<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyanet Haber</title>
    <link>https://www.diyanethaber.com.tr</link>
    <description>Diyanet Haber / Diyanet Sınav / Diyanet Duyuru / Diyanet Hutbe / Müftülükler / İslam Dünyası / Kültür Sanat / #Keşfet / www.diyanethaber.com.tr</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/makaleler" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025 Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 20 Jul 2026 00:29:23 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/makaleler"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Dijital Dünyada İnsan Kalabilmek]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/dijital-dunyada-insan-kalabilmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/dijital-dunyada-insan-kalabilmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsanoğlu, tarihi boyunca hayatını kolaylaştıran nice araçlar, aletler ve yöntemler geliştirdi. Tekerlek yaptı, mesafeleri kısalttı. Matbaayı buldu, bilgiyi çoğalttı. Buhar makinesini icat etti, üretimi hızlandırdı, silahı buldu kimi zaman kendini korudu kimi zaman kötüye kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün ise insan, yapay zekâdan sosyal medyaya kadar uzanan, önündeki yıllarda nasıl bir safhaya geçeceği bilinmyen dijital teknolojilerle yeni bir çağın içinde yaşıyor. Ancak her çağın insana sorduğu şu temel soru hiç değişmedi: <strong>Elindeki araçı sen mi yönetiyorsun, yoksa o mu seni yönetiyor veya yönetmeye başladı?</strong></p>

<p>Teknoloji ne iyi ne de kötüdür. Teknoloji araçtır. Ona yön veren, onu kullanan insanın niyetidir. Çünkü bir bıçak ekmek de kesebilir, can da yakabilir. Dijital dünya da böyledir. Mesela aynı ekran, bir çocuğa Kur'an öğretebilirken yine aynı ekran, bir ömrü anlamsız görüntüler arasında tüketebilir.</p>

<p>Bugünün en büyük yoksulluğu bilgi eksikliği değil, dikkat eksikliğidir. Belkide hiçbir dönemde insanlar bugünkü kadar çok bilgiye erişemedi; fakat hiçbir dönemde hakikati bulmak da bu kadar zor olmadı. Bilginin çoğalması, hikmetin de çoğaldığı anlamına gelmiyor. Gürültü arttığında hakikatin sesini duymak zorlaşıyor.</p>

<p>Dijital dünya bize birçok alanda inanılmaz hız kazandırdı; alışverişten, sağlık işlmelerimize, eğitimden iletişime varıncaya kadar belki yüzlerce başlık altında madde sayabiliriz. Ancak her hız, doğru istikamete götürür mü? bu soruyu kendimize sormamız gerekir.</p>

<p>Yavaşlamak, acele etmekten daha büyük bir ilerlemedir. Düşünmeden paylaşmak, araştırmadan inanmak, öfkeyle yorum yapmak ve doğruluğunu bilmeden hüküm vermek yalnızca dijital bir hata değildir; aynı zamanda ahlâkî bir sorumluluktur.</p>

<p>Unutmamak gerekir ki, <strong>parmakların yaptığı her hareket, kalbin de bir tercihidir.</strong> Bir beğeni, bir yorum, bir paylaşım veya izlenen bir içerik... Hepsi insanın karakterinden izler taşır. Çünkü insan, sadece söylediklerinden değil; desteklediği, yaydığı ve sessizce çoğalmasına katkı sunduğu şeylerden de sorumludur.</p>

<p>Algoritmalar bugün bize artık neyi sevebileceğimizi, neyi izleyebileceğimizi ve hatta neleri konuşabilecağımızı teklif ediyor. Ancak unutmamak gerekir ki, hiçbir algoritma asla vicdanın yerini alamaz, onu sesi olamaz. Akıllı telefonlar, yapay zeka platformları, geliştirilmiş aracı program veya uygulamalar süper fikirler, görseller, video veya dijital içerikler üretilebilir. Bunlar dijital müktesabatın da sunduğu imkanlarla teknik olarak bugün çok mümkün. He rne kadar hedef insan yetiştirmek, bilinç inşa etmek olsa da insan ancak sağlam bir ahlâk ve bilinçle yetişir. O yüzden şunu unutmamak gerekir: teknoloji geliştikçe iradeye duyulan ihtiyaç azalmaz; aksine daha da artar.</p>

<p>Gerçek özgürlük, istediğini izleyebilmek midir? Gerçek özgürlük, izlemesi gerekmeyeni reddedebilmektir. Sizce her önüne çıkan içeriği tüketen, izleyen kişi özgür müdür? Seçim yapabilen, tercih edebilen kişidir özgür olan. Çünkü iradesini kaybeden insan, elindeki en gelişmiş teknolojiye rağmen en büyük bağımlılığı yaşamaya başlar.</p>

<p>Belki buraya şöyle bir sorguyu koymak yerinde olur: "Bukadar gelişmiş teknolojiyi dünyayı kaosa sürüklemek, savaşlar çıkarmak ve insanların hayatına kastetmek için kullananlar neyin bağımlısı?" Bu sorgu belki ayrı bir başlık altında bir köşe konusu olabilir...</p>

<p>Dijital dünyada güven en kıymetli sermayelerden biridir. Bir insanın sözüne inanılması yıllar alırken, güvenini kaybetmesi birkaç saniye sürer. Bunun için dijital mecralarda doğruluk, nezaket ve ölçü yalnızca iletişim kuralları değil, aynı zamanda şahsiyetin aynasıdır. İşte bu yüzden sorumlu bir insan ekran başında da inancının, ahlakının kendisine vazettiği değerleri kuşanarak varolmalıdır. Çünkü karakter, kimsenin görmediği yerde ortaya çıkan davranıştır.</p>

<p>Hayatın en değerli anları çoğu zaman kaydedilmeyen, farkına varılmayan anlardır. Bir annenin evladına duası, sınırsız şefkati, bir babanın içi tecrube dolu nasihati, bir dostun zor zamanlarda omzuna dokunuşu, bir çocuğun masum gülüşü... Bunların hiçbiri yüksek çözünürlüklü kameraya ihtiyaç duymaz. Kalbe kaydedilen hatıralar, bulut depolamaya değil, vefaya emanet edilir.</p>

<p>Bugün çağımızın en büyük başarısı belki de, daha fazla görünmek değil; görünür olma arzusu ve imkanları içinde kendini kaybetmemektir. Daha çok konuşmak değil, her duyduğunu, gördüğünü paylaşmak değil, doğru sözü söyleyebilmek ve hakikatin takipçisi olabilmektir. Yani daha çok paylaşmak değil, paylaşmaya değer bir hayat yaşayabilmek ve onu da iyilik yolunda paylaşabilmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü insanı insan yapan, elindeki cihazlar değildir; yüreğinde taşıdığı değerlerdir.</p>

<p>Evet biz görsek de görmesek de teknoloji değişmeye devam edecek, ekranlar yenilenecek, uygulamalar gelip geçecek. Ancak doğruluk, merhamet, iffet, adalet ve emanet gibi değerler insanoğlu yeryüzünde hayat sürdüğü müddetçe hep merkezde olacak ve eskimeyecektir.</p>

<p>Bugün hemen hepimiz dijital içerik üreticisiyiz. Takip ederken, izlerken, beğenirken, durum, hikaye yaparken ve gruplarda paylaşırken aynı zamanda üretiyoruz. Çünkü algoritma içerik etkileşimlerine göre içerikleri daha fazla kişiye ulaştırma mantığı üzerine hareket ediyor.</p>

<p>İşte bu yüzden dijital dünyada gerçekten başarılı olan kişi, en çok takip edileni değil; en çok güvenileni olan kişidir. Teknolojiyi hayatının merkezine koymadan, onu insanlığa hizmet eden bir araç olarak kullanabilendir. Sanal dünyada da yapıp ettiklerinden hesaba çekileceğini bilendir. Ahlakı, erdemi ve sorumluluğu elden bırakmadan; <strong>dijitali kullanırken insan kalabilendir.</strong></p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/dijital-dunyada-insan-kalabilmek</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="86856"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kumdan Kale]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kumdan-kale</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kumdan-kale" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Dini dünyaya alet ederek istismar eden insan ne kötüdür!... Arzu ve isteklerinin kendisini saptırdığı insan ne kötüdür!” (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 17)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Din, insanın hayattaki anlam kaynağı, güç ve metanetinin hakiki dayanağıdır. Hakiki ve sarsılmaz bir iman ile mümin her türlü zorluk ve musibete karşı üstün gelecek bir dayanak noktası bulur. Ancak istikametini kaybetmiş ihanet planları yapanlar, iman ve Kurandan gelen bu gücü kendi kötü çıkarları ve emelleri için kullanmaya çalışırlar. Bu istismar düşmanlığın en sinsi versiyonudur. İhanetin işbirlikçileriiçeriden ve içten gözüküp devletin milletin can damarlarına sızarak, hakiki iman sahiplerini din ve Allah ile aldatmak isterler. Ancak hakikat karşısında kumdan kaleler yapma planıve hayali, gücünü dinden alanların, samimiyeti, cesareti ve metaneti ile karşılaşınca bir dalganın kıyıya vurmasıyla suya düşer. Tarih bunun nice örnekleriyle doludur.</p>

<p>15 Temmuz tam da bu istismarcı zihniyetin hayallerinin bir dalgayla yerle yeksan olduğu, aziz milletimizin birlik ve beraberliğinin mührünü tarihe vurduğu gecenin adıdır.</p>

<p>Bu gece ve yaşananlar tarihteki birçok ibret vesikası hadisenin günümüzde ne şekilde kendini gösterebileceğinin tanıklığını yaptığımız büyük bir ders niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ders almak, yaşanan bir hâdiseden sonuç çıkarıp, tedbir alarak Sevgili Peygamberimiz(as) ın da buyurduğu üzere aynı delikten iki defa sokulmamaktır. Basiret ve feraset ile anlamlı adımlar atmak iki adım ötesi için öngörüyü elden bırakmadan istiklal ve istikbal hedefleri oluşturmaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizi uyarır. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölünüp parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 3/103) “Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz, gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl, 8/46)</p>

<p>Aziz milletimiz ülkemizde yaşanan depremler, kalkışma hadisesi gibi nice zor zamanlarda büyük bir dayanışma örneği sergilemiş, birlik ve beraberlik ruhunu tarihe kazımıştır. Ümmet olma bilincinin en anlamlı örnekleri bu zor günlerde imanımızı takviye etmiş, gönlümüze şifa olmuş ve ümidimizi tazelemiştir. Zor zamanların birleştirici gücünü ve dayanışma ruhunu geniş ve rahat zamanlarda elden bırakmamak ise alınan dersin ilk konusu olmalıdır. Farklı fikir ve düşüncelerin zemininin aslında ortak olduğu, bu farklılıkların ayrışma değil, bilakis bir zenginlik vesilesi olduğu unutulmamalı, günün sonunda nihai gayenin hakikati aramak ve bulmak olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Anlayış ve saygıyı toplumun her kademesinde en temel davranış modeli olarak benimsemek mümince duruşun nihai gayesi olmalıdır. Bu birliktelik düsturu doğrultusunda hareket edildiği takdirde şer planlarını işletmeye çalışanlar ne kadar büyük tuzak kurarsa kursunlar “...Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa 76) ayeti inananların rehberi ve teminatıdır.</p>

<p>Yine Rabbimiz bizleri uyarır. “Düşmanlarınıza karşı gücünüz yettiği kadar hazırlık yapın, kuvvet hazırlayın…” (Enfâl, 8/60) Bu emir doğrultusunda değerlere bağlı kalarak ilim ve bilimde var güç ile çalışmak, kendinden başlayarak insanlık yararına araştırmak, keşfetmek, üretmek derdinin bir neferi olmak da istikbali kuracak en önemli adımdır. Nesillerimizin sahih dini bilgi ile yetiştirilmesi, eğitimlerinin doğru ve güvenilir kaynaklardan etkin ve yetkin, ehil ve samimi alanında uzman kişiler vasıtasıyla verilmesi büyük bir önem arz etmektedir.</p>

<p>Vatanımız milletimiz ve kutsal değerlerimiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi anmak, onların şanlı hatırasına ve bıraktıkları emanetlere sadık kalmak Rabbimizin bu ikazlarına sımsıkı sarılmakla mümkündür.</p>

<p>Bu vesileyle tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, fedakarlıklarını her daim minnetle anıyoruz.</p>

<p>Rabbimiz, bizi fitneden, ayrılıktan, kin ve düşmanlıktan muhafaza eyle. Ülkemize huzur, güven ve selamet ihsan eyle.Devletimizi payidar, milletimizi güçlü eyle. Bayrağımızı daima göklerde dalgalandırmayı, ezanlarımızı yurdumuzun her köşesinde kıyamete kadar duymayı bizlere nasip eyle.Bizleri doğruluktan, adaletten ve güzel ahlaktan ayırma. Birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi daim eyle. Her türlü fitneye karşı basiret, feraset, sabır ve hikmet lütfeyle.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kumdan-kale</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 19:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="97859"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beka ve Sala]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/beka-ve-sala</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/beka-ve-sala" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli şairimiz Mehmet Akif’in “Çanakkale Şehitlerine” şiirinde, Bedir savaşı ile Çanakkale savaşı arasında kurduğu ilişki, edebiyat havzasında çarpıcı ve son derece manidar bir metafor kabul edilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Geçmişten günümüze birçok edebiyatçı ve tarihçinin de bu benzetme üzerine derinlemesine analiz yaptıkları bilinmektedir.</p>

<p>Akif’in “Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi, Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi” dizelerindeki bu metafor; “Nasıl ki Bedir, İslam’ın ve Müslümanların bekası için dönüm noktası ise; Çanakkale de hem İslam’ın hem de devletin ve milletin bekası için dönüm noktasıdır” şeklinde bir değerlendirmeye konu olmuştur. Dolayısıyla İslam’ın ve Müslümanların varlığının, hem Çanakkale’de hem de Bedir’de ortaya koyulan mücadeleyle ve elde edilen zafer neticesinde devam ettiğine vurgu yapılmıştır, bu dizelerde.</p>

<p>Şüphesiz Anadolu evlatları, “Din-ü Devlet Mülk-ü Millet” uğruna, tarihe altın harflerle kazınmış büyük mücadeleler vermişler, her biri birbirinden kıymetli birçok destan yazmışlardır.</p>

<p>Çanakkale’yi Bedir’e benzer kılan hususi nokta ise; hem düşmanın niyet ve amacı hem de Müslümanlarınyüksek ruhlu direncidir.</p>

<p>Bu iki savaşta da düşmanın niyet ve amacı, kökten imha ve bir daha geri dönülemez şekilde yok etmek; buna mukabil Müslümanların tutumu ise tarihte az rastlanır yiğitlikle ve kısıtlı imkânlarla yürüttükleri iman dolu mücadeledir. Bu nedenle, Çanakkale şehitlerinin şanı, Bedir’in aslanlarının şanıyla yarışır niteliktedir.</p>

<p>Bu düşünceden hareketle Akif, Çanakkale’yi Bedir’e benzetmiştir.</p>

<p>İşte böylesi kıymetli bir mücadele de; Çanakkale’den bir asır sonra 15 Temmuz 2016’da, bu devlet ve topraklar üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen kirli ve şer odaklar adına, müstemleke ruhlu, tetikçi bir yapının vekâleten yürüttüğü organizasyona karşı milletimizin verdiği kutlu mücadeledir.</p>

<p>Zeynep AKYOL’un “Bedir’den Çanakkale’ye 15 Temmuz Şehitleri” isimli eseri, bu bağlamda çok kıymetli bir içeriğe sahiptir.</p>

<p>15 Temmuz 2016 gününün son saatlerinden itibaren devletçe ve milletçe yürütülen mücadele, bekanın kilometre taşlarındandır.</p>

<p>Bir daha geri dönülmesi oldukça zor bir girdaptan devlet ve millet işbirliğiyle kurtuluştur, 15 Temmuz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu toprakların ruhunun kökten imhasına karşı duruştur, 15 Temmuz.</p>

<p>Bir asır önce Gelibolu Yarımadası ve Çanakkale Boğaz’ındaki şanlı mücadelenin, bir asır sonra neredeyse tüm yurtta icra edilen farklı bir versiyonudur, 15 Temmuz.</p>

<p>Gecenin karanlığını delen ve müstemleke ruhlu darbecilerin umudunu bitiren salaların, Seyit Onbaşı’nın 215 kg. ağırlığındaki mermiyi hazneye sürerken “Ya Allah!” diye haykırışına, arşta kavuştuğu tarihtir, 15 Temmuz.</p>

<p>Salalar eşliğinde icra edilen beka mücadelesidir, 15 Temmuz.</p>

<p>Yine Merhum Akif’in duasından hareketle, niyazımızı Yaratanın makamına arz ediyoruz:</p>

<p>Rabbim bu millete bir daha 15 Temmuzlar yaşatmasın!</p>

<p>Amin!</p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/beka-ve-sala</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="80409"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zübde-i Âlem Olan Varlık: İnsan]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/zubde-i-alem-olan-varlik-insan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/zubde-i-alem-olan-varlik-insan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Veda Haccı'ndaki bir konuşmasında şöyle buyurdu: “Bu Kurban Bayramı gününüz, bu Zilhicce ayınız, bu Mekke şehriniz nasıl saygın ise kanlarınız, mallarınız, şeref ve haysiyetiniz de aynı şekilde saygındır, dokunulmazdır… Dikkat edin! Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Müslümana, gönül rızası olmadan kardeşinin malı helâl olmaz…” (Buhari, İlim, 9; Müslim, Kasâme, 29-30, Hac, 147, Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 9)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Asırlar öncesinden sesleniyordu insanlığa Allah Resûlü (s.a.s.). İnsanın değerini, haysiyetini ve onurunu özetliyordu bu kutlu sözlerle. Yetmiyordu yalnızca sözleri, insan onurunu yücelten ve koruyan uygulamalarıyla da ışık tutuyordu insanlığa. Bir medeniyet inşa ediyordu insanın izzeti üzerine; gönüllere merhameti, vicdanlara adaleti nakşediyordu. O’nun öğrettikleri, insanlığın karanlık dünyasını aydınlatıyordu.</p>

<p>İslam'a göre insandır eşref-i mahlûkat. Varlıkların en değerlisi, en onurlusu ve imkân bakımından en donanımlısıdır o. Yaratılmışların en mükerremi olarak vasıflandırılmıştır. Üstün meziyetlerle donatılmıştır insan. Hem Allah'a kul olma şerefini yüklenmiştir hem de yeryüzünü imar etme görevini.</p>

<p><strong>“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.”</strong> (Tîn, 95/4) buyurmuştur Rabbimiz. <strong>“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık…”</strong> (İsrâ, 17/70) hitabıyla taltif etmiştir insanı. Ne büyük bir lütuftur bu; ne yüce bir ikramdır. Yaratılışına nakşedilmiştir şerefi insanın. Rabbinin ikramıyla anlam bulmuştur değeri. Hatırlatır bize ilâhî kelâm, sıradan bir varlık değildir insan; izzetle yaratılmış, emanetle yüceltilmiş bir yolcudur.</p>

<p></p>

<p>Evet zübde-i âlem olmak, güçlü-zayıf, âlim-câhil, zengin-fakir, büyük-küçük demeden herkesi saygın, onurlu ve değerli görebilmektir. Zübde-i âlem olmak, kırık ve mahzun gönüllerin yaralarını sarmaktır. Onlara sahip çıkmaktır, zedelenen onurlarını onarmak için el uzatmaktır, gönül açmaktır, güzel ahlaka, fazilet ve erdeme kanat çırpmaktır. Hayatı paylaşırken insanlara karşı hoşgörülü olmaktır, hüsnü zan beslemektir.</p>

<p>Arar insan... Aradıkça yaklaşır hakikate. Yaklaştıkça kalkar gönlünün perdeleri; aydınlanır zihni, sükûna erer kalbi. Bir ayette, bir nefeste, bir çiçeğin sessizliğinde buluverir Rabbinin sonsuz rahmetini.</p>

<p>Seyreder insan... Seyrettikçe hayreti çoğalır. Göklerde, yerde, kendi öz benliğinde ilâhî kudretin nakışlarını okur. Büyür hayranlığı; derinleşir edebi, artar bağlılığı. Eğilir kibri, doğrulur kulluğu.</p>

<p>Olgunlaşır insan... Her imtihanda biraz daha pişer; her tövbeyle biraz daha arınır. Ardında bırakır hatalarını, hakikate çevirir yönünü. Güzelleştikçe gönlü, güzelleşir sözü; güzelleştikçe sözü, dokunduğu hayatlara da sirayet eder güzelliği. Mamur ettikçe kendi gönlünü, imar eder yeryüzünü.</p>

<p>Uzaklaşır insan. Çaresizlikten de yalnızlıktan da. Sığınır o ilâhî kapıya; ve orada bulur aradığını, arayışlarının en derin cevabını. Sessiz bir liman olur o kapı ona; fırtınalarının dindiği, kalbinin sükûna erdiği bir hakikat eşiği…</p>

<p>Rabbinin dostluğunda bulur insan aradığını… İslâm’ın inceliğinde soluklanır yüreği; kulluğun izzetinde yeniden ayağa kalkar. Dağılmış ne varsa toplanır; kaybolmuş ne varsa bulunur.</p>

<p>Öyle insanlar vardır ki hayrın anahtarları, şerrin ise kilitleri gibidir. Öyleleri de vardır ki şerrin anahtarlarını taşır ellerinde; hayra kapanır onların ardından nice kapılar. Ne mutlu o kimselere ki Yüce Allah, hayrın anahtarlarını emanet etmiştir ellerine; şerri onların eliyle kapatmış, hayrı onların eliyle açmıştır.</p>

<p>İnsan, bıraktığı iz kadar insandır. Kiminin ardından bir dua yükselir göklere, bir ferahlık dolar gönüllere; kiminin ardından kırık bir sükût çöker yüreklere, ağırlaşır ömürler. Kimi rahmete açılır bir kapı olur; kimi sessizce karanlığa aralar bir eşiği. Ve gün gelir, kalkar bütün perdeler. Kalır geriye ne söylenen sözler ne de taşınan ünvanlar... Kalır yalnızca insanın kendi eliyle yazdığı hakikat. Ya açılmış bir iyilik kapısıdır ardında bıraktığı, ya da kilitlenmiş bir hesap...</p>

<p></p>

<p>İslam’a göre; ırkı, rengi, inancı, coğrafyası ne olursa olsun saygındır her insan, değerlidir. Siyahı da değerlidir, beyazı da. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), <strong>“Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Araba, beyaz tenlinin siyaha, siyah tenlinin de beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktur.”</strong> (Ahmed b. Hanbel, V, 411) buyurarak, geçici ve izafî değerlere göre yapılan bütün sınıflandırmalara adeta ders vermiştir.</p>

<p>Yaratılıştan gelen hakları vardır insanın; mukaddestir onlar, dokunulmazdır. Hem hakkıdır insanın onurlu yaşamak hem de vazifesidir. Bu itibarla kaçınması gerekir insanın, hem kendi onurunu hem de başkalarının onurunu zedeleyen, kıran her türlü sözden ve eylemden. Çünkü yitirmiştir başkasının haysiyetine saygısını da, kendi onurunu zedelediği gibi, bu bilinçten yoksun olan kimse.</p>

<p>Ne var ki idrak edemedi insanlık, asıl onurun ve gerçek şerefin; âlemlerin Rabbine kul, Habîb-i Ekrem’e ümmet kılınmakta olduğunu. Böylesine değer vermişken insana Rabbimiz; makamla, mevkiyle, ünvanla, servetle ölçer oldu insan, onuru. Uzak düştükçe Mevlâsından, uzaklaştı kendinden; yabancılaştı kardeşine de. Ve kendi elleriyle sürükledi kendini nice tehlikenin eşiğine.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzaklaşmaktayız her geçen gün yaratılış gayemizden, kulluğun huzurundan, samimi imanın güzelliğinden ve ahlâkın diriltici nefesinden. Hapsoluyoruz farkına varmadan bencilliğin, hırsın ve açgözlülüğün karanlık zindanlarına. Kuşatıyor dört bir yanımızı ayrımcılık, ırkçılık, sömürgecilik, şiddet, terör, savaş, istismar ve açlık. Ağır bir imtihandan geçiyor insanlık, yeryüzünün bütün sakinleriyle birlikte.</p>

<p>Ve ne hazindir ki…</p>

<p>İndirgenmeye çalışılıyor insan, bir emanet olmaktan çıkarılıp sıradan bir metaya. Örseleniyor onur, gölgeleniyor haysiyet; sessizce yıpranıyor insanlık. Her gün biraz daha itibarsızlaştırılıyor insan; değersizleştiriliyor hayat, susturuluyor vicdan.</p>

<p>Kuşatıyor yeryüzünü ötekileştirme.</p>

<p>Büyüyor nefret; çoğalıyor ayrımcılık. Derinleşiyor zulüm; ağırlaşıyor savaşlar. Kanıyor insanlık; susuyor vicdanlar. Çöküyor yeryüzünün üzerine, karanlık bir gölge gibi, şiddet, terör, işkence ve merhametsizlik.</p>

<p>Oysa unutulmamalıdır…</p>

<p>Ortak imtihanıdır insanlığın, yaşanan her acı. Uzakta değildir mazlumun feryadı; bizim yüreğimizdedir yankısı. Doğu Türkistan'da, Myanmar'da, Arakan'da, Somali'de, Mali'de, Filistin'de, Gazze'de ve dünyanın neresinde olursa olsun çiğnenen her onur, aslında bizim onurumuzdur. İncinen her haysiyet, bizim haysiyetimiz; dökülen her masum gözyaşı, bizim vicdanımızın imtihanıdır.</p>

<p>İnsanlığın izzetinin yeniden yüceldiği, onurun ve haysiyetin hak ettiği değeri bulduğu bir dünya ümidi ve niyazıyla. Vesselam…</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/zubde-i-alem-olan-varlik-insan</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="32459"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hicrî Yeni Yıl]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hicri-yeni-yil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hicri-yeni-yil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1 Muharrem 1448/16 Haziran 2026]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><i><u>Şeâir</u></i></strong></p>

<p>Her inanç dünyasının sembolleri vardır. Tarih bunun mücadelesi ile doludur. Hilal ve haç kavgası bunun en belirgin olanlarındandır. Bir toplum inandığı değerlerin rengini ve sembollerini öne çıkarmaz ise başkalarının sembolleri kendisini etkiler. Günümüzde sinema teknolojisinde, dijital dünyada ve reklamlarda her inanç grubunun sembollerini sıklıkla görebiliyoruz. Günlük konuşma dilinden edebiyatın her bölümünde kullanılan dil, kıyafet, mimari ve her türlü görselde bunu görmek mümkündür. Bu itibarla her Müslüman toplum kendine ait şiarları/sembolleri yerli yerinde kullanmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><i>Hicret </i></strong></p>

<p>Hicret olayı kendi içinde birçok ders barındırmaktadır. Sadece din uğrunda kişinin yurdunu, bütün biriktirdiklerini, hatıralarını hatta ailesini bile terk etmesi sıradan bir hadise değildir. Asr-ı saadette meydana gelen bu kutlu olay tarih boyunca Müslümanlara kaynaklık etmiştir. Anadolu’ya Balkanlar’dan ve Kafkaslar’dan gelen insanımıza biz hicretten öğrendiğimiz ders ile “muhacir” deriz. Anadolu’nun birçok yerinde “<i>muhacir</i> <i>köyü</i>” olarak anılan yerleşim yerleri vardır. Tabiatıyla muhacir varsa bunun karşılığında “<i>ensar</i>” da vardır.</p>

<p><strong><i>Hicrî Takvim</i></strong></p>

<p><strong>9 Eylül 622</strong> Perşembe günü Müşrikler dâru'n-nedve'de toplanıp her kabileden bir gencin katılmasıyla Peygamberimize karşı suikast planlıyorlar. Böylece akıllarınca kan davasını da önlemiş olacaklar. (DİA,”Hicret” md.)</p>

<p>Ama Efendimiz Yâsin suresindeki ayetleri okuyarak aralarından ayrılıp gidiyor. <strong>10-11-12 Eylül</strong> Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerini mağarada geçiriyorlar. <strong>13 Eylül</strong> günü yola çıkarlar ve <strong>20 Eylül Pazartesi</strong> günü Kuba’ya ulaşırlar. Medine’ye vuslat tarihi: Bi’setin (peygamberliğin) on üçüncü yılı yani <strong>24 Eylül 622</strong>’de.</p>

<p>Hicretten 17 yıl sonra, Hz. Ömer’in halifeliği esnasında, Hz. Ali’nin teklifi ile Hz. Peygamber'in (sas) hicret ettiği yılın 1 Muharrem'i olan <strong>16 Temmuz 622 tarihi</strong> Hicrî-Kamerî Takvim için "takvim başlangıcı" olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>16 Haziran Salı günü hicrî 1448 yılına girdik.</p>

<p><strong><i>Dersler </i></strong></p>

<p>Hicretin bize öğrettiği bazı dersleri şöyle ifade edebiliriz:</p>

<p>1- Hicret, Allah için yapılan bir göçtür.</p>

<p>2- Üç temel şahsiyet: Hz. Peygamber, Hz. Ebubekir ve Hz. Ali.</p>

<p>3- Her hal ve şartlarda "<i>emanet</i>" kavramına olan dikkat öne çıkmıştır.</p>

<p>4- Atılan her adımda beşere düşen sorumluluk hiçbir zaman unutulmamıştır. Sonra tevekkül edilmiştir.</p>

<p>5- Hicret - Edep – Nezaket: Hz. Ebubekir, Peygamberimize bir zarar gelmemesi için adeta etrafında pervane gibi dönmüştür.</p>

<p>6- Ebubekir ailesinin fedakârlığı çok önemlidir.</p>

<p>7- İşi ehline vermek düsturu böyle zorlu bir yolculukta bile terk edilmemiştir. Abdullah b. Uraykıt örneği.</p>

<p>8- Hicretle müesseseleşme gelmiştir. Mescid-i Nebi ve Kuba mescitleri inşa olunmuş, zekât ve oruç gibi ibadetler farz kılınmıştır.</p>

<p>9- Müslümanlar din uğrunda ciddi fedakârlık göstermiştir. Yurtlarını, bir kısmı ailelerini bu uğurda terk etti.</p>

<p>10- Hicrette, ahde vefa ve dostluğun nasıl olması gerektiği görülmüştür.</p>

<p>11- Muâhât (kardeşlik) anlaşması yapıldı. Hicret ve İsar (Kardeşini Kendisine Tercih Etme) anlayışının en güzel örnekleri yaşanmıştır.</p>

<p>12- "<i>Ensar</i>" ve " <i>Muhacir</i>" kavramları ortaya çıktı. Ensar: Din için canla başla yardımda bulunan; Muhacir: Din için yurdunu terk edendir. Din uğrunda yurdunu terk edenlerin Müslüman toplumdaki yeri tarihte her zaman ayrı olmuştur...</p>

<p>13- Hicretten sonra Mekke dönemine ilaveten üçüncü bir grup ortaya çıktı: MÜNAFIKLAR</p>

<p>14- Hicret sadece mekânda değildir. İyiye güzele gitmek de hicretin ruhudur. Hicret daha iyi Müslüman olmaktır. “Yerinde muhacir olmaktır.”</p>

<p>15- <u>GÜNÜMÜZDE HİCRET: </u>Haramlardan uzak bir hayata talip olmaktır. <u>Hz. Peygamber (sas) buyuruyor ki: </u> “<strong>Gerçek muhacir, Allah’ın nehyettiklerinden uzak durandır</strong> ”</p>

<p></p>

<p><strong>Hicrî Yeni Yılınızı tebrik eder, tüm insanlığa hayırlar getirmesini niyaz ederiz.</strong></p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hicri-yeni-yil</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="60261"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hicret Ruhu]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hicret-ruhu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hicret-ruhu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hicret, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sas) ve müminlerin, inandıkları gibi yaşama özgürlükleri ellerinden alındığı için Mekke’den Medine’ye göç etmelerinin adıdır. Müslümanlara karşı baskı ve zulmün zirveye ulaştığı Mekke’de, Müslüman olarak var olma imkanı kalmamış, Allah’ın emriyle müminler Medine’ye hicret etmişlerdir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kur’an-ı Kerim, hicret edenleri ifade eden “Muhacirler” ile onlara ev sahipliği yapan ve “Ensar” olarak anılan Medine halkını ve onların yolundan gidenleri büyük bir övgüyle anmaktadır.</p>

<p>Yüce Allah şöyle buyurur:</p>

<p>“Muhacirlerin ve ensarın ilkleri ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. Büyük kurtuluş işte budur.” (Tevbe, 9/100)</p>

<p>Ayete göre Allah Teâlâ üç zümreden razı olmakta ve onlara cenneti vaat etmektedir. Bunlardan ilki muhacirler, ikincisi ensardır. Üçüncü grup ise muhacirlerin ve ensarın izinden giden, onların iman, teslimiyet ve fedakarlık ilkelerini benimseyen sonraki nesil müminlerdir.</p>

<p>İnsanı, hiçbir tereddüt göstermeden evini, işini, yurdunu ve bütün bağlarını geride bırakarak yeni bir hayata başlamaya sevk eden değeri anlamadan hicret hakkıyla anlaşılamaz.</p>

<p>Hicret sadece yurt değiştirmek değildir. Hicret, insana dünyada en değerli şeyin ne olduğunu öğreten bir duruştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hicret, Allah’ı tanıyıp O’nun kelamı olan Kur’an’ı kavradıktan sonra dünya ve dünya hayatının gerçek değerini ölçebilmektir.</p>

<p>Muhacirler, Allah’ı ve O’nun mesajını hakkıyla kavradıktan sonra, O’nun emir ve yasakları karşısında hiçbir tereddüt göstermeden tam bir samimiyetle teslim olmuş ve böylece Kur’an’ın övgüsüne mazhar olmuşlardır.</p>

<p>Kur’an’da övgüye mazhar olan üçüncü gruba dâhil olmanın yolunu Resulullah (sas) şu sözüyle açıklar:</p>

<p>“Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların selâmette olduğu, zarar görmediği kimsedir. Muhacir ise Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir.” (Buhârî, Îmân, 4)</p>

<p>Nitekim hicret, kıyamete kadar devam edecek manevi bir yolculuktur. Resulullah (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p>“Tevbe sona ermedikçe hicret sona ermez. Güneş battığı yerden doğmadıkça da tevbe sona ermez.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 2)</p>

<p>Dolayısıyla hatalarından pişmanlık duyarak tevbe kapısına yönelen, yaratılanı Yaratan’dan ötürü seven, kimsenin canına, malına ve onuruna zarar vermeyen, haramı haram, helali helal bilen ölçüler doğrultusunda hayatını sürdürenler, çağının muhacirleri ve ensarlarıdır.</p>

<p>Hicret, birliğimize ve dirliğimize vesile olsun.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hicret-ruhu</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="90297"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Siyeri Yaşamak (Emin Belde Mekke'de)]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/siyeri-yasamak-emin-belde-mekkede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/siyeri-yasamak-emin-belde-mekkede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hz. Peygamber’in (sas) doğumundan vefatına kadar hayatını konu alan ilmin adı “siyer”dir. Siyer ilmi sayesinde; Peygamber Efendimizin, aile hayatından sosyal hayatına, alışverişten ticarete, beşeri ilişkilerinden devlet yönetimine kadar her alanda ve her çağda örnek alınacak bir model buluruz hemen yanı başımızda.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hele hac ya da umre amacıyla Mekke'ye gelen Rahman'ın misafiri için Kâbe ve etrafındaki her bir mahalle, her bir sokak Siyer ilminin adeta hayata bürünmüş halidir. Her bir ziyaretçi, bir taraftan ibadetlerini yerine getirirken bir taraftan da Peygamber Efendimizin kutlu mücadelesine bizzat şahitlik eder. Allah Resulü'nün doğup büyüdüğü, yürüyüp dolaştığı, gezip gördüğü yerleri hissetmeye ve O'nunla aynı gökyüzünün altında, aynı toprağa basmanın manevi iklimini solumaya başlar.</p>

<p>Mekke’nin dağı, taşı, vadisi sadece bir coğrafi mekan olmaktan çıkar da, İslam’ın doğuşundan o müjdelenilen zafere (Bkz. Nasr, 110/1-2) kadar çekilen tüm çilelere, gösterilen sabır ve metanete tanıklık edilen bir zaman dilimine dönüşüverir. Böylece hac ya da umre ibadetini tefekkür boyutuyla taçlandıran her bir mümin, yalnız bedeniyle değil, ruhuyla da asr-ı saadete doğru bir yolculuğa çıkar.</p>

<p>Peygamber Efendimizin doğduğu evi gördüğünde, yetim bir çocuk olarak başladığı o kutlu hayatın, tüm insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkaran muazzam bir hidâyet güneşine dönüşmesinin ilk şahitliğini yaşar kalbinde.</p>

<p>Annesini de kaybedip öksüz kaldığında dedesinin onu himaye edişi ve ardından amcası Ebu Talib’in onu kendi çocuklarından ayırmadan, gözünden sakınarak bağrına basışı gözlerinin önünde canlanır.</p>

<p>Erken yaşta tadılan bu acıların, O'nun kalbini tüm insanlığı kucaklayacak bir merhamet ummanına dönüştürmesini düşünür ve <strong>“O, seni yetim bulup barındırmadı mı?” </strong>(Duhâ, 93/6) ayetindeki o ilahi takdiri görür. Acıların insanı yıkmak için değil, daha büyük sorumluluklara hazırlamak için var olduğunu fark eder.</p>

<p>Gençlik yıllarında Mekke dışından gelen zayıf, kimsesiz ve mazlum tüccarların mallarına el koyan azgın müşriklere karşı oluşturulan <strong>Hilfü'l-Fudûl'a (Erdemliler Topluluğu)</strong> katılması canlanır sonra.</p>

<p>Ve böylece, haksızlıklara karşı köşesine çekilmek yerine, dil, ırk, renk, makam ve statü gözetmeden insanların huzur ve emniyeti için çaba sarf eden aktif bir genç bulur karşısında. Ve yine O’nun sarsılmaz sadakat, iffet, adalet ve güvenilirliği sayesinde Mekke halkının O'na <strong>“el-Emin”</strong> demesinin sırrına vakıf olur.</p>

<p>Sonra gözler Kâbe'ye beş kilometre uzaklıktaki Nur dağına doğru çevrilir ve oradan yükselen ilahi emirleri kalbiyle duyar, insanlığın refah ve kurtuluşu için ne yapabilirimin derdiyle çareler arayan ve risaletle onurlandırılan bir peygamberle kesişir yolu.</p>

<p>Mekke sokaklarında, hak batıl mücadelesinin taraflarına tanıklık etmeye başlar. Bir tarafta sayıca az ama imanları kocaman Müslümanlar, diğer tarafta ise kurulu düzenlerini korumak için her şeyi göze alan Mekke müşrikleri...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Önce zihniyet devriminin yaşandığı Erkam'ın evine misafir olur, sonra Safa tepesinde başlayan açık davetin o gür ve hiç susmayacak sadası yankılanır kulaklarında. Ve hicrete uzanan çileli yıllar ve yollar bir film şeridi gibi akmaya başlar. İşkenceler, boykotlar, hüzün yılı ve Taif yolculuğu. Her karesinde inanç, teslimiyet ve tevekkül dolu sahneleri seyreder. Nihayetinde ise ölümle yaşam, ihanetle emanet, cefayla vefa arasındaki o en ince, en keskin çizgilerin yaşandığı hicret gecesine erişir.</p>

<p>İşte o vakit, iz sürücülerin Sevr’in kapısına kadar geldikleri anın heyecanını yüreğinde hisseder ama hemen ardından da Allah Resulü’nün mübarek dudaklarından dökülen her derde deva <strong>“...Tasalanma (üzülme) Allah bizimle beraberdir...” </strong>(Tevbe, 9/40) sözüyle ferahlayıverir. Netice itibariyle, sebeplere sarılmanın bittiği yerde, ilahi kudretin devreye girdiğini hayranlıkla izler ve çöl yollarında bir medeniyete doğru atılan adımları takip eder.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/siyeri-yasamak-emin-belde-mekkede</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="57771"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hayata Anlam Katan Dualar - Dualar Kalbin Önceliklerini Fısıldar]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hayata-anlam-katan-dualar-dualar-kalbin-onceliklerini-fisildar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hayata-anlam-katan-dualar-dualar-kalbin-onceliklerini-fisildar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“De ki: ‘Rabbim! Gireceğim yere doğrulukla girmemi, çıkacağım yerden de doğrulukla çıkmamı sağla. Bana tarafından yardım edici bir güç ver.’” (İsrâ, 17/80)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dualarımız ruhumuzun derinliklerinden açılan gizli bir pencere gibidir, iç dünyamızı yansıtır. O nedenle dualarını zaman zaman gönül süzgecinden geçirmeli insan. En çok neleri istiyoruz Rabbimizden? Dünyevi nimetleri, tükenmeye mahkum mutlulukları, geçici makamları mı yoksa ilâhî rızayı, uhrevî mutluluğu mu? Dualarımız en çok neye değer verdiğimizin sessiz habercisidir aslında. En çok neyi diliyorsak, ona daha fazla değer veriyoruz demektir.</p>

<p>Hayat yolculuğunda bazen karşımıza fırtınalar çıkar, bazen sis çöker üzerimize, zihnimizdeki kalabalıklar artar. Böyle durumlarda insan, hangi limana sığınacağını, hangi yöne kürek çekeceğini bilemez hale gelir. Anlaşılmadığımızı düşündüğümüz, kararsızlık çıkmazında daraldığımız demlerde bizi güçlendirecek yegâne dayanağın “doğruluk” olduğunu daha iyi anlarız zamanla. Rabbimizin Resûlullah (as)’a vahyettiği bu dua örneği yankılanır sanki ruhumuzda.</p>

<p>Kur’ân’da Hz. Peygamber’e (sas) öğretilen ve yapması tavsiye edilen dualara yer verilir:</p>

<p>“De ki: ‘....Rabbim beni zalimler topluluğu içinde bulundurma.’” (Mü’minûn, 23/94)</p>

<p>“De ki: ‘Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.’” (Mü’minûn, 23/97-98)</p>

<p>“De ki: ‘Rabbim! Bağışla, merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.’” (Mü’minûn, 23/118)</p>

<p>Rabbimiz tarafından Peygamber Efendimiz (sas)’e ve tabii bizlere öğretilen dualardan biridir konu edindiğimiz âyet. Bazı tefsir kaynaklarında, âyette bahsedilen “çıkış”ın hicret esnasında Mekke’den çıkış, “giriş”in ise Medine şehrine giriş olduğu belirtilir. Mekke’den hüzünle ayrılıp Medine’ye umutla varışın, yani hicretin manevi azığı olarak tarif edilen bu dua, sadece kutlu yolculuğun hatırası değildir; Resûlullah’ın (sas) bu duayla Rabbine sarılması, hayatın her anında “sıdk” yani doğruluk üzere olma temennisinin bir göstergesidir. Demek ki Allah’ın Habibi (sas), yolculukta doğruluk, ibadette doğruluk, hayatın her alanında doğruluk istiyor.</p>

<p>Bu değerli dua, doğruluğa talip olmanın önemini vurgular. Doğrulukla yaşamak; maskelerden sıyrılmak, dürüstlüğü azık edinmektir. Niyeti halis olanın, doğruluktan ödün vermeyenin yardımcısı da elbette Allah’tır.</p>

<p>Kur’an Yolu Tefsiri’nde, bu dua vesilesiyle, bir yere girerken veya çıkarken, bir işe başlarken veya bitirirken işlerinin iyi ve düzgün gitmesi, sonucunun hayır doğurması için Allah’tan yardım dilenmesi gerektiğine işaret edildiği belirtilir. Tabii bir de her işini dürüstçe yapmak için dua etmenin önemine...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı eserde, Râzî’nin, âyetteki “g<i>iriş</i>”i namaza başlama, <i>“çıkış”</i>ı da namazı bitirme şeklinde değerlendirdiği ve âyeti şu şekilde yorumladığı anlatılır: “Rabbim! Namaza başlarken de bitirirken de daima samimi ve ihlâslı olmam, gönlümde seni taşımam, sana şükür noktasında gerekli olan görevlerimi yerine getirmem için bana yardım et!”</p>

<p>İnsan için her başlangıç bir bilinmezlik, her yeni işe giriş bir heyecandır. Yeni bir başlangıç yapmak için ilk adımları attığımızda zaman zaman içimizi bir tereddüt kaplar. Türlü türlü sorular zihnimizi kurcalarken bu dua bize bir duruş öğretir: <i>Doğruluğa talip olmak, doğruluğu yoldaş edinmek.</i></p>

<p>Bir işe başlandığında hayrın tecellisine mazhar olmak ve istikameti doğruluk mihenginden ayırmamak adına Mevlâ’nın inayetine sığınmak, niyetin merkezine ilahi yardımı yerleştirmek anlamına gelir. O’nun inayetinden mahrum her başlangıç bereketten mahrumdur. Doğruluk ve rıza ile mühürlenmeyen, hakikatin ve dürüstlüğün ışığıyla aydınlanmayan her yolculuk ise ömre yüktür.</p>

<p>Dualarımız yaşantımıza yön verdiğine göre alnı açık bir çıkış istemeli Rabbimizden; <strong>“Doğrulukla çıkış!”... </strong>“Elimden geleni en doğru şekilde yaptım!” diyebilmenin o tarifsiz hafifliğiyle, kimsenin hakkını omuzlarına yük etmeden bir yerden ayrılabilmek en büyük başarılardan biridir. İnsan, ebedi diyara göçtüğünde arkasında ne bıraktığıyla ölçülür zira.</p>

<p>Âyetin sonundaki “<strong>Katından bana yardımcı bir kuvvet ver!”</strong> yakarışı, Rabbimizin lütfedeceği manevi güce talip olmak anlamına gelir. Yüce Hakk’tan gelen yardımcı kuvvet bazen içimize doğan bir ferahlık, bazen de bizi yanlıştan çeviren ilahi bir mesaj olur.<strong> </strong></p>

<p>Eğer bir gün yolumuzu kaybettiğimizi hisseder, bir çıkış yolu ararsak bu duayı kalbimizin en derininden Yüceler Yücesine iletelim; namaz sonunda dile getirdiğimiz dualara dahil etmeyi de unutmayalım.</p>

<p>Bizi Rabbimizin katında değerli kılan duruş, doğruluktan ödün vermeme kararlılığıdır. <i>Hayat yolculuğunda girişimiz dürüstçe, çıkışımız onurluca olsun.</i></p>

<p>Rabbimiz, attığımız hiçbir adımda kalbimizi doğruluktan ayırmasın. Girdiğimiz her kapıyı doğrulukla açmayı, çıktığımız her yerden asil bir duruşla çıkmayı nasip etsin. O’nun yardımı olduktan sonra, hangi bilinmez yolculuk bizi korkutabilir ki?</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hayata-anlam-katan-dualar-dualar-kalbin-onceliklerini-fisildar</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="46194"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Komşun İle Aran nasıl?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/komsun-ile-aran-nasil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/komsun-ile-aran-nasil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İbn Ömer ve Hz. Aişe (ra)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (sas) şöyle buyurmuştur: Cebrail bana komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onu mirasçı kılacak sandım. (Buhari, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140-141)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aynı mahallede birbirine bakan ya da bitişik iki ev, aynı apartmanda altlı üstlü oturan veya karşılıklı oturanların ortak ismidir komşu. Birlikte yaşam kültürünün en önemli kavramlarından birisidir komşuluk. Komşuluk bir kavram olmanın ötesinde, bir yaşam biçimi, bir kültürün var olma şekli ve bir inancın teoriden pratiğe aktarılan değeridir. Mirasçı olacağımızı zannedecek kadar, hassasiyet ile tavsiye edilen bir ilişki biçimidir komşuluk.</p>

<p>İçinde yaşadığımız evimiz, küçücük hayallerimizin yaşam bulduğu, rahat nefes aldığı iki direk bir çatıdan ibaret muhafazamızdır. İçine girdiğimizde karşılaşabileceğimiz bütün kötülüklerden kendimizi koruyacağımız kalkanımızdır. Sıcacık bir ortam, huzurlu bir aile topluluğu ve küçücük evimiz kendimizi güvende hissettiğimiz sığınağımızdır. Sadece kendi evimizin güvenli olması yeterli midir? Kapı komşularımızın, etrafımızdaki evlerin ve içinde yaşadığımız mahallenin de güvenli olması gerekmez mi?</p>

<p>Komşuluk, sadece evlerin birbirine bitişik olması değildir. Soyut, cansız duvarların birbirine bitişik olması çok şey ifade etmeyebilir. O duvarların arkasında yaşayan ailelerin birbirine destek olması, birbirini koruması, karşılıklı güven ortamını sağlamaları da gerekir. Komşunun komşudan emin olması gerekir. Birbirini rahatsız etmeyecek, birbirine karşı saygılı olacak ve birbirlerini destekleyecek bir anlayışa sahip olmaları gerekir.</p>

<p>Resulullah (sas), komşuluk ilişkilerinin önemini başka hadislerde de ifade etmektedir. Yukarıdaki hadiste Cebrail (as)’ın komşu hakkında çokça tavsiyesinden bahsedildikten sonra; “Komşusu şerrinden emin olmayan kişi cennete giremez” (Müslim, İman, 73) hadisi ile komşuluk hakkı bir üst katmana taşınmış olmaktadır. Böylece tavsiye, yerini cennete giden yolculuğun anahtarı olarak değiştirmiştir.</p>

<p>Başka bir hadisi şerifte de Resulullah (sas) şöyle buyurmaktadır: “Allah (cc)’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun! Allah (cc)’a ve ahiret gününe iman eden komşusuna eziyet etmesin! Allah (cc)’a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin!” (Buhari, Rikak, 23). Böylelikle tavsiye ile başlayan komşuluk ilişkilerindeki mesafe bir sonraki adımda cennetin anahtarına dönüşmekte, biraz daha ilerisinde de Allah (cc)’a ve ahiret gününe imanın bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Akrabalık ilişkilerinin yanı sıra, komşuluk ilişkileri de toplumsal bağımızı ve yapımızı koruyan ve muhafaza eden en önemli unsurdur. Ailemizi, çoluk çocuğumuzu gönül rahatlığı ile emanet edebileceğimiz bir komşu, dünyanın en güzel arkadaşı, dostu ve kardeşi olacaktır. Elinden ve dilinden kendimizi emin hissedeceğimiz bir komşu dünyanın en büyük nimetlerinden birisidir. Eskiler ne güzel demişler: “Ev alma komşu al”. Evin güzel olması, konforlu olması veya konforlu bir sitede olması güzel olabilir ama eğer komşundan emin değilsen o ev sana istediğin konforu sunamaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dualarımızda rabbimizden cenneti talep ederken; Resulullah (sas)’e komşu olacağımız bir cenneti istiyoruz. Bu komşuluğun bize katacağı değerden medet umuyoruz. İyilerin yanında, yamacında duranların onlardan nasibini alacağını biliyoruz. Bu dünyada da ahirette de iyi ve güzel komşular bizi bulsun. Biz de insanlara bu dünya ve ahirette iyi ve güzel komşular olalım.</p></p>]]></content:encoded>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/komsun-ile-aran-nasil</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Feb 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="42035"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
