyabilirler: En’am suresi 79 ve 162. ayetler. Anlamları şöyle : <strong><i>“Ben, O’nun birliğine inanarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim.”</i> </strong>(En'âm,6/79)<strong>; <i>“De ki: “Benim namazım, (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin rabbi olan Allah içindir.” </i></strong>(En'âm, 6/162)</p>

<p><i>Bu iki ayet esasında bize tevhid akidesini yeniden hatırlatan ayetlerdendir. Kurban kesmekten maksadın Rabbinin rızasını kazanmak olduğunu son anda yeniden hatırlatmaktadır. En'âm suresi 162. ayette dört kavram dikkat çeker: Salat (namaz), nüsük, hayy ve mevt. <strong>Salât</strong> (namaz) ibadeti ile bedenimle yaptığım her şey, <strong>nüsük</strong> kelimesi ile maddi imkanımla yaptığım her şey, <strong>hayy</strong> kelimesi ile her nefes alışverişim ve yine <strong>mevt</strong> kelimesi ile son nefesteki gayem âlemlerin rabbi Allah içindir, demeyi bize öğretmektedir. </i></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Esasında kurban ibadeti ile ilgili ayetlerden olan Hac suresi 37.ayette daha net ve açık bir husus şöyle haber verilmektedir: <strong><i>“Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları; O’na ulaşacak olan sadece sizin takvânızdır. İşte Allah onları sizin istifadenize verdi ki size doğru yolu göstermesinden ötürü O’nu tâzimle anasınız. İyilik yolunu tutanları müjdele! </i></strong>(Hac, 22/37) Kurban ibadeti takva anlayışımızı güçlendirir. Bunun neticesi kul bilir ki, gizli veya açık her şeyi görüp bilen Rabbimiz vardır. Kurban kesmekten gayemiz Rabbimiz için fedakarlıkta bulunmaktır. Kurban kesen kişi kendi isteği ile maddi imkanından fedakarlıkta bulunur. Elbette şekli şartları yerine getirecektir. Ama asıl olan ittikâ, yani Rabbine karşı duyduğu saygı ve ta’zimdir. Bu anlayış da bizim davranışlarımıza ve doğrudan ahlakımıza yansıyacaktır.</p>

<p>Kurban bayramı sadece bir miktar et yemek veya ihtiyaç sahiplerini gözetmekten ibaret değildir. Aynı zamanda İbrahim (as) ailesini yeniden anmak, tevhid inancı konusunda şuurlanmak, karşısına çıkabilecek zorluklara hazır olduğunu ifade etmektir. Kurban kesme imkanı olsun veya olmasın her anne baba Hz. İbrahim’den ve Hz. Hacer’den, her evlat da Hz. İsmail’den dersler alacaktır. Rabbine, ailesine ve etrafına karşı davranışlarını yeniden gözden geçirecektir. Bayramınız şimdiden mübarek olsun.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/ibadetler-kurban-ve-ahlak</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 11:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="82473"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ruhun Yitik Yurduna Vuslatı: Hac]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/ruhun-yitik-yurduna-vuslati-hac</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/ruhun-yitik-yurduna-vuslati-hac" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsanın kalbinde bazen tarifsiz bir hasret uyanır; hiçbir şeyle dinmeyen bir özlem… Sanki ruh, ait olduğu yere dönmek ister gibi… Rabbine yaklaşmak için çıktığı en saf, en duru, en mukaddes bir yolculuk. Bu yolculukta insan,  mesafeleri ve kendi içindeki perdeleri de birer birer aşar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İşte hac, kalpte filizlenen bu derin hasretin Rabbine doğru attığı en hakiki adımıdır.<br />
Dünyanın ağırlığını omuzlarından indirip gönlünü yalnızca Allah’a teslim ettiği o kutlu sefer… Bir gidiştir bu; eşyadan, ünvandan, hırstan ve nefsin kuytu dehlizlerinden uzaklaşarak özüne, Rabbine doğru…</p>

<p>İnsan bu yolculuğa sadece valizini değil, yüklerini de alarak çıkar. Ama kutlu ve bereketli topraklara vardığında anlar ki, bu ağır yüklerle yürünmez. Mukaddes topraklara adım atarken Hz. Musa gibi ayakkabılarını çıkarır insan. Ama aslında çıkardığı sadece ayakkabılar değildir. Üzerine sinmiş öfkeyi, kırgınlığı, kini ve hasedi de geride bırakır. Üzerine aldığı ihram, bir kumaş parçası değil, adeta bir kefendir; kulun dünyaya ait her şeyi geride bırakıp Rabbine yönelişinin sessiz şahididir. İhram, bir kefen gibi sarar bedeni; ölmeden önce ölmeyi öğretir insana. Artık ne zenginlik anlam taşır ne makam, ne mevki ne de isminin önündeki ünvanlar… Geriye sadece kalbin halis hakikati ve ulaşabildiyse samimiyeti ve ihlası kalır…</p>

<p>Hac, asırlardır süregelen bir vuslatın yankısıdır. Hz. Âdem’in gözyaşlarında başlayan, Hz. İbrahim’in teslimiyetinde yükselen, Hz. Hacer’in sabrında çoğalan, Hz. İsmail’in boyun eğişinde kemale eren ve Peygamber Efendimizin (sas) izleriyle bereketlenen bir çağrıdır bu. Her adımında o izleri takip eder hacı; mübarek nefesin değdiği topraklarda, kaybettiği kalbin inceliğini ve gönlünde taşıdığı o derin sızının izini arar.</p>

<p>Telbiyeler yükselir semaya…<br />
<strong>“Lebbeyk Allahümme lebbeyk…”</strong></p>

<p>Bu, sadece dudaklardan dökülen bir söz değildir; bir kulun Rabbine, “Sen çağırdın ya Rabbi… Ben de ömrümce içimde büyüttüğüm hasretle, günahların yorduğu ruhumla, mahcubiyetimi secdeye saklayan kalbimle kapına düştüm. Nice yollar aştım ama anladım ki insan, en çok sana uzak kaldığında yoruluyormuş… İşte şimdi, bütün eksiklerimle, bütün noksanlarımla geldim kapındayım… Affının gölgesine sığınan bir garip gibi, merhametine muhtaç bir kul gibi…” diye sessizce yakarışıdır.</p>

<p>Kâbe…</p>

<p>Yeryüzünün kalbi… Mekke’nin ortasında, siyah örtüsüne bürünen sessiz bir ihtişam… Beytullah; asırlardır milyonlarca kalbin aynı hasrette buluştuğu kutlu makam… Ne bir saltanatın simgesi ne de bir milletin mülkü…<br />
O, kulun Rabbine yönelişinin yeryüzündeki en derin izidir. Güven, hidayet, bereket, birlik ve daha nice değerin simgesi… İlk duaların yankısını taşıyan, rahmetin ve kardeşliğin merkezine dönüşen ilahi emanet…</p>

<p></p>

<p>Kâbe ile ilk karşılaşma… İnsan ruhunun en derin yerine dokunan tarifsiz bir andır. Sanki yıllarca süren bir özlem, tek bir bakışta sona erer. Yolculuk bitmiştir artık; kalp, aradığı huzurun tam karşısında duruyordur. Başını kaldırıp onu gördüğü an, insanın iç dünyasında bambaşka bir sessizlik doğar. Ne kalabalığın uğultusu duyulur ne de zamanın akışı hissedilir. Her şey silinir; geriye yalnızca o kutsal buluşmanın vakarı ve duygusallığı kalır.</p>

<p>İnsan konuşmak ister ama kelimeler yetersiz kalır. Çünkü bazı duygular anlatılmaz, sadece yaşanır. Gözlerden süzülen yaşlar, dudaklardan dökülmeyen dualara dönüşür. Kalbin derinliklerinde saklanan bütün hasretler, kaygılar, umutlar ve yakarışlar bir anda Rabbine yönelir.</p>

<p>Ve insanlar…</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın… Vakit geldiğinde herkes aynı yöne döner. Her dönüşte biraz daha arınır, biraz daha yaklaşır. Tavaf, bir yürüyüşten ziyade teslimiyetin çağrısıdır. Sonsuzluğa doğru atılan adımların habercisidir.</p>

<p><br />
Safa ile Merve arasında koşarken, Hz. Hacer’in çaresizliğini, yalnızlığını ve yoğrulmuş umudun izini hisseder yüreğinde. Her adımda bir dua, her nefeste bir yakarış vardır. İnsan, kendisiyle birlikte bütün bir ümmet için ister rahmeti, merhameti. Özellikle de çocuklar için… Masumiyetin korunması, istikametin kaybolmaması için… Sabır yeniden öğrenilir, tevekkül yeniden filizlenir o kutlu yürüyüşte…</p>

<p>Zemzem…</p>

<p>İsmâil’lere hayat bahşeden o ıssız vadiyi dirilten, Cebrail’in Kâbe’nin yanı başından fışkırttığı ilâhî bir ikram… Susuzluğun kalbinde açılmış bir rahmet kapısı, toprağın bağrından yükselen bir âb-ı hayat…</p>

<p>O gün, çölün yakıcı sessizliğinde bir annenin çaresizliğiyle göğe yükselen dua, yerin derinliklerinden karşılık bulmuştu. İsmâil’in nefesine karışan o su, can veren, bereket yayan, hayatı yeniden kuran mübarek bir emanetti.</p>

<p>Arafat…<br />
Orası sıradan bir mekân değil, bir hakikat aynasıdır. İnsan orada kendisiyle yüzleşir. Sanki mahşer provasıdır; kalabalıklar içinde yapayalnız, eller semada, gözler yaşlı… Ne getirdim Rabbime? Ne götüreceğim? İşte o an, dünyanın bütün süsleri, cazibesi, o şaşalı görüntüsü anlamını yitirir. Geriye sadece iman, amel ve samimiyet kalır.</p>

<p>Müzdelife’de bekleyiş ve sükûnet… Mina’da teslimiyet…</p>

<p><br />
Ve şeytan taşlama…<br />
Aslında taşlanan dışarıdaki şeytan değil, içimizdeki karanlıktır. Her taş, bir hataya, bir zaafa, bir günaha atılır. İnsan o an anlar: Asıl mücadele her an kendi nefsiyledir.</p>

<p>Oradan dönen insan artık aynı değildir; çünkü kalbi başka bir iklimde soluklanır. Hz. İbrâhim’in vefasını, Hz. İsmâil’in teslimiyetini, Hz. Hacer’in sabrı sinmiştir yüreğine. Düşte de olsa, gönlünde salihlerle ve sıddîklerle kurulmuş bir yol arkadaşlığının sükûtu ve huzuru kalır; an be an…</p>

<p>Ve nihayet hac…</p>

<p>Kalbin en derin yerinde şu müjdeyi yaşamaktır:<br />
<strong>“Allah tarafından kabul edilmiş bir haccın karşılığı ancak cennettir.”</strong> (Buhârî, Umre, 1)</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/ruhun-yitik-yurduna-vuslati-hac</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 14:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="80668"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Birlikte Rahmet Var]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/birlikte-rahmet-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/birlikte-rahmet-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İslam yalnızca ırk temelli ayrışmayı değil, din üzerinden yapılan bölücülüğü de şiddetle yasaklamıştır. Tarih boyunca diğer dinlerde olduğu gibi maalesef Müslümanlar içerisinde de dinle ilgili farklı yorumlar ve mezhebi farklılıklar üzerinden bir kısım insanlar birbirlerini dışlamış, hatta aynı kıbleye yönelenler zaman zaman birbirine düşman hâle gelmişlerdir. Oysa Kur’an’ın temel çağrısı, tevhid ekseninde birliktir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.” (Hucurât, 49/10)</p>

<p>İslam, müminleri aynı dinin mensubu oldukları için din kardeşi olarak ilan ettiği gibi, kök itibariyle de bütün insanları kardeş ilan etmiştir. Kur’an’a gönülden bağlı olanların, hem hilkat hem de din kardeşliğini güçlendirme çabası içerisinde olmaları asli görevidir. Barış dini olan İslam’ın amacı, bütün insanları bu eksende bir araya getirip toplumsal huzuru tesis etmektir. Dolayısıyla, Müslümanlara yönelik öncelikle kendi içlerindeki kardeşliği zedeleyecek söz ve davranışlar yasaklanmıştır. İkinci olarak da, iki Müslüman arasında meydana gelen anlaşmazlığın, kardeşliğe zarar verecek sonucun önünü kesmek için bir an evvel aralarının düzeltilmesi diğer Müslümanlara emredilmiş ve Allah’ın müminlere olan rahmetinin tecellisi de, bu kardeşliğin yaşatılmasına bağlanmıştır. Ayrıca Allah (cc), dini tefrikaya alet edenler hakkında çok dikkat çekici bir uyarıda bulunur:</p>

<p>“Dinlerini bölüp gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir alâkan yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.” (En‘âm, 6/159)</p>

<p>“Gönülden O’na yönelin, O’na saygısızlıktan sakının, namazı kılın ve şirke sapanlardan, dinlerinde ayrılığa düşüp -her bir grubun kendindekini beğendiği- fırkalara ayrılanlardan olmayın.”(Rûm, 30/31-32)</p>

<p>“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 3/103)</p>

<p>“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmrân, 3/105)</p>

<p>Bu ayetler herkesin anlayacağı şekilde son derece açık ve nettir. Dini parçalayan, ümmeti kamplara ayıran, kendisini hakikatin tek temsilcisi görerek diğer müminleri küçümseyen ve ötekileştiren her yaklaşım Kur’an’ın ruhuna aykırıdır, Peygamber Efendimizin (sas) birlik ve kardeşlik çağrısıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Yüce Allah’ın, Hz. Muhammed’e (sas) hitaben buyurduğu “Dinlerini parçalayıp grup grup olanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur.” ikazı, yalnızca geçmiş ümmetlere değil, kıyamete kadar gelecek bütün müminlere yöneltilmiş ilahî bir uyarıdır. Bu ilahî hitap, her müminin kulağına küpe olmalıdır. Dolayısıyla, aynı Allah’a inanan, aynı Peygambere ümmet olan, aynı kıbleye yönelenleri kardeş görememek kardeşlik bilinci açısından ciddi bir zaafı ifade eder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Müslümanlar arasında kültür ve yorum farklılıkları bulunabilir, ancak bu farklılıklar asla düşmanlık, tekfir, tahkir ve dışlama gerekçesi hâline getirilmemelidir.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/birlikte-rahmet-var</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 18:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="83024"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslamiyet ve İnsaniyet]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/islamiyet-ve-insaniyet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/islamiyet-ve-insaniyet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsanlığın yeryüzü serüveni, “Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: “Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin.” (Sad, 38/71-72) ilahi kelamında geçtiği üzere, topraktan yaratılmanın tevazusu, ilahi bir nefhayla canlanmanın izzetini taşıyarak başlamıştır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Ahsen-i takvim” yani en güzel kıvamda ve biçimde yaratılan insan, sonrasında nasıl olur da aşağıların en aşağısı “Esfel-i safilin”e iner? (Bkz. Tin, 95/4-5)</p>

<p>Ve yine en şerefli varlık ve yaratılanların birçoğundan üstün kılınan insan (Bkz. İsra, 17/70) ne tür bir savrulmayla <strong>“...Bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar...”</strong> (A’raf, 7/179) derecesine geriler? <a name="_Hlk227606383"></a></p>

<p>Belki de, bilerek ya da bilmeyerek, farkında olarak ya da olmayarak, fıtratını bozması, yüklendiği emaneti (Bkz. Ahzab, 33/72) taşıyamaması, nefs ve hevasının ağır basması gibi pek çok etken, bu düşüşe zemin hazırlar ve dibe çökmesine neden olur. Kendisine verilen özel yetenek ve kabiliyetlerini yaratılış gayesine uygun kullanmadığında, bu iniş ve gerilemeler gerçekleşir.</p>

<p>Sevgili Peygamberimizin (sas) şu hadisi de aynı gerçeğe işaret eder: <a name="_Hlk227606771"><strong>“Ademoğlunun kalbinden bütün (arzu) vadilerine (uzanan) yollar vardır. Allah, kalbini bütün bu yollara açmış olan kişiyi bunların hangisinde helak ettiğini önemsemez, fakat kim Allah’a güvenirse Allah onu (arzularının) keşmekeşliğinden kurtarır.</strong></a><strong>” </strong>(İbn Mâce, Zühd, 14)</p>

<p>Bu vadilerin her birine adım atan insan, özünden uzaklaşmakta ve helâka daha çok yaklaşmaktadır. Demek ki, bu bir yön kaybı meselesidir. İnsan tek ve doğru bir hakikate yöneldiğinde insanlığını, onurunu ve şerefini muhafaza altına alabilecektir. İnsanı insan kılan o hakikat ise İslamiyet’tir.</p>

<p>İşte, arzu vadileri ve ona götüren dağınık yollar, kara delik gibi insanı yutar, mahveder. İslam ise müstakim bir yol çizerek istikameti belirler ve zübde-i alem olan insanı, arzın halifesi konumuna yükseltir.</p>

<p>İnsaniyet ile İslamiyet arasında ruh-beden birliği vardır. Bedene hayat veren, canlı tutan ruhtur. Nasıl ki ruh bedenden ayrıldığında, beden dış etkenlere karşı savunmasız kalır, hayati fonksiyonlarını yitirir, insan da İslam’dan uzaklaşırsa, dünyevi hazların geçici pırıltısına meyleder, modern çağın bunalımlarına dik duruş sergileyemez ve ahlaki bozulma sürecine girer. Oysaki, insan, ancak bu birlikteliği koruduğunda hakikate sadık kalabilir ve aşağılara düşmekten kurtulabilir.</p>

<p>İnsaniyet, insanca davranış, merhamet ve şefkatle yaklaşım, iyilik ve yardımda bulunma demektir. İnsaniyet insanı, erdemli birey haline getirir, İslamiyet de bu erdemlerin kaynağını gösterir ve ebedi anlam kazandırır.</p>

<p>İnsanlığın yapmış olduğu her türlü iyilik ve güzellik, İslam aynasıyla bakılmazsa eğer, paslı bir görüntüden, puslu bir gölgeden ibaret kalır. İnsaniyet olmadığında ise yüce dinimizin hakikatleri o kişide tecelli etmez, tam manasıyla hayat bulmaz.</p>

<p>İslamiyetsiz bir insan köksüz ve temelsiz olduğu için, bina inşa edemez. İnsaniyetsiz bir İslam da şekilci bir kalıptan ibarettir, binayı imar edemez. Üstelik, insani hasletlerini kaybeden kişi, İslam'ın en kutsal değerlerini kendi yanlış zihniyetinde heba eder. Adaleti zulme, merhameti maraza, sevgiyi kine, saygıyı korkuya çevirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İslamiyet, insan cevherini işlemek, ilahi rızaya ulaştırmak, tekamüle erdirmek için yol hazırlar. İnsaniyet de müstakim yolun pusulası olur, inancın hayata dokunan her yönüne köprüler kurar.</p>

<p>Velhasıl, İslamiyet sadece ritüellerden ibaret bir inanç sistemi değil, ana fikrinde insanı kemale erdiren değerler bütünüdür. İnsan da sadece biyolojik bir varlık değil, ilahi emir ve ahlaki ilkelerle yaratılış gayesine uygun hareket eden bir halifedir. İnsaniyet ise, bu hilafet makamının yeryüzündeki yansımasıdır.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/islamiyet-ve-insaniyet</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="44699"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[En Değerli Miras]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/en-degerli-miras</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/en-degerli-miras" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Bir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha değerli bir miras bırakmış olamaz.”

(Tirmizî, Birr, 33)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Herkes güzel niyet ve hayallerle yuva kurar. Ancak sorumluluk almadan sadece evlenmiş olmakla hayallerdeki yuvaya sahip olunmaz. Keramet, nikahtan ziyade eşlerin gösterdiği özveri, gayret ve samimiyette saklıdır. Bu sorumluluk ve özveri ailenin en büyük sevinci olan çocuğun dünyaya gelmesiyle birlikte çok daha hassas bir noktaya ulaşır. Çocuk büyük bir nimet olduğu kadar çok büyük bir emanettir. Çocuğun ahlaklı ve erdemli olması, ruh ve beden bakımından sağlıklı olması, dinî inanç ve değerleri özümseyip yaşaması, sosyal hayatın gereği olan kuralları bilmesi, dünya geçimini doğru ve helâl şekilde kazanabilmesi için ebeveyninin rehberliğinde büyük bir gayret gerekir.</p>

<p>“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara ‘öf’ bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı sözler söyle.” (İsrâ, 17/23) Rabbimiz, ayetinde öf bile denmemesi gereken en büyük değer olarak sunar anne babayı. Hürmetle muamele edilmesi gereken anne babanın alacağı sorumluluk da buna mukabildir. Elbette ki anne ile birlikte babaya da önemli görevler düşmektedir.</p>

<p>Babaya hürmet dinimizin ve kültürümüzün en büyük değerlerindendir. Baba, çocuklarının imanlı, ahlaklı, eğitimli, sağlıklı yetişmesi için maddi ve manevi sorumluluğu üstlenendir. Maddi sorumluluğunun ötesinde manevi desteği de bir o kadar kıymetlidir. Rol model olması, disiplin kurması, merhametle kucaklayıp güvenli liman olması, çocuklarına vakit ayırması, anneye verdiği duygusal destek çocukları hayata hazırlayan aile ortamının en temel ihtiyaçlarıdır. Eksik kalan bu ihtiyaçların ilerleyen zamanlarda kişilerin ruhunda açtığı yaralar ve bu izlerin nesillere aktarılması kaçınılmazdır.</p>

<p><strong>“Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma; çünkü O’na ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” “Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelen musibetlere sabret.” “Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.” “Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de yükseltme…”</strong> (Lokmân, 31/13, 17-19) diyen Hz. Lokman gibi baba, çocuğunu şefkatle hakikate yöneltmeli, örnekliği ve nasihatleriyle çocuğun gönül dünyasını yanlış ellere teslim etmemelidir.</p>

<p>“Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namaza devam edenlerden eyle!” (İbrâhîm, 14/40) diyen Hz. İbrahim gibi baba her daim hidayeti için evladına dua eden olup, çocuğun manevi varlığını baba duasıyla taçlandırmalıdır.</p>

<p>“Haydi yavrum! Sen de bizimle birlikte bin!” (Hûd, 11/42) diyen Hz. Nuh gibi, baba evladını son ana kadar kurtarmaya çalışmalıdır.</p>

<p><strong>“Resûlullah’a on sene hizmet ettim. Vallahi bana bir kez olsun ‘Öf!’ bile demedi.”</strong> (Müslim, Fedâil, 51) diyen Hz. Enes’e yuva olan Peygamberimiz (sas) gibi, baba, sevgisiz disiplinin başkaldırıyı, disiplinsiz sevginin başıboşluğu getireceğini bilip, sevgiden mahrum etmeden ama disiplindeki istikrarını da kaybetmeden hassas dengeyi yöneten olmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baba, ailenin en güvenli limanı, en huzurlu sığınağıdır. Heybeti bir dağ gibi hissedilen, ocağında şefkat tütüp yuvayı sıcacık yapandır. Sözü ve özüyle rehberdir. Elden çok evden sorumlu olduğunu bilip, maddi ve manevi ihtiyaçları gözetendir. Varlığının kıymetinin şükrünü sorumluluğunu alarak eda edendir. Dünyaya vesilesiyle gelen masum bir emanetin haklarını iyi bilip teslim eden, evlatlarının annesini yolda yalnız bırakmayıp, yorgunluğa da sevince de ortak olandır. Zamanını ailesinin lehine yöneten, vakit ayırmayı bir vazifeden öte huzur saatine çevirendir. Babanın varlığını hakkıyla gösterdiği yerde eş ve çocukların da gönülden aile birlikteliğine katılmaları kaçınılmazdır. Böyle bir evde parmak sallayarak kurulan bir otoriteden ziyade kalp kırmaktan korkan sevgiyi incitmekten çekinen bireyler yetişeceği unutulmamalıdır. Bir babanın vereceği güzel ahlak, nesillere bırakılacak en değerli miras, pahası biçilemez bir hazinedir.</p>

<p>Baba olmak “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır. Ben de aileme karşı en iyi olanınızım! ...” (Tirmizî, Menâkıb, 63) diyen Sevgili Peygamberimizin (sas) örnekliğine gönülden tabi olmaktır.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/en-degerli-miras</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 23:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="45578"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hayata Anlam Katan Dualar - Dualar Kalbin Önceliklerini Fısıldar]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hayata-anlam-katan-dualar-dualar-kalbin-onceliklerini-fisildar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hayata-anlam-katan-dualar-dualar-kalbin-onceliklerini-fisildar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“De ki: ‘Rabbim! Gireceğim yere doğrulukla girmemi, çıkacağım yerden de doğrulukla çıkmamı sağla. Bana tarafından yardım edici bir güç ver.’” (İsrâ, 17/80)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dualarımız ruhumuzun derinliklerinden açılan gizli bir pencere gibidir, iç dünyamızı yansıtır. O nedenle dualarını zaman zaman gönül süzgecinden geçirmeli insan. En çok neleri istiyoruz Rabbimizden? Dünyevi nimetleri, tükenmeye mahkum mutlulukları, geçici makamları mı yoksa ilâhî rızayı, uhrevî mutluluğu mu? Dualarımız en çok neye değer verdiğimizin sessiz habercisidir aslında. En çok neyi diliyorsak, ona daha fazla değer veriyoruz demektir.</p>

<p>Hayat yolculuğunda bazen karşımıza fırtınalar çıkar, bazen sis çöker üzerimize, zihnimizdeki kalabalıklar artar. Böyle durumlarda insan, hangi limana sığınacağını, hangi yöne kürek çekeceğini bilemez hale gelir. Anlaşılmadığımızı düşündüğümüz, kararsızlık çıkmazında daraldığımız demlerde bizi güçlendirecek yegâne dayanağın “doğruluk” olduğunu daha iyi anlarız zamanla. Rabbimizin Resûlullah (as)’a vahyettiği bu dua örneği yankılanır sanki ruhumuzda.</p>

<p>Kur’ân’da Hz. Peygamber’e (sas) öğretilen ve yapması tavsiye edilen dualara yer verilir:</p>

<p>“De ki: ‘....Rabbim beni zalimler topluluğu içinde bulundurma.’” (Mü’minûn, 23/94)</p>

<p>“De ki: ‘Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.’” (Mü’minûn, 23/97-98)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“De ki: ‘Rabbim! Bağışla, merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.’” (Mü’minûn, 23/118)</p>

<p>Rabbimiz tarafından Peygamber Efendimiz (sas)’e ve tabii bizlere öğretilen dualardan biridir konu edindiğimiz âyet. Bazı tefsir kaynaklarında, âyette bahsedilen “çıkış”ın hicret esnasında Mekke’den çıkış, “giriş”in ise Medine şehrine giriş olduğu belirtilir. Mekke’den hüzünle ayrılıp Medine’ye umutla varışın, yani hicretin manevi azığı olarak tarif edilen bu dua, sadece kutlu yolculuğun hatırası değildir; Resûlullah’ın (sas) bu duayla Rabbine sarılması, hayatın her anında “sıdk” yani doğruluk üzere olma temennisinin bir göstergesidir. Demek ki Allah’ın Habibi (sas), yolculukta doğruluk, ibadette doğruluk, hayatın her alanında doğruluk istiyor.</p>

<p>Bu değerli dua, doğruluğa talip olmanın önemini vurgular. Doğrulukla yaşamak; maskelerden sıyrılmak, dürüstlüğü azık edinmektir. Niyeti halis olanın, doğruluktan ödün vermeyenin yardımcısı da elbette Allah’tır.</p>

<p>Kur’an Yolu Tefsiri’nde, bu dua vesilesiyle, bir yere girerken veya çıkarken, bir işe başlarken veya bitirirken işlerinin iyi ve düzgün gitmesi, sonucunun hayır doğurması için Allah’tan yardım dilenmesi gerektiğine işaret edildiği belirtilir. Tabii bir de her işini dürüstçe yapmak için dua etmenin önemine...</p>

<p>Aynı eserde, Râzî’nin, âyetteki “g<i>iriş</i>”i namaza başlama, <i>“çıkış”</i>ı da namazı bitirme şeklinde değerlendirdiği ve âyeti şu şekilde yorumladığı anlatılır: “Rabbim! Namaza başlarken de bitirirken de daima samimi ve ihlâslı olmam, gönlümde seni taşımam, sana şükür noktasında gerekli olan görevlerimi yerine getirmem için bana yardım et!”</p>

<p>İnsan için her başlangıç bir bilinmezlik, her yeni işe giriş bir heyecandır. Yeni bir başlangıç yapmak için ilk adımları attığımızda zaman zaman içimizi bir tereddüt kaplar. Türlü türlü sorular zihnimizi kurcalarken bu dua bize bir duruş öğretir: <i>Doğruluğa talip olmak, doğruluğu yoldaş edinmek.</i></p>

<p>Bir işe başlandığında hayrın tecellisine mazhar olmak ve istikameti doğruluk mihenginden ayırmamak adına Mevlâ’nın inayetine sığınmak, niyetin merkezine ilahi yardımı yerleştirmek anlamına gelir. O’nun inayetinden mahrum her başlangıç bereketten mahrumdur. Doğruluk ve rıza ile mühürlenmeyen, hakikatin ve dürüstlüğün ışığıyla aydınlanmayan her yolculuk ise ömre yüktür.</p>

<p>Dualarımız yaşantımıza yön verdiğine göre alnı açık bir çıkış istemeli Rabbimizden; <strong>“Doğrulukla çıkış!”... </strong>“Elimden geleni en doğru şekilde yaptım!” diyebilmenin o tarifsiz hafifliğiyle, kimsenin hakkını omuzlarına yük etmeden bir yerden ayrılabilmek en büyük başarılardan biridir. İnsan, ebedi diyara göçtüğünde arkasında ne bıraktığıyla ölçülür zira.</p>

<p>Âyetin sonundaki “<strong>Katından bana yardımcı bir kuvvet ver!”</strong> yakarışı, Rabbimizin lütfedeceği manevi güce talip olmak anlamına gelir. Yüce Hakk’tan gelen yardımcı kuvvet bazen içimize doğan bir ferahlık, bazen de bizi yanlıştan çeviren ilahi bir mesaj olur.<strong> </strong></p>

<p>Eğer bir gün yolumuzu kaybettiğimizi hisseder, bir çıkış yolu ararsak bu duayı kalbimizin en derininden Yüceler Yücesine iletelim; namaz sonunda dile getirdiğimiz dualara dahil etmeyi de unutmayalım.</p>

<p>Bizi Rabbimizin katında değerli kılan duruş, doğruluktan ödün vermeme kararlılığıdır. <i>Hayat yolculuğunda girişimiz dürüstçe, çıkışımız onurluca olsun.</i></p>

<p>Rabbimiz, attığımız hiçbir adımda kalbimizi doğruluktan ayırmasın. Girdiğimiz her kapıyı doğrulukla açmayı, çıktığımız her yerden asil bir duruşla çıkmayı nasip etsin. O’nun yardımı olduktan sonra, hangi bilinmez yolculuk bizi korkutabilir ki?</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hayata-anlam-katan-dualar-dualar-kalbin-onceliklerini-fisildar</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="81712"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Komşun İle Aran nasıl?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/komsun-ile-aran-nasil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/komsun-ile-aran-nasil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İbn Ömer ve Hz. Aişe (ra)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (sas) şöyle buyurmuştur: Cebrail bana komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onu mirasçı kılacak sandım. (Buhari, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140-141)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aynı mahallede birbirine bakan ya da bitişik iki ev, aynı apartmanda altlı üstlü oturan veya karşılıklı oturanların ortak ismidir komşu. Birlikte yaşam kültürünün en önemli kavramlarından birisidir komşuluk. Komşuluk bir kavram olmanın ötesinde, bir yaşam biçimi, bir kültürün var olma şekli ve bir inancın teoriden pratiğe aktarılan değeridir. Mirasçı olacağımızı zannedecek kadar, hassasiyet ile tavsiye edilen bir ilişki biçimidir komşuluk.</p>

<p>İçinde yaşadığımız evimiz, küçücük hayallerimizin yaşam bulduğu, rahat nefes aldığı iki direk bir çatıdan ibaret muhafazamızdır. İçine girdiğimizde karşılaşabileceğimiz bütün kötülüklerden kendimizi koruyacağımız kalkanımızdır. Sıcacık bir ortam, huzurlu bir aile topluluğu ve küçücük evimiz kendimizi güvende hissettiğimiz sığınağımızdır. Sadece kendi evimizin güvenli olması yeterli midir? Kapı komşularımızın, etrafımızdaki evlerin ve içinde yaşadığımız mahallenin de güvenli olması gerekmez mi?</p>

<p>Komşuluk, sadece evlerin birbirine bitişik olması değildir. Soyut, cansız duvarların birbirine bitişik olması çok şey ifade etmeyebilir. O duvarların arkasında yaşayan ailelerin birbirine destek olması, birbirini koruması, karşılıklı güven ortamını sağlamaları da gerekir. Komşunun komşudan emin olması gerekir. Birbirini rahatsız etmeyecek, birbirine karşı saygılı olacak ve birbirlerini destekleyecek bir anlayışa sahip olmaları gerekir.</p>

<p>Resulullah (sas), komşuluk ilişkilerinin önemini başka hadislerde de ifade etmektedir. Yukarıdaki hadiste Cebrail (as)’ın komşu hakkında çokça tavsiyesinden bahsedildikten sonra; “Komşusu şerrinden emin olmayan kişi cennete giremez” (Müslim, İman, 73) hadisi ile komşuluk hakkı bir üst katmana taşınmış olmaktadır. Böylece tavsiye, yerini cennete giden yolculuğun anahtarı olarak değiştirmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başka bir hadisi şerifte de Resulullah (sas) şöyle buyurmaktadır: “Allah (cc)’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun! Allah (cc)’a ve ahiret gününe iman eden komşusuna eziyet etmesin! Allah (cc)’a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin!” (Buhari, Rikak, 23). Böylelikle tavsiye ile başlayan komşuluk ilişkilerindeki mesafe bir sonraki adımda cennetin anahtarına dönüşmekte, biraz daha ilerisinde de Allah (cc)’a ve ahiret gününe imanın bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Akrabalık ilişkilerinin yanı sıra, komşuluk ilişkileri de toplumsal bağımızı ve yapımızı koruyan ve muhafaza eden en önemli unsurdur. Ailemizi, çoluk çocuğumuzu gönül rahatlığı ile emanet edebileceğimiz bir komşu, dünyanın en güzel arkadaşı, dostu ve kardeşi olacaktır. Elinden ve dilinden kendimizi emin hissedeceğimiz bir komşu dünyanın en büyük nimetlerinden birisidir. Eskiler ne güzel demişler: “Ev alma komşu al”. Evin güzel olması, konforlu olması veya konforlu bir sitede olması güzel olabilir ama eğer komşundan emin değilsen o ev sana istediğin konforu sunamaz.</p>

<p>Dualarımızda rabbimizden cenneti talep ederken; Resulullah (sas)’e komşu olacağımız bir cenneti istiyoruz. Bu komşuluğun bize katacağı değerden medet umuyoruz. İyilerin yanında, yamacında duranların onlardan nasibini alacağını biliyoruz. Bu dünyada da ahirette de iyi ve güzel komşular bizi bulsun. Biz de insanlara bu dünya ve ahirette iyi ve güzel komşular olalım.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/komsun-ile-aran-nasil</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Feb 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="29491"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
