<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyanet Haber</title>
    <link>https://www.diyanethaber.com.tr</link>
    <description>Diyanet Haber / Diyanet Sınav / Diyanet Duyuru / Diyanet Hutbe / Müftülükler / İslam Dünyası / Kültür Sanat / #Keşfet / www.diyanethaber.com.tr</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/makaleler" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025 Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 14:26:58 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/makaleler"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsanlığı Dirilten Kelâm: Kuran-ı Kerim]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/insanligi-dirilten-kelam-kuran-i-kerim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/insanligi-dirilten-kelam-kuran-i-kerim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zamanın derinliklerine uzanan bir gece…
Sessizliğin en yoğun olduğu anlardan biri…
Yeryüzü suskun, gökyüzü sırlarla dolu…

İnsanlık, hakikatten uzaklaşmış; kalpler yorulmuş, ruhlar daralmıştı.
Adalet unutulmuş, merhamet zayıflamış, vicdanlar körelmeye yüz tutmuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İşte böyle bir vakitte…</p>

<p>Nur Dağı’nın eteklerinde, Hira’nın sükûnetinde…<br />
Bir kalp vardı; arayan, sorgulayan, bekleyen…<br />
Düşünen, hakikati özleyen bir gönül…</p>

<p>İnsanların hali ağır gelmişti ona.<br />
Yaşananlar incitmiş, gördükleri derin izler bırakmıştı gönlünde.<br />
Kalabalıklar içinde yalnızlaşan bir ruh, sessizlikte Rabbine yönelmişti.</p>

<p>Ve bir an…<br />
Zamanın akışı değişti.<br />
Sessizliği yaran ilahi bir hitap yankılandı:</p>

<p>“Oku!”</p>

<p>Cebrâil (as) seslendi son elçiye. Hira’nın sessizliğinde yankılanan o emirle başladı insanlığa uzanan kutlu çağrı. O andan sonra değişti yeryüzü. Cehaletin karanlığını dağıtan, kalpleri imanla aydınlatan bir hitap oldu Kur’an; doğru yolu gösteren bir hidayet nuru, gönüllere huzur veren bir rahmet kaynağı…</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düşünün; hayata anlam katan, insana Rabbini ve sorumluluğunu hatırlatan bir kılavuzu. Onunla aydınlanmıştır kalbin derinliği, onunla dirilmiştir gönüller. Ona yönelen felaha ermiş, ona sarılan huzur bulmuş, ondan yüz çeviren ise hüsrana sürüklenmiştir.</p>

<p>Düşünün; satırları kalplere dokunan kelamı… Yolunu kaybeden insanlığa bir aydınlık olmuş, tevhidin ve yaratılış hikmetinin unutulmaya yüz tuttuğu zamanlarda hakikati yeniden hatırlatmıştır. Varoluş gayesini insana göstermiş, hakikatle bağını koparmaya yüz tutmuş kalpleri uyandırarak gönülleri tevhidin aydınlığıyla buluşturmuştur.</p>

<p>Rabbimizi tanıyalım, kendimizi bilelim, yalnızca O’na kulluk edelim diye seslenmiştir bizlere. Hem dünyada huzura hem de ahirette saadete ulaşalım diye göstermiştir dosdoğru yol olan sırat-ı müstakimi.</p>

<p>Düşünün; varlığı da yokluğu da, hüznü de sevinci de ibadete dönüştüren kulluk kitabını… Rahmet olan Kur’an’ı, karanlıklara inen nuru, Ramazan’ın bereketli ikliminde gönüllerimize sunulmuş en büyük armağanı…</p>

<p>Düşünün; insanlığa yön veren mesajı… Hayatın sırrını da ölümün hakikatini de öğreteni; dünyanın faniliğini, ahiretin ebediliğini hatırlatanı. Doğru ile yanlışı, hak ile batılı, iyilik ile kötülüğü ayırt etmenin ölçüsünü sunanı…</p>

<p>Düşünün; kelimeleriyle gönülleri titreten hitabı… Erdemi ve güzel ahlakı anlatan da odur; adaletin ve hakkaniyetin temellerini atan da. Umutsuzluğun gölgesinde kaybolan zihinleri aydınlığa çıkaran, insana onur kazandıran hayat kaynağıdır o.</p>

<p>Düşünün; sözlerin en yücesini… Peygamber Efendimizin (sas) bir değer ve kıymet gecesi insanlığa sunduğu en büyük mucizeyi… Kurtuluşun kapısını, ruha ve bedene şifa olan, ahlâkî hastalıklara deva sunan kelamı…</p>

<p>Düşünün; her kelimesiyle hikmet ve öğüt barındıran eşsiz emaneti. Değeri hiçbir şeyle ölçülemeyecek olanı. Her ayetinde saklı olan derin hikmetleri; gönüllere ibret, kalplere nasihat olan her kutsal vahyi.</p>

<p>Kelâmullâh’ı düşünün…<br />
Kitâbullâh’ı…<br />
Cenâb-ı Hakk’ın kelâmını…<br />
Okunması ibadet olan kitabı…<br />
Helal ile haramı ayıran Furkân’ı…<br />
Dünya ve ahiret mutluluğuna götüren hidayeti…<br />
İnsana yaratılış gayesini hatırlatan zikri…</p>

<p>Bir harfi bile değişmemiş ve asla değiştirilemeyecek olanı düşünün. İlahi ve beşerî tedbirlerle Rabbimizin koruması altında bulunanı…</p>

<p><br />
<strong>“Şüphesiz Kur’an’ı biz indirdik. Onun koruyucusu da elbette biziz.”</strong> (Hicr, 15/9)</p>

<p>Kıyamete kadar her çağda ve her coğrafyada insanlığa doğru yolu gösteren mesajı düşünün… Sorumluluğumuzu hatırlatanı, ahireti unutturmayanı, insan olmanın anlamını ve insanca yaşamanın sırlarını öğreteni… Yolumuzu aydınlatan kandili…</p>

<p>Ve düşünün; Âlemlere Rahmet Peygamberimiz (sas) aracılığıyla insanlığa lütfedilen o muhteşem kitabı… Hayatın imanla anlam bulacağını, insanın kullukla yüceleceğini haber veren kurtuluş reçetesini… On dört asırdır bu kitabı gönüllerine nakşedenlerin gözlerinde ve yüreklerindeki heyecanı ve huzuru…</p>

<p>Zorlukları aşmada, doğru kararlar vermede, huzurla sonuçlanan sağlam adımlar atmada insana istikamet gösteren eşsiz mesajı… Küçük büyük, kadın erkek herkes için umut ve bereket kaynağını…</p>

<p>Şimdi kavuşsun gönüller Kur’an’ın nuruna…<br />
Karanlığa alışmış kalpler, onun aydınlığıyla yeniden dirilsin.</p>

<p>Susamış ruhlar, ilahî kelâmın serinliğinde huzur bulsun…<br />
Yorgun gönüller, onun rahmetiyle arınsın.</p>

<p>Dağılmış düşünceler onunla toparlansın,<br />
Kırılmış kalpler onunla onarılsın.</p>

<p>Ve Kur’an’ın rahmetiyle taçlansın insanlık…<br />
Onun hikmetiyle yükselsin, onun nuruyla yol bulsun.</p>

<p>Ve Kur’an;<br />
Gönlümüzün baharı, sadrımızın nuru olsun.<br />
Hüzünlerimize şifa, kederlerimize merhem olsun. (Ahmed b. Hanbel, I, 391)</p>

<p>Her darlıkta bir ferahlık,<br />
Her karanlıkta bir aydınlık,<br />
Her kayboluşta bir istikamet olsun.</p>

<p>Kalbimiz onunla atsın, dilimiz onunla konuşsun…<br />
Hayatımız onunla anlam bulsun.</p>

<p>Ve o insanlığı dirilten ilahî kelâm…<br />
Bizi dünyada huzura, ahirette ebedî saadete ulaştırsın.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/insanligi-dirilten-kelam-kuran-i-kerim</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="18503"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Üstünlük; Takvada, Ahlaktadır]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/ustunluk-takvada-ahlaktadir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/ustunluk-takvada-ahlaktadir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsanlar arasındaki farklılıklar yalnızca “dil” ile sınırlı değildir. Yeryüzünde yaşayan milyarlarca insan, hem suret hem karakter hem de kültürel yapı bakımından birbirinden farklıdır. Bu kadar çeşitlilik içinde insanı değerli kılan şey de yalnızca dili, rengi ya da mensubiyetiyle sınırlı değildir. Buna rağmen tarih boyunca insanlar çoğu zaman bu farklılıkları bir zenginlik olarak görmek yerine, ayrışma ve üstünlük iddiasının bir aracı hâline getirmişlerdir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kur’an’ın gönderildiği çağda özellikle aşiret, kabile ve soy üstünlüğüne dayalı bir anlayış yaygındı. İnsanlar kabileleri adına savaşıyor, yıllarca süren düşmanlıklar yüzünden nice canlar toprağa düşüyor, gözyaşı ve kan dünyayı yaşanmaz hâle getiriyordu. Böyle bir ortamda İslam, insanı insan yapan değerin soy, renk, dil ve kabile değil; iman, ahlak ve takva olduğunu ilan etmiştir.</p>

<p>Nitekim Hz. Peygamber Efendimiz (sas), Veda Haccı’nda insanlık tarihine yön veren şu evrensel mesajı vermiştir:</p>

<p>“Ey insanlar! Dikkat ediniz! Rabbiniz birdir, babanız birdir. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a; beyazın siyaha, siyahın beyaza bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” (<i>İbn Hanbel, V, 411</i>)</p>

<p>Bu hadis, yalnızca kendi dönemindeki Arap toplumuna değil, kıyamete kadar gelecek bütün insanlığa hitap eden bir ilkedir.</p>

<p>Yüce Allah da Kur’an-ı Kerim’de, insanların farklı dillerde ve renklerde yaratılmasını bir ayrılık veya üstünlük sebebi değil, Allah’ın varlığının ve ilahi kudretin bir delili olarak göstermektedir:</p>

<p>“O’nun kanıtlarından biri de, gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Kuşkusuz bunda bilenler için ibretler vardır.” (Rûm, 30/22)</p>

<p>Bu ayet çok açık bir şekilde göstermektedir ki, dil ve renk farklılığı bir üstünlük aracı değildir. Allah’ın varlığı, kudreti ve sanatının bir tecellisidir.</p>

<p>İnsan, kendi dilini sevmesiyle, kendi kültürüne yakınlık duymasıyla, kendi milletine muhabbet beslemesiyle suçlanamaz. Bu son derece tabii bir durumdur. Sorun, kişinin bu aidiyeti bir kibir ve üstünlük aracına dönüştürmesidir. Kur’an’ın karşı çıktığı nokta tam da budur. Çünkü insanı Allah katında değerli kılan şey, ahlakı ve takvasıdır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah katında sizin en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 49/13)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayete göre üstünlük noktasındaki ilahi ölçü, insanın kendi iradesiyle kazandığı, ahlakını güzelleştiren, adaletini güçlendiren, merhametini ve Allah’a karşı sorumluluk bilincini artıran takvadadır. İnsanın hiçbir dahli olmadan sahip olduğu dil, renk ve soy gibi özellikler üstünlük sebebi değil, Allah’ın varlığını gösteren kanıtlardır.</p>

<p>Ayrıca ırkçılık sadece savaş meydanlarında kan akıtarak değil; sözle, kalemle, başkalarını küçümseyen davranış ve bakışlarla da kendisini gösterebilir. Dolayısıyla ırkçılığı yüceltenler insanlığı böler. Allah’ı ve O’nun adalet, merhamet, ahlak ve tevazuyla ilgili buyruklarını ölçü alanlar, insanları birleştirir ve kardeşliği büyütür.</p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/ustunluk-takvada-ahlaktadir</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="88253"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şükran]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/sukran</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/sukran" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İslam coğrafyasındaki üzücü gelişmeler nedeniyle bir yanımız hep buruk olsa da -hamdolsun- ülke içinde coşkuyla yaşanan bir Ramazan ayını geride bıraktık.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sevinçle karşıladığımız mübarek Ramazan ayına, sevincin ve hüznün birlikte eşlik ettiği bir duygu dünyasıyla veda ettik. Sevincimiz; böylesi kıymetli bir bereket iklimini, milletçe selamet ile tamamlamış olmaktan. Hüznümüz ise; böylesi bir değerin firakı. Bir de umudumuz var: Yeniden kavuşmak. Yeniden kavuşmak ve bir kez daha mülaki olmak arzumuzu Yüce Yaratanın makamına arz ediyoruz.</p>

<p>Ramazan ayı; sevinç ve neşe kaynağı olan, fikir ve duygu dünyamıza katkı sunan, ayrıca manevi hayatımızı besleyen geniş bir yelpazede fırsatlar sunmakta, bu noktada son derece önemli ve kıymetli unsurları bünyesinde barındırmakta. Vatandaşlarımızın gönül dünyasına hitap etmeyi, fikir ve duygu dünyasına katkı sunmayı amaçlayan Diyanet TV de bu anlamda son derece önemli bir unsur olarak fonksiyon icra etti, geride bıraktığımız Ramazan ayında. Şüphesiz bir televizyon kanalının ne ölçüde başarılı olduğu noktasındaki en önemli gösterge, vatandaş nezdindeki itibarı ve tanınırlığı ile gördüğü teveccühtür. Ramazan’ın son gününden bugüne, farklı şehirlerde ya da mahfillerde, çeşitli vesilelerle karşılaştığımız, farklı kesimlerden tanıdığımız ve tanımadığımız birçok vatandaşımızın, Diyanet TV’deki programların çeşitliliği ve kalitesi ile özellikle “İftarı Beklerken” ve “Bereket Vakti” programlarına atfen sarf ettikleri övgü dolu sözler, açıkçası yüzümüzü güldürdü. Özellikle anılan programlardaki konukların farklı kesimlerden olmaları, din, kültür, tarih ve sanat gibi farklı disiplinlerde yetkinlikleri, ayrıca konukların -kahir ekseriyetle- birbirleriyle olan uyumları, izleyicilerimizin dikkatinden kaçmamış, hatta memnuniyete sebebiyet vermiş anlaşılan. Örneğin bir vatandaşımızın “<i>Bu Ramazan ayında hangi evde iftara konuk olduysam, Diyanet TV’nin açık olduğunu gördüm.</i>” şeklindeki beyanı, ayrıca “İftarı Beklerken” programının sunucusu Ali Bektaş Bey’in, “<i>Uzun yıllar, çeşitli kanallarda program sundum. Bu Ramazan’ın ardından</i> -programa atıfla- <i>sokakta karşılaştığım teveccüh ve övgü, daha önce yaşamadığım bir durum.</i>” mealindeki ifade ve tecrübesi, bu noktada önemli bir kıstas. Nitekim Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ hocamız da Geleneksel Bayramlaşma Programında yaptığı konuşmada, “<i>Diyanet TV’nin iftar ve sahur programları Allah’a şükürler olsun ki bu yıl alanda yapılan programların en kalitelileri, en güzelleri ve en başarılılarıydı.</i>” şeklindeki ifadeleriyle, halkımızın bu teveccühüne işaret buyurmuşlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şüphesiz ortaya çıkan bu neticenin ardında, özveriyle gayret eden koca bir ekip, takdir ve teşekkürü hak eden emekçiler var. Bu vesileyle yayın, teknik, program, tanıtım sanat, denetim ve haber ile idari ve mali işler koordinatörlüklerine mensup mesai arkadaşlarım başta olmak üzere tüm paydaşlara gönülden teşekkürler. Ayrıca güven ve desteklerinden dolayı Muhterem Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ hocamız ile Başkan Yardımcımız Dr. Hatice BOYNUKALIN ŞENKARDEŞLER ve Dini Yayınlar Genel Müdürümüz Hamza BAYRAM hocalarımıza minnettarlığımızı ifade ediyoruz. Elli sekiz canlı yayında sorumluluk üstlenen Sunucu Ali BEKTAŞ, Solist Dr. Agah TERZİ ve Sunucu Furkan AKTEPE de teşekkürü fazlasıyla hak edenler arasında. Elbette izlemek, değerlendirmek ve gündemlerine almak suretiyle programlarımıza hayat veren izleyicilerimizin teveccühü her türlü takdirin üzerinde. Teveccühleri nedeniyle, evlerine, işyerlerine ve en önemlisi gönüllerine konuk olduğumuz izleyicilerimize gönülden <strong>şükran</strong>larımızla...</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/sukran</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="74418"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Onuncu Köyün Yolcusu Olmak]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/onuncu-koyun-yolcusu-olmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/onuncu-koyun-yolcusu-olmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mülk, Cenab-ı Hakk’ın mutlak hakimiyeti ve insanın da sınırlı tasarrufu ile hassas bir denge üzerine kuruludur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeryüzü ve gökyüzünde ve dahi ikisi arasında ne varsa hepsi Allah’a aittir ve mülkün asıl sahibi Allah'tır. Mülkün bir de insana bakan yönü vardır ki o da bu mülkün geçici ve sınırlı bir emanetçisi olarak insanın sorumluluk bilinciyle hareket etmesidir.</p>

<p>Eğer ki insan günlük yaşamda kendisine lütfedilen nimetleri kendi mülkü olarak görür ve hükmetmeye başlarsa denge de bozulmaya başlar. Hakkaniyet ölçüsünde davranması gereken adaleti yitirir. <strong>“Adalet mülkün temelidir”</strong> sözü manasını kaybeder.</p>

<p>Peki acaba adalet, yanlış yapanın, düzeni bozanın, kimliğine ve konumuna göre değişir mi? Garip gureba biri küçük bir hata yaptığında büyük bir kusur işlemiş muamelesi görürken, güç sahibinin yaptığı devasa hatalar, insanlık halidir deyip geçilebilir mi?</p>

<p>Ya da vardır bir hikmeti bizim aklımız ermez sözüyle, görmezlikten gelinebilir mi?</p>

<p>Oysaki Allah Resûlü (sas), daha önce gelip geçen insanların helak olmalarının sebeplerinden birinin de aralarında ileri gelen kimseler suç işlediğinde ceza verilmeyip, aynı suçu zayıf ve fakir kimseler yapınca ceza uygulamalarının olduğunu ifade eder ve kızı Fatıma bile suç işlese ceza vermekten geri durmayacağının altını çizer. (Müslim, Hudud, 9)</p>

<p><strong>“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın...”</strong> (Nisa, 4/135) ayeti de gösterir ki, Hakk'ın hatırı herkesten ve her şeyden daha kıymetlidir.</p>

<p>Doğruluk, adalet ve hakkaniyetin bu denli önemli kavramlar olduğunu bilmemize, toplumu ayakta tutan güç ve kuvvet olarak görmemize, her türlü ikili ilişkilerde itidali sağlayan bir ahlaki duruş olduğunu dile getirmemize rağmen acaba doğru söyleyen kişi neden dokuz köyden kovulur?</p>

<p>Ya da bu kovulma korkusuyla neden adalet terazisinin kefesine menfaat ve çıkar konulur?</p>

<p>“Hatırlı” bir kişinin yaptığı yanlışı hasır altı yapmak, o yanlışa ortak olmak anlamına gelmez mi?</p>

<p>O kişinin kibir ve egosunu artırmaya, başkalarını hor görmeye zemin hazırlamaz mı?</p>

<p>Her ne kadar onuncu köyün yolu uzun ve çetin gibi görünse de aslında diğer köylerin çıkmaz sokakları daha çoktur. Hakikat güneşine gözlerini kapatıp, sahte ışıltıların gölgesinde huzur arayanlar, akşam olduğunda, gün boyu susturduğu vicdanının ağırlığı altında zifiri karanlığa gömüleceklerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Müslümana düşen vazife, dokuz köyün sakinleri tarafından onaylanmasa da, mevcut kurulu düzeni bozulsa da, konfor alanları daralsa da onuncu köyün yolcusu olmaya niyetlenmesi, adım atmasıdır. Menzile ulaştığında ise bulunduğu yeri hak ve hakikatle inşa, ihlas ve samimiyetle ihya, adalet ve merhametle imar etmesidir.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/onuncu-koyun-yolcusu-olmak</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="54988"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fırsat Varken]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/firsat-varken</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/firsat-varken" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Komutan askerleriyle birlikte bir tünele girer. Askerlerin bastığı yeri görmediği, zifiri karanlık bu ortamda komutan emrini verir. Her asker doldurabildiği kadar taş toplayarak tüneli geçecektir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu emir karşısında askerlerin bir kısmı emre uymaz ve hiç taş toplamaz. İkinci kısım yapmadı olmasın diyerek birkaç taşı ceplerine koyarlar. Diğer askerler ise komutanın emri var diyerek ceplerini alabildiğince doldururlar.</p>

<p>Nihayet tünel biter ve aydınlığa kavuşulur. Avuçlarını açıp topladıklarına baktıklarında çakıl zannettikleri taşların elmas, yakut, zümrüt olduğunu gören askerlerin ilk kısmı büyük bir pişmanlıkla keşke derler “keşke emre uysaydık”. Az alanlar “niye çok almamışız’’ diye pişman olurlar, alabildiğince dolduranlar ise “emre uyduk mükafatını gördük” diyerek sevinirler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hikayedeki gibi hayat geçmemiz gereken bir tüneldir bir farkla karanlık ve bilinmez değildir. Rabbimiz hayat rehberimiz Kur’an’da kullarını devamlı olarak ikaz eder. Ceza ve mükafatla ilgili cennet ve cehennem sahneleri ile her türlü uyarı yapılır. İnsandan basiretini kuşanıp, ayetlerin aydınlığında tedbirini alması istenir. Bu tünelden geçen nice kavimlerin akıbetleri en çarpıcı şekilde insanın önüne koyulur.</p>

<p>“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna, hiçbir çocuğun da babasına fayda veremeyeceği günden korkun! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.” (Lokmân, 31/33) diyerek Rabbimiz kullarını uyarır.</p>

<p>Keşke diyenlerin hali ise ne diyeceklerine kadar anlatılır. “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, ‘Rabbim! Beni geri gönder de geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım’ der. Hayır! Onun söylediği bu söz, boş laftan ibarettir...” (Mü’minûn, 23/99, 100)</p>

<p>İnsan dünyada nefsinin ve şeytanın esiri olduğunda yaptıklarının haklı olduğuna dair mazeretler bulur. Tünele girip emre itaat etmeyen askerlerin burası çok karanlık zaten yükümüz de ağır bir de çakıl toplayıp daha da mı ağırlaşalım bahaneleri ile aldanmaları gibi nice mazeretler üretir. Yalan söylediğinde, faiz yediğinde, gıybet ettiğinde, ibadetlerini yerine getirmediğinde kendince sebepler üretip, haklılık payının bulunduğu ile aldanır. Bu konuyla ilgili çok defa okuduğumuz Yasin suresinde “O gün, onların ağızlarını mühürleriz; yapmış olduklarını elleri bize anlatır, ayakları da şahitlik eder.” (Yâsîn, 36/65) uyarısı bulunur. Hakikat değişmez, eğilip bükülmez; mazeretler üreten bahaneler bulan ağızların o gün mühürlenip, azaların dile gelmesi tünelden çıkmadan önce üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir ikazdır.</p>

<p>Dünya bittiğinde asıl başlangıcı yaşayacak ve ebedi hayatına doğacak insana her türlü donanım verilerek istikamet üzere bir hayat yolu çizilir. Her emir ve yasak insanın dünya ve ahirette selamet bulması için Rabbimizin merhametinin bir tezahürüdür.</p>

<p>Yolun sonunda biriktirdiklerinden başkasını bulamayacak insana, göreceği mükafatlar ve alacağı karşılık anlayabileceği ölçüde açıklanmıştır. Muğlak ve belirsiz bir arayış değil, Kur’an ve sünnetin aydınlığında anlamlı bir yöneliş istenir insandan. Elbette ki hidayet yolu bilgiye muhataplıktan öte iman hakikatiyle açıklanabilir. İmanın nuru karanlık olan her yeri aydınlatır, zahmetteki rahmeti buldurur, basiret ve feraset verir.</p>

<p>Bu feraset hadiste şöyle ifade edilir. “Müminlerin en akıllıları, ölümü en çok hatırlayanlar ve ölümden sonrası için en güzel şekilde hazırlananlardır.” (İbn Mâce, Zühd, 31)</p>

<p>O halde bu hazırlığı hakkıyla yapabilmek için niyaz edelim...</p>

<p>Allah’ım bize hidayet ve istikamet; feraset ve basiret ver, gönlümüzü ve yolumuzu nurunla aydınlat, imanda sabit kıl, kalbimizi doğrulukla güçlendir, bizi nefsin ve şeytanın hilelerinden koru...</p>

<p>Amin.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/firsat-varken</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 00:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="89045"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan Cami ve Hayat]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/ramazan-cami-ve-hayat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/ramazan-cami-ve-hayat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mübarek ramazanın haberi bile mü’minlerde sevince sebep olur. Ramazan ayı sanki zamanı durdurur. Âdete Müslümanlara şöyle seslenir: biraz yavaşla, kendini dinle ve biraz silkin.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı gelince evlerimiz hatta sokaklarımız bile farklılaşır. Camiler zaten bambaşka bir güzelliğe kavuşur. Ramazan bize ibadet merkezli bir hayat sunar. Esasında hayatın böyle olması gerektiğini bize bir kez daha hatırlatır. Akşam ezanı okununca ortaya çıkan tatlı telaş dünyanın neresinde var ki? Dükkânında iftar eden esnaf yoldan geçenleri buyur eder. Büyük şehirlerde iftar saati evlerine yetişemeyenlere yolda iftarlık pide dağıtanlar ramazanı bize ayrı bir güzel hissettirir.</p>

<p><strong>Ramazan ve Cami</strong></p>

<p>Ramazan ayında camilerimiz ayrı bir güzelliğe kavuşur. Öncelikle cemaat sayısında belirgin bir artış olur. Diğer taraftan kadınlar ve çocuklar da camilere daha çok teşrif ederler. Kadınlar ve çocukların cemaate dâhil olmaları ile camilerimiz ayrı bir güzelleşir. Toplumun her kesiminden insanlar camilere daha çok rağbet eder. Teravih sünnetinin cemaatle eda edilmesinin bereketi çok farklıdır. Mukabele sünneti ağırlıklı olarak camilerde yerine getirilir. Cemaatin durumuna göre uygun vakitlerde her gün bir cüz Kur'an-ı Kerim tilavet edilir.</p>

<p>Mahalle sakinleri arasında ayrı bir kaynaşma olur. Son yıllarda camilerde de iftar programları yapılmaya başladı. Bu ve benzeri çalışmalar hem camilerin fonksiyonlarını çoğaltmakta, ama daha da önemlisi fertler arasında kaynaşmayı yükseltmektedir. Camiler bizim nefes aldığımız yerlerdir. Bizi temizler, kirlerimizden arındırır ve tekrar topluma gönderir. Camilerin bize hayat verdiğini salgın günlerinde acı bir şekilde tecrübe ettik. O zor günlerde bir müddet cemaatle namazdan mahrum kaldık, daha da zor olanı ise bir süre cumalarda da buluşamadık. Sudan çıkmış balık misali nefeslerimiz daraldı. Camiler ve mescitler ne büyük nimetlermiş derinden yaşayarak anladık ve öğrendik.</p>

<p><strong>Ramazan ve Hayat</strong></p>

<p>Ramazan ayının oruç ve mukabele iklimiyle bize kazandırdığı birçok güzellik var. Öncelikle madden ve manen bizi temizliyor. Günahlarımızdan arındırıyor. Farz ibadetlerle beraber nafile ibadetlere daha fazla zaman ayırıyoruz. Ramazan ayı bize nefes aldırmaya geliyor. Bize hayat veriyor. Diğer bir ifade ile fabrika ayarlarımıza dönüyoruz. Hayatın gereksiz yüklerinden kendimizi kurtarıyoruz. Ama bütün bunları cemaat olarak yapıyoruz. Yani yaşadığımız her yerde Müslümanların büyük bir kısmı ramazanı yaşayınca toplum olarak kendiliğinden olumlu anlamda farklılaşıyoruz.</p>

<p>Kur'an-ı Kerim ve oruç birlikte bize tekrar nefes veriyor. Ramazan ayı Kur'an-ı Kerim ayıdır. Yani Kur'an-ı Kerimin doğduğu aydır. Her zamankinden daha fazla okur veya dinleriz. Bir de bunu oruçlu iken yerine getiririz. Daralan gönüllerimizi genişletiyor. Oruçlunun her halinin ibadet üzere olduğu müjdesi, Efendimiz (sas)’in “ kavl-i zûr ” (Müslim, Sıyâm 163) olarak tanımladığı Müslüman ağzına yakışmayacak sözlerden uzak durmamız tavsiyesi, hatta bize birisi sataşırsa “ben oruçluyum” (Buhârî, Savm 9) diyerek her türlü tahrike karşı konuşlanmamız hususunda bize yol göstermesi bize büyük bir nefes aldırmıyor mu?</p>

<p>Ramazan ayı gelince suç oranlarında düşüş olduğunu hepimiz biliriz. Peygamber Efendimiz (sas) ‘in şeytanların bağlanacağı (Nesâi, Sıyâm, 5) hakkındaki müjdesini fiili olarak yaşarız. Belki de oruç ibadetine toplum olarak sahip çıkmanın dünyadaki mükâfatını yaşayarak görüyoruz. Oruç da olduğu gibi diğer emirlere de sımsıkı sarılsak hayatımız cennet misali güzel olacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ramazan ayında zekât ibadeti daha çok yerine getiriliyor. Bunun iki sebebi olabilir: <i>birincisi</i> takibindeki kolaylık, <i>ikincisi</i> sevabının daha çok olacağı ümididir. Ama ihtiyaç sahibi kardeşlerimizin zekât ve sadaka-ı fıtır sebebiyle daha çok gözetildiği bir ay olduğu muhakkaktır. Ramazan burada da bizlere hayat veriyor. <i>Öteki</i>’nden daha fazla haberdar oluyoruz. Bu da toplum içinde dayanışma, karşılıklı hayatımızı kolaylaştırma ve bir başkasının sevinmesine vesile oluyor. Adeta daralan gönülleri genişletiyor. Bizi ferahlatıyor.</p>

<p>İftarlar hatta sahurlar vesilesiyle aile yakınları, dost ve arkadaş buluşmaları çoğalıyor. Hızla akan hayatımızda bazen aile fertleri ile bile aynı sofrada buluşamadığımız günler olabiliyor. Ama ramazan bize burada da hayat sunuyor. Ve âdete görünmeyen bir el bizleri sofrada iftar vaktinde buluşturuyor ve kaynaştırıyor.</p>

<p>Asıl hayat veren ise sonundaki bayram günleridir. Küçüklerin ve büyüklerin özel olarak gözetildiği, küslerin barıştığı, yoksulların daha yakından ilgilenildiği sevinç ve sürur günleri bize ayrı bir hayat verir. Bir ibadet mevsimi sonunda bayrama ulaşmak esasında ibadet dolu bir ömür ve sonunda gerçek bayrama yani gerçek hayata ulaşmanın derdi ve gayretidir. Esasında ibadetlerin hepsi bize yeniden hayat verir. Hayatımızı anlamlandırır. Hayatın anlamı ise Rabbimize kulluktur (Zâriyat, 51/56)</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/ramazan-cami-ve-hayat</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Feb 2026 20:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="27205"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Komşun İle Aran nasıl?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/komsun-ile-aran-nasil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/komsun-ile-aran-nasil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İbn Ömer ve Hz. Aişe (ra)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (sas) şöyle buyurmuştur: Cebrail bana komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onu mirasçı kılacak sandım. (Buhari, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140-141)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aynı mahallede birbirine bakan ya da bitişik iki ev, aynı apartmanda altlı üstlü oturan veya karşılıklı oturanların ortak ismidir komşu. Birlikte yaşam kültürünün en önemli kavramlarından birisidir komşuluk. Komşuluk bir kavram olmanın ötesinde, bir yaşam biçimi, bir kültürün var olma şekli ve bir inancın teoriden pratiğe aktarılan değeridir. Mirasçı olacağımızı zannedecek kadar, hassasiyet ile tavsiye edilen bir ilişki biçimidir komşuluk.</p>

<p>İçinde yaşadığımız evimiz, küçücük hayallerimizin yaşam bulduğu, rahat nefes aldığı iki direk bir çatıdan ibaret muhafazamızdır. İçine girdiğimizde karşılaşabileceğimiz bütün kötülüklerden kendimizi koruyacağımız kalkanımızdır. Sıcacık bir ortam, huzurlu bir aile topluluğu ve küçücük evimiz kendimizi güvende hissettiğimiz sığınağımızdır. Sadece kendi evimizin güvenli olması yeterli midir? Kapı komşularımızın, etrafımızdaki evlerin ve içinde yaşadığımız mahallenin de güvenli olması gerekmez mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Komşuluk, sadece evlerin birbirine bitişik olması değildir. Soyut, cansız duvarların birbirine bitişik olması çok şey ifade etmeyebilir. O duvarların arkasında yaşayan ailelerin birbirine destek olması, birbirini koruması, karşılıklı güven ortamını sağlamaları da gerekir. Komşunun komşudan emin olması gerekir. Birbirini rahatsız etmeyecek, birbirine karşı saygılı olacak ve birbirlerini destekleyecek bir anlayışa sahip olmaları gerekir.</p>

<p>Resulullah (sas), komşuluk ilişkilerinin önemini başka hadislerde de ifade etmektedir. Yukarıdaki hadiste Cebrail (as)’ın komşu hakkında çokça tavsiyesinden bahsedildikten sonra; “Komşusu şerrinden emin olmayan kişi cennete giremez” (Müslim, İman, 73) hadisi ile komşuluk hakkı bir üst katmana taşınmış olmaktadır. Böylece tavsiye, yerini cennete giden yolculuğun anahtarı olarak değiştirmiştir.</p>

<p>Başka bir hadisi şerifte de Resulullah (sas) şöyle buyurmaktadır: “Allah (cc)’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun! Allah (cc)’a ve ahiret gününe iman eden komşusuna eziyet etmesin! Allah (cc)’a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin!” (Buhari, Rikak, 23). Böylelikle tavsiye ile başlayan komşuluk ilişkilerindeki mesafe bir sonraki adımda cennetin anahtarına dönüşmekte, biraz daha ilerisinde de Allah (cc)’a ve ahiret gününe imanın bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Akrabalık ilişkilerinin yanı sıra, komşuluk ilişkileri de toplumsal bağımızı ve yapımızı koruyan ve muhafaza eden en önemli unsurdur. Ailemizi, çoluk çocuğumuzu gönül rahatlığı ile emanet edebileceğimiz bir komşu, dünyanın en güzel arkadaşı, dostu ve kardeşi olacaktır. Elinden ve dilinden kendimizi emin hissedeceğimiz bir komşu dünyanın en büyük nimetlerinden birisidir. Eskiler ne güzel demişler: “Ev alma komşu al”. Evin güzel olması, konforlu olması veya konforlu bir sitede olması güzel olabilir ama eğer komşundan emin değilsen o ev sana istediğin konforu sunamaz.</p>

<p>Dualarımızda rabbimizden cenneti talep ederken; Resulullah (sas)’e komşu olacağımız bir cenneti istiyoruz. Bu komşuluğun bize katacağı değerden medet umuyoruz. İyilerin yanında, yamacında duranların onlardan nasibini alacağını biliyoruz. Bu dünyada da ahirette de iyi ve güzel komşular bizi bulsun. Biz de insanlara bu dünya ve ahirette iyi ve güzel komşular olalım.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/komsun-ile-aran-nasil</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Feb 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="26032"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sen Ehl-i Namazsın!]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/sen-ehl-i-namazsin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/sen-ehl-i-namazsin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüce Rabbimiz, Ankebut Suresi'nde şöyle buyurur:</p>

<p><strong>اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ</strong></p>

<p>"Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı dosdoğru kıl. Çünkü namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar." (Ankebut, 29/45)</p>

<p>Ayette geçen "fahşa" yani hayasızlık, iffet ve edebe zıt, gönlü karartan ahlaksızlıkların tümüdür.<br />
"Münker" ise aklın ve vicdanın çirkin gördüğü her kötülüktür. Namaz ise sahibini bu iki karanlıktan çıkaran bir nurdur.</p>

<p>Bir adam, Peygamber Efendimiz'e gelip şöyle dedi: "Ya Resulallah! Filan kişi gece namazı kılıyor ama gündüz hırsızlık yapıyor." Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Namazı, onu dediğin o kötülükten alıkoyacaktır." (İbn Hibbân, Sahîh, 2560)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ehl-i namaz, Allah katında bir makam edinir. Bir insan dünyalık bir makama ulaştığında nasıl davranışlarına dikkat edip sıradan biri gibi davranmaz ise Allah'ın huzuruna giden, secdeye kapanan mümin de sıradan biri gibi davranmamalıdır. O, Rabbinin katında bir makama ermiştir. Rabbinin makamında bulunma duygusu, aklen ve kalben onu kötülüklerden uzaklaştırır. Kötülük yapmayı düşündüğü zaman, namaz onun vicdanına şöyle seslenir: "Ey Mümin, sen ehli namazsın. Kıldığın namazla Rabbine muhatap oldun, O'na verdiğin kulluk sözünü yineledin. Bundan sonra kötülük yapar, isyan edersen çelişkiye düşmüş olursun!" Böylece o kimseyi vicdanı, kötülüklerden alıkoyar.</p>

<p>Hani Medyen halkı, Şuayb (as)'a şöyle demişti:</p>

<p><strong>قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَاؤُنَا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ ف۪ي اَمْوَالِنَا مَا نَشَٓاؤُا</strong></p>

<p>"Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını bırakmamızı veya mallarımızı dilediğimiz gibi kullanmamamızı sana namazın mı emrediyor?" (Hud, 11/87)</p>

<p>Demek ki namaz, şirke düşürecek hal ve hareketlerden insanı alıkoyduğu gibi ticari ahlaksızlıktan da alıkoyan bir ibadettir.</p>

<p>O zaman akla bir soru geliyor: <strong>Eğer namazımız bizi kötülükten alıkoymuyorsa, eksiklik nerede?</strong></p>

<p><strong>Cevap Kur'an-ı Kerim'de namazla ilgili geçen şu iki önemli detayda:</strong></p>

<p><strong>1. اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَٓائِمُونَ</strong></p>

<p>"Onlar, namazlarını devamlı kılarlar." (Me'aric, 70/23)</p>

<p>Yani kötülükten alıkoyan namaz, devamlı kılınandır. İhmal edilen, arada bir, aceleyle, gönülsüz kılınan namaz değil… Hz. Peygamber bir gün ashabıyla sohbet ederken onlara, "Birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve o, günde beş defa bu nehirde yıkansa vücudunda kir kalır mı?" diye soruyor. Ashab, "Kalmaz ya Resulallah!" diye cevap verince Peygamberimiz şöyle buyuruyor: "İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah, bu namazlarla günahları siler." (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 6)</p>

<p>Yüce Allah'ın namazı farklı vakitlerde kılmayı emretmiş olmasının en önemli hikmeti de budur. Mümin, günün en önemli beş vaktinde kul olduğunu ve Rabbine verdiği sözü tekrar tekrar hatırlar. Hatırlama süreklilik arz edince müminde takva düşüncesi yerleşir, nihayet takva bir meleke haline gelir.</p>

<p><strong>2. وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ</strong></p>

<p>"Onlar, namazlarını titizlikle eda ederler." (Mü'minun, 23/9)</p>

<p>Demek ki namaz titizlikle, tadili erkana riayetle ve şuurla eda edilmelidir. Mümin namazın sıradanlaşmasına, anlamının kaybolmasına izin vermez. Namazı sadece bedeniyle değil aklıyla, kalbiyle ve ruhuyla kılar. Kimin huzurunda durduğunu ve ne okuduğunu/söylediğini, bütün benliğiyle hissetme gayretinde olur.</p>

<p>Ve son bir hakikat:</p>

<p>Eğer bir kimse hayasızlıktan zevk alıyor, kötülüğü benimsiyor ve düzelmek istemiyorsa; bu dünyada hiçbir ıslah metodu ona fayda etmez.</p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/sen-ehl-i-namazsin</guid>
      <pubDate>Tue, 20 Jan 2026 23:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="15431"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hayatımıza Anlam Katan Dualar - Beni Yaratan Bana Yol Gösterir]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hayatimiza-anlam-katan-dualar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hayatimiza-anlam-katan-dualar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Rabbim! Bana hikmet ver ve beni salih kimseler arasına kat. Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl. Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle.” (Şuarâ, 26/83-85)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ</p>

<p>وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ</p>

<p>وَاجْعَلْنِي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ</p>

<p>Kur'an-ı Kerîm'de, Hz. İbrahim’in pek çok duası müminlere örnek gösterilmiştir.</p>

<p>Bahse konu edindiğimiz dualarında İbrahim Aleyhisselam'ın öncelikle “hikmet”e talip olduğunu görüyoruz.</p>

<p>İbrahimî bir dua olan “hikmet sahibi olma niyazı” ile ne çok güzelliği bir arada istemiş oluruz Rabbimiz’den! “Faydalı ilim, doğru düşünce ve anlayış sahibi olma, eşyanın hakikatini bilme, Kur'an'ı en iyi şekilde anlama, isabetli karar verme yeteneği....”</p>

<p>Hikmet, kalbe yerleşen ilahi nur olarak da ifade edilir. Hikmet sahibi olmak, doğruyu yanlıştan ayıracak kabiliyete ulaşmak anlamına gelir. Bu duayı samimiyetle tekrarlamak birçok erdemi aynı anda Hak Teala’dan istemektir aslında.</p>

<p>Hz. İbrahim aracılığıyla bize öğretilen “Salihler arasına beni de kat!” duası ise “Mahşer gününde peygamberler, sıddîklar ve şehitlerle beraber olma” arzusunun dile getirilmesidir. Bu kapsamda dualarımızda bolca yer almalıdır.</p>

<p>Hz. İbrahim'in ifadesiyle Rabbimiz'den “Lisan-ı sıdk” istemek de en az hikmet duasında bulunmak kadar derin anlamlar içerir. Lisan-ı sıdk için dua ederken neye mi talip oluyoruz? Sonraki nesillerin bizi övgüyle ve doğrulukla anmasına, hayırla yâd etmesine, dualarda unutmamasına...</p>

<p>Lisan-ı sıdka sahip olmak, Hakk'ı hatırlatan bir ses bırakmaktır ardımızda. Asırlar sonra bile gönüllerde izimizin kalması, dillerde adımızın güzellikle anılmasıdır. Lisan-ı sıdk, "geride hayırla ve rahmetle anacak nesiller bırakmak” anlamına da gelir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüce Allah, Hz. İbrahim’in “Lisân-ı sıdk” duasını kabul etmiş, onu hayırla yâd edilmekle onurlandırmıştır. Namazlarımızda Salli-Bârik dualarından sonra Hz. İbrahim'den bize yâdigâr olan duaları okuruz biz de bu vesile ile.</p>

<p>Allah’ın seçkin kullarının gireceği ebedî nimet yurduna girmek, “Naîm Cenneti’nin vârisi” olmak için dua etmenin önemini de kavrıyoruz Hz. İbrahim'in duasıyla.</p>

<p>İbrahim Aleyhisselam, bu anlamlı duaları yapmadan önce Yaratan'ın takdirine olan sonsuz teslimiyetini ifade eden "O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir." (Şuarâ, 26/78) sözlerini emanet bırakmıştır gönüllerimize. Ne zaman darda kalsak İbrahimî teslimiyeti ifade eden bu sözleri tekrarlamaya ne dersiniz?</p>

<p>Hastalandığımızda da tevekkülümüze şahit olsun büyük peygamberin şu örnek cümlesi: "Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.” (Şuarâ, 26/80) Rabbine böylesine teslim olan kulun, ilâhî rahmetten pay almaması mümkün mü?</p>

<p>Hikmet ve lisân-ı sıdk sahibi, Naim Cenneti varisi salih kulların arasına katılma duasını gönüllerimize nakşedelim ki rızaya erme bahtiyarlığına erme noktasında önemli bir mesafe katedelim. Kıyamete kadar hayır dualarda unutulmama niyazıyla....</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hayatimiza-anlam-katan-dualar-1</guid>
      <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="47075"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
