<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyanet Haber</title>
    <link>https://www.diyanethaber.com.tr</link>
    <description>Diyanet Haber / Diyanet Sınav / Diyanet Duyuru / Diyanet Hutbe / Müftülükler / İslam Dünyası / Kültür Sanat / #Keşfet / www.diyanethaber.com.tr</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/kudus" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025 Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 14:20:11 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/kudus"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistin'de Şehirler]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-sehirler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-sehirler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistin'de bulunan şehirlerin isimleri nelerdir? Hz. İshak ile eşi Rebeka (Rivka)’nın kabirleri nerededir? Hz. İbrâhim (as), eşi Sâre annemizin kabirleri nerededir? Hz. Yakub ile eşi Lea’nın kabirleri nerededir? Hz. Yunus’un (as) kabri nerededir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>el-HALÎL</h3>

<p>Batı Şeria’da, Kudüs’ün 32 km. güneybatısı ile Gazze’nin 55 km. doğusunda suyu bol, mümbit bir arazi üzerinde yer alır. Milattan önce II. binyılın ilk yarısında Kenanlı Araplar tarafından kurulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehrin adı olan el-Halîl, “Allah’ın dostu” anlamındaki Halîlürrahman’ın kısaltılmış şeklidir. İbrânîcede de aynı anlamına gelen “Hevron” adı kullanılmaktadır.</p>

<p>Hz. İbrâhim (as), İshak (as), Yakub (as) ve onların bazı zevceleriyle Hz. Yusuf’un (as) kabirleri Halil’de olduğu için şehir, ilâhî dinlerin üçü tarafından da faziletli sayılır. Bundan dolayı Halîl, Müslümanlar arasında Mekke, Medine ve Kudüs’le birlikte en çok itibar edilen dördüncü şehir olarak bilinir ve Haçlı seferlerinden beri Kudüs’le birlikte Mekke ve Medine gibi, “Haremeyn-i Şerîfeyn” adıyla anılır. Dolayısıyla şehir, Emevîlerden Osmanlılara kadar her dönemde önemsenmiştir. 1517 yılında Osmanlı Devleti’nin idaresi altına girdikten sonra hacca gidenlerin buradan geçerken dinlenmeleri için vakıf tesisleri kurulmuş, ahalisi de bazı vergilerden muaf tutulmuştur.</p>

<p>1917-1948 döneminde İngiliz mandası altına, 1967 Haziran’ında İsrail işgali altına girdi. Kudüs’ten sonra Yahudileştirilmesine çalışılan en önemli merkez oldu. Bugün Halîl’in en merkezdeki sokakları, tarihî çarşısı polis tarafından kontrol noktalarıyla engellenmiş, çok sıkı denetimlerle geçilmektedir. Hemen Halilurrahmân Mescidi’nin karşısındaki sokak tellerle gerilmiş, girişi var ama çıkışı yoktur. Bütün sokaklarda 50-100 m. aralıklarla polisler devriye gezmektedir. Şehirde maalesef, sık sık çatışmalar çıkmakta ve kan dökülmektedir.</p>

<h4>Halîlurrahmân Mescidi</h4>

<p>Hz. İbrâhim (as), eşi Sâre vefat edince Hevron’da içinde bir mağara bulunan ağaçlık bir arazi satın alarak onu mağaraya gömmüş, daha sonra kendisi de vefatında buraya defnedilmiştir. Onların arkasından oğulları Hz. İshak (as) ile hanımı Rebeka (Rivka) da aynı yere gömülünce Filistin halkı, mezarları Mısır’da bulunan Hz. Yakub ile hanımı Lea da kutsal saydıkları ve iki katmanda oluştuğu için de adını “katlı” manasında Mahpela (çift) koydukları bu mağaraya taşımışlardır. Halk arasında Hz. Âdem (as) ile Hz. Havvâ’nın da burada medfun olduğuna inanılmaktadır.</p>

<p>Emevîler döneminde İslam mimarisine göre tekrar yapılan ve adına “Haremü’l-Halîl” denilen mekan, Abbâsîler devrinde cami hâline getirildi. Selâhaddîn-i Eyyûbî, Halîl’i Haçlılardan geri alınca (1187) kiliseyi camiye dönüştürmüş ve Askalân Camii’nin minberini buraya naklettirmiştir.</p>

<p><img alt="Halilurrahman Camii (100)" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/halilurrahman-camii-100.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Halilurrahman Camii (155)" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/halilurrahman-camii-155.JPG" / width="900" height="1352"></p>

<p>1980’de Haremü’l-Halîl’in yönetimi Müslümanlardan alınarak Kiryât Arba (Dört Köy) idaresine bağlandı. Burada Müslümanlara ayrılan ibadet süreleri kısaltılıp Yahudilere öncelik tanındı. Ayrıca Yahudi ibadetlerinin yapılabilmesi için caminin büyük bir kısmına sıra ve sandalyeler konuldu. 25 Şubat 1994 günü asker kıyafeti giymiş Baruh Goldstein isimli bir Yahudi doktorun sabah namazını kılan cemaatin üzerine makineli tüfekle ateş etmesi ve arkasından çıkan olaylar sonucu altmış yedi kişi öldü, 300 kişi yaralandı. İsrail, güvenlik bahanesiyle hem şehrin bir kısmına, hem de caminin yarısından fazlasına el koydu ve sinagoga çevirdi. Hz. İshak ile eşi Rebeka (Rivka)’nın kabirleri caminin kıble tarafında aynı hizada, Hz. İbrahim ile eşi Sâre’nin kabirleri cami ile sinagogun tam ortasında, Hz. Yakub ile eşi Lea’nın kabirleri ise Yahudi tarafındadır. Yahudi bayramlarında Müslüman tarafı Yahudilere, Müslüman bayramlarında da Yahudi tarafı Müslümanlara açılmaktadır.</p>

<p><img alt="Sare Annemizin Kabri" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/sare-annemizin-kabri.JPG" / width="900" height="1352"></p>

<p><img alt="rebeka" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/rebeka.JPG" / width="900" height="1352"></p>

<p><img alt="Halilurrahman Camii (375)" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/halilurrahman-camii-375.JPG" / width="900" height="1352"></p>

<p><img alt="Halilurrahman Camii (358)" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/halilurrahman-camii-358.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Halilurrahman Camii (352)" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/halilurrahman-camii-352.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Halilurrahman Camii (355)" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/halilurrahman-camii-355.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Halilurrahman Camii (251)" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/halilurrahman-camii-251.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Halilurrahman Camii (347)" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/halilurrahman-camii-347.JPG" / width="900" height="1352"></p>

<p>65 × 35 m. boyutlarında küçük bir kale görünümünde olan Haremü’l- Halîl değişik dönemlerde şekillendiğinden farklı üslûp özellikleri arz eder. Binanın kuzeybatı köşesinde bu yöredeki girişle sur duvarına bitişik yapılan Hz. Yusuf Mescidi ve Türbesi vardır.</p>

<h3>BEYTÜLAHM</h3>

<p>Beytülahm, Kudüs’ün 8-10 km. kadar güneyinde bir şehirdir. İbrânîce’de Beytlehem, “Ekmek Evi”, Arapça’da Beytülahm ise “Et Evi” anlamına gelir.</p>

<p>Yahudiler Hz. Davud’un (as), bazı Hristiyanlar ve Müslümanlar da Hz. İsa’nın (as) Beytülahm’de doğduğunu kabul eder. IV. yüzyıldan itibaren Hristiyanlarca kutsal bir ziyaret yeri sayılır. 1948’e kadar Beytülahm’de nüfusun çoğunluğunu Hristiyanlar oluşturmaktaydı. Bu tarihte İsrail’den kaçan Arap göçmenlerin buraya sığınmasıyla durum değişse de şehir, özellikle Hz. İsa’nın (as) doğumu (Christmas) kutlamalarında birçok Hristiyan tarafından ziyaret edilmektedir.</p>

<p>Hz. Ömer’in (ra) 638’de Kudüs’ün fethi için yaptığı yolculuk sırasında Beytülahm’de namaz kıldığı yerde bir mihrap bulunmaktadır. Meryem kıssasında sözü edilen olayların Beytülahm’de geçtiğine inandıkları için şehir Müslümanlarca da mübarek kabul edilir.</p>

<h4>Doğuş Kilisesi</h4>

<p>327’de Bizans İmparatoru Konstantin’in annesi Helena, Hz. İsa’nın (ra) doğduğuna inanılan mağaranın üzerine “İsa’nın Doğum Günü Kilisesi” veya “Meryem Kilisesi” diye adlandırılan bir kilise yapımını başlatmış, oğlu tarafından 333’te tamamlanmıştır.</p>

<p>Kesintisiz olarak 401 yıl Osmanlı Türklerinin hâkimiyetinde kaldığı süre içerisinde Beytülahm Kilisesi varlığını korudu. Zaman zaman Avrupa’daki Hristiyan krallar bu kilisenin bakım ve onarım işlerine yardımda bulundular. Ancak Beytülahm’deki farklı Hristiyan cemaatlerin arasındaki mücadeleler kilisenin zarar görmesine yol açtı ve milletler arası sürtüşmelere sebep oldu. Kiliseden 1847’de çalınan gümüş yıldız, Kırım Savaşı’nın çıkmasında rol oynayan etkenlerden biridir. Bütün bu durumları göz önünde bulunduran Türk idareciler, kiliseyi çeşitli Hristiyan cemaatleri ve onların âyin düzenlerine göre bölümlere ayırmaya mecbur kaldılar ve bu uygulama günümüze kadar devam etti.</p>

<h4>Râhile (Rahel) Türbesi</h4>

<p>Beytülahm’de ayrıca Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlarca mübarek bilinen Râhile’nin türbesi vardır. Râhile, Hz. Yakub’un en sevdiği eşi, Yusuf ile Bünyamin’in annesidir. Bünyamin’i doğururken eski adı Efrat olan Beytülahm yakınlarında vefat etmiş ve buraya gömülerek bir türbe yapılmıştır.</p>

<h3>HALHÛL</h3>

<p>Halîl şehrinin 5 km. kuzeyinde küçük bir Filistin kasabasıdır. Halkının çoğu, Müslümanlardan oluşmaktadır. Şehir, denizden yaklaşık bin metre seviyesiyle en yüksek konuma sahiptir. Çok eski tarihî bir geçmişi vardır ve halen Filistin idaresi altındadır. Son yıllarda Yahudi yerleşimciler burada da artmaktadır.</p>

<p>İncillere göre Hz. Yakub’un (as) oğullarından Gad’ın türbesi ile Hz. Yunus’un (as) türbesi buradadır.</p>

<h4>Hz. Yunus’un (as) Kabri</h4>

<p>Müslümanlar Hz. Yunus’un (as) kabrinin burada olduğuna inanmaktadırlar. Onun adını taşıyan büyükçe bir cami ve Hz. Yunus’un (as) türbesi bulunmaktadır. Ayrıca burada sahabeden Abdullah b. Mes‘ud’a (ra) nisbet edilen bir makam da vardır.</p>

<h3>ERİHA</h3>

<p>Eriha’nın tarihi 10.000 yıl öncesine dayanmakta ve dünyadaki ilk yerleşim yeri olarak kabul edilmektedir. Eriha, Kitab-ı Mukaddes’teki ismiyle ‘Hurma Şehri’, çarpıcı zıtlıkları içinde barındıran “Parfüm” anlamına gelir. Çölle çevrelenmiş vahada, yeşil bir bitki örtüsü barındırır. Batı Şeria bölümünde Ürdün Nehri yanında, Lut Gölü’nün 8 kilometre kadar kuzeyindedir. Eriha Valiliği’nin merkezidir ve 20.000’den fazla nüfusa sahiptir. Çöl seviyesinin 258 metre altındadır ve dünyanın en alçak rakımlı şehridir.</p>

<p>1994’te İkinci Oslo antlaşması imzalandığında Eriha, Batı Şeria’nın ilk özerk Filistin Şehri olmuştur. Aksâ İntifadası sırasında ve sonrasında bölgeye giriş çıkışlar sınırlanmışsa da, şu sıralar şehir yeniden turizme açılmıştır.</p>

<h4>Hişam’ın Sarayı</h4>

<p>8. yüzyıldan kalma Hişam Sarayı şehir merkezinden 3 kilometre uzaklıktadır. İslam mimarisinin en güzel örneklerindendir ve çok güzel mozaikleri bünyesinde barındırmaktadır. Halife Velid b. Yezid’in kışlık sarayı olarak inşa edilmişti. Burada çok sayıda sarnıç ve havuz görülebilir.</p>

<p><img alt="Hişam'ın Sarayı" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/hisamin-sarayi.JPG" /></p>

<h4>Aziz George Manastırı</h4>

<p>Yeşil bir bahçeyle çevrili, çöldeki bir kanyonun kaya yüzüne oyulmuş bir Yunan Ortodoks manastırıdır. Cebel Kuruntal denilen bu dağda Hz. İsa’nın (as) şeytanı gördüğü yer olduğu iddia edilmektedir. Hz. İsa’nın (as) 40 gün 40 gece oruç tutarak şeytanla imtihan edildiği ve sonrasında peygamberliğini ilan ettiği söylenen manastır bugün Yunan Ortodoks Kilisesi’ne bağlıdır.</p>

<p><img alt="Aziz George Manastırı" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/aziz-george-manastiri.JPG" / width="900" height="599"></p>

<h4>Lut Gölü</h4>

<p>Bir kısmı İsrail, bir kısmı Ürdün sınırları içinde kalan göl, Müslümanlar tarafından Hz. Lût’a (as) izâfeten Lut Gölü, Batılılar arasında da içinde ve kıyılarında canlı yaşamadığından “Ölü Deniz” diye tanınır. Deniz seviyesinden 790 metreyi aşkın derinlikteki tabanı ile karaların en derin yerini oluşturan Gor (Gavr) çukurunun bir kesimine suların toplanmasıyla meydana gelen tektonik bir göldür.</p>

<p><img alt="Lut gölü" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/lut-golu.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p>Gölün suları yüzeyde ‰ 288, dipte ‰ 325 oranında tuzludur; dolayısıyla bu sularda yüzmek çok kolay fakat dalmak zordur. Dünyanın en tuzlu suyuna sahip olan gölün kıyıları, Sodom’dan çıkarken arkasına bakan Hz. Lût’un karısının tuzdan direk hâline gelmesi gibi efsanelerin doğmasına yol açan çeşitli şekillerde billûrlaşmış tuz kümeleriyle kaplıdır.</p>

<p>Kur’an’da çevresinde gelişen olaylara temas edilen, fakat adı verilmeyen Lut Gölü’nün dinler tarihinde ve Kitâb-ı Mukaddes arkeolojisinde önemli bir yeri vardır. İşledikleri büyük günahlar sonucu altüst edilen Sodom ve Gomore şehirleriyle Tevrat’ta adları verilen aynı döneme ait diğer şehirlerin araştırılması faaliyetleri arkeologlar tarafından halen sürdürülmektedir.</p>

<h3>YAFA</h3>

<p>Eski devirlerde Kudüs’ün limanı olan Yafa, günümüzde İsrail’in başşehri Tel Aviv ile bütünleştiğinden Tel Aviv-Yafa diye anılmaktadır.</p>

<p>Doğu Akdeniz’in Filistin sahilinde bir liman şehri Yafa, Hz. Ömer (ra) devrinde 638 yılında fethedildi. Tarih boyunca önemini korudu ve devletten devlete el değiştirdi. Ancak kayalıklarla çevrili harap durumdaki Yafa Limanı gelişmekte olan Hayfa Limanı ile rekabet edemedi ve 1965’te kapatıldı.</p>

<p>Yafa’da özellikle Osmanlıların son dönemlerine ait birçok mimari eser bugün de varlığını sürdürmektedir.</p>

<h4>Mescidü’l-Bahr (Deniz Camii)</h4>

<p>Şehrin en eski camisi olduğu tahmin edilmektedir. XVI. yüzyılda inşa edilen camiye daha sonra ikinci kat ve minare ilave edilmiştir. Sonraki dönemlerde harabe hâline gelen cami 1997’de restore edilerek bugünkü hâle gelmiştir.</p>

<p><img alt="Mescidü'l Bahr" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/mescidul-bahr.JPG" /></p>

<p><img alt="Mescidü'l Bahr Deniz Camii" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/mescidul-bahr-deniz-camii.JPG" /></p>

<h4>Mahmudiye (Ulu) Camii</h4>

<p>Ulu Camii, Eski Yafa’nın kuzeydoğu bölümünde yer almaktadır. Padişah II. Mahmud’a izafeten Mahmûdiye Camii olarak da bilinir. II. Mahmud zamanında Yafa’da önemli imar faaliyetleri gerçekleştiren Vali Muhammed Ebû Nebbût tarafından yaptırılmıştır. Câmiu’l-Mahmûdiyye, el-Câmiu’l-Kebîr, Câmiu Ebî Nebbût diye de adlandırılır. Yafa’nın en büyük ve en önemli camisi olan yapı, ikisi büyük, birisi küçük üç avlu etrafında düzenlenmiştir. Aynı yerde daha evvel bazı küçük mescitlerin olduğu söylenmektedir. Duvarlardaki bazı kitabelerde, caminin yapım veya tamir tarihleri ile kimler tarafından yaptırıldığı kaydedilmiştir.</p>

<p><img alt="Mahmudiye (Ulu Camii)" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/mahmudiye-ulu-camii.JPG" / width="900" height="599"></p>

<h4>Süleyman Paşa Sebili (Çeşmesi)</h4>

<p>Mahmûdiye Camii’nin güney duvarının doğu ucunda yer alır. Surlar yıkılmadan önce yapı tam Yafa Kapısı’nın önünde bulunmaktaydı. Şehre giriş çıkışta insanların su ihtiyacını karşılıyordu. En üstteki madalyonda “Mâşâallâh” ibaresinin aynalı olarak istiflendiği görülmektedir. Orta bölümde sağdaki madalyonda iki satır halinde Ashab-ı Kehf’in isimleri dizilmiştir. Ortadaki kabarık kartuş üzerinde üç satır/beyit halinde yapım kitabesi yer almaktadır. Buradan 1809 senesinde Cezzar Ahmet Paşa’ya vekaleten Emir Muhammed’in sebili inşa ettirdiği anlaşılmaktadır. Soldaki madalyonda mülkün Allah’ın elinde olduğunu anlatan bir ibare vardır. Bu özellikleriyle sebil, Osmanlı ülkesindeki batılılaşma sürecinin Yafa’ya, dolayısıyla Filistin’e yansımasını gösteren eserlerden birisi olarak dikkat çekmektedir.</p>

<p><img alt="Süleyman Paşa Sebili" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/suleyman-pasa-sebili.JPG" / width="900" height="599"></p>

<h4>Saat Kulesi</h4>

<p>Saat Kulesi, Yafa’da Yeni Saray ya da Yeni Hükümet Binası’nın da bulunduğu Sekînetü’d-Devle Bölgesi’nde, Yefet Caddesi’nde yani eski pazar yerinde bulunmaktadır. Yapı Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışının yirmi beşinci yılı anısına 1901 senesinde inşa edilmiştir. Zeminden itibaren kare şekilli olarak yükselen gövdesi, dikdörtgen silmelerle üç kata ayrılmıştır. İkinci katta da alt seviyede, dört yöne açılan birer yuvarlak kemerli pencerenin yerleştirildiği, üst kısımlara ise yine dört yönde Sultan II. Abdülhamid’in tuğralarının mat camlar üzerine işlenmiş örneklerinin çakıldığı görülmektedir. Üçüncü katta dört yönde yüzeysel dikdörtgen şekilli nişler içerisinde birer yuvarlak kemerli pencereler daha küçük boyutlarda tekrarlanmıştır. Bunlardan kuzey ve güney yönlerde olmak üzere iki tane yuvarlak kadranlı saat bulunmaktadır.</p>

<p><img alt="Saat Kulesi" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/saat-kulesi.JPG" / width="900" height="599"></p>

<h4>Eski Saray</h4>

<p>“es-Sarâyu’l-Atîka”, “es-Sarâyu’l-Antika” ve “es-Sarâyü’l-Kadîme” adlarıyla da anılan eski hükümet binası, tepenin en üst noktasındadır. Eski Yafa’nın hâlâ ayakta durabilen, hacim bakımından en büyük mimari eseridir. XVIII. yüzyılda bir Haçlı binasının üzerine inşa edilmiştir. XIX. asır boyunca hükümet sarayı olarak kullanılan yapı, kışla, hapishane, posta ofisi, hamam ve küçük bir hamamdan ibarettir. Günümüzde Tel-Aviv-Yafa Eski Eserler Müzesi olarak faaliyet göstermektedir.</p>

<p><img alt="Eski Saray" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/eski-saray.JPG" / width="900" height="599"></p>

<h4>Hasan Bey Camii</h4>

<p>Filistin bölgesinin 1917’de İngilizler tarafından işgalinden önceki son Vali Hasan Bey tarafından 1915 civarında inşa ettirilmiştir. 1923-1924 senesinde Yüksek Şer’î İslam Meclisi tarafından tamir edilmiştir. Camide kubbeli bir kule ile ayrıca minare ve şadırvan bulunmaktadır. Yafa’dan Tel-Aviv’e giderken sahil yolu üzerindedir.</p>

<h3>AKKÂ</h3>

<p>Filistin’in batı kıyısında bulunan Akkâ şehri, Hayfa koyunun (eskiden Akkâ koyu) kuzeyinde muhtemelen milattan önce III. bin yıl içinde kurulmuştur. Güneyinde bulunan Hayfa’ya 15 km. uzaklıktadır.</p>

<p>Akkâ Hz. Ömer (ra) zamanında 636’da Şürahbîl b. Hasene tarafından fethedildi. Tarih boyunca birçok devlet idaresine girdi, pek çok savaş yaşadı. Yavuz Sultan Selim zamanında Suriye ile birlikte Osmanlı topraklarına katılan Akkâ’da Kanûnî’nin izni ile Fransızlar bir ticaret merkezi kurdular.</p>

<p>Şehir 1775’te tekrar Osmanlıların eline geçti ve buranın muhafızlığı Cezzâr Ahmed Paşa’ya verildi. Daha sonra Sayda ve Şam valisi olan Cezzâr Ahmed Paşa, Akkâ’yı merkez yaparak rakiplerine karşı mevkiini kuvvetlendirdi. Bu sıralarda Mısır’a asker çıkaran Napolyon Akkâ’yı kuşattı ise de (18 Mart 1799) başarısızlığa uğrayarak geri çekildi. Bundan sonra Cezzâr Ahmed Paşa’nın idaresindeki Akkâ yeniden inşa edildi ve büyük bir gelişme kaydetti. 1804’te burada vefat eden Cezzâr Ahmed Paşa’nın şehirde bir camisi, medresesi, çarşısı, birçok çeşme ve sebili bulunmaktadır.</p>

<p>Filistin, tarih boyunca nebiler diyarı olmuştur. Kur’an’da defalarca isimleri ve mücadeleleri anlatılan birçok peygamber ve ailesi az ya da çok bu bölgede bulunmuştur. Hz. İbrahim (as), Hz. İsmail (as), Hz. Lût (as), Hz. Yakub (as), Hz. Yusuf (as), Hz. Musa (as), Hz. Yunus (as), ve Hz. Samuel (as) gibi peygamberler, bu bölgede belli zamanlarda yaşamışlardır. Hz. İshak (as), Hz. Davud (as), Hz. Süleyman (as), Hz. Zekeriyya (as), Hz. Yahya (as) ve Hz. İsa (as) gibi peygamberlerin ise ömürleri tamamen Filistin’de geçmiştir. Ayrıca Hz. Hâcer, Belkıs, Hz. Meryem ve Tâlût-Câlût gibi isimler de burada anılması gereken diğer tarihî şahsiyetlerdir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-sehirler</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Nov 2025 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/filistinde-sehirler.jpg" type="image/jpeg" length="34272"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistinliler için taş atmanın anlamı]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinliler-icin-tas-atmanin-anlami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/filistinliler-icin-tas-atmanin-anlami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistinlilerin direnişindeki taş atmanın anlamı nedir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Filistinliler İsrail tarafından işgal edilen toprakları için yıllardır sapan taşlarıyla mücadelesini sürdürüyor. Peki Filistinlilerin taş atmasının ardındaki sır ne?</p>

<p>İşgalciler karşısında Filistin halkı bazen sapanla bazen de attıkları taşlarla direnişlerini sürdürmüşlerdir. Bu direniş esnasında çocukların gözlerindeki emin duruş hepimizin dikkatini çekmiştir.</p>

<p>Herkes tarafından merak konusu olan "bir taşla ne olur ki ?" sorusunun cevabı ise Kerim olan kitabımızda;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tarihin en çetin savaşlarından biri gerçekleşecekti. Az sayıdaki bir topluluk, kendisinden sayıca üstün ve güçlü bir orduyla karşı karşıya gelecekti. Talut, o zamanın mümin melikiydi. Onun komutasındaki İsrailoğulları, zalim hükümdar Calut’a karşı harekete geçmişti. Yol, oldukça uzundu. Askerler susuzdu. Yol üzerinde susuzluklarını giderecek bir nehir vardı. Lakin Talut, şehirden ayrılırken askerlerini şöyle uyardı: “Şüphesiz, Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” (Bakara, 2/249.) Bu bir samimiyet ve sadakat sınavıydı. Allah’ın emrine tabi olmanın sınavıydı. Bu imtihanı ancak Allah’a gönülden bağlı olanlar kazanabilirdi. Nihayetinde Talut’a söz verenlerin çoğu, nehre gelince verdikleri sözü bozdu. Sudan kana kana içtiler. Bitkin bir şekilde yerlere serildiler. Savaşmaktan vazgeçtiler. Allah’ın emirlerine uymakta samimi olan çok az kişi ise sudan sadece bir avuç içti. Su, onlara canlılık ve cesaret verdi. Talut’a verdikleri sözü tutanlar, onunla beraber ırmağı geçti. Geride kalanlar da “Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı savaşacak gücümüz yok, dediler.” Oturup beklediler. “Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/249.) Böylece birbirlerine şevk ve cesaret verdiler. Azalan sayılarına rağmen bütün samimiyetleriyle Rablerine yönelerek şöyle dua ettiler: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.” (Bakara, 2/250.)&nbsp;</p>

<p>İki ordu karşı karşıya geldi. Calut, kendisiyle teke tek vuruşacak bir asker istedi. Karşısına cesur, yiğit bir genç olan Davut (as) çıktı. Herkes şaşırdı. Çünkü Calut, güçlü, kuvvetli, iri yapılıydı. Harp sanatını çok iyi bilen bir komutandı. Üstelik savaş teçhizatı tamdı. Davut (as) ise kısa boylu ve zayıftı. Elinde de sadece sapanı vardı. Calut, gücüne güvendi, onu küçümsedi. Davut (as), onun tam alnına nişan aldı, besmeleyle sapanındaki taşı fırlattı. Taş, Calut’un başına isabet etti. Onu yere serip öldürdü. Davut (as) bir taşla devirmişti Calut’u. (Taberi Tarih, II, 684-686.)&nbsp;</p>

<p>Bugün, Filistin’in çocukları unutmadı o taşın, sadece bir taş olmadığını. Bir sapanla zalime karşı haykırıyorlardı, direnişin başladığını.&nbsp;</p>

<p>Yüce Allah, sözlerinde sadık olan müminleri, zalimlere karşı yalnız bırakmadı. Allah’ın yardımıyla Calut’un ordusu bozguna uğradı. Davut’un (as) Calut’u öldürmesinin akabinde “Allah, ona hükümranlık ve hikmet verdi. Ona dilediği şeyleri öğretti. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmı ile diğer kısmını engellemesi olmasaydı yeryüzünde düzen bozulurdu. Fakat Allah’ın âlemler için büyük lütufları vardı.” (Bakara, 2/251.)&nbsp;</p>

<p>Her çağda zalimi durduracak sayıları az da olsa inananlar daima olacaktır. Allah kendisine gönülden bağlananlara Kur’an-ı Kerim’de şöyle vadetmiyor muydu? “Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmran, 3/139.) Yeter ki mümin, imanının gereğini yerine getirsin. Gelen sıkıntıları sabırla göğüsleyip üstesinden gelebilsin. Azim ve kararlılıkla sırat-ı müstakim üzere yaşantısına devam etsin. İşte o vakit Allah’ın yardımına ve rahmetine mazhar olacaktır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinliler-icin-tas-atmanin-anlami</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Oct 2025 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/10/filistinlilericintasatmaninanlami.jpg" type="image/jpeg" length="87902"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kudüs ne demektir? Kudüs şehrine verilen isimler nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kudus-ne-demektir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kudus-ne-demektir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kudüs şehrine verilen isimler nelerdir? Kudüs şehrinin adının geçtiği bilinen en eski belge nedir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Kudüs şehrinin adının geçtiği bilinen en eski belge</strong></span></h3>

<p>Tarihi oldukça eski olan Kudüs şehrinin adının geçtiği bilinen en eski belge milâttan önce XIX ve XVIII. yüzyıllara ait Mısır metinleridir (<em>IDB</em>, II, 843; <em>EJd.</em>, IX, 1379).</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Kudüs şehrine verilen isimler nelerdir? </strong></span></h3>

<ul>
 <li>Milâttan önce XIV. yüzyıla ait Tell Amarna mektuplarında şehrin adı <strong>Urusalim,</strong></li>
 <li>Geç Asur metinlerinde <strong>Urusilimmu veya Ursalimmu,</strong></li>
 <li>İbrânîce Masoretik metinde Yruşlm, bazan da Yruşlym biçiminde yazılmakta ve Yerûşâlayim,</li>
 <li>Eski Ahid’in Ârâmîce metinlerinde Yerûşâlêm şeklinde telaffuz edilmektedir. Grekçe Hierosolyma adı şehrin kutsallığını (hieros = kutsal) yansıtmaktadır.</li>
 <li>Latince’ye Jerusalem ve Jerosolyma olarak geçmiştir. Kudüs şehrinin Batı dillerindeki adı da Jerusalem’dir.</li>
</ul>

<blockquote>
<p><strong>Kudüs şehrinin İbrânîce adı olan Yeruşalayim (Yeruşalem) iki ayrı kelimeden oluşmaktadır.</strong></p>
</blockquote>

<p>İlk kısmı teşkil eden <strong>yeru</strong>nun menşei ve mânası tartışmalıdır. Kelimenin “korkmak” anlamındaki <strong>yârê</strong> veya “görmek” anlamındaki <strong>râ’âh</strong>tan, hatta “sahip olmak, vâris olmak” mânasındaki <strong>yârâş</strong>tan geldiği ileri sürülmüştür. Ancak “kurmak, tesis etmek” mânasındaki <strong>yârâh</strong>tan gelmesi daha muhtemeldir. Bu son görüşü benimseyen Saadia Gaon, Ahd-i Atîk’in Arapça tercümesinde İşaya’daki (44/28, 51/17) Yeruşalayim kelimesini “Dârüsselâm”, 40/2’deki Yeruşalayim’i ise “Medînetüsselâm” olarak çevirmiştir (<em>DB</em>, III/2, s. 1318).</p>

<p>Kelimenin ikinci kısmını oluşturan <strong>şalayim</strong>in aslı <strong>şalem</strong> veya <strong>şalim</strong>dir. Bu kelimenin “barış” anlamına geldiği ileri sürüldüğü gibi Batı Sâmîleri’nde bir tanrı ismi olan Şulmanu veya Şalim’den geldiği de iddia edilmiştir. Şehrin orijinal adının <strong>Iruşalem</strong> olması ve “tesis etmek” mânasındaki <strong>yârâh</strong> fiil kökünden Iru ile milâttan önce II. binyılın ilk yarısında karşılaşılan ve Batı Sâmîleri’nde bir tanrı olan <strong>Şulmanu</strong> yahut <strong>Şalim</strong> kelimelerinin birleşmesinden oluşması daha muhtemel görünmektedir. Çivi yazılı metinlerde <strong>ur</strong> veya <strong>uru</strong>, İbrânîce’de <strong>‘ir</strong> “şehir” demektir. Bu durumda Iruşalem “Şalim’in şehri” anlamına gelmektedir. Kudüs ilk dönemlerde ilâh Şulmanu veya Şalim’in ibadet merkezi olduğu, diğer taraftan eski Sâmî gelenekte bir şehrin o şehri kuran kişi yahut tanrının adıyla anılma geleneği bulunduğu için kelimenin <strong>“Şalim’in şehri”</strong> mânasına geldiği iddia edilmekte (<em>DBS</em>, IV, 898)<strong>, “barışın şehri”</strong> (şalom = selâm) biçimindeki geleneksel yorumun hem etimolojik hem tarihî yönden hatalı olduğu ileri sürülmektedir (<em>IDB</em>, II, 843).</p>

<p>Tell Amarna mektuplarında şehir Betşalem (Şalem’in evi) şeklinde anılmaktadır.</p>

<p>Kudüs şehri Moriya (Moriah, II. Tarihler, 3/1), nYebus (Hâkimler, 19/10), Sion, Dâvûd’un şehri (II. Samuel, 5/7, 9; I. Tarihler, 11/5, 7) ve Ariel (İşaya, 29/1) gibi isimlerle de anılır.</p>

<p>Öte yandan buraya şehir, adalet yurdu (Yeremya, 31/23), inananlar şehri, barış şehri, doğruluk şehri (İşaya, 1/26), Allah’ın şehri (‘ir Elohim; Mezmur, 46/4), orduların rabbinin şehri (‘ir Yahveh şebâôt; Mezmur, 48/8), mukaddes şehir (‘ir haqqodeş; Nehemya, 11/18) gibi isimler de verilmiştir (<em>DB</em>, III/2, s. 1319; <em>EJd.</em>, IX, 1379).</p>

<p>Şehrin Arapça’daki adı olan Kuds’ün bu son isimden geldiği belirtilmektedir.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Müslümanların Kudüs şehrine verdileri isimler nelerdir?</strong></span></h3>

<p>Müslümanlar da şehre çeşitli isimler vermiş olup bunların başında<strong> “bereket, mübarek olmak” </strong>anlamına gelen Kuds yer almaktadır (<em>Lisânü’l-ʿArab</em>, “ḳds” md.). Şehrin en yaygın adı olan<strong> kuds kelimesi Ârâmîce kudşadan gelmektedir </strong>ve bu kelime şehri değil mâbedi ifade etmektedir. X. yüzyılın başında Karâî bilginler Kudüs şehrini Beytülmakdis, mâbedin bulunduğu alanı da Kuds diye adlandırmaktaydılar. İbrânîce’nin yerine Ârâmîce’nin geçtiği XI. yüzyıla ait mektuplarda Kudüs şehrine “’İr hakkodeş” deniyordu ki bunu “kutsal şehir” yerine “mâbed şehri” diye tercüme etmek daha doğrudur (<em>EI<sup>2</sup> </em>[Fr.], V, 322). Müslümanların kullandığı İliya ismi Romalılar’ın şehre verdikleri Aelia isminin Arapçalaşmış şeklidir. İslâmî kaynaklarda <strong>“İliyâ medînetü beyti’l-makdis” </strong>şeklinde de geçmekte ve kısaca İliyâ veya Beytülmakdis (Beytülmukaddes) denilmektedir (Yâkūt, IV, 353; V, 193-201; İbn Kesîr, VIII, 373). Aslı Ârâmîce Beth makdeşa, İbrânîce Beth ha-mikdaş olan Beytülmakdis başlangıçta mâbedi ifade ederken zamanla şehrin tamamı için kullanılmış, mâbedin alanı ise “harem” diye adlandırılmıştır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Kur’an-ı Kerim’de Kudüs ismi geçiyor mu?</strong></span></h3>

<p>Kur’an’da Kudüs ismi geçmediği gibi İslâm kaynaklarında bu şehrin adı olarak zikredilen diğer isimlere de rastlanmamaktadır. Ancak müfessirler, Kur’an’daki “el-Mescidü’l-Aksâ” (el-İsrâ 17/1), “mübevvee sıdk” (Yûnus 10/93) ve “el-arzü’l-mukaddese” (el-Mâide 5/21) gibi tabirlerle ya Kudüs’teki Beytülmukaddes’in (Taberî, XV, 16-17) ya da genellikle söz konusu şehrin de içinde bulunduğu Filistin topraklarının kastedildiğini belirtmişlerdir (Fahreddin er-Râzî, XI, 196-197).</p>

<p>Öte yandan Elmalılı Muhammed Hamdi âyette geçen el-Mescidü’l-Aksâ’nın Beytülmakdis, mübarek kılındığı haber verilen çevresinden de Kudüs ve civarı olduğunu söylemektedir (Hak Dini, IV, 3144-3145).</p>

<p>Mescid-i Aksâ tabiri, İslâm’ın ilk dönemlerinde bazan Kudüs için de kullanılmakla birlikte asırlar boyunca bununla özellikle Harem-i şerif kastedilmiştir (<em>EI<sup>2</sup> </em>[Fr.], VI, 695).</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Yahudi kaynakalarında Kudüs'ün isimleri</strong></span></h3>

<p>Yahudi dinî literatüründen Midraş Tehillim’de Kudüs’ün yetmiş isminden bahsedilmektedir (<em>a.g.e.</em>, V, 322; Dictionnaire encyclopedique du Judaïsme, s. 574). Roma İmparatoru Hadrien, Kudüs’ü putperest bir şehir olarak yeniden inşa edince ona Colonia Aelia Capitolina adını vermiştir. Şehre Roma kolonisi olduğu için Colonia, Hadrien şerefine inşa edildiği için onun ilk adı olan Aelius’a nisbetle Aelia ve Jüpiter Capitolin’e ithaf edildiği için de Capitolina denilmiştir.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Kudüs'ün Tarihi</strong></span></h3>

<p> Kudüs’ün tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Şehirde bulunan milâttan önce IV. binyıla ait çömlekler, bu binyılın son bölümünde şehrin güneydoğu kısmında bir kavmin yaşadığını, ilk ve orta Bronz çağına ait bulgular, III. binyılda ve II. binyılın ilk devirlerinde Hiksoslar dönemi ve öncesinde bu bölgede insanların bulunduğunu göstermektedir. İslâm tarihçilerine göre ilk kurucuları Amâlika olan Kudüs şehri, tarih sahnesine ilk defa Erken Bronz çağında diğer bazı eski Ken‘ân şehirleriyle birlikte çıkmıştır. XIX ve XVIII. yüzyıllara ait Mısır metinlerinde Kudüs bir Ken‘ân site devleti olarak zikredilir (Franken, s. 17-30).</p>

<p>Kudüs (Yeruşalayim) adı Tevrat’ta hiç geçmemektedir. Tevrat’ta bahsedilen Salem şehrinin Kudüs olduğu yolundaki geleneksel görüş doğru ise Eski Ahid’de şehirden ilk defa Hz. İbrâhim’in çağdaşı olan ve onunla görüşen Kral Melkisedek sebebiyle bahsedilmektedir (Tekvîn, 14/18). Diğer taraftan Tevrat’a göre Hz. İbrâhim’in, oğlu İshak’ı kurban etmek istediği Moriya (Moriah) diyarındaki dağın Hz. Süleyman’ın mâbedi yaptırdığı Moriya tepesi olduğu yahudi ve hıristiyan geleneğince kabul edilmektedir (II. Tarihler, 3/1). Ancak bu, gerek Moriah kelimesinin etimolojisi ve anlamı gerekse delâlet ettiği yer yönünden tartışmalıdır (bk. <a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/ismail--peygamber" rel="nofollow" target="_blank">İSMÂİL</a>).</p>

<p>Geç Bronz çağında (m.ö. XV. yüzyıl civarı) Filistin’e gelen Hurriler Kudüs’te yeni yapılar inşa etmişlerdir. Tell Amarna mektuplarının yazarlarından biri ve muhtemelen bir Hurri olan Abd-Hiba, XIV. yüzyılda Mısır’ın tebaası olarak Kudüs’te hüküm sürmüş ve Mısır Firavunu IV. Amenofis’e (m.ö. 1375-1366) yazdığı mektupta Kudüs’le ilgili bazı hususlardan söz etmiştir (<em>a.g.e.</em>, s. 30-39).</p>

<p>Mısır’dan çıktıktan ve çölde kırk yıl kaldıktan sonra Yeşu önderliğinde Filistin topraklarına giren İsrâiloğulları kendilerine saldıran Kudüs Kralı Adoni-tsedek ve müttefiklerini mağlûp etmiş, fakat Yebusîler’in hâkim olduğu Kudüs’e girmemişlerdir (Yeşu, 10/1-43). Ken‘ân diyarının İsrâiloğulları arasındaki taksimatında Kudüs Bünyamin sıbtına düşmüşse de (Yeşu, 15/8) Dâvûd’un şehri alışına kadar Yebusîler’in elinde kalmıştır. Eski Ahid’de verilen bilgilere göre Yeşu’nun ölümünün ardından Yahuda ve Simeon kabileleri Kudüs’e saldırarak kralı esir almış ve şehri yakmışlar (Hâkimler, 1/1-8), ancak Yebusîler’in hâkimiyeti devam etmiştir.</p>

<p>Dâvûd bütün İsrail’e kral olunca Yebusîler’in hâkim olduğu Kudüs’e karşı harekete geçip Sion Hisarı’nı almış ve buraya Dâvûd’un şehri adını vermiştir (II. Samuel, 5/6-9). Kudüs’ü krallığın merkezi yapan Dâvûd şehri güçlendirmiş, Yebusîler’in Zion (Sion) dedikleri hisarı yeniden imar etmiş, kendisine bir ev yaptırmış, orayı dinî bir merkez haline getirmek istemiş ve bunun için ahid sandığını Kudüs’e getirterek sarayına yakın bir yerdeki çadıra yerleştirmiştir (II. Samuel, 7/12-13). Bir mâbed yapmak için gerekli malzemeyi toplamışsa da Rab buna izin vermemiştir (Mendenhall, s. 42-52).</p>

<p>Hz. Dâvûd’dan sonra oğlu Süleyman yedi yıl içinde Kudüs’te muhteşem bir mâbed (Mescid-i Aksâ) inşa etmiş, ayrıca kendisine bir saray yaptırmış, ahid sandığını bulunduğu yerden alarak mâbeddeki özel yerine koymuş, Kudüs’ün çevresine duvar çektirmiştir (I. Krallar, 3/1; 5-7; 8/1-6; 9/15). Hz. Süleyman’ın vefatı üzerine krallık ikiye bölününce Kudüs güneydeki Yahuda Krallığı’nın merkezi olmuştur.</p>

<p>Süleyman’ın oğlu Rehoboam’ın krallığında Mısır Kralı Şişak Kudüs’e savaş açmış, mâbedin ve kral evinin hazinelerini alıp götürmüştür (I. Krallar, 14/25-27). Yaklaşık seksen yıl sonra şehir tekrar yağmalanmış (II. Tarihler, 21/17), buna rağmen nüfusu artmaya devam etmiş, şehirde çeşitli mahalleler oluşmuştur. Yahuda Kralı Amatsya’nın saltanatında Kuzey Krallığı’nın kuvvetleri Kudüs’e girmiş, Kudüs duvarının bir kısmını yıkmış, mâbeddeki ve kral evindeki değerli eşyayı almıştır (II. Krallar, 14/11-14). Ardından Yahuda kralları Uzziya ve Yotam yıkıntıları onarmış ve duvarları sağlamlaştırmışlardır (II. Tarihler, 26/9; 27/3). Kral Uzziya zamanında şehirde deprem olmuş (Amos, 1/1), Ahaz döneminde Kudüs İsrail kralı tarafından kuşatılmışsa da bu kuşatma başarılı olmamıştır (II. Krallar, 16/5). Kral Hizkiya, Ahaz’ın kapattığı mâbedi yeniden açmış, ibadeti başlatmış fakat saray ve mâbedin hazinelerini Asurlular’a teslim etmiştir. Asurlular şehri kuşatmışlarsa da veba salgını sebebiyle işgal sonuçsuz kalmıştır. Menasseh şehre dış duvar yaptırmış, çeşitli onarımlarda bulunmuştur (II. Tarihler, 33/14). İsrail krallarının putperestliğe meyletmeleri (II. Krallar, 16/2 vd.), peygamberlere zulmetmeleri (II. Tarihler, 24/21) ve halkın yoldan çıkması gibi sebeplerle Kudüs’ün başına felâketler gelmiş, Kral Yehoyakim zamanında Bâbil Kralı Nebukadnezzar (Buhtunnasr) Kudüs’e girerek kralı emri altına almış, pek çok insanla birlikte mâbedin değerli eşyalarını da götürmüştür. Üç yıl sonra kralın isyan etmesi üzerine 597’de Kudüs’e ikinci defa giren Nebukadnezzar, bu defa mâbedin kalan eşyalarıyla birlikte yeni kral Yehoyakin’i Bâbil’e götürmüş, onun yerine Tsedekiya’yı kral yapmıştır (II. Krallar, 24/1-16; II. Tarihler, 36/6-7). On yıl sonra Tsedekiya’nın saltanatında Nebukadnezzar’ın üçüncü defa Kudüs’e yürüyerek şehri kuşatması üzerine korkunç bir açlık baş göstermiş, nihayet şehir düşmüş, mâbed, saray ve genel olarak Kudüs ateşe verilmiş, duvarlar yıkılmış ve halkın bir kısmı sürgün edilmiştir (II. Krallar, 25). Kur’an’da da telmihte bulunulan (el-İsrâ 17/4-5) bu hadise üzerine bazı yahudi zümreleri Hicaz’daki çeşitli şehirlere yerleşmişlerdir. Bundan sonra Kudüs elli yıl boyunca harabe halinde kalmıştır. Nihayet milâttan önce 538’de şehre dönen Zerubbabel mâbedin temellerini atmış (Ezra, 3/8), 444 yılına doğru Nehemya şehrin duvarlarını tekrar inşa etmiş, Ezra da Mûsâ şeriatının otoritesini yeniden tesis ederek Kudüs’ü Yahudiliğin dinî merkezi yapmıştır.</p>

<p>Bâbil esareti sonrasında Kudüs Pers hâkimiyetine girmiş (m.ö. 538), ardından Makedonyalı Büyük İskender şehri almış (332), onun 323’teki ölümünü takiben şehir çeşitli savaşlar görmüş, önce Mısırlı Ptolemaioslar, daha sonra 198’den itibaren Selefkiler (Selevkoslar) şehre hâkim olmuşlardır. Milâttan önce 168’de IV. Antiokhos (Antiokhos Epifanes), Yunan ilâhlarının heykellerini koymak suretiyle mâbedi kirletmiş, bunun üzerine Makkabi isyanları başlamış ve mâbed temizlenmiştir. Haşmonain (Hasmonlu hânedanı) kralları mâbedin yanına bir kale yaptırmışlardır (<em>a.g.e.</em>, s. 53-74). Helenistik dönemin (332-63) ardından 63 yılında Pompeus Kudüs’ü işgal etmiş, şehri kuşatan duvarların bir kısmını yıktırmış, Crassus 54’te mâbedi yağmalamış, 40 yılında Partlar şehri ele geçirmiş, Büyük Herod 37’de şehri alıp duvarları onarmış, çeşitli yapıların yanında mâbedi yeniden inşa etmiştir. Bu inşa işi milâttan önce 20’de başlamış, Hz. Îsâ zamanında da sürmüştür. Herod kaleyi takviye etmiş ve ona Antonia adını vermiştir. Herod öldüğünde Kudüs’ü tamamen veya kısmen kuşatan iki duvar bulunmaktaydı. Herod Agrippa milâttan sonra 42-43’te bir üçüncü duvarın inşasına başlamıştır (Peters, s. 61-87). 70 yılında bu defa da Romalı kumandan Titus şehri kuşatmış, bu sırada mâbed ve hemen hemen bütün şehir yanmıştır. Titus, Batı duvarındaki bir bölüm ve üç kule hariç duvarları yıktırmıştır.</p>

<p>İmparator Hadrien zamanında Romalılar Kudüs’ün harabeleri üzerinde yeni bir putperest şehir kurmak isteyince yahudiler ayaklanmış, ayaklanma bastırıldıktan sonra (135) şehrin inşası tamamlanmış, adı da Colonia Aelia Capitolina olarak değiştirilmiş ve Aelia (Ar. İliyâ) adı uzun asırlar varlığını korumuştur. Hz. Süleyman’ın, arkasından Zerubbabel’in, daha sonra Herod’un inşa ettirdiği mâbedlerin yerine Jüpiter Capitolina’ya ithaf edilen bir tapınak, ardından Merkad-i Îsâ Kilisesi’nin inşa edileceği yere de Afrodit Mâbedi yapılmıştır. Şehre girmeye kalkışan yahudilere ölüm cezası konmuş, ancak İmparator Konstantinos bu yasağı kaldırmıştır. Konstantinos’un annesi Helena 326’da Zeytindağı’nda bir kilise yaptırmıştır. 333’te Konstantinos’un emriyle Hz. Îsâ’nın çarmıha gerildiği kabul edilen yerde (Saint Sépulcre, Holy Sepulcher) Merkad-i Îsâ (Anastasis) Kilisesi inşa edilmeye başlanmış, inşaat 335’te tamamlanmıştır. Konstantinos’un Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra şehirde kiliseler yaptırmasının ardından Süleyman Mâbedi’nin bulunduğu yerde Jüpiter Capitolina için inşa edilen tapınak yıkılmış olmalıdır. Üzerinde yahudilerin ağlamasına ve yılda bir defa yağ sürmelerine izin verilen taş (lapis pertusus) kurbanlar mihrabının temelindeki kaya olup (şimdiki Kubbetü’s-sahre’nin örttüğü el-hacerü’l-muallaka denilen kaya) herhalde o sırada açıktaydı (<em>İA</em>, VI, 954). Hıristiyanlar, Hz. Îsâ’nın sözlerine hürmeten (Matta, 24/2) Süleyman Mâbedi’ni yeniden inşa etmeyi reddettiklerinden burası müslümanların fethine kadar harabe halinde kaldı. 614’te Sâsânîler tarafından işgal edilen Kudüs’ü 629’da Bizans İmparatoru Herakleios kurtarmış ve İranlılar’dan geri aldığı kutsal haçı Kudüs’teki yerine koymuş, şehir 638’de müslümanlar tarafından fethedilmiştir.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>İlâhî Dinlerde Kudüs’ün Yeri</strong></span></h3>

<p> Kudüs şehri Tevrat’ta sadece bir defa Salem adıyla zikredilmektedir (Tekvîn, 14/18). İshak’ın kurban olarak takdim edildiği Moriah dağının Süleyman Mâbedi’nin yapıldığı yer olduğu iddiası tartışmalıdır. Şehrin krallık ve ibadet merkezi oluşu Hz. Dâvûd’la başlamaktadır (II. Samuel, 6-7; bablar, 24/18-25; I. Tarihler, 21/18-22). Birinci mâbed döneminde mâbedin bulunduğu tepeye Sion tepesi denilmekteydi, Sion adı Kudüs’ün tamamını da ifade ediyordu. Hz. Dâvûd’a saltanatının ebediyen devam edeceği vaad edildiğinde bu aynı zamanda krallık ve mâbed şehri olan Kudüs’ün ebedîliğine de işaret sayılmıştır (II. Samuel, 7/13-16). Hz. Süleyman zamanında mâbedin inşası Kudüs’e ayrı bir kutsallık sağlamış, bir taraftan Dâvûd’un saltanatının ebediyen devam edeceğine dair Tanrı’nın vaadi, diğer taraftan mâbedin Tanrı’nın ebedî mekânı olarak kabulü şehri kutsallaştırmıştır.</p>

<p>Mezmurlar’da (Mezmur, 132), ahid sandığının getirildiği Dâvûd şehri (Sion) sadece Rabbin krallık için seçtiği bir şehir olarak değil Rabbin meskeni olarak da takdim edilmektedir. Peygamber Yeremya’ya göre Kudüs’e “Rabbin tahtı, adalet yurdu, kutsiyet dağı” denilecektir (31/23; 33/16). O ayrıca “yüksekliği güzel, bütün yerin sevinci” (Mezmur, 48/2), “güzelliğin kemali” (Mezmur, 50/2) olarak nitelendirilmekte, “Eğer seni unutursam ey Yeruşalim, sağ elim hünerini unutsun; eğer seni anmazsam, eğer Yeruşalim’i baş sevincimden üstün tutmazsam dilim damağıma yapışsın” (Mezmur, 137/5-6) denilmektedir.</p>

<p>Kudüs, özelliği ve kutsallığı sebebiyle yahudi şeriatında diğer şehirlerden farklı bir konumda ele alınmıştır, dolayısıyla bazı kurallar Kudüs’e uygulanmamaktadır. Tanrı tarafından seçilen bir yer kabul edildiği için (II. Krallar, 21/4; Mezmur, 132/13) Kudüs Mâbedi sadece kurbanların takdim edildiği bir mekân değil aynı zamanda hac ibadetinin de hedefidir. Çünkü yılda üç defa (Pesah, Şavuot ve Sukkot bayramlarında) her erkek kurban takdimi için Rabbin huzurunda (mâbedde) bulunmakla yükümlü tutulmuştur (Çıkış, 23/17; Tesniye, 16/16-17). Hac mekânı olduğu için yahudiler burada belli bir süre ikamet etmek durumunda kalmışlar, bu da mâbedin ayakta olduğu dönemde halkın kültür hayatını şekillendiren en önemli özelliğini oluşturmuştur.</p>

<p>Tanrı tarafından seçilmiş olması dolayısıyla Kudüs, Yahudiliğin en yüce değerlerinin ve ümitlerinin simgesi olmuştur. Peygamberler ondan övgüyle bahsetmişlerdir. İşaya Kudüs’ü “adalet şehri” diye adlandırmakta ve şeriatın Sion’dan, Rabbin sözünün Yeruşalim’den çıkacağını bildirmekte (1/26; 2/3), Yeremya gelecekte Kudüs’e “Rabbin tahtı” denileceğini, bütün milletlerin onda toplanacağını belirtmektedir (3/17). Diğer taraftan Eski Ahid’de onun güzelliği anlatılmakta ve sevgiliye benzetilmektedir (Neşîdeler Neşîdesi, 6/4; Mezmur, 48/2; 50/2). Talmud’da (Sukkot, 51b) Kudüs’ü görmeyenin güzel bir şehrin nasıl olduğunu asla bilemeyeceği belirtilmekte, Midraş’ta (Genesis Rabbah, 14, 8) Âdem’in Kudüs Mâbedi’nin toprağından, bir başka rivayette ise dünyanın Sion’dan başlayarak yaratıldığı nakledilmektedir. Yahudi şeriatına (Halakah) göre bütün ülke kutsaldır, ancak Kudüs şehri en kutsaldır. Yeryüzündeki en kutsal yer olan ve “kutsallar kutsalı” denilen mekân Kudüs’teki mâbedde bulunmaktadır. Şeriatta Kudüs’ün kutsallığının gerektirdiği emirler ve yasaklar sıralanmıştır (Neusner, V, 15-16).</p>

<p>Milâttan sonra 70 yılındaki yıkımın ardından yahudi milletinin hayatında Kudüs daha az rol oynamaya başlamış, ancak mânevî ihtişamın sembolü ve şeriatın bedenleşmiş şekli olarak varlığını sürdürmüş, ona olan özlem her vesileyle dile getirilmiştir. Yahudiler nerede olurlarsa olsunlar ve hangi saatte dua ederlerse etsinler mutlaka Kudüs’e dönmek zorundadırlar. Yemek duasında Kudüs’ün yeniden inşası dileği yer almaktadır. Günde üç defa tekrarlanan Amidah adlı dua Kudüs’e dönülerek yapılmakta, bu duada Kudüs’e dönme, şehri ve Dâvûd saltanatını yeniden tesis etme arzusu ifade edilmektedir. Yıllık üç oruçta Kudüs’ün yıkılışının anısına yas tutulmaktadır.</p>

<p><u><strong><span style="color:#c0392b">Kudüs’ün ibadet hayatındaki önemi</span> </strong></u>yahudi devletinin Mesîh tarafından bu topraklarda kurulacağı inancına dayanmaktadır. Kudüs’ün yeniden inşası ve mâbedin yapılması bunun işaretleridir. Yahudi geleneğine göre yeryüzündeki Kudüs gibi bir de gökte Kudüs vardır. Talmud’da Tanrı’nın yerdeki Kudüs’e girmeden gökteki Kudüs’e girilemeyeceğini bildirdiği nakledilmektedir. Yahudi dinî literatürünün bir kısmında semavî Kudüs’ün dünyanın sonunda yerdekinin yerini almak üzere ineceği belirtilmektedir. Yahudilerde, Kudüs yeniden kurulduğunda ve ölüler diriltildiğinde mâbedin bulunduğu tepeye yakın olduğu için zaman kazanmak ve sıkıntıyı azaltmak amacıyla Zeytindağı’na gömülme arzusu vardır. Yahudi Fısıh bayramının seder sofrası ve kefâret günü ibadeti “seneye Kudüs’te” dileğiyle sona erer (Dictionnaire encyclopedique du Judaïsme, s. 573).</p>

<p><u><strong><span style="color:#c0392b">İnciller’de Kudüs önemli bir yer işgal etmektedir</span>.</strong></u> Markos İncili’ne göre Hz. Îsâ, Galile bölgesinde halka tebliğ faaliyetine başlar ve onların olumsuz tavrı üzerine Kudüs’e yönelir, şehre girer ve mâbedi temizler. Yahudi otoritelerinin tepkisiyle karşılaşınca şehrin cezalandırılacağını ve mâbedin kirletileceğini haber verir. Şehrin dışında çarmıha gerildiğinde mâbedin perdesi yırtılır. Diğer İnciller Kudüs’le ilgili bu bilgilere bazı ilâveler yaparlar. Yuhanna İncili Hz. Îsâ’nın birçok defa Kudüs’e geldiğini kaydeder. İnciller’e göre Hz. Îsâ’nın dünyevî hayatı Kudüs’te sona erer, havâriler orada “kutsal ruh”u alırlar.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><u><strong>Kudüs ismi Kur’an’da doğrudan geçmemekle birlikte bu şehirden el-Mescidü’l-Aksâ’nın mübarek kılınan çevresi şeklinde bahsedilmiş</strong></u></span> (el-İsrâ 17/1), ayrıca bulunduğu bölge “mukaddes toprak” (el-Mâide 5/21), “iyi, güzel bir yer” (Yûnus 10/93) olarak nitelendirilmiştir.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong><u>Hadislerde ise Mescid-i Aksâ’</u></strong></span>nın, Mescid-i Harâm ve Mescid-i Resûlullah ile beraber ziyaret amacıyla <em><strong>seyahat edilebilecek üç mescidden biri ve yeryüzünde Mescid-i Harâm’dan sonra inşa edilen ikinci mescid olduğu belirtilmiştir </strong></em>(Buhârî, “Fażlü’ṣ-ṣalât fî mescidi Mekke ve’l-Medîne”, 6, “Ḥac”, 26, “Enbiyâʾ”, 8, 40; Müslim, “Ḥac”, 288, “Mesâcid”, 2; Nesâî, “Mesâcid”, 3). Ayrıca bazı rivayetlerde Hz. Peygamber’in Beytülmakdis’te namaz kılmayı tavsiye ettiği de aktarılmaktadır (Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 14). Kütüb-i Sitte dışındaki rivayetlere göre Hz. Îsâ nüzûlünden sonra ölünce Medine’de Resûl-i Ekrem’in kabri yanında veya Kudüs’te defnedilecektir.</p>

<p>Hicretten önce iki veya üç yıl süreyle Hz. Peygamber’in Kâbe’yi de önüne almak suretiyle Kudüs’e yönelerek namaz kıldığı (İbn Sa‘d, I, 243; Kurtubî, II, 150; Fahreddin er-Râzî, IV, 110) ve -farklı rivayetler bulunmakla birlikte- Medine döneminde on altı veya on yedi ay bu uygulamanın devam ettiği, daha sonra kıblenin Kâbe’ye çevrildiği kabul edilmektedir (Buhârî, “Ṣalât”, 31, “Tefsîr”, 18; Müslim, “Mesâcid”, 11-12; ayrıca bk. <a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/kible" rel="nofollow" target="_blank">KIBLE</a>). Resûl-i Ekrem’in sağlığında belli bir dönem için Kudüs’ün kıble olarak tercih edilmesi, müslümanların bu şehri dinî bir merkez olarak görmelerinin sebeplerinden birini teşkil etmiştir.</p>

<p>Ayrıca Hz. Peygamber’in, Mescid-i Harâm’dan çevresi mübarek kılınan Mescid-i Aksâ’ya gece götürülmesi şeklinde gerçekleştirilen İsrâ (el-İsrâ 17/1) ve ardından mi‘rac mûcizelerinde Mescid-i Aksâ’ya gitmiş olması müslümanlar için bu şehrin önemini arttırmıştır. Muhammed Hamîdullah, el-Mescidü’l-Aksâ’nın Beytülmakdis değil semalarda bulunan, meleklerin sürekli Allah’a ibadet ettikleri bir mescid olduğunu ileri sürmüşse de (İslâm Peygamberi, I, 150-151) adı geçen mescidle sonradan bu ismi alan caminin değil Hz. Süleyman tarafından yaptırılan Beytülmakdis’in kastedildiği de bilinmelidir (bk. <a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/mescid-i-aksa" rel="nofollow" target="_blank">MESCİD-i AKSÂ</a>).</p>

<p>Bunların dışında Kudüs, Hz. İbrâhim’den itibaren pek çok peygamberin yaşadığı, mukaddes olarak da tanımlanan bir bölgede bulunması, Hz. Süleyman’ın inşa ettiği Beytülmakdis’i barındırması, İsrâiloğulları’nın ve onlara gönderilen peygamberlerin mücadelelerine mekân olması açısından semavî dinler geleneğinde önemli bir yere sahip olmuştur (Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, s. 63-147).</p>

<p><br />
BİBLİYOGRAFYA</p>

<p><em>Lisânü’l-ʿArab</em>, “ḳds” md.</p>

<p>Buhârî, “Ṣalât”, 31, “Tefsîr”, 18, “Fażlü’ṣ-ṣalât fî mescidi Mekke ve’l-Medîne”, 6, “Ḥac”, 26, “Enbiyâʾ”, 8, 40.</p>

<p>Müslim, “Ḥac”, 288, “Mesâcid”, 2, 11-12.</p>

<p>Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 14.</p>

<p>Nesâî, “Mesâcid”, 3.</p>

<p>İbn Sa‘d, <em>eṭ-Ṭabaḳāt</em>, I, 243.</p>

<p>Taberî, <em>Câmiʿu’l-beyân</em>, XV, 16-17.</p>

<p>Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Feżâʾilü’l-Ḳuds (nşr. Cebrâil Süleyman Cebbûr), Beyrut 1979, s. 63-147.</p>

<p>Fahreddin er-Râzî, <em>Mefâtîḥu’l-ġayb</em>, IV, 110; XI, 196-197.</p>

<p>Yâkūt, <em>Muʿcemü’l-büldân </em>(Cündî), IV, 353; V, 193-201.</p>

<p>Kurtubî, <em>el-Câmiʿ</em>, II, 150.</p>

<p>İbn Seyyidünnâs,<em> </em>ʿUyûnü’l-es̱er (nşr. Muhammed el-Îdü’l-Hatrâvî – Muhyiddin Müstû), Medine 1413/1992, I, 367.</p>

<p>İbn Kesîr, <em>Tefsîrü’l-Ḳurʾân</em>, VIII, 373.</p>

<p>A. Legendre, “Jerusalem”, <em>DB</em>, III/2, s. 1317-1396.</p>

<p>Elmalılı, <em>Hak Dini</em>, IV, 3144-3145.</p>

<p>Hamîdullah, <em>İslâm Peygamberi</em>, I, 150-151.</p>

<p>L. H. Vincent, “Jerusalem”, <em>DBS</em>, IV, 898-965.</p>

<p>H. J. Franken, “Jerusalem in the Bronze Age 3000-1000 BC”, Jerusalem in History (ed. K. J. Asali), Essex 1989, s. 11-41.</p>

<p>G. E. Mendenhall, “Jerusalem from 1000-63 BC”, a.e., s. 42-74.</p>

<p>J. Wilkinson, “Jerusalem under Rome and Byzantium 63 BC-637 AD”, a.e., s. 75-104.</p>

<p>F. E. Peters, Jerusalem, Princeton 1995, s. 61-87.</p>

<p>J. Neusner, The Halakhah: An Encyclopaedia of the Law of Judaism, Leiden 2000, V, 15-16.</p>

<p>F. Buhl, “Kudüs”, <em>İA</em>, VI, 952-964.</p>

<p>S. D. Goitein, “al-Ḳuds”, <em>EI<sup>2</sup> </em>(Fr.), V, 321-340.</p>

<p>O. Grabar, “al-Masd̲j̲id al-Aḳṣā”, a.e., VI, 695-696.</p>

<p>M. Burrows, “Jerusalem”, <em>IDB</em>, II, 843-866.</p>

<p>D. Baldi, “Jerusalem”, New Catholic Encyclopedia, Washington 1967, VII, 875-888.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>M. A. Y – M. St., “Jerusalem”, <em>EJd.</em>, IX, 1379-1405.</p>

<p>Sh. Ab – J. O. L., “Jerusalem”,<em> </em>a.e., IX, 1550-1553.</p>

<p>Dictionnaire encyclopedique du Judaïsme (ed. G. Wigoder v.dğr.), Paris 1993, s. 571-575.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Diyanet Bilgi, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kudus-ne-demektir</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Oct 2025 23:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/10/kudus-ne-demektir-kudussehrineverilenisimlernelerdir.jpg" type="image/jpeg" length="26312"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kudüs'ü Kavramak]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kudusu-kavramak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kudusu-kavramak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnanç dünyamızda Kudüs nerede yer almaktadır? Kudüs'ün yeniden "Barışın Şehri" olması için neler yapılmalıdır?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Allah (cc) katında gerçek din İslam’dır. Önceki milletleri de bu son ümmeti de Yüce Allah (cc) “Müslümanlar” olarak isimlendirmiştir. Bunun anlamı, Allah (cc) tarafından beşeriyete gönderilen din, Hz. Âdem’den (as), Hz. Muhammed’e (sas) kadar aynı dindir. Bütün peygamberlerin mesajı, görevi aynıdır. Dolayısıyla İslam, sadece Hz. Muhammed’e (sas) değil, bütün peygamberlere inanmayı gerektirmektedir. Bu nedenledir ki İslam, aslında hem Yahudiliği, hem de Hristiyanlığı bünyesinde barındıran kuşatıcı bir dindir. Aynı şekilde son kutsal kitap olan Kur’an-ı Kerim de kendisinden önceki tüm kitapları ve sahifeleri içermektedir.</p>

<p>Bu perspektiften bakıldığında Kudüs, bize onlarca peygamberimizin bir mirasıdır. Hz. İbrahim (as), nasıl üç semavî dinin ortaklaşa kabul ettiği bir peygamber ise, Allah Resulü (sas) de Ehl-i Kitab’ı kucaklayan, onlara daima yakın duran ve “Peygamberlerin Sonuncusu” sıfatıyla “öncekileri tasdik eden”, önceki din ve şeriati tebliğ ettiği bu son dinin içinde yoğuran ve harmanlayan bir peygamberdir.</p>

<p>Gerek Mekke’de, gerekse Medine’de Hz. Peygamber (sas) müşriklere karşı daima Ehl-i Kitap’tan yana olmuştur. Aslında onun ortaya koyduğu bu siyaset, Yüce Allah’ın (cc) Kur’an’da meşru kıldığı bir tavırdır. Allah Resulü’nün (sas) izlemiş olduğu hoşgörü ve yakın ilişkilere dayanan bu siyaset, daha sonraları da ümmet tarafından genellikle başarıyla sürdürülmüştür. Hz. Ömer (ra) devrinden itibaren Ehl-i Kitap, Ehl-i Zimmet kavramı ile zimmet (güvence) altına alınmış, dinleri, canları, malları ve kendi hukukları çerçevesinde asırlarca Müslümanlarla birlikte huzurla yaşamışlardır. Gerçekte bu tutum, beraberinde İslam dininin çok kısa sürede kıtalara yayılmasına ve çok hızla gelişmesine vesile olmuştur. Bunun en güzel örneklerini, Kahire’de, Şam’da, Bağdat’ta, İstanbul’da, Bosna’da, Endülüs’te ve tabii ki Kudüs’te görmek mümkündür.</p>

<p>Hz. Ömer’in (ra) eman (güvence) vermesinden itibaren Kudüs’te Emevîlerde, Abbâsîlerde, Selçuklularda, Eyyûbîlerde, Memlûklerde ve nihayet Osmanlıda tarihte eşine rastlanmayacak birlikte yaşama tecrübesi görülür. Müslümanlar Kudüs’e hâkim oldukları bu dönemlerde asla Yahudi ve Hristiyan nüfusun canına, malına ve din özgürlüğüne karşı herhangi bir müdahalede bulunmamışlardır. Hatta bu noktada, Selâhaddîn-i Eyyûbî, Haçlıların Kudüs’e girdiklerinde katlettikleri binlerce mazlumun intikamını almayı dahi düşünmemiştir. Aksine sadece barış yoluyla alınan bir şehir hakkında İslam hukukunun gereğini yerine getirmiştir.</p>

<p>Asırlarca tüm devirlerde ama özellikle de Osmanlı devrinde Müslümanlar, ortaya koydukları insaflı ve adaletli idarecilikleriyle, hem Yahudilerin, hem de Hristiyanların huzur içinde birlikte yaşamalarını sağlamıştır. Din farkına rağmen, onların da Osmanlıya olan bağlılıkları daima samimi olmuştur. Hatta bazı Hristiyan mezhepler ve kiliseler kendi aralarında defalarca anlaşmazlığa düştüklerinde, tarafların gönül rahatlığıyla başvurdukları merci Osmanlı’nın adaleti, basiretli siyaseti olmuş, devletin verdiği hükme de can u gönülden razı olmuşlardır.</p>

<p>Oysa Osmanlı’nın Kudüs’ten çekilmesiyle asırlardır yaşanan bu hoşgörü de bölgeden çekilmiştir. Barışın, hoşgörünün yerini, tam bir asırdır esefle müşahede ettiğimiz kavgalar, çatışmalar, gerginlikler, işgaller, katliamlar ve savaşlar almıştır. Üç dinin de kutsal saydığı bu şehir, hiçbirinin onaylamadığı bir kaos ortamına dönüşmüştür.</p>

<p>Hepimiz bu modern çağda, dinsizliğin, ateizmin, satanizmin, eşcinselliğin, intiharların, sapkınlıkların kol gezdiği bir dünyada yaşamaktayız. Aslında küresel dünyada bütün dinler, kan kaybetmekte, taraftarlarını yitirmekte, dünyanın birçok yerinde ateizm çığ gibi büyümekte. Modern, kapitalist, pozitivist birey artık dine ve dinlere pek de gereksinim duymamakta. Dolayısıyla yakın bir gelecekte insanlığın din/lerle ilişkisinin daha da kötü olacağı anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte tam da böyle bir dönemeçte Kudüs, insanlığın geleceği için çok tarihî bir rol oynayabilir. Üç dini asırlardır bünyesinde barındıran Kudüs, yeniden “Barışın Şehri” olduğunu tüm dünyaya gösterebilir. Global dünyayı sarsan bu dinsizlik akımlarına karşı üç semavi din, önce Kudüs’te bir arada barış ve hoşgörü içerisinde yaşayarak tüm dünyaya model olabilir. Çünkü Kudüs, aynı alanda üç dinin de kutsallarını bağrında taşımakta. Aynı mabedi üç dinin de mensupları kutsal saymakta ve aynı anda, aynı mekânda aynı Allah’a dua için eller açılmakta, dinler farklı olsa da, diller benzer niyazları yapmakta. Böylesi bir huzur ortamının yabancısı olmayan bu bereketli topraklar, ne yazık ki bu birlikte yaşama tecrübesine tam bir asırdır hasret kaldı.</p>

<p>Çok mu zor, yeniden eski günleri ihya etmek? Çok mu çetin, medeni bir şekilde birbirinin dinine, inancına ve mabedine saygı göstermek? Çok mu imkânsız, modern kazanımlarla birlikte, dinî, ilmî, fikrî ve ahlâkî bir dayanışma içerisinde insanlığın bu amansız derdine beraberce derman olabilmek? Çok mu hayal, üç dinin kutsadığı bu Kudüs’ü üç dinin ileri gelenleri tarafından idare edebilmek? Çok mu ütopik, böyle bir birliktelikle burada yeniden barışı yaşamak ve onu tüm dünyaya yaymak? Çok mu fantezi, Kudüs’ü kutsayanların, O Kutsal Varlık’a inananlar olarak tek ses olmaları?</p>

<p>Evet, Kudüs dünyanın kalbi, dinlerin buluştuğu mübarek mekân. Ve Kudüs’ün tüm insanlığa verebileceği çok dersler var, çok mesajlar var. Kudüs tarihi, bu mübarek topraklarda üç semavi dini birden ağırlamış. Asırlara meydan okuyan taş mabetlerinde Ezan, Çan ve Hazzan sesleri hiç eksik olmamış, aynı anda kulakları çınlatmış. Din ve ibadet özgürlüğünün en güzel örneklerine ev sahipliği yapmış, aynı mabette üç semavi din de kendine yer bulmuş ve her biri kendi inancına göre ibadet etmiş. Kimse kimseye müdahale etmeden, horlamadan, ötelemeden. Çünkü Ma’bud da ortak, mabed de ortak, peygamberler de ortak. Bütün bunlardan dolayı Kudüs, tekrar rolünü üstlenmeli ve tüm insanlığa yeniden seslenmeli. Barışı, huzuru, birlikte yaşamayı unutan insanlığa, “Barış Şehri” olduğunu tekrar göstermeli. Model olmalı tüm dünyaya. Yeniden Endülüs tecrübesi, Kahire tecrübesi, İstanbul tecrübesi yayılmalı bütün dünyaya. İnsanlığa, inancın, ibadetin ve ahlâkın gücünü ve kazanımlarını canlı bir şekilde bir kez daha öğretmeli.</p>

<p>Sabık Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in, kendisini ziyarete gelen Katolik dünyasının lideri Papa Francis’e söylediği şu teklife acilen kulak verilmeli: “İnsanların yeni bir merhamet sözleşmesine ihtiyacı var. Merhamet sözleşmesinin imzalanacağı yer Kudüs’tür. Gelin, bütün dünya dinlerini, din mensuplarını Kudüs’te toplayalım. Bir merhamet metni üzerinde çalışalım. Kudüs kriterleri, birlikte yaşama hukukunun kriterlerini ortaya koysun. Bu kriterlere de biz ‘Kudüs Kriterleri’ adını verelim.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kudusu-kavramak</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Oct 2025 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kudusu-kavramak.jpg" type="image/jpeg" length="58873"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kudüs: Üç Dinin Kutsal Kenti]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kudus-uc-dinin-kutsal-kenti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kudus-uc-dinin-kutsal-kenti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yahudilikte Kudüs'ün önemi nedir? Hristiyanlıkta Kudüs'ün önemi nedir? İslam'da Kudüs neden önemlidir? Hz. Ömer'in halifeliği döneminde Kudüs'ü fetheden ordunun komutanı kimdi? Selahaddin Eyyubi Kudüsü ne zaman fethetmiştir? Kudüs kaç yıl Osmanlı hakimiyeti altında kalmıştır? Osmanlı Devleti'nin Kudüs'e ne gibi hizmetleri olmuştur?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üç ilâhî dinde de önemli bir yere sahip olan bu kutsal şehre tarih boyunca çeşitli isimler verilmiştir. Farklı dil ve kültürlerdeki Urusalim, Urşalem ve Yeruşalem isimleri, “Barış şehri” anlamına gelmektedir. Müslümanlar, şehre “bereket, mübarek olmak” anlamına gelen “Kudüs” dedikleri gibi “İliyâ” veya “Beytu’l-Makdis” de derler. Beytu’l-Makdis başlangıçta mabedi ifade ederken zamanla şehrin tamamı için kullanılmış, mabedin alanı ise “Harem” diye adlandırılmıştır.</p>

<p>Kudüs, Hz. İbrahim’den itibaren pek çok peygamberin yaşadığı, mukaddes olarak tanımlanan bir bölgedir. Hz. Süleyman’ın inşa ettiği Beytu’l-Makdis’i barındırması, İsrailoğulları’nın ve onlara gönderilen peygamberlerin mücadelelerine mekân olması açısından semavî dinler geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Bağrında binlerce yıldır, birçok din, dil, devlet, kültür ve mirası barındırır. Dünyada üç dinin birden kutsal saydığı, sahiplendiği hatta paylaşamadığı Kudüs’ten başka bir şehir yoktur.</p>

<h3>Yahudilik’te Kudüs</h3>

<p>Kudüs (Yeruşalayim) adı Tevrat’ta da geçmez. Mezmurlar’da, Ahid Sandığı’nın getirildiği Davud Şehri (Sion) sadece Rabbin krallık için seçtiği bir şehir olarak değil “Rabbin Tahtı, Adalet Yurdu, Kutsiyet Dağı” olarak da takdim edilir. Ayrıca “Eğer seni unutursam ey Yeruşalim, sağ elim hünerini unutsun; eğer seni anmazsam, eğer Yeruşalim’i baş sevincimden üstün tutmazsam dilim damağıma yapışsın.” (Mezmurlar, 137/5-6) denilmektedir. Kudüs, özelliği ve kutsallığı sebebiyle Yahudi şeriatında diğer şehirlerden farklı bir konumda ele alınır. Tanrı tarafından seçilen bir yer kabul edildiği için Kudüs Mabedi sadece kurbanların takdim edildiği bir mekân değil aynı zamanda hac ibadetinin de hedefidir.</p>

<p>Tanrı tarafından seçilmiş olması dolayısıyla Kudüs, Yahudiliğin en yüce değerlerinin ve ümitlerinin simgesidir. Peygamberler ondan övgüyle bahsederler. Kudüs, “adalet şehri” diye adlandırılır ve şeriatın Sion’dan, Rabbin sözünün Yeruşalim’den çıkacağı bildirilir. Gelecekte Kudüs’e “Rabbin Tahtı” denileceği, bütün milletlerin onda toplanacağı belirtilir. Âdem’in Kudüs Mabedi’nin toprağından, bir başka rivayette ise dünyanın Sion’dan başlayarak yaratıldığı nakledilir. Yahudi şeriatına göre bütün ülke kutsaldır, ancak Kudüs şehri en kutsaldır. Yeryüzündeki en kutsal yer olan ve “Kutsallar Kutsalı” denilen mekân Kudüs’teki mabedde bulunur.</p>

<p>Yahudiler nerede olurlarsa olsunlar ve hangi saatte dua ederlerse etsinler mutlaka Kudüs’e dönmek zorundadırlar. Yemek dualarında Kudüs’ün yeniden inşası dileği yer alır. Yahudi geleneğinde günlük ibadetler Kudüs’e dönülerek yapılır. Bu duada Kudüs’e dönme, şehri ve Davud saltanatını yeniden tesis etme arzusu ifade edilir. Yahudi Fısıh bayramının seder sofrası ve kefâret günü ibadeti “Seneye Kudüs’te” dileğiyle sona erer. Yıllık üç oruçta Kudüs’ün yıkılışının anısına yas tutulur.</p>

<p>Kudüs’ün ibadet hayatındaki önemi, Yahudi devletinin Mesîh tarafından bu topraklarda kurulacağı inancına dayanır. Kudüs’ün yeniden inşası ve mabedin yapılması bunun işaretleridir. Yahudi geleneğine göre yeryüzündeki Kudüs gibi bir de gökte Kudüs vardır. Talmud’da Tanrı’nın yerdeki Kudüs’e girmeden gökteki Kudüs’e girilemeyeceği bildirilir.</p>

<h3>Hristiyanlık’ta Kudüs</h3>

<p>Markos İncili’ne göre Hz. İsa, Galile bölgesinde halka tebliğ faaliyetine başlar. Onların olumsuz tavrı üzerine Kudüs’e yönelir, şehre girer ve mabedi temizler. Yahudi otoritelerinin tepkisiyle karşılaşınca şehrin cezalandırılacağını ve mabedin kirletileceğini haber verir. Şehrin dışında çarmıha gerildiğinde mabedin perdesi yırtılır. Yuhanna İncili Hz. İsa’nın birçok defa Kudüs’e geldiğini kaydeder. İncillere göre Hz. İsa’nın dünyevi hayatı Kudüs’te sona erer, Havarîler orada “Kutsal Ruh”u alırlar.</p>

<p>Kudüs, geçmişten günümüze kadar, Hristiyanlar için en önemli bir hac merkezidir. Dünyanın her tarafından farklı mezheplerden pek çok Hristiyan buraya hac ziyareti için gelirler ve kendi inanç ve kültürlerine ait kutsal saydıkları mekânları ziyaret ederler.</p>

<h3>İslam’da Kudüs</h3>

<p>Hz. Peygamber’in (sas) İsrâ hadisesi ve kıble olarak yönelmesiyle oldukça önem kazanır Kudüs. İslam orduları başkumandanı Ebû Ubeyde b. Cerrâh (ra) tarafından kuşatılır. Aman dileyen ve Müslümanların kendileriyle bir anlaşma yapılmasını teklif eden Kudüs halkı şehri bizzat halifeye teslim etmek ister. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra), 638 yılında Câbiye’den Kudüs’e gelerek şehri Patrik Sophronios’tan teslim alır ve anlaşmayı imzalar.</p>

<p>Kudüs halkıyla yapılan bu anlaşma temelde cizye karşılığında mal ve can güvenliğini, din ve ibadet hürriyetini öngörmekteydi. Kudüs’te bir cami inşa edilmesini emreden Hz. Ömer (ra) kadı olarak tayin ettiği Ubâde b. Sâmit’ten (ra) halka İslam’ı öğretmesini istedi. Filistin’in fethinden sonra bölgenin yarısının yönetimini verdiği Alkame b. Mücezziz’e Kudüs’ü bölgenin idare merkezi yapmasını tavsiye etti. Hz. Osman (ra) da Kudüs’e önem verdi ve Silvan bahçeleri gelirlerini şehrin fakir halkına vakfetti.</p>

<p>Emevîler döneminde Muâviye b. Ebû Süfyân’ın devletin merkezini Dımaşk’a (Şam) nakletmesi, Kudüs’ün de önem kazanmasına sebep oldu. Muâviye, 660 yılında Kudüs’te halkın biatını alarak halifeliğini ilan etti. Kudüs’te yapılan en önemli imar faaliyeti olan Kubbetu’s-Sahra ve Mescid-i Aksâ’nın inşası bu dönemde gerçekleşti.</p>

<p>Abbasîlerin iktidara gelmesi ve Bağdat’ın başkent olmasıyla Suriye ve Filistin bölgeleri nisbeten geri planda kaldıysa da Kudüs, İslam dünyasında Mekke ve Medine ile beraber üçüncü kutsal şehir olma özelliğini sürdürdü.</p>

<p>Kudüs, VIII. yüzyılda önemli bir ilim ve öğretim merkezi hâline geldi. Evzâî, Süfyân es-Sevrî, Leys b. Sa‘d ve Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî şehri ziyaret ederek dersler verdiler. Aynı yüzyılda Rabia el-Adeviyye, Bişr el-Hâfî ve Serî es-Sakatî gibi sûfîlerin Kudüs’te bulunması şehri sûfîler için de cazibe merkezi hâline getirdi.</p>

<p>Kudüs, 878’de Tolunoğulları hânedanını kuran Ahmed b. Tolun Filistin’i alınca Tolunoğulları’nın eline geçti. 905 yılına kadar Tolunoğulları’nın, yirmi yıllık tekrar Abbasî hâkimiyetinden sonra Muhammed b. Tuğç tarafından kurulan İhşîdîler’in, 969-1071 yılları arasında da bir asır süreyle Fâtımîler’in hâkimiyetinde kaldı. Fâtımîler devrinde Kudüs’te tıp alanında büyük gelişmeler oldu.</p>

<p>Fâtımîlerden sonra çeyrek asır boyunca Kudüs, Selçuklu- Türkmen hâkimiyetinde kaldı. Selçukluların Kudüs’e hâkim oldukları yirmi beş yıl içerisinde şehir Sünnî çizgide önemli ilmî gelişmelere sahne oldu.</p>

<p>Kudüs tarihinde Haçlılar Dönemi çok önem arz eder. I. Haçlı Seferi’ne katılan ordular, beş hafta süren kuşatmadan sonra Kudüs’ü işgal ettiler (15 Temmuz 1099). Kudüs’ü işgal ettiklerinde dünyada eşi görülmemiş bir vahşet örneği sergilediler. Şehirde —canını kurtarabilen çok az kimse dışında— bütün Müslümanları, hatta Müslümanlara yardım ettikleri gerekçesiyle bütün Mûsevîleri öldürdüler. Kudüs’te Müslümanlara ait bütün eserleri de yağmaladılar. Kubbetu’s-Sahra ve Mescid-i Aksâ’daki değerli eşya tahrip edildi, çalınıp götürüldü. Camiler kiliseye çevrildi veya başka maksatlarla kullanıldı. Mescid-i Aksâ, saraya; Kubbetu’s- Sahra, Ulu Kilise’ye (Templum Domini) dönüştürüldü. Zaman içinde yeni kiliseler yapıldı. Merkad-i İsa yahut Kutsal Kabir (Kıyâme) Kilisesi tekrar inşa edildi. Oysa 461 yıl İslam hâkimiyetinde kalmış olan Kudüs’te Müslümanlar Hristiyanların haklarını korumuş, dinlerine ve mabetlerine saygı göstermişlerdi.</p>

<p>Selâhaddîn-i Eyyûbî, Mirac kandiline denk düşen 2 Ekim 1187 Cuma günü Kudüs’e girdi. Haçlıların seksen sekiz yıl önce kana buladıkları şehirde hiçbir taşkınlık yapılmadı. Haçlılar Kudüs’ten çıkıp giderken Ortodoks ve Ya‘kûbî Hristiyanlar şehirde kaldı. Mûsevîlerin de şehre yerleşmesine izin verildi. Hristiyanlara ait kutsal yerlerin idaresi Ortodoks kilisesine teslim edildi. Bir süre Kudüs’te kalan Selâhaddîn-i Eyyûbî, Haçlılar tarafından saray olarak kullanılan Mescid-i Aksâ’yı camiye çevirdi.</p>

<p>Eyyûbîlerden sonra Memlûkler, Kudüs’e büyük önem verdi ve şehri yeniden imar ettiler. Günümüzde Kudüs’te bulunan 150 civarındaki önemli tarihî eserin sekseni Memlûkler devrine aittir. Bu dönemde Kudüs’te elli civarında medrese ve yirmi civarında zâviye, hankâh ve ribât mevcuttu.</p>

<p>Kudüs’ün nüfusu Araplar, Berberîler, Hintliler, Türk ve Kafkas asıllı Memlûkler, Türkmen ve Kürtler ile Moğol istilası sırasında Anadolu ve İran’dan gelen kimselerden müteşekkildi. Üç semavî din tarafından da mukaddes kabul edilmesi sebebiyle şehir oldukça kozmopolit bir yapıya sahipti. Şehir nüfusunun büyük çoğunluğu Müslümandı, daha sonra Hristiyanlar ve Yahudiler geliyordu. Kudüs’teki Hristiyan ve Yahudiler, kendi mahallelerinde İslam hukukunun onlara tanıdığı zimmî statüsü içerisinde rahatça yaşıyorlardı. Hristiyan ülkelerden gelen hacılar Kudüs’te hac görevlerini ifa edebiliyorlardı.</p>

<p>Kudüs’ün tarihinde hiç şüphesiz en önemli dönem, Osmanlı Dönemi ve sonrasıdır. Yavuz Sultan Selim’in Mercidâbık’ta Memlûklere karşı kazandığı zaferden sonra Kudüs, Ekim 1516’da Osmanlı yönetimine girdi. Bu tarihte başlayan Kudüs’teki Osmanlı yönetimi, Kavalalı Mehmed Ali Paşa dönemi (1831-1840) hariç Aralık 1917’ye kadar dört asır devam etti.</p>

<p>Osmanlı Devleti, Kudüs’ü yönetimi altına aldıktan kısa bir süre sonra ona atfettiği özel önemi gösteren icraatlara başladı. Özellikle Kanûnî Sultan Süleyman döneminde büyük imar faaliyetleri gerçekleştirildi. Kubbetu’s-Sahra’nın restorasyonuyla başlayan çalışmalar, şehri çevreleyen 5-6 km’lik surların inşasıyla sürdü. Sultan Süleyman’ın diğer önemli projesi Beytülahm ve Halîlürrahmân’dan Kudüs’e su getiren kanalların tamiri, şehir suyunun dağıtımının yapıldığı havuzların yenilenmesinin yanı sıra beşi sur içinde olmak üzere altı çeşmenin inşası olmuştur. Padişahın hanımı Hürrem Sultan’ın 1551’de yaptırdığı külliye de Kudüs’ün en önemli hayır kuruluşlarındandır. Cami, medrese, han, ribât ve imaretten oluşan külliye Kudüs’teki Osmanlı eserlerinin önde gelenlerindendir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kudüs’ün eğitim ve kültür hayatı da Osmanlılar döneminde önemini korumuştur. İlmî cazibe merkezi olmayı sürdüren şehirde kurulan medreseler vakıflarla desteklendi. Medreselerin etrafı tasavvufî hayat açısından da canlandı. Mescid-i Aksâ ve Şam Kapısı civarında birçok tekke ve zâviye yer almakta, Mevleviyye, Şâzeliyye, Rifâiyye ve Ahmediyye gibi tarikatlar şehrin dinî ve kültürel hayatına belirgin katkı sağlamaktaydı.</p>

<p>1870’lerden sonra Yahudi göçünün giderek artmasıyla ve 1882 ile 1905’teki iki büyük Yahudi göç dalgasıyla Kudüs’ün nüfus yapısı değişmeye başladı. Osmanlı Devleti, Yahudi göçünü ve Yahudilere toprak satışını engelleme girişimleri çerçevesinde birçok tedbir almasına rağmen tam anlamıyla başarılı olamadı. Özellikle II. Abdulhamid döneminde Siyonizm ve Filistin’e Yahudi göçüne karşı yoğun çabalar sarf edildi. I. Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı Devleti’nin yenilmesiyle Kudüs’ün geleceği de köklü değişikliklere maruz kaldı.</p>

<p>1917 yılı 9 Aralık’ta Kudüs düştü ve 11 Aralık’ta da İngiliz ordusu Kudüs’e girdi. İngiliz işgaliyle, Kudüs’teki sadece Haçlı işgaliyle kesintiye uğrayan yaklaşık 1200 yıllık Müslüman yönetimi sona erdi. Bu dönemde yerli nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Müslüman ve Hristiyan Arapların yerine yeni gelen Yahudiler yerleştirildi. Kudüs, 1917-1920 yılları arasında İngiliz askerî yönetiminde kaldı. Kudüs’ün 1920’de İngiltere’nin manda yönetimine verilmesiyle de 1948’de İsrail Devleti’nin kuruluşuna kadar devam edecek İngiliz sivil yönetimi göreve gelmiş oldu. İngiliz yönetiminin yoğun Yahudi göçüne izin vermesiyle Kudüs ve daha geniş manada Filistin 1920, 1928, 1929, 1933 ve 1936’da bir dizi protesto, silahlı ayaklanma, grev ve boykota sahne oldu.</p>

<p>İngiltere, 1947’de Birleşmiş Milletlere sunduğu Filistin’i paylaştırma planında Kudüs’e milletler arası bir statü verilmesini önerdi. 1948 Arap-İsrail savaşında İsrail Batı Kudüs’ü işgal etti. Ürdün ise eski şehri yani Doğu Kudüs’ü ele geçirdi. Böylece Kudüs Batı ve Doğu olmak üzere ikiye bölündü. İsrail, Ocak 1950’de Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak Batı Kudüs’ü başkent ilan etti ve parlamento ile birlikte diğer önemli hükümet birimlerini oraya taşıdı. 1967 Arap-İsrail savaşında şehrin tamamını işgal eden İsrail, bazen aşırı güç de kullanarak şehri Yahudileştirme çalışmalarına hız verdi. Yeni yerleşimlerin şehri kuşatıcı şekilde planlanması ve özellikle Doğu Kudüs’te yoğunlaşarak bölgenin Arap nüfusunu geride bırakması dikkat çekiciydi. Birleşmiş Milletlerin birçok defa kınamasına ve karşı çıkmasına rağmen İsrail, Kudüs’ün Arap-İslam karakterini zayıflatma politikalarına devam etti ve nihayet 21 Ağustos 1980’de doğusu ve batısıyla birleşik Kudüs’ün İsrail’in ebedî başşehri olduğunu tek taraflı olarak ilan etti. 1987’de Araplar 475.000 kişilik Kudüs nüfusunun % 28’ini oluşturuyordu.</p>

<p>İsrail’in Kudüs ve Filistin’de Arapların haklarını kısıtlayıcı politikaları 1987’de Batı Şeria’da “intifada”ya yol açtı. 1990’lı yıllarda da Kudüs’ün Arap/İslamî yapısını değiştirmeye yönelik politikalara devam edildi. Tarihî mekânların yıkılması, Arap gayrimenkullerine el konulması, yerleşim izinlerini iptali, yeni bina yapımına izin verilmemesi vb. sebeplerle Arapların şehri terk etmesinin sağlanması gibi politikalar sonucu Kudüs’teki Yahudi mülkleri birkaç kat arttı. Ne yazık ki, tüm dünyanın gözleri önünde Müslümanlara karşı benzer baskılar ve yıldırma politikaları hız kesmeden devam etmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kudus-uc-dinin-kutsal-kenti</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Sep 2025 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kudusucdininkutsalkenti.jpg" type="image/jpeg" length="10752"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistin'de Peygamberler]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-peygamberler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-peygamberler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistin'de hangi peygamberler yaşamışlardır? Hz. Davud (as)'ın kabri nerededir? Hz. Süleyman'ın kabri nerededir? Hz. Zekeriyya'nın (as) kabri nerededir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>HZ. İBRAHİM (as)</h3>

<p>Kitâb-ı Mukaddes’te olduğu gibi İslamî kaynaklara göre de Hz. İbrahim (as) eşi Sâre, yeğeni Lût ve diğer adamlarıyla birlikte Nemrûd’un ülkesini terk etmiştir. Önce Harran’da, ardından Ürdün’de bir süre kalmış, oradan Mısır’a gitmiş, daha sonra Kenan iline dönmüştür.</p>

<p>Hz. İbrahim’e (as), Allah’ın (cc) elçileri misafir olarak gelirler. İbrahim (as) onlara kızartılmış buzağı ikram eder; fakat misafirler yemezler; durumdan kaygılanan İbrahim’e endişe etmemesini, Lût kavmi için geldiklerini söylerler, ayrıca ona bir oğlu olacağı müjdesini verirler. O esnada bu müjdeyi duyan hanımı gülerek bu iki yaşlı insandan çocuk doğmasının şaşılacak bir şey olduğunu söyler. Bunun üzerine melekler Allah’ın (cc) emrine şaşmamaları gerektiğini hatırlatırlar. Tevrat’a göre bu hadise İbrahim’in Hevron’da (Halîl) Halhûl ile Halîl arasındaki Mamre meşeliğinde ikamet ederken yaşanmıştır.</p>

<p>Bu bilgilerden anlaşılmaktadır ki yıllarca Filistin’de yaşayan Hz. İbrahim’in (as) hayatının son yılları Halîl’de geçmiş ve orada vefat etmiştir. Nitekim kabri, eşi Sâre’nin kabri ile yan yana Halîl Camii’nin tam ortasında bulunmakta ve hem Müslümanlar, hem de Yahudiler tarafından ziyaret edilmektedir.</p>

<h3>HZ. İSMAİL (as)</h3>

<p>Tevrat’a göre İsmail (as), Hz. İbrahim’in (as) Hacer’den ilk ve tek çocuğudur. Çocuğu olmayan Sâre, câriyesi Hacer’i kocasına eş olarak vermiş ve İbrahim seksen altı yaşında iken ilk çocuğu İsmail doğmuştur. Kur’an-ı Kerim’de İsmail (as), babası İbrahim’in (as) yaşlılık döneminde ve bir duası neticesinde dünyaya gelmiş, çok küçükken babası tarafından Beyt’in (Kâbe) bulunduğu yere bırakılmıştır. Adı açıkça zikredilmemekle birlikte belli bir yaşa gelince kurban edilmek istenenin İsmail olduğu anlaşılmaktadır. Daha sonra babası ile beraber hem Beyt’in temellerini yükseltmiş, hem de bu kutsal mekânı temiz tutmakla görevlendirilmiş, peygamber olarak seçilmiştir.</p>

<p>Öyle anlaşılmaktadır ki Hz. İsmail (as) Filistin’de dünyaya gelmiş ve ilk bebeklik dönemini burada geçirmiştir. Bir süre sonra annesi Hacer ile birlikte Mekke’ye götürülmüştür. İslamî kaynaklardaki bilgilere göre Kâbe’nin hizmet ve nezareti ömrünün sonuna kadar onun sorumluluğunda kalmış ve 137 yaşında vefat etmiş, Hıcr’e annesi Hacer’in yanına defnedilmiştir.</p>

<h3>HZ. İSHAK (as)</h3>

<p>Hz. İbrahim’in (as) Sâre adlı eşinden oğlu olan İshak (as), Yahudilerin İbrahim’den (as) sonra ikinci atasıdır ve yaklaşık olarak milattan önce XIX-XVIII. yüzyıllarda yaşamıştır.</p>

<p>Tevrat’ta nakledildiğine göre Hz. İbrahim (as) ve eşi Sâre’nin çocukları olmaz. İbrahim’in (as) bu duruma üzülmesi ve çocuk istemesi üzerine Rab ona çocuğunun olacağını ve zürriyetinin semanın yıldızları gibi çoğalacağını müjdeler. Hz. İbrahim (as) doksan dokuz, Sâre seksen dokuz yaşında iken Allah (cc), Sâre’nin de bir çocuk doğuracağı müjdesini verir.</p>

<p>Allah (cc), İbrahim’i (as) denemek için sevdiği biricik oğlu İshak’ı (as) Moriya diyarına&nbsp;götürüp bir dağ üzerinde yakılan kurban olarak takdim etmesini emreder. İbrahim (as), bu emir üzerine İshak’la beraber iki uşağını da yanına alarak Moriya diyarına gider. Belirtilen yere vardıklarında ve İbrahim (as) İshak’ı (as) kurban etmeye giriştiğinde Rabb’in meleği müdahale eder, imtihanı başardığını bildirerek İshak’ın (as) yerine kurban edilmek üzere bir koç verir. İbrahim (as) bu imtihanda başarılı olduğu için mübarek kılınır, zürriyetinin çoğaltılacağı müjdelenir. Sâre’nin ölümünden sonra yaşı bir hayli ilerlemiş olan Hz. İbrahim (as), İshak’ı (as) Rebeka ile evlendirir. Bu sırada&nbsp;İshak (as) kırk yaşındadır. Hz. İbrâhim (as) 175 yaşında vefat eder, oğulları İsmail (as) ve İshak (as) tarafından defnedilir. Allah (cc), İbrahim’in (as) ölümünden sonra oğlu&nbsp;İshak’ı (as) mübarek kılar. Evlenmelerinin üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra İshak’ın (as) duası üzerine Rebeka hamile kalıp ikiz doğurur. Çocuklardan ilk doğana Esav, diğerine Yakub adı verilir.</p>

<p>Kur’an’a göre de Hz. İbrâhim (as) çocuğu olmadığı için Allah’a (cc) yalvarıp çocuk istemiş, ilerlemiş yaşında çocuk sahibi olmuştur. Kur’an’da Hz. İbrâhim (as) bu durumu ifade ederken, “İhtiyar hâlimde bana İsmâil’i (as) ve İshak’ı (as) lütfeden Allah’a (cc) hamdolsun” (İbrahim, 14/39)&nbsp;demesinden, ikinci çocuğun İshak olduğu anlaşılmaktadır. Tevrat’ta Hz. İbrâhim’in (as) İshak’ı (as) kurban etmek istediği ismen açık olarak ifade edilirken Kur’an’da isim belirtilmemiş, bu sebeple İbrâhim’in (as) hangi oğlunu kurban etmek istediği hususunda görüş ayrılığı ortaya çıkmıştır. Müslümanların çoğunluğu kurban edilmek istenenin İsmâil (as) olduğunu kabul ederken, bazı âlimler ise İshak’ın (as) kurban edilmek istendiğine kanidirler.&nbsp;İshak (as), Hevron’da 180 yaşında vefat eder, Esav ve Yakub tarafından İbrahim (as), Sâre ve Rebeka’nın kabirlerinin bulunduğu (el-Halîl’deki) Mahpela mağarasına defnedilir. Hz. İshak’ın (as) da hayatını büyük oranda Filistin bölgesinde geçirdiği anlaşılmaktadır. Eşi Rebeka ile Hz. İshak’ın (as) kabirleri Halîl Camii içerisinde bulunmaktadır.</p>

<h3>HZ. LÛT (as)</h3>

<p>Tevrat’ta İbrahim’in (as) yeğeni olarak gösterilir. Hz. İbrahim&nbsp;(as) ile birlikte Ken‘ân diyarına gitmiş, İbrahim’in&nbsp;(as) Mısır yolculuğuna da katılmıştır. Mısır’dan tekrar Ken‘ân diyarına dönen Hz. Lût (as), onlardan ayrılarak Erden havzasına yönelmiş ve Sodom çevresinde (günümüzde Ölü Deniz’in güneyindeki Usdum tepesi civarında) çadırlarını kurmuştur.</p>

<p>Kur’an’ın anlattığına göre Hz. Lût (as), kavmine Allah’a (cc) karşı gelmekten sakınmalarını, kendisine itaat etmelerini, kadınlar yerine erkeklerle beraber olmalarının büyük ahlâksızlık ve günah olduğunu bildirmiş, bundan vazgeçmelerini istemiştir. Kavmi ise işlerine karışmaya devam ettiği takdirde sürgün edileceğini söylediği gibi, “Eğer doğru söylüyorsan bizi tehdit ettiğin azabı getir” (Hud, 11/32)&nbsp;diye kendisine meydan okumuştur. Bunun üzerine Lût&nbsp;(as) onların yaptıklarının vebalinden kendini kurtarması için Allah’a (cc) dua etmiştir. Lût’un (as) duasını kabul eden Allah (cc) ahlâksız kavmi helâk etmek üzere üç meleği görevlendirir. Melekler genç ve yakışıklı birer erkek sûretinde önce Hz. İbrahim’e (as) gelip İshak’ın doğumunu müjdelerler, ayrıca Lût kavmini helâk etmek üzere geldiklerini haber verirler. İbrahim (as),&nbsp;Lût’un&nbsp;(as) onlarla beraber yaşadığını hatırlatarak helâkin biraz tehiri ve inananların kurtulması konusundaki temennilerini Allah’ın (cc) elçilerine tekrarlar. Bunun üzerine melekler azap emrinin geldiğini, fakat Lût’un&nbsp;(as) ve ailesinin kurtulacağını bildirirler. Melekler Lût’un&nbsp;(as) yaşadığı yere gelince Lût&nbsp;(as) daha önce hiç görmediği bu yabancıları evinde misafir eder. Bir taraftan da kavminin yapacağı kötülüğü düşünerek içi daralır. Misafirlerden haberdar olan halk toplanıp evi kuşatır ve misafirlerin kendilerine teslim edilmesini ister. Lût (as), kendisini misafirlerin yanında rezil etmemelerini, isterlerse kızlarıyla evlenebileceklerini, ancak misafirlerden vazgeçmelerini söyler. Fakat onlar Lût’a (as), başkalarının işine karışmaktan ve yabancıları evine almaktan kendisini menettiklerini hatırlatarak isteklerinde ısrar ederler. Lût (as), “Keşke size karşı koyacak gücüm olsaydı” (Hud, 11/80.)&nbsp;diyerek sıkıntısını dile getirir. Bunun üzerine melekler Allah’ın (cc) elçileri olduklarını, kavminin kendisine ve ailesine zarar veremeyeceğini, geceleyin şehri terk etmesini, sabaha yakın azabın geleceğini, karısı dâhil kavminin helâk edileceğini bildirirler. Öte yandan dışarıda evi kuşatan ve içeri girmeye uğraşan halkın gözlerini kör ederek onları evin çevresinden uzaklaştırırlar. Lût (as) ve ailesi şehirden çıkar, sabaha karşı da şehrin altı üstüne getirilir, üzerlerine balçıktan pişirilmiş, kat kat taşlar yağdırılır ve Lût’un (as)&nbsp;kavmi karısıyla birlikte helâk edilir.</p>

<p>Tevrat, söz konusu bölgenin Sodom ve Gomore (Amore) olduğunu belirtir. Hz. İbrahim (as) oradaki iyi insanların hatırına helak kararın gerçekleşmemesi için yalvarır. Kendisine eğer on iyi kişi varsa oranın helâk edilmeyeceği vaad edilir, ancak on kişi bile bulunamaz. Melekler Lût’a&nbsp;(as) şehri harap edeceklerini, aile fertlerini alıp burayı terk etmesini bildirirler. Lût&nbsp;(as) ağır davranınca melekler karısını ve iki kızını şehrin dışına bırakırlar; onlara arkalarına bakmadan dağa kaçmalarını tembih ederler. Arkalarından Sodom ve Gomore’ye göklerden kükürt ve ateş yağdırılır. Şehirler, bütün havza ve oralarda yaşayanların hepsi bitkilere varıncaya kadar helâk edilir. Lût’un&nbsp;(as) karısı da meleklerin uyarısına rağmen kaçarken geriye baktığından bir tuz direği oluverir.&nbsp;Lût&nbsp;(as)i iki kızıyla birlikte Ölü Deniz’in doğusundaki dağlara çekilir ve bir mağaraya sığınır.</p>

<p>Hz. İbrahim’den&nbsp;(as) ayrıldıktan sonra Lût’un ne kadar yaşadığı, nerede vefat ettiği bilinmemektedir. Bir rivayete göre Lût’un kabri Halîl’in (Hevron) doğusunda Benî Naîm köyü yakınındadır.</p>

<h3>HZ. YAKUB (as)</h3>

<p>Hz. İbrâhim’in (as) torunu ve İsrâiloğulları’nın atası olan İshak’ın&nbsp;(as)&nbsp;oğlu Yakub (as), Yahudi inancına göre İbrâhim&nbsp;(as) ve İshak’tan&nbsp;(as) sonra İsrail’in ataları Avot diye adlandırılan üç kişiden biridir ve İsrailoğulları’nın isim babasıdır. Tanrı, Yakub’a&nbsp;(as) görünerek, “Senin adın Yakub’dur, ancak sen artık Yakub diye çağrılmayacaksın, adın İsrâil olacaktır” der ve çoğalmasını dileyerek kendisinden milletlerin ve kralların çıkacağını, İbrâhim’e ve İshak’a vaad edilen diyarı kendisine ve zürriyetine vereceğini bildirir. Yakub (as), babasının talimatı üzerine Harran’daki dayısının kızlarıyla evlenir ve orada on dört yıl kalır. On iki oğlu dünyaya gelen Yakub&nbsp;(as) çok zenginleşir sonra Ken‘an diyarına döner. Kur’an-ı Kerim’de ondan hem Yakub (as), hem de İsrail diye bahsedilmektedir. Kur’an’da diğer peygamberler gibi&nbsp;Yakub’a&nbsp;(as) da vahiy geldiği ve onun nebî olduğu bildirilmektedir. Dedesi İbrâhim&nbsp;(as) ve babası&nbsp;İshak&nbsp;(as) gibi Yakub&nbsp;(as) da güçlü bir iradeye, keskin bir zekâya sahiptir; kendisi ve zürriyeti seçkin ve hayırlı insanlardır. Kur’an’da Yakub’la&nbsp;(as) ilgili birçok bilgi Yûsuf Sûresi’nde anlatılan Hz. Yusuf&nbsp;(as) kıssasında yer almıştır. 147 yaşında Mısır’da ölen Yakub vasiyeti gereği (el-Halîl’deki) Mahpela mağarasına, İbrahim&nbsp;(as) ve karısı Sâre, İshak ve karısı Rebeka ile kendi karısı Lea’nın defnedildiği yere gömülür.&nbsp;Bugün de kabirleri el-Halîl Camii’nin Yahudiler kısmında bulunmaktadır.</p>

<h3>HZ. YUSUF (as)</h3>

<p>Yusuf (as), İbrahim’in (as) oğlu İshak’ın (as) oğlu Yakub’un (as) dayısının kızı Rahel’den doğan ilk çocuğudur. Yakub’un (as) on iki oğlu vardır ve Yusuf (as) ile Bünyamin ana-baba bir kardeştir. Yusuf kıssası Tevrat’ta ve Kur’an’da ayrıntılı biçimde anlatılmakta, bu iki anlatım arasında büyük ölçüde benzerlik bulunmaktadır. Hadislerde Hz. Yusuf (as) “Kerîm oğlu kerîm oğlu kerîm oğlu kerîm, İbrahim oğlu İshak oğlu Yakub oğlu Yusuf” şeklinde nitelenir. Yahudi rivayetlerine göre Yusuf (as), ölümü sırasında kardeşlerine Mısır’dan ayrılırken naaşını da birlikte vaad edilmiş topraklara götürmelerini vasiyet eder. 110 yaşında vefat edince naaşı mumyalanıp bir tabuta konulur. İsrailoğulları kutsal topraklara varınca Yusuf’un&nbsp;(as) kemikleri Şekem’e (Nablus), İslamî kaynaklara göre ise mermer bir sandukaya yerleştirilip Nil kıyısına defnedilmiştir.&nbsp;Bugün Hz. Yusuf’un&nbsp;(as) kabri, el-Halîl Camii’nin Yahudiler kısmında bulunmaktadır.</p>

<h3>HZ. MUSA (as)</h3>

<p>Hem Yahudilik ve Hristiyanlığa hem de İslam’a göre büyük bir peygamberdir. İsrailoğulları’nı Firavun’un zulmünden kurtarıp hürriyete kavuşturan bir liderdir. Tevrat, Musa’yı (as) peygamberlerin en büyüğü olarak takdim eder. Tevrat’a göre Musa (as), Levi kabilesinden Amram ve Yohaved’in oğludur, Mısır’da doğmuştur. Ablası Miryam, kardeşi de Harun’dur.</p>

<p>Musa (as), Kur’an-ı Kerim’de de adı en çok geçen peygamberdir. Kur’an’da onun dünyaya gelişi, saraya intikali, Medyen’e gidişi, peygamber olarak seçilişi, İsrailoğulları’nı kurtarmak için Firavun’a gönderilişi, Firavun’la mücadelesi ve İsrailoğulları’nı Mısır’dan çıkarışı, Sînâ’da ilâhî emirleri alışı, çöldeki olaylar ve İsrailoğulları’na rehberlik edişi anlatılmaktadır.</p>

<p>Hz. Musa (as), kaza ile bir Mısırlı’yı öldürmesinin ardından Mısır’dan kaçar ve Medyen’e gider. Mısır’dan sekiz günlük mesafedeki Medyen’e varan Musa&nbsp;(as) peygamber Şuayb’ın&nbsp;(as) kızlarından Safura ile evlenir ve Medyen’de on yıl kalır. İslamî kaynaklara göre Musa (as), Medyen’deki süresini tamamlayınca hanımını ve sürüsünü alarak yola koyulur. Soğuk bir kış akşamında Tûr’a varır. Orada bir ateş görür, yaklaştığında kendisine seslenilir ve Firavun’a gitmesi istenir. Musa’nın&nbsp;(as) burada bir oğlu olur. Hanımı, oğluyla birlikte Şuayb’ın&nbsp;(as) yanına döner. Musa&nbsp;(as) da Harun&nbsp;(as) ile beraber İsrailoğulları’nı kurtarmak üzere Firavun’a gitmekle görevlendirilir.</p>

<p>Öte yandan Hz. Peygamber’e&nbsp;(as) nispet edilen bir rivayete göre ölüm meleği&nbsp;Musa’ya&nbsp;(as) gelerek ruhunu teslim etmesini istemiş, Hz. Musa&nbsp;(as) mukaddes diyara bir taş atımı mesafede ruhunun alınmasını istemiştir. Aynı rivayete göre, bu anlatımın sonunda Resulullah’ın (sas), “Vallahi ben orada olsam onun yol kenarındaki kırmızı kum tepesinin yanında bulunan kabrini size gösterirdim” dediği nakledilir.</p>

<h4>Nebi Musa Türbesi</h4>

<p>Kudüs-Eriha yolu üzerinde Lut Gölü’ne inerken, deniz seviyesinden 300 m. kadar aşağıda çıplak boz tepelerin ortasında bulunur. Kudüs’e 28 km, Eriha’ya 7-8 km uzaklıktadır. Hz. Musa (as) adına bir mescid ve bir odasında da türbesi vardır. İlk defa Selâhaddîn- i Eyyûbî döneminde Hz. Musa (as) ile ilişkilendirilen bu cami, Memlûk Sultanı Baybars tarafından yaptırılmış, zamanla buraya han ve medrese eklenmiş, Osmanlı döneminde ise mevcut külliye oluşturulmuştur. 1820’deki restorasyondan sonra yıpranan külliyede en son çalışma TİKA tarafından 2013’te gerçekleştirilmiştir.</p>

<h4>Nebi Musa Şenlikleri</h4>

<p>Selâhaddîn-i Eyyûbî Kudüs’ü fethettiğinde, Hristiyanların Nisan’da yaptıkları bayram kutlamalarına alternatif olarak “el-Beyârık” (Bayraklar) diye de anılan bu şenlikleri ihdas etti. Kubbetu’s-Sahra’dan başlayarak Nebi Musa’ya kadar ellerinde onlarca bayrakla yürünmekteydi. Şenliklerde, güreş, deve güreşi, şairler arası atışma, sufi zikirler, âlimler arası buluşma ve İslam âleminin durumunu gözden geçirme vb. birçok etkinlik düzenlenirdi. Osmanlı döneminde şenliklere halk ile birlikte asker de eşlik eder, Hz. Peygamber’in (sas) sancağıyla yürünürdü. 1929 yılına kadar devam eden şenlikler, Yahudi militanların 1929’daki saldırıları sebebiyle birkaç sene sonra İngiliz Manda Yönetimi tarafından yasaklandı. 1995 yılından beri Filistin Özerk Yönetimi kontrolünde olan şenlikler, son yıllarda tekrar ihya edilmeye ve yeniden yaşatılmaya çalışılmaktadır.</p>

<h3>HZ. SAMUEL (as)</h3>

<p>Kur’an’da ismi zikredilmeyen ve Ahd-i Atîk’te Şmuel (Semuel) olarak geçen peygamberdir. Semuel, Tâlût’un (Yahudi kaynaklarında ilk İsrail kralı Şaul) doğumundan önce İsrailoğulları’nın peygamberidir. O, hem peygamberlik, hem de yöneticilik yapmıştır. İsrailoğulları’nı tevhide davet etmiş, şirkten sakındırmıştır. Ancak İsrailoğulları onun yönetiminden hoşlanmamış ve başka bir kral istemişlerdir. Hz. Davud (as) ve Hz. Süleyman (as) dönemlerinde yaşamış, her iki kral peygambere de taç giydirmiş bir peygamberdir. Bazı tefsirlere göre Bakara Sûresi’nde Tâlût’u halkına takdim eden ve “Peygamberleri dedi ki” diye bahsedilen kişi Semuel’dir.</p>

<p>Kur’an bu safhayı şöyle anlatmaktadır: “Musa’dan (as) sonra İsrailoğulları’nın ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)? Hani, peygamberlerinden birine, ‘Bize bir hükümdar gönder de Allah (cc) yolunda savaşalım’ demişlerdi. O, ‘Ya üzerinize savaş farz kılındığı hâlde, savaşmayacak olursanız?’ demişti. Onlar, ‘Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz hâlde Allah yolunda niye savaşmayalım’ diye cevap vermişlerdi. Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir. Peygamberleri onlara, ‘Allah, size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi’ dedi. Onlar, ‘O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layığız. Ona zenginlik de verilmemiştir’ dediler. Peygamberleri şöyle dedi: ‘Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.’ Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. Peygamberleri onlara şöyle dedi: ‘Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır.’” (Bakara, 2/246-248)</p>

<h4>Nebi Semuel Mescidi ve Kabri</h4>

<p>Kudüs’ün kuzeybatısında uzakça bir tepede yer alan binanın altında Nebi Semuel’in kabri ve sinagog, üstünde ise mescit bulunmaktadır. Burası aynı zamanda Aralık 1917’de Osmanlıların İngilizlere karşı verdiği en güçlü direnişin yaşandığı yerdir. İngilizlerin bu saldırısında cami tamamen harap olmuştur. Bugün o savaştan kalma iki tarafın açtığı bazı siperler görülebilmektedir.</p>

<h3>HZ. DAVUD (as)</h3>

<p>Ahd-i Atîk’e göre Davud (as), Yahuda sıbtının ileri gelenlerinden ve Beytülahm’de (Beytlehem) ikamet eden Yesse’nin oğlu olup nesebi Hz. İbrahim’e (as) kadar varmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Davud’dan (as)&nbsp;ilk defa, Câlût’u (Golyat) öldürmesi münasebetiyle şu şekilde bahsedilir: “Tâlût’un askerleri Câlût ve askerlerine karşı çıktıklarında şöyle dediler: ‘Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam tut ve o kâfir millete karşı bize yardım et’. Derken Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar, Davud Câlût’u öldürdü.” (Bakara, 2/250-251)</p>

<p>Kur’an-ı Kerim’de, Câlût’u öldürmesinden sonra Davud’a (as) hem hükümdarlık hem de hikmet (nübüvvet) verildiği bildirilir. İsrailoğulları’nın tarihinde peygamberlikle hükümdarlık ilk defa Hz. Davud’un (as) şahsında bir araya gelmiştir. Hz. Davud (as) yeryüzünde halife kılınmış, onun saltanatı güçlendirilmiş, adaletle hükmetmesi emredilmiştir.</p>

<p>Hz. Davud (as) gerçek bir devlet başkanı ve ehliyetli bir yöneticiydi. Kudüs’ü başkent yapmak suretiyle iktidarı merkezîleştirmiş, askerî teşkilatını geliştirmiştir. Devleti yönetirken adaleti öncelikle kendisi icra ediyor, davalara bizzat bakıyordu. Ahd-i Atîk’e göre Hz. Davud (as), otuz yaşında kral olmuş ve yedi buçuk yıl Halîl’de, otuz üç yıl Kudüs’te olmak üzere toplam kırk yıl altı ay saltanat sürdükten sonra yetmiş bir yaşında vefat etmiş, Davud Şehri’ne (Kudüs’e) defnedilmiştir.</p>

<p>Kur’an’da Hz. Davud’a (as) Zebur’un verildiği, demiri işleyip zırh yaptığı, dağlar ve kuşların onunla beraber Allah’ı (cc) tesbih ettiği, ibadete çok düşkün olduğu anlatılmaktadır. İslamî kaynaklarda nakledildiğine göre Hz. Davud’un (as) sesi hem çok gür hem de çok güzeldi. Davud o gür ve güzel sesiyle Zebur’u okumaya başladığında kurt kuş durup onu dinler, sesinden dağlar yankılanırdı. Hz. Peygamber (sas) hadislerinde ondan sitayişle bahsetmiştir: “İnsanın yediğinin en güzeli kendi kazandığıdır. Allah’ın (cc) nebîsi Davud (as) kendi elinin emeğinden başkasını yemezdi.” “Allah’ın (cc) en sevdiği namaz Davud’un (as) namazı, en sevdiği oruç yine Dâvûd’un (as) orucudur.”</p>

<p>Günümüzde Hz. Davud’un (as) kabri kabul edilen yer, Kudüs’te Nebi Davud (Siyon) Tepesi’nde üç dinin mensuplarının ziyaretine açıktır.</p>

<h3>HZ. SÜLEYMAN (as)</h3>

<p>Yahudilik’te ve Hristiyanlık’ta sadece kral, İslam’da ise kral-peygamber kabul edilir. İsrailoğulları’nın üçüncü kralı olan Süleyman&nbsp;Kudüs’te dünyaya geldi. Hz. Davud’un Bat-şeba’dan doğma ikinci veya dördüncü çocuğudur.</p>

<p>Süleyman, babasından sınırları Fırat nehrinden Mısır’a kadar uzanan bir krallık miras aldı. Tahta oturunca öncelikle düşmanlarını ortadan kaldırıp krallığını kuvvetlendirdi. Onun saltanatında barış, bolluk ve refah hâkim oldu. Merkezde mabet ve sarayın inşası ile Kudüs’ün tahkimi gibi önemli işler, Kudüs dışında ise çeşitli ambar şehirlerinin ve tesislerin inşası gerçekleştirildi. O dönemde toplanma çadırı Gibeon’da, ahid sandığı Kudüs’teydi ve halk yüksek mekânlarda sunak yerleri oluşturmuştu. Süleyman, mabet inşa edilinceye kadar bu yerlerde kurban kesme uygulamasını sürdürdü.</p>

<p>Süleyman’ın gerçekleştirdiği büyük işlerin başında bugünkü Mescid-i Aksâ’nın bulunduğu yerde mabedin (Bet ha-Mikdaş) inşa edilmesi gelmektedir. Davud, mabet yapma işinin Yahova’nın emriyle oğlu Süleyman’a verildiğini belirterek Rab tarafından kendisine bildirilen inşaat planı ve malzemeleriyle ibadet araçlarını oğlu Süleyman’a vermişti. Süleyman, mabedin yapımına çok emek verdi. Rivayete göre Fenikeli usta ve işçilerin, İsrail’deki kölelerin yanı sıra melekler ve cinler de inşaatta çalıştı. Mabedin inşasına Süleyman’ın krallığının dördüncü yılında başlandı; yedi yıl altı ayda tamamlandı. Mabedin uzunluğu 27 m., genişliği 9 m., yüksekliği 13,5 m. olup üç kısımdan meydana geliyordu.</p>

<p>Kur’an’da Hz. Süleyman’ın (as) Hz. Davud’un (as) oğlu ve vârisi olduğu, üstün kılındığı, şükreden, sâlih, hakîm, anlayışlı bir kul olduğu bildirilmekte; keskin zekâsı, engin bilgisi ve hikmetiyle karmaşık meseleleri kolayca çözüme kavuşturma yeteneğinden söz edilmektedir. Allah (cc), Hz. Davud (as) gibi Süleyman’ı (as) da peygamberlik, hükümdarlık, hikmet ve ilimle donatmış, saltanatı ve nübüvveti onların şahsında toplamıştır. Kur’an’da erimiş bakır madeninin onun için sel gibi akıtıldığından, ayrıca Hz. Süleyman’ın (as) atlara, özellikle yarış atlarına olan sevgisinden bahsedilmektedir.</p>

<p>Hz. Süleyman’ın (as) emrine kasırga gibi esen rüzgâr verilmiştir. Hz. Süleyman’a (as) kuş dili ve başka hayvanların dili de öğretilmiştir. Kur’an, Süleyman’ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordulara sahip bulunduğunu, bu orduların hep birlikte sefere çıktığını, emrinde çalışan cinlerin Süleyman’a&nbsp;(as) yüksek ve görkemli binalardan, heykellerden, havuzlar kadar geniş lengerlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaptıklarını, yine şeytanlar arasında onun için bina kuran, dalgıçlık eden ve başka işler görenlerin olduğunu da bildirmektedir.</p>

<p>Hz. Süleyman’ın&nbsp;(as) inşası on üç yıl süren muhteşem sarayı, dönemin en ileri tekniği kullanılarak üstün bir estetik anlayışıyla inşa edilmişti. Sarayda göz alıcı sanat eserleri ve görenleri hayran bırakan değerli eşyalar mevcuttu. Asasına dayalı vaziyette iken vefat etmiş ve emrinde çalışan cinler, ancak ağaç kurdu asayı yiyip de Süleyman&nbsp;(as) yere düşünce onun öldüğünü anlamışlardır. Hz. Süleyman’ın&nbsp;(as) kırk yıl krallık yaptığı ve elli üç yaşında vefat ettiği ve babası Davud’un&nbsp;(as) şehrine (Kudüs) gömüldüğü nakledilmektedir.</p>

<h3>HZ. YUNUS (as)</h3>

<p>Ahd-i Atîk’in anlatımına göre Yunus, Filistin’in İsrail Krallığı’na ait Celîle (Galile) bölgesindeki Gatheferli Amittay’ın oğlu olup Zevulun kabilesine mensuptur. Yunus (as), Tanrı tarafından peygamber olarak (Musul yakınlarındaki) Ninova halkına, kötü yoldan dönmedikleri takdirde kırk gün sonra helâk edileceklerini bildirmek üzere gönderilmişti. Fakat Yunus, İsraillilerin düşmanı olan Ninova halkını uyarmak istememiş, böylece ilahî emre uymayıp Tarşiş’e gitmek amacıyla Yafa’dan bir gemiye binmiştir. Denizde büyük bir fırtına çıkınca gemideki ağırlıklar denize atılmış, bu felaketin kimin yüzünden başlarına geldiğini anlamak için gemi yolcuları arasında kura çekilmiş ve kura Yunus’a (as) isabet etmiştir. Yunus (as), İbrânî olduğunu bildirerek gerçeği anlatmış ve denize atılmasını istemiştir. Yunus denize atılınca fırtına dinmiş, Rabb’in (cc) emriyle onu büyük bir balık yutmuş, Yunus üç gün üç gece balığın karnında kalmıştır. Balığın karnında iken Allah’a (cc) niyazda bulunmuş, Allah (cc) duasını kabul etmiş ve balık onu karaya kusmuştur. Tekrar Ninova’ya gönderilen Yunus (as) halka yakında kendilerine ilahî azabın geleceğini bildirmiş, azap günü gelince olacakları görmek için şehrin dışına çıkmış ve bir çardak yaparak orada oturmuştur. Fakat bu sırada Ninova halkı Tanrı’ya iman etmiş, kötülüklerden vazgeçmiş, oruç tutup affedilmeleri için dua etmiş, Tanrı da onları affetmiştir.</p>

<p>Kur’an’daki Yunus sûresinde, kendilerine azap geleceği bildirilince iman etmeleri sayesinde azaptan kurtulan yegâne kavmin Yunus kavmi olduğu beyan edilir. Kur’an-ı Kerim’e göre Allah’ın (cc) elçilerinden biri olan Yunus (as) —kavmi kendisine inanmayınca— öfkeyle onlardan uzaklaşmış, yüklü bir gemiye binmiş, çekilen kura neticesinde kaybedenlerden olmuş ve kendisini bir balık yutmuştur. Eğer Yunus (as), Allah’ı (cc) tesbih edenlerden olmasaydı insanların tekrar dirileceği güne kadar o balığın karnında kalabilirdi; fakat o, “Senden başka ilâh yoktur, şüphesiz ben zalimlerden oldum” demiş, ardından duası kabul edilerek, Allah’ın (cc) rahmetiyle güçsüz bir halde balığın karnından çıkarılmış, kendisine gölge yapması için yanında kabak cinsinden geniş yapraklı yaktîn bitkisi yaratılmış, daha sonra 100.000 veya daha fazla insana peygamber olarak gönderilmiştir. Yunus’un (as) kavmi iman etmiş, başlarına geleceği bildirilen azaptan kurtulmuş, bir süre daha nimetlerden faydalanarak yaşatılmıştır. Hz. Yunus’un kabri muhtemelen doğduğu yer olan Celîle bölgesindeki Gathefer (Gath-hepher)’de bulunmaktadır. 28 Ancak günümüzde hem Halîl yakınlarındaki Halhûl şehrinde, hem de Musul’da ona nispet edilen kabir yahut makamlar bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>HZ. ZEKERİYYA (as)</h3>

<p>Meryem sûresinde Zekeriyya’nın (as), Allah’a ihtiyarlık çağına geldiğini söyleyip ileride kavminin haktan sapmasından korktuğu için kendisine, hem kavmini sapmaktan koruyacak hem de Hz. Yakub’un (as) mirasına sahip çıkacak bir yardımcı bahşetmesini niyaz ettiği belirtilir. Ardından bir melek ona hitap ederek adı Yahya olan bir erkek çocuğu doğacağını müjdeler. Buna şaşıran Zekeriyya (as), “Ey Rabbim, karım kısır, ben de çok yaşlıyım; benim nasıl çocuğum olabilir?” diye tereddüdünü ifade edince melek de Allah’ın (cc), “Bu benim için çok kolay bir iştir. Daha önce seni yoktan var eden ben değil miyim?” buyurur.</p>

<p>Zekeriyya’nın (as) Kur’an’da anılan bir başka özelliği de annesi tarafından mabede adanan Meryem’in himayesini üzerine almış olmasıdır. Meryem’in mabette kimin himayesinde kalacağı hususunda İmrân ailesi arasında kura çekilince kura Zekeriyya’ya (as) çıkar. Rivayete göre Meryem’in korunmasını üstlendikten sonra Zekeriyya (as) mabette Meryem’e tahsis ettiği dua odasına (mihrab) her çıkışında onun yanında taze meyveler bulur.</p>

<p>Kaynaklarda Zekeriyya’nın Davud (as) ve Süleyman (as) soyundan geldiği, tıpkı oğlu Yahya (as) gibi şehit edildiği belirtilmektedir. Buna göre Yahya’nın (as) Büyük Herod tarafından idam edilmesinden sonra yaşadığı bölgeden kaçan Zekeriyya (as) yarılmış bir ağacın kovuğunda saklanmış, ancak şeytan bunu düşmanlarına haber vermiş, onlar da ağacı keserek ikiye bölmüş, böylece Zekeriyya şehit edilmiştir. Türbesi, Halep Ulu Camii’ndedir.</p>

<h3>HZ. YAHYA (as)</h3>

<p>Hristiyanlık’ta Vaftizci Yahya (John the Buptist) ismiyle bilinir. İsa’nın (as) teyzesinin oğlu ve vaftizcisi olan, onun geleceğini müjdeleyendir. MS 27 yılında tebliğe başlayan Yahya’nın öğretisi insanların günahlarından tövbe ederek kıyamet gününe, Tanrı’nın krallığına hazır hâle gelmeye ve Ürdün nehrinde vaftiz olmaya çağırılması şeklinde özetlenebilir.</p>

<p>Babasının adı Zekeriyya (as), annesinin adı Elizabet’tir. Annesi Hz. Meryem’in teyzesidir. Ürdün’ün kırsal kesiminde ve güneyde Ölü Deniz sınırındaki bölgede kendisine&nbsp;Allah (cc) tarafından peygamberlik verilmiştir. Din adamı sınıfına (kohen/kâhin) mensup bir ailede dünyaya gelen Yahya (as), zühd hayatı sürmek için Ürdün nehrinin çevrelediği çöle çekilmiştir.</p>

<p>İbrahim&nbsp;(as) peygamberin soyundan gelmenin, kişiyi kurtuluşa ulaştırdığı şeklindeki Yahudi iddiasını şiddetle reddetmiş, her Yahudi bireyin tövbe edip Ürdün nehrinde vaftiz olması gerektiğini vurgulamıştır. Böylece Yahudilik’teki “seçilmişlik/seçkin millet” anlayışına karşı çıkmış, Tanrı katında hiçbir kişinin veya milletin doğrudan kurtuluşu hak etmediğini, kurtuluşun ancak Tanrı’nın iradesine uygun bir yaşam sürmekle elde edilebileceğini söylemiştir.</p>

<p>Vaaz ve tebliği neticesinde etrafında kalabalıklar toplanmaya başlayan Yahya (as), Yahudi hukukuna göre meşrû sayılmadığı için, hanımını boşayarak kardeşinin hanımı ile evlenen Herod’u eleştirmişti. Buna öfkelenen Herod, Yahya’yı (as) tutuklatıp hapse attırmış, daha sonra da başını kestirmek suretiyle idam ettirmiştir.</p>

<p>Âl-i İmrân ve Meryem sûrelerinde anlatıldığına göre Hz. Zekeriyya (as), Allah’tan (cc) kendisinden sonra mabede hizmet edecek bir yardımcı vermesini istemişti. Bunun üzerine kendisinin çok yaşlı, hanımının da kısır olmasına rağmen meleklerin ona adı Yahya olacak bir oğul müjdelediği ve bu ismin daha önce hiç kimseye verilmediği bildirilmişti. Yahya’ya (as) daha küçük bir çocukken hikmet, kalp yumuşaklığı ve safiyet ihsan edildiği, onun Allah’tan (cc) sakınan, annesine ve babasına karşı iyi davranan bir kişi olduğu belirtilmektedir.</p>

<p>Hadislerde ise Resulullah’ın (sas) Mirac esnasında Yahya ile ikinci kat semada karşılaştığı, Allah’ın (cc) Yahya’ya (as) kendisine şirk koşmamak, namaz kılmak, oruç tutmak, sadaka vermek ve Allah’ı (cc) zikretmekten ibaret beş şey emrettiği bildirilmektedir.</p>

<p>Yahya’nın (as) kol ve kafatası kemiklerinin Topkapı Sarayı Müzesi Mukaddes Emanetler Dairesi’nde bulunduğu ileri sürüldüğü gibi,&nbsp;Şam Ümeyye Camii’nde birçok ince sütun üzerindeki yeşil kubbeli yapının içinde de Hz. Yahya’nın (as) kafatasının bulunduğuna inanılmaktadır. Öte taraftan Kudüs’teki Vaftizci Yahya Kilisesi’nin giriş kapısının hemen sağında bir tabak üzerinde altın ve mücevherlerle süslenmiş olan Yahya’nın (as) kafatası Hristiyan ziyaretçiler tarafından öpülmektedir. Rus Kulesi’nin yanında ise Vaftizci Yahya’nın kafasının gömülü olduğuna inanılan küçük bir mabet daha vardır.</p>

<h3>HZ. İSA (as)</h3>

<p>Kur’an-ı Kerim’e göre Hz. İsa (as), resullerin en büyükleri olan beş “ülü’l-azm” peygamberden biridir. Ağırlıklı olarak Âl-i İmrân, Mâide ve Meryem sûrelerinde doğumunun müjdelenmesi, dünyaya gelişi, tebliği, mucizeleri, dünyevî hayatının sonu ve Allah (cc) katına yükseltilişiyle ilgili olarak bilgi verilmektedir. Hz. İsa (as), mucizevî bir şekilde babasız olarak doğmuştur. Kavmi, bakire Meryem’i kucağında çocukla görünce çocuğun gayrimeşrû bir ilişkinin ürünü olduğunu sanarak suçlamaya başlar. Bunun üzerine beşikteki İsa (as) şunları söyler: “Ben Allah’ın (cc) kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.” (Meryem, 19/30-33)&nbsp;İsa’nın (as) doğumundan itibaren tebliğ faaliyetine kadar geçen dönemle ilgili olarak sadece Meryem ve oğlunun iskâna elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirildikleri bildirilmektedir.</p>

<p>Kur’an’da Hz. İsa’nın doğduğundan, öleceğinden ve tekrar hayata döneceğinden söz edilir. Ancak genel İslamî telakkiye göre onun bu dirilişi, Hristiyanlık’taki gibi çarmıha gerildikten sonraki diriliş değil kıyamet sonrası diriliştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’e göre İsa çarmıha gerilmemiştir. Yahudiler, İsa’nın tebliğ ettiği mesajdan hoşlanmamışlar ve onu öldürmek için tuzak kurmuşlardır: “Allah elçisi Meryem oğlu Îsâ’yı öldürdük demeleri yüzünden onları lanetledik. Hâlbuki onu ne öldürdüler ne de astılar, fakat öldürdükleri onlara Îsâ gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedir; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir sağlam bilgileri yoktur. Kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (Nisa, 4/157.)</p>

<p>Buradan ve nüzûl-i İsa ile ilgili hadislerden hareketle genelde İsa Mesîh’in&nbsp;ruhu ve cesediyle Allah (cc) katına ref‘ olunduğu (yükseltildiği), kıyametten önce tekrar geleceği ve o zaman ruhunun kabzedileceği kabul edilmektedir. Bu görüşü benimseyenlere göre İsa Yahudiler tarafından öldürülmemiş, İsa’ya (as)&nbsp;benzer bir kişi çarmıha gerilmiş veya İsa’nın (as) çarmıha gerildiği zannedilmiş, İsa semaya ref‘ edilmiştir; kıyamette tabii olarak ölecek ve genel dirilişle o da dirilecektir. Diğer taraftan İsa’nın öldürülmekten ve çarmıha gerilmekten kurtulduğu, fakat “Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim” (Âl-i İmrân, 3/55)&nbsp;âyeti gereği dünyevî ömrünü tamamlayıp vefat ettiği, ruhunun Allah (cc) katına yükseltildiği görüşü de ileri sürülmektedir.</p>

<p>Kur’an’da, Hz. İsa’nın (as) Allah’tan (cc) bir kelime ve ruh olduğu, Rûhu’l- Kudüs ile teyit edildiği belirtilmekte ve kendisine verilen birçok mucize anlatılmaktadır. O, beşikte iken ve olgun bir insan tavrıyla konuşmuş, çamurdan yaptığı kuş şekline üfleyip onu canlandırmış, anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştirmiş, ölüleri diriltmiş, evlerde yenilen ve biriktirilen şeyleri haber vermiştir. Kendisine semadan sofra (mâide) indirilmiştir.</p>

<p>Kur’an’a göre Hz. İsa (as) bütün üstün özelliklerine rağmen bir insan ve bir kuldur. Hiçbir zaman kendisinin tanrı edinilmesini söylememiş ve yalnız Allah’a (cc) kulluğu öğütlemiştir.</p>

<p>Hristiyanlık’ta ise İsa Mesîh Tanrı’nın oğlu, dolayısıyla tanrı kabul edilmektedir. İncillerde İsa’nın&nbsp;Kral Herod günlerinde Beytlehem’de (Beytüllahm) doğduğu bildirilmekle beraber, annesi Meryem Nâsıra’da (Nazaret) ikamet ettiğinden Nâsıralı diye takdim edilmektedir. İsa’nın hayatının otuz yılı burada geçmiştir. Matta İncili İsa’nın (as)&nbsp;şeceresini Davud (as) ve İbrahim’e (as) kadar çıkarmaktadır.</p>

<p>Çok eski bir rivayete göre İsa Beytlehem’e yakın bir mağarada dünyaya gelmiş, doğumun sekizinci gününde İsa adı verilerek sünnet ettirilmiştir. Kırk gün sonra şeriata uygun olarak Yeruşalim’e (Kudüs) mabede götürülmüş ve gerekli takdimelerde bulunduktan sonra Nâsıra’ya dönmüşlerdir.</p>

<p>Otuz yaşlarındaki İsa, Yahya tarafından vaftiz edilir. Vaftizden sonra Rûhu’l-Kudüs onu çöle götürür ve çölde kırk gün kırk gece oruç tutar. Hz. İsa, Erden civarında ve Galile’de tebliğ faaliyetine başlar. 27 veya 28 yılı Nisan ayında Paskalya’nın yaklaştığı günlerde Kudüs’e gelir. Bu sırada Ferîsîlerle arası iyice açılır. Paskalya’dan sonra Kudüs’ten ayrılıp Yahudiye diyarına gider ve burada Hz. Yahya ile aynı bölgede tebliğ faaliyetinde bulunur, ardından Galile’ye döner. Oralarda İsa mucizeler göstermeye ve tebliğde bulunmaya devam eder, ölümünü ve dirilişini önceden haber verir, kendi sureti değişir. Kudüs’e gider, Yahuda ve Pere’yi dolaşır, öleli dört gün olan Lazar’ı diriltir. Kudüs’e çok yakın bir yerde vuku bulan bu mucizevî olay başkenti sarsar. Kudüs’te başkâhin Kayafa’nın teşebbüsüyle toplanan Sanhedrin’de İsa’nın yaptıklarının kendileri için tehlike oluşturduğu belirtilir, öldürülmesi için planlar yapılır. Durumu sezen İsa oradan ayrılarak Efrayim şehrine, oradan da Pere’ye gider.</p>

<p>Kısa bir süre sonra İsa tutuklanır, havâriler kaçarlar. Yahudiler İsa’nın milleti kandırdığını, Kayser’e vergi verilmesine engel olduğunu ve kendisinin mesîh kral olduğunu iddia ettiğini ileri sürerek Roma Valisi Pilatus’tan öldürülmesi için onay isterler. Gönlü İsa’yı affetmekten yana olan Pilatus, Yahudilerin baskısı karşısında onun çarmıha gerilerek öldürülmesini onaylar. Bunun üzerine Yahudiler İsa’yı Golgota denilen yere götürerek cuma günü sabah saat dokuzda çarmıha gererler ve öğleden sonra saat üçte ruhunu teslim eder. Arimatealı Yusuf, İsa’nın cesedini haça gerildiği yerdeki bahçede bulunan hazır bir kabre veya kendisi için kaya içine oyduğu kabre koyar. Ancak pazar günü kabre ziyarete gelenler mezarın boş olduğunu görürler. Bu arada İsa dirilmiş olarak onlara görünür. İsa dirildikten sonra kırk gün daha yaşamış, havârîlerine telkin ve tavsiyelerde bulunmuş, daha sonra havârilerini Zeytindağı’na götürmüş ve oradan semaya alınmıştır.</p>

<p>Hz. İsa’nın (as) İncillerde de yer alan çok sayıda mucizesi vardır. Dünyaya gelişi, vaftizi esnasındaki olaylar, su üzerinde yürümesi, suları şaraba çevirmesi, rüzgâra emrederek fırtınayı dindirmesi, incir ağacını kurutması, gelecekten haber vermesi, insanların kalplerinden geçeni bilmesi, hastaları iyileştirmesi, ölüleri diriltmesi, öldükten sonra dirilmesi, göğe yükselmesi, az yiyecekle çok kişiyi doyurması, günahları bağışlaması bunlardandır. Hristiyan inancına göre havârîlerin gözleri önünde semaya urûc eden (yükselen) ve babasının sağ tarafına yerleşen İsa dünyanın sonuna doğru ikinci defa gelecektir. İsa gelmeden önce milletler arası çatışmalar, kıtlık ve depremler, büyük sıkıntılar olacak, birçokları Mesîh iddiasıyla ortaya çıkacak, daha sonra güneş kararacak, ay ışığını vermeyecek, yıldızlar düşecek ve bütün bunlardan sonra insanoğlu (İsa) gelecektir. İnsanoğlu meleklerle beraber gelip izzet tahtına oturunca deccâlin hâkimiyetine son verecek, iyileri mükâfatlandıracak, kötüleri cezalandıracaktır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-peygamberler</guid>
      <pubDate>Sat, 30 Aug 2025 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/filistinde-peygamberle.jpg" type="image/jpeg" length="64464"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tüm yönleriyle Mescid-i Aksa]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/tum-yonleriyle-mescid-i-aksa</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/tum-yonleriyle-mescid-i-aksa" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tüm yönleriyle Mescid-i Aksa posterini indir. Kudüs'ü tanıyalım tanıtalım]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Mescid-i Aksa</strong></span></h3>

<p>İçinde tarihî cami, medrese, kubbe, sebil, şadırvan, kemer gibi yapıların bulunduğu 144 dönümlük mekânin hepsine Mescid-i Aksa denilir. Zannedildiği gibi tek bir caminin adı değildir. Peygamber Efendimiz (sas) Mirac'a yükseldigi gece, bu mübarek mekâna gelmiştir.</p>

<p>Mescid-i Aksâ iki büyük avludan oluşur. Güney tarafında Kıble Mescidi (Aksâ Camii) ve diğer eserler, ondan biraz daha yüksek kuzey tarafında sarı kubbesi ile göze çarpan Kubbetü's-Sahra ve diğer eserler bulunmaktadır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Doğu Kanatiri</strong></span></h3>

<p>Kanatir, Kubbetü's-Sahranın merdiven başlarına inşa edilmiş kemerlerin adıdır ki bu kemerlerle Kubbetü's-Sahra daha güzel görünür. Kanatir yani kemerler, kuzey, doğu, batı ve güney yönlerindedir. Güney Kanatiri üzerinde zamanı ölçen güneş saati mevcuttur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Kubbetü's-Silsile</strong></span></h3>

<p>Kubbetü's-Silsile, Halife Abdülmelik b. Mervanın Kubbetüs-Sahra'yı inşa ettirmeden önce oranın inşası için gerekli olan parayı korumak için yaptırdığı söylenen zarif yapının adıdır. Bu iş için ayrılan paradan yüz bin altın artınca, onu eriterek Kubbetü's-Sahra'nın kubbesini yapmışlardır. Şekil olarak Kubbetü's-Sahra'nın küçük hâlini andırmaktadır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Kubbetü's-Sahra</strong></span></h3>

<p>Emevi Halifesi Abdülmelik b. Mervan tarafından 692 yılında tamamlanmıştır.</p>

<p>İçinde havada asılı duruyor gibi görünen kaya (sahra) üzerine bir kubbe oturtularak yapıldığı için</p>

<p>Kubbetü's-Sahra adı ile bilinir. Miraç Gecesi Peygamberimiz, içindeki bu kayaya basarak göklere yükselmiştir. Bir sekizgenin üzerine oturan sarı kubbesi ve çinileri ile Mescid-i Aksâ'nın en göze çarpan yapısıdır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Nebî Kubbesi</strong></span></h3>

<p>Peygamber Efendimiz’in Mirac’a yükseldiği gece kendinden önce gelen tüm peygamberlere imamlık yaparak namaz kıldırdığı yerdir. Bu kubbe Emeviler döneminde inşa edilmiştir. Kubbetü’s Sahra ile Mirac Kubbesi arasında bulunur.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Kıble Mescidi</strong></span></h3>

<p>Mescid-i Aksâ'nın güney tarafında, kurşuni renkli kubbeli caminin adıdır. Hz. Ömer Kudüs'ü fethettiğinde bölgeye bir cami yaptırmıştır. Daha sonra Abdülmelik b. Mervan Kıble Mescidinin yapımına başlamış, oğlu Velid inşasını tamamlamıştır. Tarih içinde birçok kez onarımdan geçmiştir. Aksâ Camii olarak isimlendirenler de vardır.</p>

<p><img alt="mescid-i_aksa" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/mescid-i-aksa.jpg" / width="2953" height="2953"></p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Kasımpasa Şadırvanı</strong></span></h3>

<p>Osmalı Devletinin Kudüs'te yaptırdığı ilk hatırasıdır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Vali Kasım Paşa tarafından yaptırılmıştır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Meğaribe Minaresi (Fahriyye Minaresi)</strong></span></h3>

<p>Meğaribe Kapısı tarafında olduğu için böyle isimlendirilmiştir. Memlükler döneminde yaptırılmıştır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Silsile Minaresi</strong></span></h3>

<p>Mescid-i Aksâ'nın batısındaki Silsile Kapısı tarafında olduğu için böyle isimlendirilmiştir. Memlükler döneminde yapılmıştır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Medrese ve Zaviyeler</strong></span></h3>

<p>Mescid-i Aksâ'nın kuzey ve batı yönlerinde kimi Memlükler, kimi Osmanlı Devleti zamanında yaptırılmış birçok ilim yuvası, medrese bulunmaktadır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Miraç Kubbesi</strong></span></h3>

<p>Peygamber Efendimiz (sas)'in Miraç gecesi göğe yükseldiği noktaya kurulmuştur. İlk olarak 699 yılında yapılmış olup daha sonra Eyyûbîler döneminde yenilenmiştir.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Hızır Kubbesi</strong></span></h3>

<p>Kehf Suresinde anlatılan Hz. Musa Peygamber ve Hızır kıssasındaki Hz. Hızır'ın, burada namaz kılmış olması sebebiyle böyle anılır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Kayıtbey Sebili</strong></span></h3>

<p>Memlük Sultan Kayıtbey döneminde 1482'de yaptırılmıştır. Kayıtbey Sebili'nin kubbe oymaları meşhurdur. Sultan II. Abdülhamid döneminde restore edildiği için Hamidiye Sebili adıyla da bilinir. Sebil, ücretsiz su içilen çeşmedir.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Bab el-Kattânîn</strong></span></h3>

<p>Mescid-i Aksâ'nin en heybetli kapısıdır.</p>

<p>Kattâ’nin, pamukçular demektir. Pamukçular Çarşısı'na baktığı için bu adı almıştır.</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/mescid-iaksa-yatay-infografik.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="MescidiAksaYatayİnfografiğiİndir-1" class="detail-photo img-fluid" height="104" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/mescidiaksayatayinfografigiindir-1.jpg" width="500" /></a><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/mescid-i-aksa-posteri.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="MescidiAksaKareİnfografiğiİndir-1" class="detail-photo img-fluid" height="104" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/mescidiaksakareinfografigiindir-1.jpg" width="500" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/tum-yonleriyle-mescid-i-aksa</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Aug 2025 22:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/tum-yonleriyle-mescid-i-aksa-indirilebilir-infografik.jpg" type="image/jpeg" length="76016"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistin Kronolojisi]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/filistin-kronolojisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/filistin-kronolojisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistin kronolojisi, Osmanlılar Filistin'de ne kadar hakimiyet sürdürmüştür? 11 Aralık 1917'de Filistin ile ilgili hangi önemli olay gerçekleşmiştir? 6 Gün savaşı ne zaman gerçekleşmiştir? 15 Kasım 1988 tarihinin Filistin açısından önemi nedir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>MÖ 4000: </strong>Amâlikalılar Dönemi (Arapların ataları)</p>

<p><strong>MÖ 3000:</strong> Kenanlılar, Fenikeliler, Ârâmîler Dönemleri</p>

<p><strong>MÖ 1200:</strong> Filistler ve Mısır’daki İsrailoğulları Hz. Mûsâ’nın öncülüğünde bu bölgeye geldi.</p>

<p><strong>MÖ 1100:</strong> İsrailoğulları XI. yüzyılın sonlarında ilk İsrail devletini kurdular.</p>

<p><strong>MÖ 1000:</strong> Hz. Dâvûd Kudüs’ü fethedip devletin başşehri yaptı.</p>

<p><strong>MÖ 972:</strong> Hz. Süleyman babasından sonra başa geçti. Mabed’i inşa etti.</p>

<p><strong>MÖ 932:</strong> Hz. Süleyman’ın ölümüyle krallık, kuzeyde İsrail (Sâmiriyye); güneyde Yahuda (Kudüs) krallıklarına ayrıldı.</p>

<p><strong>MÖ 721:</strong> Asurlular, İsrail’i yıktı, halklarını Mezopotamya’ya sürdü.</p>

<p><strong>MÖ 586:</strong> Bâbil Hükümdarı Buhtunnasr, Yahuda krallığını yıktı, halklarını Mezopotamya’ya sürdü.</p>

<p><strong>MÖ 539:</strong> Perslerin Babil’e hâkim olmasıyla serbest bırakılan 40.000 kişi Kudüs’e geri döndü ve Süleyman Mabedi ile şehrin surlarını yeniden inşa ettiler.</p>

<p><strong>MÖ 334:</strong> Büyük İskender dönemi</p>

<p><strong>MÖ 323:</strong> Bölge, Helenistik krallıkların eline geçti.</p>

<p><strong>MÖ 63:</strong> Romalılar istila etti ve uzunca sürecek hâkimiyetlerini kurdu.</p>

<p><strong>MÖ 37:</strong> Herod şehri ele geçirdi.</p>

<p><strong>MÖ 20:</strong> Herod mabedin duvarlarını ve kaleleri onarttı. Hz. İsa’nın doğumu</p>

<p><strong>MS 135:</strong> Romalılar Kudüs’ü bir Roma şehri kimliğiyle yeniden imar ettiler ve adını Aelia (İliya) Capitolina koyarak Filistin’in başşehri yaptılar.</p>

<p><strong>MS 312:</strong> İmparator Konstantinos’un Hristiyanlığı kabul etmesinden sonra Kudüs bir defa daha kutsallık kazandı ve dinî ağırlıklı binalarla imar edilmeye başlandı.</p>

<p><strong>MS 611-614:</strong> Sâsâniler istila etti ve Kudüs’te çok büyük bir katliam yapıldı.</p>

<p><strong>MS 629:</strong> İmparator Herakleios Filistin’i tekrar Bizans hâkimiyeti altına aldı.</p>

<p><strong>MS 636:</strong> Yermuk zaferinin ardından Kudüs Müslümanlar tarafından kuşatıldı.</p>

<p><strong>MS 638:</strong> Hz. Ömer Kudüs’ü barış yoluyla fethetti.</p>

<p><strong>661-749:</strong> Emevîler Devri</p>

<p><strong>749-868:</strong> Abbasîler Devri</p>

<p><strong>868-905:</strong> Tolunoğulları Devri</p>

<p><strong>935-969:</strong> İhşidîler (Akşitler) Devri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>969-971:</strong> Fâtımîler Devri</p>

<p><strong>971-1071:</strong> Karmatîler Devri</p>

<p><strong>1069-70:</strong> Kurlu Bey Filistin’de bir Türkmen beyliği kurdu.</p>

<p><strong>1071-1098:</strong> Selçuklu-Artuklu Devri</p>

<p><strong>1098-1099:</strong> Fâtımîler Devri</p>

<p><strong>1099-1187:</strong> Haçlılar Kudüs’ü işgal ederek binlerce Müslüman’ı katlettiler.</p>

<p><strong>1187-1291:</strong> Eyyûbîler devri Selâhaddîn-i Eyyûbî Kudüs’ü feth etti.</p>

<p><strong>1291-1516:</strong> Memlûkler devri</p>

<p><strong>1516-1917:</strong> Osmanlılar devri, (1832-1840: Kavalalı Mehmet Ali Paşa idaresi)</p>

<p><strong>11 Aralık 1917:</strong> İngiliz ordusu Kudüs’ü ele geçirdi.</p>

<p><strong>1920:</strong> Filistin İngiliz mandasına verildi.</p>

<p><strong>14 Mayıs 1948:</strong> Tel Aviv’de İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi.</p>

<p><strong>5 Haziran 1967:</strong> İsrail Altı Gün Savaşı’nda Ürdün yönetimindeki Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ü ve Filistin’in Gazze Şeridi’ni işgal etti.</p>

<p><strong>15 Kasım 1988:</strong> Filistin Millî Konseyi Cezayir’de sürgünde bağımsız Filistin Devleti’ni kurdu.</p>

<p><strong>6 Ekim 1994:</strong> İsrail ve Ürdün 45 yıllık düşmanlığa son veren barış antlaşmasını imzaladı. İsrail Kudüs’te, Müslümanlar için kutsal bölgelerde Ürdün’ün özel rolünü kabul etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/filistin-kronolojisi</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Aug 2025 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/filistin-kronolojisi.jpg" type="image/jpeg" length="19906"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistin: Ümmet'in Sınavı]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/filistin-ummetin-sinavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/filistin-ummetin-sinavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistin adı nereden gelmektedir? Filistin'in tarihte pek çok defa istila ve fetihlere maruz kalmasının sebepleri nelerdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Filistin, adını milattan önce XII. yüzyılda Kavimler Göçü sırasında deniz yoluyla buraya gelen Filistlerden alır. Tarih öncesi devirlerden itibaren buraya çeşitli kavimler gelip yerleşmiş ve başka üstün güçlerin pek çok defa istila ve fetihlerine maruz kalmıştır. Bunun iki önemli sebebi vardır: Bölgenin Arap coğrafyası içinde sahip bulunduğu zengin ve stratejik tabiatı, üç büyük ilâhî din için oynadığı önemli rol ve içinde barındırdığı kutsal yerler. Belki de bu sebeple bölgenin bir başka adı da “Arz-ı Mev‘ûd” (Vaadedilmiş Yer) veya “Arz-ı Mukaddes” (Kutsal Yer)dir. Filistin denen topraklar esas itibariyle, Suriye ile Mısır ve Akdeniz ile Şeria nehri arasında kalan 27.000 km2’lik bir alandan oluşur.</p>

<p>Filistin’in, ümmetin sınavı hâline dönüşmesi, Osmanlı’nın 1917’de buralardan çekilmesiyle başlar. Filistin’in İngiliz Manda yönetimine verilmesi, sonra İsrail’in kurulması, 1967’de Kudüs’ün işgalinden bugüne bölgede yaşananlar, hep Osmanlı’nın eksikliğinin acı sonuçlarıdır. Bilhassa son yarım asırdır Filistin’de yaşanan can, mal, toprak ve güç kayıplarına karşın, İsrail’in yerleşimciler bahanesiyle uyguladığı işgal ve yayılmacı politikası sonucu Filistin’de nüfus, yerleşim alanı ve güç dengeleri bugün tam tersine dönmüştür. Oslo Antlaşması sonrasında, 1994’te Filistin Ulusal Yönetimi kurulmuşsa da, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin küçük bir kısmını kapsayan Özerk Yönetim’in sivil işler ve iç güvenlikten başka yetkisi yoktur.</p>

<p><img alt="Filistin ümmetin sınavı1" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/filistin-ummetin-sinavi1.jpg" / width="900" height="598"></p>

<p>Günümüzde Filistin toprakları statü itibariyle üç parçaya ayrılmıştır: Birincisi: Birleşmiş Milletler kararlarında “İsrail” olarak gösterilen ve 1948’de işgal edilmiş bölge. Toplam 20 bin km2’den ibaret olan bu bölge Batı Kudüs’ü de içine alır. İşgal devleti bu bölgenin etrafına çizdiği sınırı “yeşil hat” olarak adlandırmaktadır. Filistin halkı arasında da bu bölge “1948’de işgal edilmiş topraklar” kısaca “1948 toprakları” diye zikredilir. Ancak İsrail 1967’de, Mescid-i Aksâ’nın bulunduğu Doğu Kudüs’ü de bu bölgeye ilhak etmiştir.</p>

<p>İkincisi: Siyonistlerin 1967’de işgal ettikleri ve yeşil hattın dışında kalan ancak Özerk Yönetim’in kontrolüne vermediği bölgelerdir. Bu statüdeki topraklar Gazze’de ve Batı Yaka bölgesinde yer almaktadır.</p>

<p>Üçüncüsü: Özerk yönetime verilmiş topraklardır. Bu topraklar da yine Gazze ve Batı Yaka’da yer alır. İkinci ve üçüncü statüye giren toprakların toplamı 8 bin km2 civarındadır. Gazze ve Batı Yaka’nın bir bölümünde kurdurulan özerk yönetim ise işgal yönetimine bağlı bir yerel yönetim niteliğindedir. Özerk yönetim, Gazze’nin Yahudi yerleşim merkezlerinin dışında kalan kısmının tamamında, Batı Yaka’nın ise sekiz vilayet merkeziyle kırsal bölgesinin bir kısmında söz sahibidir. Ancak vilayet merkezlerinden el-Halil’in % 20’lik kısmı işgal yönetiminin kontrolüne bırakılmıştır. En son anlaşmalarla birlikte verilen de dâhil olmak üzere Batı Yaka bölgesinde özerk yönetimin kontrolüne verilen topraklar bu bölgenin % 41’ine tekabül etmektedir. Ancak bu topraklar bir bütünlük arz etmez. Birbirinden ayrılmış gettolar şeklindedir. Dolayısıyla Filistinliler özerk yönetimin kontrolündeki bir bölgeden diğer bölgeye dört ayrı kontrol noktasından geçmek zorunda kalıyorlar. Bunlardan ikisi özerk yönetimin, ikisi de işgalci siyonistlerin kontrol noktalarıdır. Özerk yönetim dış işlerinde tamamen işgal yönetimine bağlıdır. Emniyet güçlerini sadece Filistinlilere karşı kullanma hakkına sahiptir. Örneğin kendi kontrolündeki bölgelere Yahudi yerleşimciler girseler bile onlara karşı güvenlik güçlerini kullanma yetkisi yoktur. Bu bölgede oturan Yahudi yerleşimcilere karşı özerk yönetime bağlı emniyet güçlerinin kullanılmaması imzalanan anlaşmalarda şarta bağlanmıştır.</p>

<p>Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere, Filistin halkı öz yurdunda parya durumundadır. Bu noktada Hristiyan olan Filistinlilerin durumu da Müslümanlarınkinden farklı değildir. Beş milyonu aşkın Filistinli evlerini, iş yerlerini ve topraklarını terk etmek ve başta Ürdün olmak üzere farklı ülkelere iltica etmek zorunda kalmıştır. Orada kalmayı tercih edenler ise artık kendi topraklarının ancak çeyreğinde var olma mücadelesi vermektedirler. Üstelik kimsenin can ve mal güvenliği bulunmamaktadır. Hayat şartları her gün biraz daha zorlaştırılmaktadır. Yapılan baskılar, baskınlar, yüklenen ağır vergiler, cezalar, katliamlar vb. birçok haksız yaptırımlarla Filistinlilerin evlerini, dükkânlarını satmaları ve oraları boşaltmaları istenmektedir. Fakat bütün bu zulümlere rağmen Filistinliler her ne pahasına olursa olsun direnmektedirler.</p>

<p>Burada bahsetmeden geçemeyeceğimiz bir başka husus da “İsrail Güvenlik Duvarı”&nbsp;denilen utanç duvarıdır. İsrail, bu duvarı 2002’de İkinci İntifada sırasında Filistinli intihar bombacılarına karşı önlem almak gerekçesiyle inşa etmeye başladı. Filistinliler ise “Irkçı Duvar” olarak adlandırdıkları duvara 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda işgal edilen toprakları içerdiği gerekçesiyle karşı çıkıyor. Duvar tamamlandığında, Batı Şeria’nın yüzde 85’ini İsrail sınırlarına katmış olacak. Duvar ayrıca Filistinlilerin yaşadıkları bölgenin tam ortasından geçtiği için, yaşam şartlarını da zorlaştırmaktadır. Tamamlandığında 760 km. uzunluğunda ve 5 metre hatta bazı yerlerde daha yüksek olan duvar, uluslararası kamuoyundan da tepki görüyor. Nitekim Uluslararası Adalet Divanı 2004 yılında duvarı ‘yasa dışı’ olarak tanımlamıştır.</p>

<p>Her 200 metrede bir gözlem kulesi bulunan duvar, elektrikli tel örgülerle, derin ve dört metre genişlikte hendekler ile çevrilidir. Duvarın yakınlarında kimsenin dolaşmaması için uzaktan kumandalı silahlar bulunmaktadır. Kimi bölgeler ayak izlerinin takip edilebilmesi amacıyla kumlarla kaplanmıştır.</p>

<p>Toplam yüzölçümü, Sivas’ın yüzölçümünden daha küçük olan Filistin’de 760 km.lik bu utanç duvarı, Filistinlileri kendi şehir ve köylerinde abluka altına almakta ve öz topraklarını açık hapishaneye çevirmektedir. Filistinli bir köylünün, yüz metre ötedeki tarlasına gidebilmesi için, artık geçiş kapısı, izin, kontrol vb. engellerden sonra bu duvarı aşması, saatler almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Batı Şeria’da Filistinlileri hayatını zorlaştıran ve yaşadıkları toprakların bütüncül bir yurt olmasını önleyen başka bir uygulama da Yahudi yerleşimleridir. Başta Rusya ve Fransa olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden gelen bu yerleşimcilere İsrail devleti her türlü kolaylığı ve desteği sağlıyor. Bütün dünyanın tepkilerine rağmen, Filistin topraklarında yeni yerleşimcilere iskan imkânı veriliyor, köyler, kooperatifler oluşturuluyor. İsrail, bu yerleşimcilerle, bir taraftan nüfusu dengelerken, diğer taraftan da Filistinlilerin elinde kalan çeyrek toprak parçasını da planlı bir şekilde devşirmektedir.</p>

<p>Son yıllarda Ortadoğu’da yaşananlar göstermektedir ki, Filistin’in kaybedilmesi demek, bölgedeki bütün Müslüman coğrafyanın da riske girmesi demektir. Nitekim Irak, Suriye, Libya, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, Mısır ve diğer körfez ülkelerinin her biri çok ciddi tehdit altındadır. Adı ister “Arap Baharı” olsun, isterse başka bir isimle olsun, bölge birçok kanlı operasyonlara sahne olmaktadır. Osmanlı’nın yitirilmesi, Filistin’i, Filistin’in kaybı ise bütün bir Ortadoğu’nun zayi edilmesini beraberinde getirecektir diye endişe etmemek elde değildir. Dolayısıyla Filistin ve Kudüs, sadece o bölgede yaşayan Filistinli kardeşlerimizin sınavı değil, bütün bir ümmetin sınavıdır. Bu sınavda özellikle tüm liderlere, entelektüellere, ilim adamlarına, zenginlere vb. kısaca etkili ve yetkili olan herkese büyük sorumluluk düşmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/filistin-ummetin-sinavi</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Jul 2025 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/filistin-ummetin-sinavi.jpg" type="image/jpeg" length="93239"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kudüs'te bir bilge kadın: Rabia el-Adeviyye]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kuduste-bir-bilge-kadin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kuduste-bir-bilge-kadin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Râbia el-Adeviyye kimdir? Râbia el-Adeviyye’nin makamı nerededir? Râbia el-Adeviyye’nin hayatı, Rabia ne demektir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Râbia el-Adeviyye’nin Hayatı</strong></span></h3>

<p>Râbia el-Adeviyye 95 (714) veya 99 (718) yılında Basra’da doğdu. Fakir bir ailenin dördüncü kızı olduğu için “Râbia” ismi verilmiştir. Kays b. Adî kabilesinin âzatlı kölesi olduğundan Adeviyye veya Kaysiyye nisbeleriyle anılmıştır. Künyesi Ümmü’l-hayr’dır. </p>

<p>Hakkında en ayrıntılı bilgiyi ve menkıbeleri aktaran Ferîdüddin Attâr’a göre Râbia el-Adeviyye küçük yaşlarda yetim kalır. Basra’daki kıtlık sebebiyle kız kardeşlerinin dağılmasının ardından tek başına hayat sürmeye başlar. Bu esnada zalim bir kişi tarafından 6 akçe karşılığında köle olarak satın alınır. Gündüzleri ağır işlerde çalıştırılan Râbia geceleri kendisini ibadete verir.</p>

<p>Güzel ahlakı ile herkese örnek olan bu hanım, ömrünü ilim ve ibadetle geçirdi. Râbia’nın zühdü tercih edip bekâr bir hayat yaşaması sebebiyle Ferîdüddin Attâr onu “Hz. Meryem’in nâibi” şeklinde tanıtır. Râbia’nın önderliğinde gelişen tasavvufî çizgide korku, kaygı ve hüzün yerine sevgi, ümit ve iyimserliğe ağırlık verildiği görülür. O, bir münâcâtında da şöyle demektedir: <strong>“İlâhî! Eğer ben sana cehennem korkusuyla ibadet ediyorsam beni cehennem ateşinde yak! Eğer cennet ümidiyle sana kullukta bulunuyorsam beni ondan mahrum et! Eğer sana olan sevgimden dolayı sana ibadet ediyorsam o zaman senin ezelî cemâlinden beni mahrum etme!”</strong> Râbia tasavvufta yeni bir ekoldür, cehennem korkusu yerine, Allah aşkını öne çıkarmıştır.</p>

<p>İsmi İslam ve Batı kültüründe ilâhî aşkın sembolü hâline gelen Râbia’nın düşünceleri birçok sûfîyi etkilemiştir. Hakkında birçok ilmî çalışma yapıldığı gibi, tasavvuf ve halk kültüründe de pek çok menkıbe, hikâye hatta dizi veya filmler mevcuttur.</p>

<blockquote>
<p><span style="color:#c0392b"><strong>Râbia el-Adeviyye Batı’da üzerinde çalışma yapılan ilk kadın sûfîdir.</strong></span></p>
</blockquote>

<p>Julian Baldick’e göre sûfî tabakat kitaplarında anlatılan Râbia portresi ilk dönem hıristiyan azizlerine dair menkıbelerden uyarlanarak oluşturulmuş, Râbia’nın tarihsel kimliği efsanelerle örülü bir şekle büründürülmüştür.</p>

<p>Râbia’nın şöhreti Haçlı seferleri yoluyla XIII. yüzyılın sonlarında Avrupa’ya ulaşmıştır.</p>

<p>XVII. asır Fransız edebiyatında Râbia saf aşkın simgesi, hayır severliğin modeli olarak görülmüştür.</p>

<p>Basra sokaklarında bir elinde meşale ile cenneti yakmaya, bir elinde testi ile cehennemi söndürmeye giden Râbia, Fransız yazarı Jean-Pierre Camus’nün bir hikâyesine konu olmuş, birçok Avrupalı yazarın eserlerine değişik anlatımlarla girmiştir.</p>

<p>XIX. yüzyılda İngiltere’de yayımlanan R. M. Milnes’in <em>The Sayings of Rabiah</em> adlı şiir kitabı onun sözlerini toplayan eserlerdendir.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Râbia el-Adeviyye hakkında yapılan çalışmalar</strong></span></h3>

<p>Râbia el-Adeviyye hakkında birçok çalışma yapılmıştır.</p>

<p>Batı’da ilk akademik çalışma, R. Nicholson’un teşvikiyle Londra Üniversitesi’nde doktora tezi olarak Margaret Smith’in hazırladığı <em>Rābiʿa The Mystic and Her Fellow-Saints in Islām</em> adlı kitaptır (Cambridge 1928). </p>

<p>Annemarie Schimmel’in takdiminin yer aldığı eserin ikinci baskısı (Cambridge 1984) Bir Kadın Sufi Rabiâ adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir (trc. Özlem Eraydın, İstanbul 1991). M. Smith’in bu eseri Muslim Women Mystics. The Life and Work of Rābiʿa and other Women Mystics in Islām ismiyle de yayımlanmıştır (Oxford 2001).</p>

<p><u><strong>Batı dünyasında Râbia hakkında yapılan diğer çalışmalar şunlardır: </strong></u>Charles Upton, Doorkeeper of the Heart: Versions of Rabiʿa (Putney 1988); Caterine Valdré, I detti di Rābiʿā, Les chants de la recluse (trc. Muhammed Dudaimah, Orbey: Arfuyen 2002); Caterina Greppi, Râbia: La Mistica (Milano 2003). Arap dünyasındaki çalışmalar: Abdurrahman Bedevî, Şehîdetü’l-ʿışḳi’l-ilâhî: Râbiʿatü’l-ʿAdeviyye (Kahire 1962, 2. bs.); Tâhâ Abdülbâkī Sürûr, Râbiʿatü’l-ʿAdeviyye ve’l-ḥayâti’r-rûḥiyye fi’l-İslâm (Kahire 1957); Abdülmün‘im el-Candîl, Râbiʿatü’l-ʿAdeviyye: ʿAzrâʾü’l-Baṣra, el-Betûl (Kahire 1987); Reşîd Selîm el-Garrâh, ez-Zâhide et-Tâʾibe Râbiʿatü’l-ʿAdeviyye: Şehîdât el-ḥubbi’l-ilâhî (Bağdat 1988); Semîh Âtıf ez-Zeyn, Râbiʿatü’l-ʿAdeviyye: Dirâse ve’t-taḥlîl (Beyrut 1988); Vidâd Sekkâkînî, el-ʿÂşıḳa el-Mutaṣavvife: Râbiʿatü’l-ʿAdeviyye (Dımaşk 1989; eser First Among Sufis: The Life and Thought of Rābiʿa al-ʿAdawiyya adıyla Nebil Safvet tarafından İngilizce’ye çevrilmiştir [Octagon Press 1982]); Abdülmün‘im el-Hifnî, el-ʿÂbidetü’l-ḫâşiʿa Râbiʿatü’l-ʿAdeviyye: İmâmetü’l-ʿâşıḳīn ve’l-maḥzûnîn (Kahire 1411/1991). Râbia hakkında Türkçe üç kitap yayımlanmıştır: Sofi Hori, İslâm Âleminde İlk Kadın Sufî Olarak Tanınan Râbiatü’l-Adeviyye (İstanbul 1970); Ömer Rıza Doğrul, Hazret-i Râbiatü’l-Adeviyye (haz. İnci Beşoğul, İstanbul 1976); Melih Yuluğ, Serencâmı Râbiatü’l-Adeviyye (İstanbul 1980).</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Tasavvuf kaynaklarında “nâsikât, sâlihât, mütezehhidât” diye anılan kadın sûfîler</strong></span></h3>

<p>Tasavvuf tarihinde Râbia ismiyle bilinen birkaç sûfî kadın vardır.  Bunlardan biri dönemin ünlü sûfîlerinden Abdülvâhid b. Zeyd’in (ö. 177/793) eşi Basralı Râbia el-Ezdiyye, diğeri Ahmed b. Ebü’l-Havârî’nin eşi Şamlı Râbia (Râyia) bint İsmâil’dir (ö. 228/844). Aynı dönemde üç ayrı Râbia’nın bulunması Râbia el-Adeviyye hakkında kaynaklarda farklı bilgilerin yer almasına sebep olmuştur. Râbia’dan ilk bahseden çağdaşı Câhiz onun dönemin meşhur üç kadın zâhidinden biri olduğunu söyler (diğerleri Muâze el-Adeviyye ile sahâbeden Ebü’d-Derdâ’nın küçük eşi Ümmü’d-Derdâ’dır; <em>el-Beyân ve’t-tebyîn</em>, I, 364; III, 127, 170, 193). Tasavvuf kaynaklarında “nâsikât, sâlihât, mütezehhidât” diye anılan bu kadın sûfîler arasında en meşhuru Râbia el-Adeviyye’dir.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Râbia el-Adeviyye’nin Makamı</strong></span></h3>

<p>Râbia el-Adeviyye’nin Kudüs’te makamı Zeytindağı’nda Yükseliş Kilisesi’nin biraz ilerisindedir.</p>

<p>Üç semavî din mensupları da bu mezarı ziyaret etmekte olup orada dua ve ibadet etmektedirler. Müslümanlar orada ilk meşhur sufî hanım olan Râbia el-Adeviyye’nin; Yahudiler, buranın kadın peygamber Hulda’nın; Ortodoks Hristiyanlar ise burada Azize Helena’nın yattığına inanmaktadırlar.</p>

<p>Çeşitli kaynakları inceleyerek Râbia’nın ölüm tarihini ve kabrinin yerini tartışan Ömer Rıza Doğrul’a göre Kudüs’te ona nisbet edilen kabir, Ahmed b. Ebü’l-Havârî’nin eşi olan Dımaşklı (Şamlı) Râbia bint İsmâil’e aittir. Doğrul, Şam’da Râbia’ya izafe edilen başka bir kabir daha bulunduğunu, bu kabrin de aynı hanım için yapılıp zamanla adının unutulmasından sonra Râbia el-Adeviyye’nin şöhretinden dolayı ona nispet edildiğini ileri sürer.</p>

<p>Kaynaklarda Râbia el-Adeviyye, 180 (796) veya 185 (801) yılında Basra’da vefat edip buraya defnedildiği de geçmektedir. Ayrıca Erzurum’da  Rabia el-Adeviyye’ye izâfe edilen türbe de bulunmaktadır.</p>

<p>BİBLİYOGRAFYA</p>

<p>Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn (nşr. Abdüselâm M. Hârûn), Kahire 1975, I, 364; III, 127, 170, 193.</p>

<p>Kelâbâzî, <em>Taarruf </em>(Uludağ), s. 153.</p>

<p>Ebû Tâlib el-Mekkî, Ḳūtü’l-ḳulûb, Beyrut 1996, II, 112-113.</p>

<p>Kuşeyrî, <em>Risâle </em>(Uludağ), s. 192, 209, 235, 292.</p>

<p>Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî, Ẕikrü’n-nisveti’l-müteʿabbidâti’ṣ-ṣûfiyyât (nşr. Mahmûd M. et-Tanâhî), Kahire 1993, s. 27, 54, 59.</p>

<p>Gazzâlî, <em>İḥyâʾ</em>, I, 313; II, 237; IV, 47, 49, 346, 360, 491.</p>

<p>İbnü’l-Cevzî, Ṣıfatü’ṣ-ṣafve, Kahire 1994, II, 255-258, 463.</p>

<p>Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-evliya (haz. Süleyman Uludağ), İstanbul 1991, s. 109-126.</p>

<p>İbnü’l-Mülakkın, Tabaḳātü’l-evliyâʾ (nşr. Nûreddin Şerîbe), Kahire 1406/1986, s. 35, 408.</p>

<p>Mehmed Zihni, Meşâhîrü’n-nisâ (nşr. Bedrettin Çetiner), İstanbul 1982, I, 275-276.</p>

<p>Nezihe Araz, Anadolu Evliyaları, İstanbul 1958, s. 107-120.</p>

<p>Ömer Rıza Doğrul, Hazret-i Râbiatü’l-Adeviyye, İstanbul 1976.</p>

<p>J. Baldick, Mystical Islam: An Introduction to Sufism, London 1989, s. 29.</p>

<p>Abdülmün‘im el-Hifnî, el-ʿÂbidetü’l-ḫâşiʿa Râbiʿatü’l-ʿAdeviyye: İmâmetü’l-ʿâşıḳīn ve’l-maḥzûnîn, Kahire 1411/1991, s. 86-96.</p>

<p>G. J. van Gelder, “Râbia’s Poem on the Two Kinds of Love: A Mystification?”, Verse and the Fair Sex: Studies in Arabic Poetry and in the Representation of Women in Arabic Literature (ed. Frederick de Jong), Utrecht 1993, s. 66-76.</p>

<p>Süleyman Derin, Towards some Paradigms of the Sufi Conception of Love: From Râbia to Ibn al-Fârid (doktora tezi, 1999), Leeds University, s. 111-145.</p>

<p>A. Knysh, Islamic Mysticism, Leiden 1999, s. 26-32.</p>

<p>Abdülhalîm Mahmûd, “Râbiʿatü’l-ʿAdeviyye li’l-üstâẕ Ṭahâ ʿAbdülbâḳī Sürûr”, Mecelletü’l-İslâm ve’t-taṣavvuf, I/6, Kahire 1378/1958, s. 21-24.</p>

<p>Ahmet Suphi Furat, “Tasavvufî Şiirin İlk Mümessili Râbia Adeviyye”, İslâmî Edebiyat, sy. 11, İstanbul 1991, s. 17-20.</p>

<p>Ebü’l-Vefâ et-Teftâzânî, “Zühd Hareketinin Tasavvufa Dönüşüm Süreci-Râbiatü’l-Adeviyye Örneği” (trc. Ahmet Ögke), EKEV Akademi Dergisi, III/1, Ankara 2001, s. 107-114.</p>

<p>Margaret Smith – [Ch.Pellat], “Rābiʿa al-ʿAdawiyya al-Ḳaysiyya”, <em>EI<sup>2</sup> </em>(İng.), VIII, 354-356.</p>

<p>A. Schimmel, “Rābiʿah al-ʿAdawīyyah”, <em>ER</em>, XII, 193-194.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kuduste-bir-bilge-kadin</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Jul 2025 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kudustebirbilgekadin.jpg" type="image/jpeg" length="63804"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistin'de Sahabeler]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-sahabeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-sahabeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistin ve Kudüs toprakları, farklı yıllarda birçok sahabîyi ağırlamıştır. Başta Kudüs’ü almaya gelen Hz. Ömer olmak üzere, birçok sahabî Kudüs’te bulunmuş ve çeşitli görevler yapmış; bazıları ise oraya yerleşmiş ve orada vefat etmiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Filistin ve Kudüs toprakları, farklı yıllarda birçok sahabîyi ağırlamıştır. Başta Kudüs’ü almaya gelen Hz. Ömer olmak üzere, birçok sahabî Kudüs’te bulunmuş ve çeşitli görevler yapmış; bazıları ise oraya yerleşmiş ve orada vefat etmiştir. Şeddat b. Evs, Ubâde b. Sâmit, Selmân-ı Fârisî, Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh, Ebû Reyhâne, Muaz b. Cebel, Bilal b. Rebâh, Hâlid b. Velîd, Ebu’d-Derdâ, Ebû Zerr el-Ğıfârî, Ebû Mes’ud el-Ensârî, Abdullah b. Selam, Sa’d b. Ebî Vakkâs, Ebû Hureyre, Muâviye, Abdullah b. Amr b. el-Âs, Abdullah b. Abbâs, Abdullah b. Ömer, Avf b. Mâlik, az ya da çok Kudüs’te bulunan sahabîlerden bazılarıdır.</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Kudüs'e hizmet eden Ebû Reyhâne'nin hayatı</strong></span></h3>

<p>Babasının adını Yezîd olarak kaydedenler, hatta adının Abdullah b. Nadr olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Bizzat anlattığına göre Ebû Reyhâne Hz. Peygamber’le beraber gittiği bir gazvede çok soğuk bir gecede konakladıkları zaman Resûlullah kimin nöbet tutmak istediğini sordu. Ensardan biri bu görevi üstlenince Resûl-i Ekrem ona adını sordu ve kendisine dua etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber’in duasını almak için Ebû Reyhâne de nöbet tutmak istediğini belirtti. Karanlıkta Ebû Reyhâne’yi göremeyen Resûl-i Ekrem adını sorarak ona da dua etti ve Allah yolunda nöbet tutan gözü cehennemin yakmayacağını söyledi (<em>Müsned</em>, IV, 134-135; Buhârî, IV, 264). Sordukları bir soru üzerine güzel şeylere sahip olmayı arzu etmenin kibirle ilgisi bulunmadığını Hz. Peygamber’den öğrenen dört kişi arasında onun da adı geçmektedir (Hatîb, s. 371). Ebû Reyhâne Hz. Ömer devrinde Dımaşk’ın fethine katıldı (14/635) ve Kudüs’e yerleşti. Ebû Dâvûd ve Nesâî’nin sünenlerinde rivayet edildiğine göre Kudüs’te (İliyâ) halka vaaz edip kıssalar anlatırdı. Onun Mısır’a gittiği, Meyyâfârikīn ve Askalân’daki sınır bölgesinde mücahid olarak bulunduğu da rivayet edilmektedir. Ebû Reyhâne’nin vefat tarihi belli değildir.</p>

<p>Ebû Reyhâne’nin sadece beş rivayeti olup bunlar dört sünenle Ahmed b. Hanbel’in&nbsp;<em>el-Müsned</em>’inde (IV, 133-135) yer almaktadır.&nbsp;</p>

<h3><span style="color:#e74c3c"><strong>Kudüs’te kabirleri veya makamları bulunan şu üç sahabînin hayatı</strong></span></h3>

<h4><span style="color:#e74c3c"><strong>1. Şeddâd b. Evs (ra)</strong></span></h4>

<p>Ensar’dan olan Şeddâd b. Evs, M 603’te doğmuştur. Şair sahabî Hassân b. Sâbit’in kardeşi Evs b. Sâbit’in oğludur. Annesi Sırma (Sureyme), Resul-i Ekrem ile aralarında soy yakınlığı bulunan Neccâroğulları kabilesindendir. Uhud, Hendek gazvelerine ve diğer savaşlara katıldığı bilinmektedir.</p>

<p>Hz. Peygamber’in vefatının yaklaştığını anlayan Şeddâd,<strong> “Artık yeryüzü bana dar gelmeye başladı ey Allah’ın Resulü!” </strong>diyerek sıkıntısını dile getirmişti. Resûl-i Ekrem ona “Haberin olsun, Şam ve Beytu’l-Makdis fethedilecek; inşallah sen ve senden sonra evladın oraların yöneticileri olursunuz” diye cevap vermişti. Hz. Ömer’in Humus valisi tayin ettiği Şeddâd, Hz. Osman’ın katli dolayısıyla idarî işleri bıraktı, toplum hayatından uzaklaşarak kendini ibadete verdi ve Dımaşk’ta (Şam) bir ev yaptırdı. Muâviye b. Ebû Süfyân döneminde Dımaşk kadısı oldu. Ömrünün son yıllarını Kudüs’te geçirdiği ve orada önemli görevler üstlendiği anlaşılan Şeddâd, ayrıca Mescid-i Aksâ’da hadis dersleri verdi.</p>

<p>Şeddâd b. Evs’in &nbsp;talebesi Hâlid b. Ma‘dân’ın, “Dımaşk’ta Resûlullah’ın ashabından Ubâde b. Sâmit ile Şeddâd b. Evs’ten daha güvenilir, daha fakih ve daha güzel ahlâklı bir kimse kalmadı” dediği nakledilmiştir. Dımaşk kadısı Ebü’d-Derdâ her ümmetin bir fakihi bulunduğunu, bu ümmetin fakihinin Şeddâd b. Evs olduğunu söylemiş, Ubâde b. Sâmit (veya Ebü’d-Derdâ), Şeddâd b. Evs’in hem ilim hem de hilim verilen kimselerden olduğunu belirtmiştir. Şeddâd’ın talebesi Esed b. Vedâa, zâhid bir insan olan hocasının yatağına yattıktan sonra sağa sola dönüp durduğunu, “Allahım! Cehennem azabını düşünmek uykumu kaçırdı” diyerek yatağından kalktığını ve sabaha kadar namaz kıldığını zikretmiştir.&nbsp;</p>

<p>Şeddâd b. Evs 58 (678) yılında Filistin’de yetmiş beş yaşında vefat etti. Kabri Mescid-i Aksâ’nın doğu sur duvarının dışındaki Bâbu’r-Rahme mezarlığındadır.</p>

<p>Şeddâd b. Evs’in mükerrerleriyle birlikte elli hadis naklettiği belirtilmektedir.&nbsp;Onlardan biri şöyledir:</p>

<p>“Yüce Allah, size her şeye karşı güzel davranmanızı farz kıldı. (Savaşta düşmanı vb.) öldürdüğünüzde, (işkence yapmadan) güzel öldürün. Hayvanı kestiğinizde güzel kesin. Kişi, bıçağını güzelce bilesin ve hayvanını rahatlatsın.” (Ahmed b. Hanbel,&nbsp;el-Müsned, c. 4, s. 123)</p>

<h4><span style="color:#e74c3c"><strong>2. Ubâde b. Sâmit (ra)</strong></span></h4>

<p>586’da Medine’de doğdu. Ensarın Hazrec kolundandır. Aynı kabileden olan annesi Kurretülayn bint Ubâde Müslüman olmuş ve Resûl-i Ekrem’e biat etmişti.</p>

<p>Hz. Ubâde, Enes b. Mâlik’in teyzesi ayrıca Hala Sultan olarak tandığımız Ümmü Harâm bint Milhân ve Cemîle bint Ebû Sa‘saa ile evlendi</p>

<p>&nbsp;Ubâde, peygamberliğin 12. yılında (621) on iki Medineli Müslümanla birlikte Mekke’ye giderek Birinci Akabe Biatı’nda bulundu. Ertesi yıl yapılan İkinci Akabe Biatı’na da katıldı, orada seçilen on iki nakib arasında yer aldı. Medine’ye dönünce İslamiyet’i yaymak için büyük gayret gösterdi. Bedir, Uhud, Hendek gazveleriyle Hudeybiye Antlaşması’nda bulunduğu gibi Resulullah’ın bütün gazvelerine iştirak etti.</p>

<p>Mekke’nin fethi sırasında ensar birliğinin kumandanlığını yaptı.</p>

<p>Asr-ı saâdet’te Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezberleyen Medineli beş sahabîden biri olan Ubâde, Ashâb-ı Suffe’den Kur’an okumayı bilmeyenlere Kur’an öğretiyordu.</p>

<p>Hz. Ubâde, Hz. Peygamber(sas)’in emri üzerine Abdullah b. Saîd b. Âs ve Hafsa bint Ömer gibi sahâbîlerle beraber halka okuma yazma öğretti.&nbsp;</p>

<p>Resûl-i Ekrem’in vahiy kâtiplerindendi.</p>

<p>Hz. Peygamber onu zekât memuru olarak görevlendirdi.</p>

<p>Hz. Peygamber’in onu zekât memuru olarak görevlendirdiği zaman kendisine, bir yanlışlık yaparak kıyamet gününde bağıran bir deveyi, böğüren bir ineği, meleyen bir koyunu omuzuna yüklenmiş halde Allah’ın huzuruna gelmemesi için dikkatli davranması yolunda tembihte bulunduğu rivayet edilmiştir (Humeydî, II, 397).</p>

<p>Hz. Ömer Ubâde b. Sâmit’i Suriye’ye yolladı.</p>

<p>Ubâde aynı zamanda Kudüs’te valilik ve kadılık yaptı. Ubâde İslam fetihlerine devam etti; daha sonra Humus’a vali tayin edildi. Bu görevde iken Lazkiye ve Cebele’yi ele geçirdi (17/638). Tartûs’un (Antartus) ve İskenderiye’nin fethinde kumandan olarak görev yaptı. Fethedilen yerlerin imarı için gayret gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>28 (648-49) yılındaki Kıbrıs seferine eşi Ümmü Harâm ile birlikte katıldı ve Ümmü Harâm orada şehit oldu.</p>

<p>Ubâde b. Sâmit 34 (654) yılında Filistin’de vefat etti. Remle’de defnedildiği ileri sürülmüştür. Kabri, Beytu’l-Makdis’te,&nbsp;Mescid-i Aksâ’nın doğu sur duvarının dışındaki Bâbu’r-Rahme mezarlığındadır. Naklettiği 181 hadisten biri şöyledir:</p>

<p>“Allah yolunda cihat edin. Çünkü Allah yolunda cihat, cennet kapılarından bir kapıdır. Yüce Allah, o cihatla kulunu gam ve kederden kurtarır.” (Ahmed b. Hanbel,&nbsp;el-Musned, c. 5, s. 314)</p>

<h4><span style="color:#e74c3c"><strong>3. Selmân-ı Fârisî (ra)</strong></span></h4>

<p>İslamiyet’i kabul eden İran asıllı ilk sahabîdir. Asıl adı Mâhbe iken Müslüman olduktan sonra kendini Selmân İbnü’l-İslam (İslam oğlu Selman) diye tanıtmıştır. Selmân, Râmehürmüz’de doğdu ve ilk çocukluk yıllarını burada geçirdi. Mecûsî âteşkedesinde kutsal ateşin sönmemesini sağlamakla görevli iken yeni bir din arayışına giren Selmân ailesinin şiddetli muhalefetine rağmen Hristiyanlığı benimsedi ve önce Dımaşk’a kaçtı, ardından Musul, Nusaybin ve Ammûriye’ye (Amorion) gitti. Daha sonraki günlerde Hz. Peygamber’in Medine’ye doğru yola çıktığını ve Kubâ’ya geldiğini duyunca hemen oraya gitti ve Müslüman oldu. Selmân, Hendek Gazvesi’ne ve ondan sonraki bütün savaşlara katıldı. Bu gazve sırasında bir hendek kazılmasını teklif etmesi ve hendek kazmadaki başarısı dolayısıyla ensar ve muhacirler Selmân’ı kendilerinden sayma konusunda ihtilafa düşünce Resûlullah, <strong>“Selmân bizden, Ehl-i beyt’tendir” </strong>diyerek bu tartışmaya son verdi.</p>

<p>Zâhid bir kişiliğe sahip olan Selmân-ı Fârisî, Resul-i Ekrem’in övgüsünü kazandı. İlim öğrenmeye düşkünlüğü ve sünnete bağlılığı ile mensubu bulunduğu Ashâb-ı Suffe arasında önemli bir yer edindi. Medâin valiliği sırasında bile mütevazı yaşayışını değiştirmediği için halkın teveccühünü kazandı.</p>

<p>Irak bölgesindeki fetihler başlayıncaya kadar Medine’de yaşadı. Hz. Ömer’in halifeliği zamanında İsfahan’a döndü. Kâdisiye Savaşı’na, Medâin, Celûlâ ve Belencer fetihlerine katıldı. Hz. Ömer’in emriyle Kûfe şehrinin kuruluşu aşaması ve sonrasında önemli katkıları oldu, halife onu Medâin’e vali tayin etti. Hz. Osman’ın hilafetinin sonlarına kadar valilik görevine devam eden Selmân’ın 35 (656) yılı sonu veya 36 (656) yılı başlarında vefat ettiği belirtilmektedir. Onun bu tarihten önce veya daha sonra vefat ettiği de söylenmektedir. Remle’de ve Mardin ilinin Nusaybin ilçesinde de birer makam türbesi&nbsp;bulunmaktadır.</p>

<p>Günümüzde Kudüs’te Rus Kulesi’nin yanında Kudüs’te bir müddet yaşamış olan Selmân-ı Fârisî’nin hatırasına atfen bir camii ve makam bulunmakta ve ziyaret edilmektedir.</p>

<p>Şiîler, Selmân’ı en güvenilir sahabîler arasında saymış, onu Hz. Ali’den sonra ikinci sırada önemli bir kişi kabul etmiş, zamanla kabrini Kerbela dönüşü uğranması gereken bir ziyaretgâh hâline getirmiştir.&nbsp;Naklettiği 60 hadisten biri şöyledir:</p>

<p><strong>“Yararlanılmayan ilim, Allah yolunda harcanmayan hazineye benzer" (</strong>Ahmed b. Hanbel,&nbsp;el-Müsned, c. 2, s. 499<strong>)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kudüs, Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-sahabeler</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Jun 2025 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/filistinde-sahabeler.jpg" type="image/jpeg" length="33207"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mescid-i Aksa Külliyesi'nde Bulunan Muhtelif Yapılar]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/mescid-i-aksa-kulliyesinde-bulunan-muhtelif-yapilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/mescid-i-aksa-kulliyesinde-bulunan-muhtelif-yapilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mescid-i Aksa Külliyesi'nde bulunan muhtelif yapılar nelerdir? 'Kanatîr (Merdivenbaşı Kemerleri)' ne zaman yapılmıştır? 'II. Mahmud veya Peygamber Âşıkları Eyvanı' ne zaman yapılmıştır? Ahmet Paşa Halvethanesi ne zaman yapılmıştır?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>Kanatîr (Merdivenbaşı Kemerleri)</h3>

<p>Kubbetu’s-Sahra avlusunun sekiz yerinde merdiven başlarında yüksekçe kemerler mevcuttur. Buradan basamaklarla 3 metre aşağıdaki Kıble Mescidi düzeyine inilir. Ne zaman, kim tarafından ve niçin yapıldıkları bilinmemektedir. Bunların Büyük Herod’un inşa ettiği İkinci Beytu’l-Makdis’ten kalma oldukları ve bütün Kubbetu’s-Sahra avlusunu çevirdikleri tahmin edilmektedir. Kitabelerden anlaşıldığına göre kemerler, Fâtımîler, Memlûkler ve Osmanlılar dönemlerinde çeşitli restorasyonlar geçirmiştir. Alman Kayzeri II. Wilhelm’in 1898’deki Kudüs ziyaretinde kemerlerin üzerlerine kaplanan alçılar, 1914-1917 yılları arasında Osmanlı 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa tarafından kaldırılmıştır. Kubbetu’s- Sahra’nın güneyindeki kemerlerin Kıble Mescidi yüzünde ortadaki sütunun üzerinde bir de güneş saati bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Kanatir (Kemerler)" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kanatir-kemerler.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p></p>

<h3>II. Mahmud veya Peygamber Âşıkları Eyvanı</h3>

<p>İçerisinde dinlenmek veya sohbet etmek amacıyla yapılan bu eyvan, Karanlık Kapı Sebili’nin hemen güneyinde bulunur. Sultan II. Mahmud döneminde (1808-1839) Trablus ve Sayda valilikleri yapmış olan Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bina, dört tarafı açık, kıble tarafında küçük bir mihrabın yer aldığı üzeri kubbeli bir yapıdır. Eyvanın neden “Peygamber Âşıkları Eyvanı” diye isimlendirildiği bilinmemektedir.</p>

<p><img alt="Peygamber aşıkları eyvanı" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/peygamber-asiklari-eyvani.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p></p>

<h3>Ahmet Paşa Halvethanesi</h3>

<p>1601 tarihli vakfiyelere göre Osmanlının Gazze Sancakbeyi olan Ahmet Paşa, Aksâ içerisinde yaptırdığı medrese ve halvethânelerde Gazzeli ve Kâdirî Tarikatı’na mensup olanları görevlendirdiği için buraya “Gazzeliler Halvethanesi” de denilir. Aksâ’nın batı tarafındaki bu mütevazı taş bina, çok ince sütunları ve taş işçiliğiyle dikkat çeker.</p>

<p><img alt="Ahmet Paşa Halvethanesi" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/ahmet-pasa-halvethanesi.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Ahmet Paşa Halvethanesi 2" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/ahmet-pasa-halvethanesi-2.JPG" / width="900" height="599"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/mescid-i-aksa-kulliyesinde-bulunan-muhtelif-yapilar</guid>
      <pubDate>Fri, 29 Dec 2023 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/mescid-i-aksa-kulliyesinde-bulunan-yapilar.jpg" type="image/jpeg" length="59614"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kudüs'e özel kitap ayraçları]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kuduse-ozel-kitap-ayraclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kuduse-ozel-kitap-ayraclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şair ve yazarlar ve entellektüellerin Kudüs'e dair özel sözlerinden oluşan baskı materyalini Diyanet Haber okurları için hazıradık. Kudüs'e özel kitap ayraçları indir, çıkar, kes, kullan.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span><span><span><strong><span><span><span>Aliya İzzetbegoviç'in sözleri</span></span></span></strong></span></span></span></h3>

<blockquote>
<p><span><span><span><span><span><span><em><strong>"Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım."&nbsp;</strong></em><br />
<em>Aliya İzzetbegoviç</em></span></span></span></span></span></span></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="392" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-3.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><em><strong>"Hakiki vatansever vatanını diğerlerine üstün tutan değil, vatanının övgüye mazhar olması için hareket edendir"</strong></em><br />
<em>Aliya İzzetbegoviç</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="392" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-19.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Kur'an edebiyat değil, hayattır; dolayısıyla O'na bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır."</em></strong><br />
<em>Aliya İzzetbegoviç</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-16.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><em><strong>"Hayat inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur."</strong><br />
Aliya İzzetbegoviç</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="392" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-11.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"İslâm korkakların değil cesur ve atılgan Müslümanların omuzlarında yükselecektir."</em></strong><br />
<em>Aliya İzzetbegoviç</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-8.jpg" width="1800" /></a></p>

<h3><strong>Sezai Karakoç'un sözleri</strong></h3>

<blockquote>
<p><strong><em>"Geceye yenilmeyen her kişiye, ödül olarak bir sabah ve bir gündüz, bir güneş vardır."</em></strong><br />
<em>Sezai Karakoç</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="393" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-9.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"İyi ki yarınlar var umutların en sevdiği gün."</em></strong><br />
<em>Sezai Karakoç</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-14.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><em><strong><span><span><span><span><span><span><span><span style="color:black">"Sen cuma gününün hürriyet kadar kutsal olduğunu onlara anlat."</span></span></span></span></span></span></span></span></strong><br />
<span><span><span><span><span><span><span><span style="color:black">Sezai Karakoç</span></span></span></span></span></span></span></span></em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><em><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-20.jpg" width="1800" /></em></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Gökte yapılıp yere indirilen şehir."</em></strong><br />
<em>Sezai Karakoç</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-32.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Her çağda, şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun, inananlar için muhakkak bir Nuh'un Gemisi vardır."</em></strong><br />
<em>Sezai Karakoç</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-40.jpg" width="1800" /></a></p>

<h3><strong>Malcolm X'in sözleri</strong></h3>

<blockquote>
<p><em><strong>"Gelecek, bugünden ona hazırlananlara aittir."</strong><br />
Malcolm X</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="393" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-5.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"En iyi nasihat, iyi örnek olmaktır."</em></strong><br />
<em>Malcolm X</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-18.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Sıkıntıdan daha iyi bir şey yoktur çünkü bir daha ki sefere kendinizi nasıl geliştireceğinizi anlatan dersler ve tohumlar verir!"</em></strong><br />
<em>Malcolm X</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-10.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"İnsanlar bir adamın bütün hayatının bir tek kitapla değişebileceğinin farkında değiller."</em></strong><br />
<em>Malcolm X</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="393" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-21.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Eğer, dikkatli olmazsanız, gazeteler, mazlumlardan nefret etmenizi, zalimleri ise çok sevmenizi sağlar."</em></strong><br />
<em>Malcolm X</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-2.jpg" width="1800" /></a></p>

<h3><strong>Cahit Zarifoğlu'nun Sözleri</strong></h3>

<blockquote>
<p><strong><em>"Ve önemli olan ‘an’dır. Onu; ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir."</em></strong><br />
<em>Cahit Zarifoğlu</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="393" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-1.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Kalbinizi ve sesinizi yumuşatın."</em></strong><br />
<em>Cahit Zarifoğlu</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-6.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>Burası Dünya!<br />
Ne çok kıymetlendirdik…<br />
Oysa bir tarla idi;<br />
Ekip biçip gidecektik.&nbsp;</em></strong><br />
<em>Cahit Zarifoğlu</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="393" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-13.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><em><strong>"Filistin; bir sınav kâğıdı…<br />
Her mü’mîn kulun önünde."</strong><br />
Cahit Zarifoğlu</em></p>
</blockquote>

<h3><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-24.jpg" width="1800" /></a></h3>

<h3><strong>Nuri Pakdil'in Sözleri</strong></h3>

<blockquote>
<p><em><strong>"Sevdiklerinizi, yüreklerinden sımsıkı tutun. Yarın, geç olmakla meşhurdur."</strong><br />
Nuri Pakdil</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-4.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Çoğu zaman, susmak, konuşmaktan daha kıymetlidir, hayırlıdır.<br />
Söz bitebilir,&nbsp; fakat sükût hiç bitmez.<br />
Çünkü o, dünyanın en uzun cümlesidir."</em></strong><br />
<em>Nuri Pakdil</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-12.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><em><strong>"İnsanın en çok kalbi temiz olmalıdır. Ne emek, ne ekmek; önce kalbimiz bozuluyor çünkü."</strong><br />
Nuri Pakdil</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="392" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-15.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Kitap okumadan meydan okuyamazsınız."</em></strong><br />
<em>Nuri Pakdil</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="393" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-17.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Tûr Dağı’nı yaşa ki bilesin nerde Kudüs<br />
Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum<br />
Ayarlanmadan Kudüs’e<br />
Boşuna vakit geçirirsin"</em></strong><br />
<em>Nuri Pakdil</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="393" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-25.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"İnsan sürekli okunan bir cümledir..."</em></strong><br />
<em>Nuri Pakdil</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="392" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-23.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>İmanımdan vazgeçmedikçe Kudüs’ten vazgeçmem!</em></strong><br />
<em>Nuri Pakdil</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="342" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-31.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>Kudüs’ü savunmak, gerçek bağımsızlığı savunmaktır.</em></strong><br />
<em>Nuri Pakdil</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-28.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><em><strong>"Yüreğimin yarısı Mekke'dir, geri kalanı da Medine'dir.<br />
Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır. Kudüs sevilmeden insanlığa girilemez.<br />
Tutsak Kudüs'e borcumuz, Kudüs'ü savunmaktır, özgürlüğüne kavuşturmaktır.<br />
Mekke, Medine, Kudüs ve İstanbul sevilmeden hayatın yani varoluşumuzun hikmeti kavranılamaz."</strong><br />
Nuri Pakdil</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="393" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-29.jpg" width="1800" /></a></p>

<h3><strong>Prof. Dr. Ali Erbaş'ın Kudüs'e dair Sözleri</strong></h3>

<blockquote>
<p><em><strong>"Kudüs, insanlığın en köklü mirasına ve tarihi serüvenine tanıklık eden evrensel bir değerdir."</strong><br />
Prof. Dr. Ali Erbaş</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="393" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-33.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><em><strong>"Kudüs, çevresinin mübarek kılındığını bizzat Kur’an’ın beyan ettiği Mescid-i Aksa’yı bağrında taşıyan şehirdir."</strong><br />
Prof. Dr. Ali Erbaş</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-34.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><em><strong>"Kudüs, imana muvafık bir duruşun, vahye sabitlenmiş istikametin ve muhabbete bağlı bir yönelişin sembolüdür."</strong><br />
Prof. Dr. Ali Erbaş</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="422" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-35.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><em><strong>"Kudüs, Müslümanların hayatında vazgeçilmesi asla mümkün olmayan mübarek bir şehirdir."</strong><br />
Prof. Dr. Ali Erbaş</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-36.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Kudüs’ü işgal edenler, İslam toplumlarını dağınık ve zayıf gördüklerinden dolayı, kendilerinde bu cesareti bulmaktadırlar."</em></strong><br />
<em>Prof. Dr. Ali Erbaş</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="393" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-37.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><em><strong>"Kudüs’ün esaretini meşrulaştıracak her söylem; vicdana, tarih ve kültüre, varoluşa karşı işlenmiş bir insanlık suçudur."</strong><br />
Prof. Dr. Ali Erbaş</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-38.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Kudüs, ilelebet Filistin’in başkentidir ve öyle kalacaktır."</em></strong><br />
<em>Prof. Dr. Ali Erbaş</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="392" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-39.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><em><strong>"Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde<br />
Götür müslümana selam diyordu<br />
Dayanamıyorum bu ayrılığa<br />
Kucaklasın beni İslâm diyordu"</strong><br />
Mehmet Akif İnan</em></p>
</blockquote>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img height="394" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/filistinayrac-26.jpg" width="1800" /></a></p>

<blockquote>
<p><strong><em>"Kudüs işgal altındayken ben nasıl gülebilirim? "</em></strong><br />
<em>Selahaddin Eyyubi</em></p>
</blockquote>

<h3><strong>Kudüs'e özel kitap ayraçları tıkla indir</strong></h3>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Kudüse Özel Kitap Ayraçları İndir" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/kuduse-ozel-kitap-ayraclari-indir.jpg" / width="774" height="138"></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kuduse-ozel-kitap-ayraclari</guid>
      <pubDate>Fri, 29 Dec 2023 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/12/diyanet-haber-kitap-ayiraclari2.jpg" type="image/jpeg" length="65587"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mescid-i Aksa Külliyesi'nde Bulunan Minareler]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/mescid-i-aksa-kulliyesinde-bulunan-minareler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/mescid-i-aksa-kulliyesinde-bulunan-minareler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mescid-i Aksâ Külliyesi’nde kaç adet minare bulunmaktadır?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mescid-i Aksâ Külliyesi’nde dört minare bulunmaktadır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>1- Burak Mescidi Minaresi</h3>

<p>Bâbu’l-Meğâribe Minaresi olarak da bilinmektedir.</p>

<h3>2- Bâbu’s-Silsile (Zincir Kapısı) Minaresi</h3>

<p>Batı tarafında Silsile Kapısı yakınlarındadır.</p>

<h3>3- Gavânime Minaresi</h3>

<p>Mescid-i Aksâ Külliyesi’nin kuzeybatı köşesinde bulunan minare, Suriye kule işçiliği tarzında 1298’de inşa edilmiştir. Kral Herod’un MÖ 30’larda Beytu’l-Makdis alanındaki tesviye sonrası ortaya çıkan kaya zemin üzerine inşa ettiği Antonia Kulesi’nin yerindedir. Aksâ’nın 4 minaresinden en göz alıcı olan minare adını Gavânim Kapısı’ndan alır. Gavânim adı ise, Selahiyye Medresesi’nde şeyhlik yapan Şeyh Ganîm adlı âlim ve ailesinden gelmektedir. (Ganîm’in çoğulu Gavânim’dir).</p>

<p><img alt="Gavanime minaresi" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/gavanime-minaresi.JPG" / width="900" height="1352"></p>

<h3></h3>

<h3>4- Bâbu’l-Esbât (Sıbtlar Kapısı) Minaresi</h3>

<p>Kuzey Revakları üzerinde, Mescid-i Aksâ Külliyesi’nin kuzeydoğudaki Sıbtlar Kapısı’na yakın bir noktada yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/mescid-i-aksa-kulliyesinde-bulunan-minareler</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Dec 2023 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/mescid-i-aksa-kulliyesinde-bulunan-minareler.jpg" type="image/jpeg" length="92866"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hz. Ömer'in Kudüs'te Verdiği İki Emannâme]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hz-omerin-kuduste-verdigi-iki-emanname</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hz-omerin-kuduste-verdigi-iki-emanname" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hz. Ömer'in (ra) Kudüs halkına vermiş olduğu emannâme, Hz. Ömer'in (ra) Kudüs'teki Hristiyanlara vermiş olduğu emannâme...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Ömer (ra), Kudüs’e tekbirlerle girdikten sonra Mescid-i Aksâ’nın yerini tespit etmiş ve orada Cuma namazını kıldıktan sonra, biri bütün Kudüslülere, diğeri sadece Hristiyanlara ait olmak üzere iki ferman vermiştir:</p>

<h3>1. Hz. Ömer’in (ra) genel olarak Kudüs ahalisine verdiği Emannâme</h3>

<p>Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,</p>

<p>Bu sözleşme, müminlerin emiri ve Allah’ın (cc) kulu Ömer tarafından İliya halkına verilen bir emandır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Onların canlarına, mallarına, kiliselerine, haçlarına, yerleşik ve göçebe olan bütün fertlerine verilen bir teminattır.</p>

<p>Kiliseleri mesken yapılmayacak, yıkılmayacak ve kısmen dahi olsa işgal edilmeyecektir. İçindeki kutsal eşyalara dokunulmayacaktır.</p>

<p>Halkın mallarına el sürülmeyecektir. Kimse dinî inançlarından dolayı zorlanmayacak, kendilerine asla zarar gelmeyecek ve yurtlarına Yahudiler iskân olunmayacaktır.</p>

<p>Buna karşılık onlar da cizye vereceklerdir.</p>

<p>Bunlardan kim yurdunu terk etmek isterse, gideceği yere kadar mal ve can emniyeti sağlanacaktır. Yurdunda kalmak isteyenler ise, güvende olacaklardır ve cizye vereceklerdir.</p>

<p>İsteyen Rumlarla gidecek, isteyen de toprağına dönecektir.</p>

<p>Hasat elde edinceye kadar onlardan bir şey istenmeyecektir.</p>

<p>Bu, Allah’ın Resulü’nün, halifelerin ve müminlerin Kudüs halkına verdiği güvenlik ahdidir.</p>

<p>Cizye ödedikleri müddetçe geçerlidir.</p>

<p>Şahitler: Halid b. Velid, Amr b. As, Abdurrahman b. Avf ve Mu’aviye b. Ebî Süfyan</p>

<p>(Hicri 15 yılında hazırlandı ve yazıldı.)</p>

<h3>2. Hz. Ömer’in genel olarak Hristiyanlara verdiği Emannâme</h3>

<p>Allah’a (cc) hamd olsun ki, bizi İslam ile aziz kıldı, iman ile şereflendirdi. Peygamberi Muhammed ile bize rahmet eyledi, bizi dalaletten hidayete götürdü. Aramızdaki dağınıklıktan sonra bizi bir araya getirdi ve kalplerimizi birleştirdi. Düşmanlarımıza karşı zafer verdi ve bize bu beldeleri nasip etti, bizi birbirini seven kardeşler hâline getirdi. Ey Allah’ın kulları! Bu nimetlere karşı Allah’a hamd ediniz.</p>

<p>Bu, Ömer b. el-Hattab’ın Kudüs-i Şerif’deki Tûr-i Zeytûn’da millet-i İseviye’nin şerefli patriği Sophronios’a verdiği ve bütün reâyâ ile papaz ve patrikleri içine alacak şekilde tanzim olunan yazılı ahidnamesidir.</p>

<p>1. Bütün papazlar nerede ve hangi şartlarda olurlarsa olsunlar, biz Müslümanlardan emana (güvenceye) sahiptirler. Bütün gayrimüslimler, zimmet akdinin hükümlerine riayet ettikleri müddetçe, emanları geçerlidir. Biz müminler ve bizden sonra gelecek olanlar, onları korumakla mükellefiz. İtaat ve bağlılıkları devam ettikçe de bu devam edecektir.</p>

<p>2. Verilen bu koruma ve eman sözü kendileri için geçerli olduğu kadar, kiliseleri, manastırları, dışarıda ve içeride bulunan bütün ziyaret mahalli olan mukaddes mekânları için geçerlidir.</p>

<p>3. Bu mukaddes mekânlar şunlardır: Kumâme Kilisesi, Hz. İsa’nın doğum yeri olan Beytüllahm’deki Büyük Kilise, kıbleye, kuzeye ve batıya açılan üç kapılı mağara.</p>

<p>4. Kudüs’te bulunan Hristiyanların dışındaki Hristiyan cemaatleri, yani Habeş Hristiyanları, Avrupa’dan ziyaret için gelenler, Kıbtîler, Süryânîler, Ermeniler, Yakubîler, Marunîler ve benzeri taifeler, tamamen adı geçen Patrik’e tabidirler; Patrik bunlara takdim olunur.</p>

<p>5. Zira bu sayılan patrik ve papazlara, Hz. Peygamber mübarek mührü ile eman vermiş ve korunmalarını istemiştir. Biz müminler de, onlara iyi davranan Peygamber hürmetine onlara iyi davranacağız.</p>

<p>6. Bu patrik ve papazlar, cizye ve benzeri mükellefiyetlerden, denizde ve karada muaf olacaklardır. Bunların Kumâme Kilisesi’ne ve diğer mukaddes mekânlara girişlerinden dolayı kendilerinden bir şey alınmayacaktır. Ancak Hristiyanların elindeki Kumâme Kilisesi’ne gelen ziyaretçiler, Patrik’e 1 dinar 1/3 dirhem vereceklerdir.</p>

<p>7. Erkek-kadın bütün müminler ile sultan, hâkim veya vali, zengin veya fakir, mutlaka bu emirlerimizi koruyacaklardır.</p>

<p>8. Hristiyan reislerine bu ferman sahabe-i kiramdan Abdullah, Osman b. Affan, Sa’d b. Zeyd, Abdurrahman b. Avf ve diğer sahabe kardeşlerimizin huzurunda verilmiştir.</p>

<p>9. Bu yazılı fermanda açıkladığımız emirler korunsun, riayet edilsin ve ellerinde kalsın. (20 Rebiül-Evvel 15 H.)</p>

<p>10. Müminlerden kim bu fermanımızı okur da şimdi veya kıyamete kadar, ona muhalefet ederse, Allah’ın ahdini bozmuş ve Habibi’ne isyan etmiş olur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hz-omerin-kuduste-verdigi-iki-emanname</guid>
      <pubDate>Fri, 15 Dec 2023 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/hz-omerin-kuduste-verdigi-iki-emanname.jpg" type="image/jpeg" length="33660"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistin'de Tarihi Şahsiyetler]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-tarihi-sahsiyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-tarihi-sahsiyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hz. Sare kimdir? Hz. Hacer kimdir? Hz. Meryem kimdir? Belkıs kimdir? Belkıs hangi dönemde yaşamıştır? Talut kimdir? Calut kimdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>HZ. SÂRE ve HZ. HÂCER</h3>

<p>Tevrat’taki anlatıma göre Hz. İbrahim (as) ve eşi Sâre, Ken‘ân diyarında (Filistin) kıtlık olunca bir süre kalmak için Mısır’a giderler. Mısır’a vardıklarında Firavun, Sâre’nin güzelliğini duyup onu sarayına aldırır. Karşılığında da Hz. İbrahim’e (as) çeşitli hayvanlarla köle ve cariyeler verir. Firavun, Sâre’ye yaklaşmak ister, fakat Rab tarafından cezalandırılır. Sâre’nin Hz. İbrahim’in (as) eşi olduğunu ve onların sıradan insanlar olmadıklarını anlayan Firavun, Sâre’yi geri gönderdiği gibi daha önce verdiklerini de almaz. Tevrat’ta açıkça belirtilmemekle birlikte Hâcer de Hz. İbrahim’e (as) verilen cariyeler arasında bulunmalıdır.</p>

<p>Hz. İbrahim’in eşi ve Hz. İsmail’in (as) annesi olan Hâcer Tevrat’a göre Mısırlı bir cariyedir. Uzun süre çocuğu olmayan Sâre, dönemin kuralları gereğince neslin devamı için Hâcer’i ikinci eş olarak kocasına takdim eder. Hâcer hamile kalınca Sâre’ye karşı tavrı değişir; Sâre de ona kötü davranır ve kaçmak zorunda bırakır. Şur yolunda bir çeşme başında Hâcer’i bulan Rabb’in meleği hanımına geri dönmesini söyler ve “Senin zürriyetini çoğalttıkça çoğaltacağım ve çokluğundan sayılmayacaktır. İşte sen gebesin ve bir oğul doğuracaksın, onun adını İsmâil koyacaksın” diyerek müjde verir. Bunun üzerine geri dönen Hâcer’den Hz. İsmail (as) dünyaya gelir.</p>

<p>Yine Tevrat’a göre Hz. İbrahim (as) 100, oğlu İsmail on dört yaşında iken Sâre İshak’ı (as) dünyaya getirir. İshak’ın (as) sütten kesilmesi münasebetiyle verilen ziyafet sırasında İsmail İshak’a gülünce Sâre kızar ve Hz. İbrahim’e (as), “Bu câriyeyi ve oğlunu dışarı at; çünkü bu cariyenin oğlu benim oğlumla, İshak’la beraber mirasçı olmayacaktır” diyerek onları kovmasını ister. Hz. İbrahim (as) ise bunu doğru bulmaz; ancak Allah (cc) da aynı şeyi emredince ekmekle su tulumunu Hâcer’in omuzuna yükler, çocuğu da yanına verip gönderir. Hâcer oğluyla birlikte Beer Şeva çölüne gider. Su tükenince çocuğu bir çalı dibine atar; onun ölümünü görmemek için de bir ok atımı mesafeye giderek ağlamaya başlar. Çocuğun sesini işiten Rabb’in meleği Hâcer’e seslenerek korkmamasını söyler. Allah (cc), Hâcer’in gözlerini açar ve bir su kuyusu görür. Kuyudan su çekerek çocuğa içirir. Daha sonra Paran çölüne yerleşen Hâcer oğlu büyüyünce ona Mısırlı bir kadın alır. Tevrat’ta Hâcer’in daha sonraki hayatı ve ölümüyle ilgili bilgi yoktur.</p>

<p>Kur’an’daki anlatıma göre de Sâre ile evlenen İbrahim’in (as) uzun süre çocuğu olmamıştı. Bundan dolayı zaman zaman&nbsp;Allah’a (cc) yalvarmış ve “Rabbim bana sâlihlerden olacak bir evlat ver!” şeklinde dua etmiştir. Sâre kocasının evlat hasreti çekmesine üzülmüş ona Mısır’dan getirdiği cariyesi Hâcer’i ikinci eş olarak takdim etmiş ve bu evlilikten İsmail dünyaya gelmiştir. Daha sonra İbrahim (as), Allah’tan (cc) aldığı emir üzerine Hâcer ile oğlunu Mekke’ye Kâbe’nin bulunduğu yere götürmüştür. O sırada tamamen ıssız olan Mekke’nin kupkuru vadisine getirilen Hâcer İbrahim’e (as), “Bizi hiçbir ekinin bitmediği ve kimsenin yaşamadığı bu vadiye bırakıp gidecek misin?” diye sormuş, İbrahim (as) da&nbsp;bunu Allah’ın (cc) emriyle yaptığını ve böyle yapmaya mecbur olduğunu söylemiştir. Bununla birlikte oğlunu ve karısını bu ıssız yerde âdeta ölüme terk etmek İbrahim’e (as) çok zor gelmiş ve Allah’a (cc) şöyle dua etmiştir:</p>

<p>“Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben neslimden bir kısmını senin Beytülharâm’ının (Kâbe) yanında ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. Sen de insanlardan bir kısmının gönlünü onlara meylettir ve çeşitli meyvelerle onları besle ki sana şükretsinler.” (İbrahim, 14/37)</p>

<p>Hâcer, ıssız Mekke vadisinde İbrahim’in bırakmış olduğu az miktardaki su ve erzakın tükenmesi üzerine İsmail’in (as) susuzluktan ölmesinden korkarak telaşlanmıştı. Çaresizlikten Safâ ile Merve tepeleri arasında yedi defa gidip gelmiş, bu sırada oğlunun bulunduğu yerden zemzem suyunun çıktığını görmüş ve bu vadide kendisine su ihsan eden Allah’a (cc) şükretmiştir. Hâcer, çevreden gelenlerle beraber Mekke’de yaşamış, orayı imar etmiş ve doksan yaşında vefat ederek Hıcr’e defnedilmiştir.&nbsp;Hz. Sâre ise, Hz. İbrâhim’den (as) önce vefat etmiş, kocası Hevron’da içinde bir mağara bulunan ağaçlık bir arazi satın alarak onu mağaraya gömmüş, daha sonra kendisi de vefatında buraya defnedilmiştir. Nitekim kabri, Hz. İbrahim’in (as) kabri ile yan yana Halîl Camii’nin tam ortasında bulunmakta ve hem Müslümanlar, hem de Yahudiler tarafından ziyaret edilmektedir.</p>

<h3>BELKIS</h3>

<p>Belkıs, MÖ X. yüzyılda Yemen’de yaşayan bir Arap kavmi olan Sebe kraliçesidir. Ahd-i Atîk’te bu kraliçenin, Allah’ın (cc) adını yaymasından dolayı şöhreti her yerde duyulan Hz. Süleyman’ı (as) bizzat görmek, gerçek bir peygamber olup olmadığını anlamak üzere büyük bir kafileyle Kudüs’e geldiği ve gelirken de baharat, altın ve kıymetli taşlardan oluşan çok değerli hediyeler getirdiği anlatılmaktadır. Ziyareti sırasında Hz. Süleyman’a (as) sorduğu, karşılığı yalnız kendince bilinen her sorunun cevabını almış, sonunda da onun peygamberliğine ve Allah’ın (cc) birliğine iman etmiştir. Hz. Süleyman’a (as), “Daima senin önünde duran, senin hikmetlerini dinleyen adamlarına ne mutlu!” diyerek takdirlerini bildirmiş ve kendisine verilen kıymetli hediyelerle birlikte ülkesine dönmüştür.</p>

<p>Kur’an’daki anlatıma göre ise Hz. Süleyman (as) Hüdhüd kuşunun getirdiği bilgiler üzerine, güneşe tapan Sebelilerin bir kadın olan hükümdarlarına yine Hüdhüd vasıtasıyla bir mektup gönderir ve onları hak dine davet eder. Mektubu alan melike kavminin ileri gelenlerini toplar, Süleyman’dan (as) Besmele ile başlayan ve kendilerini tevhid dinine davet eden çok önemli bir mektup aldığını söyleyerek muhtevası hakkında onlara bilgi verir. Onların görüşünü aldıktan sonra hükümdarların girdikleri yerleri tahrip edip güçlüleri zelil kıldıklarını hatırlatarak meseleyi barışçı yoldan halletmek niyetinde olduğunu bildirir. Hz. Süleyman’a (as) olumlu bir cevap yerine bazı hediyeler gönderir. Bu duruma öfkelenen Süleyman (as), Belkıs’ın hediyelerini elçileriyle birlikte geri yollar ve üzerine yürümekle tehdit eder. Sonunda Hz. Süleyman’ın (as) bizzat ziyaretine gitmek zorunda kalan melike, onun cismanî ve ruhanî gücü karşısında gerçek bir peygamber olduğunu anlar ve daha önce yanlış yolda bulunduğunu itiraf ederek tevhid dinini kabul eder.</p>

<p>İlgili ayetlerde, Kitap bilgisi olan birinin, bir anda Belkıs’ın tahtını oraya getirmesi, köşke girerken de Belkıs’ın billurdan zemini su sanarak eteklerini toplaması da anlatılır. Bir kraliçeyi bile şaşırtan, yanıltan bu iki örnek, Hz. Süleyman (as) dönemindeki, bilgi, teknoloji ve sanatın niteliği hakkında da önemli ipuçları vermektedir.</p>

<p>Bir Habeş efsanesine göre ise Hz. Süleyman (as) ve Sebe melikesi evlenmiş ve Habeş hanedanı onların çocukları olan I. Menelik ile başlamıştır.</p>

<h3>HZ. MERYEM</h3>

<p>İslam’da üstün nitelikleri sebebiyle yüceltilen, iffet ve itaat simgesi bir şahsiyettir. Hristiyanlık’ta “tanrı doğuran” olarak nitelenmekte, Hristiyanların ibadet hayatında önemli bir yer tutmakta, onun da Hz. İsa gibi aslî günahtan uzak olduğuna ve öldükten sonra semaya yükseldiğine inanılmaktadır.</p>

<p>Meryem adı ona annesi tarafından verilmiştir. Meryem’in Davud’un (as) soyundan olduğu belirtilmektedir. Meryem’in annesi Anna (Hanne), babası Yoakim (İmrân) olarak zikredilmektedir. Anna ile Hz. Yahya’nın (as) annesi Elizabet kardeştir. Meryem’in doğum yeri olarak Sepphoris, Nâsıra, Beytülahm ve daha kuvvetli bir ihtimal olmak üzere Kudüs’ten bahsedilmektedir. Kudüslü zengin bir Yahudiyle evli olan Anna, uzun bir kısırlık döneminin ardından yaşlılık çağında bir çocuğunun olacağı müjdesini alınca doğacak çocuğunu Rabb’in hizmetine adar ve ona Meryem adını verir. Altı aylıkken yürüyen, bir yaşına basınca din adamları tarafından takdis edilen, üç yaşında Kudüs’e mabede götürülen Meryem, bakirelik yemini ederek gece gündüz Allah’ı zikirle meşgul olan bakirelerle birlikte mabette kalır. Bir melek her gün onu ziyaret edip yiyecek getirir. Bu sebeple Meryem kohenlerin verdiklerini fakirlere dağıtır.</p>

<p>Yahudi geleneğinde bir kız on iki (veya on dört) yaşına geldiğinde mabetten ayrılıp evlenmektedir. Ancak Meryem bakirelik yemini ettiğinden onun hakkında ne yapılacağı Rab’den sorulur, çekilen kura neticesinde Meryem’in Davud’un oğlu Yusuf’la evlendirilmesi veya onun himayesine verilmesi kararlaştırılır. Yusuf, kendisinin hem yaşlı hem çocuk sahibi olduğunu belirterek buna itiraz ederse de karar değişmez. Bunun üzerine Yusuf, Meryem’i ve ona arkadaş olarak verilen altı bakireyi evine götürür, kendisi de çalışmak için başka bir şehre gider.</p>

<p>İncil’e göre Cebrâil, Nâsıra’da oturan Meryem’i ziyaret edip İsa’nın doğumunu müjdelediğinde o Yusuf ile nişanlıydı ve müstakbel eşiyle birlikte oturmuyordu. Cebrâil’in, bir çocuk doğuracağını müjdelemesi karşısında Meryem’in bakire iken çocuğunun nasıl olacağını sorması üzerine melek bunun Rûhu’l-Kudüs vasıtasıyla olacağını bildirir. Meryem’e yaşlı ve çocuksuz olan teyzesi Elizabet’in de bir çocuk doğuracağı haber verilince teyzesini ziyarete gider, üç ay onun yanında kaldıktan sonra evine döner. Meryem’in hamileliğinin altıncı ayında evine dönen Yusuf durumu anlayıp ondan gizlice boşanmak istemiş, fakat rüyasında meleğin kendisine gerçeği açıklaması üzerine Meryem’le şeklen evlenip onu yanına almış, ancak bir oğul doğuruncaya kadar ona el sürmemiştir. Yusuf ve Meryem nüfusa yazılmak üzere Beytülahm’e giderler ve İsa orada doğar. Meryem, Tevrat’ın hükmüne uyarak İsa’nın doğumundan kırk gün sonra Yusuf’la birlikte İsa’yı mabede götürür; kurban ibadeti ifa edildikten sonra Nâsıra’ya döner. Her yıl Fısıh (Pesah) bayramında Kudüs’e giden Yusuf ve Meryem, on iki yaşına gelen ve dinî yükümlülüğü başlayan İsa’yı da Kudüs’e götürmüşlerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hz. İsa’nın (as) tebliğ faaliyeti esnasında annesi Meryem çoğunlukla arka planda kalmaktadır. Romalı askerler İsa’yı yakaladığında Kudüs’te olan Meryem oğlunun çarmıha gerilişi ve mezara konuluşunda hazır bulunur. İsa’nın semaya yükselişinden sonra Meryem’in havârîler ve diğer kadınlarla birlikte duaya devam ettiğine dair bilgi Meryem’le ilgili son nakildir. Meryem’in çarmıh hadisesinde kırk dokuz veya elli yaşında olduğu, bundan sonra on veya on üç yıl yaşadığı, altmış üç veya yetmiş iki yaşında öldüğü gibi çeşitli rivayetler vardır.</p>

<p>Katolikler Meryem’in son günlerini Efes’te geçirdiği kanaatindedirler. Bu konuda Kudüs tezinin daha güçlü olduğu görülmektedir. En yaygın kanaat, Hz. Meryem’in Yehoşofat vadisinde bugün Assomption Kilisesi’nin bulunduğu yerde medfun olduğu yönündedir. Ancak Kudüs’te Meryem’in mezarının bulunduğu yer olarak Yehoşofat vadisi, Getsemani ve Siyon dağı olmak üzere üç ayrı yer ileri sürülmektedir. Diğer taraftan Meryem’in bedeniyle semaya çıktığından bahseden bütün teologlar ve tarihçiler de semaya çıkışın Kudüs’te olduğunu kabul etmektedir.</p>

<p>Hz. Meryem Kur’an’da ismiyle anılan yegâne kadındır. Meryem’in dünyaya gelişine dair Kur’an-ı Kerim dışındaki İslamî kaynaklarda yer alan rivayetler yukarıdaki bilgilerle hemen hemen aynıdır. Kur’an’da İmrân’ın karısının doğacak çocuğunu Rabb’e adadığı, kız olunca ona Meryem adını verdiği, kovulmuş şeytana karşı onun ve soyunun korunmasını dilediği ve Allah’ın bu dileği kabul ettiği anlatılmaktadır. Hanne, adağı gereği çocuğunu doğar doğmaz veya sütten kesildikten sonra Harun soyundan din adamlarının bulunduğu Beytu’l-Makdis’e götürerek onlara teslim eder. Zekeriyya, Meryem’in teyzesinin kocası olduğu için onu himayesine almak isterse de Yahudi din adamları, Meryem’in babası İmrân’ın kendi dinî liderleri olması sebebiyle çocuğu kendileri almak istediklerinden bunu kabul etmezler. Sonuçta kura çekerler ve Meryem’in himayesini Zekeriyya üstlenir. Zekeriyya, Meryem’i evine götürüp teyzesine teslim eder, ayrıca ona bir sütanne tutar; Meryem ergenlik çağına gelince onu annesinin adağının gerçekleşmesi için mabede götürür. Meryem orada bir odaya yerleşir. Kur’an’da anlatıldığına göre Allah ona hüsnükabul gösterir ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirir. Melekler ona, “Ey Meryem! Allah seni seçti; seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına üstün kıldı. Rabbine ibadet et, secdeye kapan, eğilenlerle beraber sen de eğil” (Âl-i İmrân, 3/42)&nbsp;diye tavsiyelerde bulunurlar. Kur’an-ı Kerim’de bildirildiğine göre ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilen, diğerleriyle arasını bir perde ile ayıran Meryem’e düzgün bir insan şeklinde görünen melek ona bir erkek çocuk doğuracağını müjdeler. Meryem’in, kendisine bir erkek eli bile değmemişken bunun nasıl olacağını sorması üzerine, “Allah dilediğini böylece yaratır. Bir işin olmasını dilerse ona ol der, o da olur” cevabını verir. Kur’an’da, “İmrân kızı Meryem’e ruhumuzdan üfledik” denilerek hamile kalış keyfiyeti anlatılmaktadır. Meryem doğum sancısı başlayınca bir hurma ağacına yaslanır ve “Keşke daha önce ölseydim de unutulup gitseydim” der. Kendisine üzülmemesi, alt yanında bir ark meydana getirildiği, hurma dalını silkeleyip yemesi ve insanlarla karşılaştığında konuşmaması söylenir. Doğumdan sonra kavminin yanına gelen Meryem’e halk, “Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi, annen de iffetsiz değildi!” diyerek onu kınar. Meryem hiç kimseyle konuşmama adağında bulunduğu için kendisi cevap vermeyip çocuğu gösterir ve çocuk kendini tanıtan açıklamalar yapar. (Meryem, 19/16-33)</p>

<p>Kur’an’da ve hadislerde en çok övülen kadınların başında gelen Hz. Meryem iffet, ismet ve takvâ gibi faziletleri kendinde toplamış bir şahsiyettir. Hz. Meryem bedenî ve ruhî saflığı, kendini Allah’a ibadete adaması, iffet ve namusunu koruması sebebiyle “Betûl” olarak adlandırılmıştır. Betûl ayrıca manevî mükemmellikle birlikte fizikî güzelliği de ifade ettiğinden Hz. Meryem zamanının en güzel ve en mükemmel kadını olarak da tanımlanmaktadır. Kadınlardan da peygamber olabileceğini savunan Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî peygamber kabul ettiği altı kadın arasında Meryem’i de saymıştır. Meryem’in tertemiz olması onun “maddî ve manevî kötülük ve günahlardan uzak olduğu” şeklinde anlaşılmaktadır. Hadislerde kadınlar arasında kemale erenlerin Firavun’un hanımı Âsiye ve İmrân’ın kızı Meryem olduğu belirtilmekte, “Zamanındaki dünya kadınlarının en hayırlısı İmrân kızı Meryem, bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı da Hatice’dir” denilmektedir.</p>

<p>Kidron Vadisi’ndeki Meryem Ana Türbesi, Hz. Meryem’in vefatından sonra bir müddet gömülü kaldığı mekândır. Katolikler, Meryem’in hiç ölmeyip, ebedî bir istirahata dalmış olduğuna, Ortodokslar ise vefat ettiğine, bir müddet bekleyen cesedin daha sonra göklere çekildiğine inanırlar.</p>

<h3>TÂLÛT ve CÂLÛT</h3>

<p>Kur’an-ı Kerim’de İsrailoğulları’nın kralı olarak kendisinden söz edilen Tâlût, Ahd-i Atîk’te Şaul (Saul) ismiyle anılır. İsrailoğulları’nın ileri gelenleri Hz. Musa’dan (as) yaklaşık 300 yıl sonra gelen bir peygamberden Allah (cc) yolunda savaşmaları için kendilerine bir kral tayin etmesini isterler. Bu peygamber onlara Allah’ın (cc) kral olarak Tâlût’u seçtiğini haber verir. Fakat onlar bu göreve kendilerinin daha layık olduğunu ileri sürerek Tâlût’un krallığına karşı çıkarlar. Peygamber de onlara Allah’ın (cc) Tâlût’u üstün kıldığını, ona ilim ve beden gücü verdiğini söyler; ayrıca onun hükümdarlığının işareti olarak içerisinde “sekîne” ile Musa ve Harun ailelerinden kalan eşyanın bulunduğu tabutun (ahid sandığı) geri verileceğini ve tabutu meleklerin taşıyacağını bildirir. Sonunda Tâlût, Câlût’un (Golyat) ordusuyla savaşmak üzere yola çıkar; askerlerine Allah’ın (cc) kendilerini bir nehirle imtihan edeceğini söyler ve nehirden bir avuçtan fazla su içmemelerini ister. Ancak askerlerin çoğu nehrin suyundan bol miktarda içer ve Câlût’a karşı savaşma güçlerini yitirir. Tâlût’un uyarısını dikkate alanlar ise nehri geçip Câlût’un ordusuyla savaşır; Câlût’un karşısına çıkan Davud isimli bir genç onu öldürür.</p>

<p>Câlût ise Tâlût’un krallığı döneminde İsrailoğulları’nın savaştıkları düşman kavimlerden birinin reisidir. Kur’an-ı Kerim’de Câlût olarak adlandırılan bu kişinin ismi Ahd-i Atîk’te Golyat şeklinde geçmektedir. Filistî kavminden ve Gat şehrinden olan Golyat iri cüssesi sebebiyle âdeta dev gibi tasvir edilmektedir. İsrail toprağını işgal eden Filistî ordusunda yer alan Golyat zorlu bir savaşçıdır. İsrail ordusu ile Filistî ordusu karşı karşıya geldiğinde başında tunç başlık, üzerinde pullu zırh, baldırlarında tunç zırhlar, omuzları arasında tunç kargı ve elinde mızrağı ile İsrail ordusuna meydan okuyarak onları mübarezeye davet eder. Bu meydan okuma kırk gün sürer, fakat İsrail ordusundan hiç kimse onun karşısına çıkmaya cesaret edemez. Orduya katılan büyük kardeşlerini ziyaret için karargâha gelen genç yaştaki Davud bu durumu görünce Golyat’ın karşısına çıkmak ister. Davud’un sapanla karşısına çıktığını gören Câlût kendisini küçümsediğini düşünerek çok kızar. Ancak Davud sapanına koyduğu taşla Câlût’u iki kaşının arasından vurur, sonra da kılıçla başını keser ve Câlût ölür.</p>

<p>İlk intifada günlerinden beri mazlum Filistinliler, işgalcilere karşı silah olarak sapan ve taşı seçmişlerdir. Aslında bu sadece bir çaresizlik ve yokluktan kaynaklanan bir tavır değildir. Bunun arkasında dinî ve tarihî açıdan çok anlamlı bir arka plan vardır. Buna göre sapan ve taşın üç olumsuz anlamı vardır. İlki, genç Davud’un, İsrailoğulları’nın en azılı ve güçlü düşmanı tunçtan zırhlara bürünmüş olan Câlût’u (Golyat’ı) sapanıyla attığı taş ile alnından vurup öldürmesi; ikincisi Yahudî Şeriati’nde zina edenlerin recm uygulamasıyla taşlanarak öldürülmesi; üçüncüsü de hacda şeytanın taşlanması. İşte bundan dolayı, sapanla taş atma, Yahudilerce psikolojik olarak çok ağır hakaret olarak algılanmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/filistinde-tarihi-sahsiyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 13 Dec 2023 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/filistinde-tarihi-sahsiyetler.jpg" type="image/jpeg" length="16174"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Korkut Ata (Dede Korkut)]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/korkut-ata-dede-korkut</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/korkut-ata-dede-korkut" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Ayet: Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız; artık kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Yapılan, bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu getirir ortaya koyarız.… (Enbiya, 47.)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Korkut Ata (Dede Korkut)</strong></h3>

<p>Adı, tarihî kaynaklarda ve çeşitli Oğuz rivayetlerinde kimi zaman sadece “Korkut”, kimi zaman “Korkut Ata” olarak geçer; Batı Türkçesinde “Dede Korkut” olarak da anılır. Yazılı kaynaklarda hükümdarlara vezirlik, müşavirlik yapmış bir Müslüman Türk velisi olarak tanıtılmıştır. Oğuzların İslâm’ı kabul edişlerinden önceki dönemlerin bir kâhini (kam, baksı) olduğu, İslamlaşma sürecinde kültürel değişime paralel olarak bir evliya kimliğine büründüğü düşünülür. Göçebe bozkır hayatının geleneklerini ve törelerini çok iyi bilen, kabile teşkilâtını koruyan bir Oğuz büyüğüdür. Halkın atası, bilgin ve güçlü bir halk ozanıdır. İçinde yiğitliğin, mertliğin, gerçek sevda, vatan, ana baba ve yar sevgisinin bulunduğu hikayeler anlatır. Hanlar güç durumlarda ona danışırlar; öğütler veren, yol gösteren, içinden çıkılmaz gibi görünen güçlükleri çözen hep odur. Yerleşik hayatın gündelik pratiklerinde kendine yer bulan; doğum, evlenme ve ölüm geleneklerine yansımış özlü sözleri, anlatımları, müzik aletleri ve ezgileri ile toplum hayatında önemli bir yeri olan yarı efsanevi bir bilgedir.</p>

<p>---</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Osmanlı Devleti Döneminin Haritacı ve Denizcisi “Kitab-ı Bahriyye” Müellifi, Piri Reis’in Vefatı. (1553)</strong></p>

<p>---</p>

<p>Kim âhiret kazancını isterse onun bu kazancını arttırırız; kim dünya kazancını tercih ederse ona da bundan veririz; ama onun âhirette hiçbir nasibi olmaz. (Şûrâ, 42/20)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi, Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/korkut-ata-dede-korkut</guid>
      <pubDate>Sat, 09 Dec 2023 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/10/diyanet-takvimi343.jpg" type="image/jpeg" length="62965"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kubbetü's-Sahra Avlusunda Bulunan Muhtelif Yapılar]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kubbetus-sahra-avlusunda-bulunan-muhtelif-yapilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kubbetus-sahra-avlusunda-bulunan-muhtelif-yapilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kubbetü's-Sahra Avlusunda bulunan muhtelif yapılar nelerdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>Kadı Burhaneddin Minberi</h3>

<p>Kubbetu’s-Sahra’nın hemen güneyindedir. Ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Kitabelerde, adını veren Kudüs Kadısı Burhaneddin’in (1325-1388) ve restore eden Sultan Abdulmecid’in isimleri mevcuttur. 17. yüzyıl sonuna kadar yazları Cuma ve bayram hutbelerinde hatta yağmur dualarında kullanıldığından “Yaz Minberi” de denilmektedir. Minber, Haçlı, Memlûk ve Osmanlı karışımı bir taş işçiliği ürünüdür.</p>

<p><img alt="Kadı Burhaneddin Minberi 3" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kadi-burhaneddin-minberi-3.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Kadı Burhaneddin Minberi" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kadi-burhaneddin-minberi.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Kadı Burhaneddin Minberi 2" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kadi-burhaneddin-minberi-2.JPG" / width="900" height="1352"></p>

<h3></h3>

<h3>Süleyman’ın Tahtı</h3>

<p>Altın Kapı’nın hemen kuzeyinde iki odalı bir binadır. Odanın birinde Hz. Süleyman’a ait olduğu söylenen büyükçe bir kabir bulunur. Buranın, Beytu’l-Makdis’in inşası sırasında Hz. Süleyman’ın üzerine çıkıp teftiş ettiği kürsü olduğu ve Hz. Süleyman’ın onun üzerindeyken vefat ettiği söylenir. Osmanlı tarafından inşa edilen bu binanın ikinci odasında ise bugün hadis dersleri okutulmaktadır.</p>

<p><img alt="Süleyman Tahtı 2" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/suleyman-tahti-2.JPG" / width="900" height="599"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Süleyman Tahtı" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/suleyman-tahti.JPG" / width="900" height="599"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kubbetus-sahra-avlusunda-bulunan-muhtelif-yapilar</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Dec 2023 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/mescid-i-aksa-kulliyesinde-bulunan-muhtelif-yapilar.jpg" type="image/jpeg" length="44540"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kubbetü's-Sahra Avlusunda Bulunan Kubbeler]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kubbetus-sahra-avlusunda-bulunan-kubbeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kubbetus-sahra-avlusunda-bulunan-kubbeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kubbetü's-Sahra avlusunda hangi kubbeler bulunmaktadır? Kubbetü's-Sahra avlusunda bulunan kubbelerin özellikleri nelerdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kubbetu’s-Sahra avlusunda birçok kubbe bulunmaktadır. Kubbeler, Kubbetu’s-Sahra ve Kıble Mescitlerinin görülmesi ve imamın sesinin işitilmesi amacıyla sütunlar üzerine ve duvarsız yapılmıştır.</p>

<h3>Zincir Kubbesi (Silsile Kubbesi)</h3>

<p>Kubbetu’s-Sahra’nın doğu kapısının önündedir ve onun 1/27 ölçeğinde bir maketi gibidir. Kubbetu’s-Sahra’nın mimarlarınca önce bir model olarak yapıldığı ve Abdulmelik b. Mervan’ın beğenmesi üzerine Kubbetu’s-Sahra’nın yaptırıldığı söylenmektedir. Başka bir görüşe göre burası, aslında duvarları olan bir hazine olarak inşa edilmiş ve Emevî inşaatları için toplanan hazine burada saklanmıştır. Kubbe, Haçlılar döneminde şapel ve Kutsalların Kutsalı Kilisesi olarak da kullanılmıştır. On küsur sütun üzerindeki eğimli çatının üstünde yer alan kurşunlu kubbeli bir yapıdır. Her tarafı açık olan kubbenin kıble tarafında mihrap bulunmaktadır. Kubbealtı kuşaktaki çiniler ve yerdeki mermerler Osmanlı mirasıdır. Osmanlı döneminde burada önemli toplantılar yapılmıştır.</p>

<p><img alt="Zincir Kubbesi" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/zincir-kubbesi.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Zincir Kubbesi 1" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/zincir-kubbesi-1.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Zincir Kubbesi  3" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/zincir-kubbesi-3.JPG" / width="900" height="599"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Zincir Kubbesi  2" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/zincir-kubbesi-2.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p></p>

<h3>Mirac Kubbesi</h3>

<p>1200’de Eyyûbî Sultanı el-Âdil döneminde inşa edilmiş olup Kubbetu’s-Sahra’nın kuzeybatısındadır. Buranın yerinde 699’da bile bu isimle bir kubbenin bulunduğu söylenmektedir. Hz. Peygamber’in Mirac’a bu noktadan yükseldiği belirtilmektedir. Sekizgen bir yapının üzerindeki kubbenin içinde güney duvarına bitişik, 1781’de yapılmış bir Osmanlı mihrabı mevcuttur. Bina, Haçlı binalarından aktarılmış 30 kadar ince sütun üzerinde duran taş kubbeli bir yapıdır. Muhtemelen duvarlarla sonradan kapatılmıştır. Kubbenin zirvesinde ise alem yerine yine sütunlar üzerindeki minyatür başka bir kubbe vardır.</p>

<p><img alt="Mirac Kubbesi 2" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/mirac-kubbesi-2.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Mirac Kubbesi 5" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/mirac-kubbesi-5.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Mirac Kubbesi 4" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/mirac-kubbesi-4.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p></p>

<h3>Nebi Mihrabı ve Kubbesi</h3>

<p>Kubbetu’s-Sahra ile Mirac Kubbesi arasındadır. Peygamberimizin (sas) Mirac gecesi önceki peygamberlere imamlık yaptığı yerde inşa edilmiştir. Yapının zemini, Memlûklerden; mihrabın etrafını çeviren nişler, kubbe ve 8 sütun ise Osmanlı’nın farklı dönemlerinden gelmedir.</p>

<p><img alt="Nebi Mihrabı ve Kubbesi" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/nebi-mihrabi-ve-kubbesi.JPG" / width="900" height="1352"></p>

<p><img alt="Nebi Mihrabı 2" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/nebi-mihrabi-2.JPG" / width="900" height="602"></p>

<p><img alt="Nebi Mihrabı" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/nebi-mihrabi.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Nebi Mihrabı 3" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/nebi-mihrabi-3.JPG" / width="900" height="602"></p>

<h3></h3>

<h3>Ruhlar Kubbesi</h3>

<p>Kubbetu’s-Sahra’nın kuzeydoğusundaki bu kubbe, 17. yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. Kim tarafından ve neden yaptırıldığı bilinmemektedir. Sekiz sütun üzerine kurşun kaplı kubbesiyle sekizgen bir yapıdır. Filistinliler, burada Allah’ın veli kullarının ruhlarının buluştuğunu ve duaların kabul edildiğini söylerler.</p>

<p><img alt="Kanatir (Kemerler)" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kanatir-kemerler.JPG" / width="900" height="599"></p>

<h3></h3>

<h3>Hızır Kubbesi</h3>

<p>Kubbetu’s-Sahra’nın kuzeybatı köşesindeki mizanların hemen güneyindedir. Kim tarafından ve neden yaptırıldığı bilinmemektedir. Altı sütun üzerine kurşun kaplı kubbesiyle altıgen bir yapıdır. Yapının, Memlûklere mi, Osmanlılara mı ait olduğu ihtilaflıdır. Sufîler, Hızır’ın İstanbul’un fethinden evvel namazlarını burada kıldığını söylerler. Kubbenin alt katında Hızır Zaviyesi ve girişinde de Hızır Makamı mevcuttur. Mevlevihane’de yaşayan dervişlerin, Cuma günleri bu kubbenin etrafında toplanıp dua ettikleri belirtilir.</p>

<p><img alt="Hızır Kubbesi" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/hizir-kubbesi.JPG" / width="900" height="1352"></p>

<p></p>

<h3>Süleyman Kubbesi veya Taşın Parçası Kubbesi</h3>

<p>Eyyûbîler döneminde 13. yüzyılın başında inşa edildiği sanılmaktadır. Binanın içinde, batı kenarında 2 metre uzunluğunda, 1.2 metre genişliğinde ve yerden 28 cm yüksekliğinde doğal bir zemin kayası vardır. Demir parmaklıklarla çevrilmiş olan bu tabii kayanın, Kubbetu’s-Sahra inşaatı sırasında Hz. Süleyman’ın üzerine çıktığı taş olduğu sanılmaktadır. Bu nedenle “Süleyman Kürsüsü” veya “Süleyman Kubbesi” denilmektedir.</p>

<p>Yahudiler ise bu kayanın Kuruluş (Muallak) Kayası’ndan koparıldığına, Buhtunnasır’ın götürdüğü bu kayayı, Yahudilerin geri getirdiğine ve Beytu’l-Makdis’in açılışında Hz. Süleyman’ın durduğu yere konulduğuna inanmaktadırlar. Bu sebeple de buraya “Taşın Parçası Kubbesi” de denilmektedir.</p>

<h3><img alt="Süleyman Kubbesi" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/suleyman-kubbesi.JPG" / width="900" height="1352"></h3>

<h3></h3>

<h3>Musa Kubbesi</h3>

<p>1247’de Sultan Necmeddin Eyyûb tarafından zâhidler için yaptırılmıştır. Bir mastabanın üzerinde, 6 x 6 kare, 6 pencereli, mihraplı ve taş kubbeli bir yapıdır. Günümüzde Kur’an hıfzı için kullanılmaktadır.</p>

<h3>Nahv Kubbesi</h3>

<p>Kubbetu’s-Sahra’nın güneybatısına 1207’de yapılan bu kubbede Arapça nahiv (gramer) dersleri verilirdi. Bitişik üç odalı bu yapı günümüzde Mahkeme Arşiv binası olarak kullanılmaktadır.</p>

<p><img alt="Nahv Kubbesi 2" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/nahv-kubbesi-2.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Nahv Kubbesi" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/nahv-kubbesi.JPG" / width="900" height="599"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kubbetus-sahra-avlusunda-bulunan-kubbeler</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Dec 2023 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kubbetus-sahra-avlusunda-bulunan-kubbeler.jpg" type="image/jpeg" length="96069"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kubbetü's-Sahra ne demektir? Kubbe'tü's-Sahra'yı önemli kılan hususlar nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kubbetus-sahra-ne-demektir-kubbetus-sahrayi-onemli-kilan-hususlar-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kubbetus-sahra-ne-demektir-kubbetus-sahrayi-onemli-kilan-hususlar-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kubbetü's-Sahra ne demektir? Ne zaman inşa edilmiştir? Hacer-i Muallaka ne demektir? Ruhlar mağarası adını nereden almıştır?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kubbetu’s-Sahra, “Kaya Kubbesi” anlamına gelmektedir. Bu adı, üç din tarafından da kutsal sayılan Sahra (Kaya) veya Hacer-i Muallaka (Asılı Kaya)’dan almaktadır. Zira bu büyük kubbeli yapı, söz konusu kayanın üzerine 685-691 yılları arasında Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân’ın emriyle yaptırılmıştır. Ortası kubbeli bu sekizgen yapı, İslam mimarisinin bilinen ilk kubbeli ve aynı zamanda ayakta kalan en eski eseridir. Kudüs’ün fethinden sonra Hz. Ömer tarafından yaptırılan mescidin yerine inşa edildiği için —daha çok Batılılar tarafından— Ömer Camii olarak da tanınır.</p>

<p>Kubbetu’s-Sahra’nın, Abdullah b. Zübeyr’in (ra) Mekke ve çevresine hükmettiği yıllarda Suriye hacılarından biat almak istemesi üzerine Abdülmelik b. Mervân tarafından Kâbe’ye alternatif olarak inşa ettirildiği iddia edilmiştir. Oysa Emevîler döneminde haccın yapılmasında bir aksaklıktan veya Abdülmelik’in engellemesinden söz edilmemektedir. Doğrusu Abdülmelik, Kubbetu’s- Sahra’yı, Müslümanların Kıyâme (Kumâme) Kilisesi gibi Hristiyan yapılarına hayranlık duymalarını önlemek üzere onlardan daha güzel ve azametli bir biçimde bina ettirmiştir. Kitâbe ve mozaiklerinden hareketle aslında Kubbetu’s-Sahra’nın, Hristiyanlığın hâkim olduğu Kudüs’te yeni din İslam’ı ve Emevî varlığını kanıtlamak amacıyla yapıldığı söylenebilir. Elbette Hz. Peygamberin (sas) Mirac’a çıkarken buradaki Hacer-i Muallaka’nın üzerinden çıktığına inanılması da etkili olmuştur.</p>

<p><img alt="Kubbetus sahra 4" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kubbetus-sahra-4.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p>Kubbetu’s-Sahra, Kudüs’ün Haçlılar tarafından işgali sırasında “Templum Domini” adıyla kiliseye çevrildi. Haçlılar çeşitli değişiklikler yaparak Sahra üzerine sunak inşa ettiler. Binanın içine ve Sahra’nın altındaki mağaraya ikonlar koydular. Kubbedeki alemin yerine büyük bir haç diktiler. Binanın kuzey kısmına Hristiyan vaizler için hücreler ilave ettiler. Haçlılar Sahra’ya karşı aşırı bir saygı gösterdiler. Bazen ondan bir parça alıp memleketlerine götürüyor, kiliselerinde rölik olarak saklıyorlar, bazen de ağırlığınca altın karşılığında satıyorlardı. Haçlı kralları bunun önüne geçmek için Sahra’nın üzerini mermerle kaplattılar. Daha sonra Kudüs’ü yeniden fetheden Selâhaddîn-i Eyyûbî, bu mermerleri ve Sahra’nın etrafındaki demir ızgaralar dışında Haçlılardan kalan her şeyi kaldırdı. Bugün Sahra’yı çevreleyen mevcut ahşap paravan da, ilk defa onun tarafından yaptırılmış, zamanla Memlûk ve Osmanlılar tarafından yenilenmiştir.</p>

<p>İç sekizgeni kaplayan pembe taş, cam ve sedef mozaiklerde altın yaldızlı zemin üzerine mavi ve yeşilin hâkim olduğu yirmi beş çeşit renk bulunmaktadır. Dekorda yer yer Bizans ve Sâsânî etkisi gösteren zeytin, hurma ve badem ağaçları, bambu demetleriyle akant ve asma yaprakları, bereket boynuzları, vazo, sepet, çiçek, kozalak, meyve ve mücevher kompozisyonları göze çarpar. Orta sekizgenin dış frizinde mozaik kûfî hatla yazılmış yazı kuşağında Besmele, Kelime-i tevhid, Hz. Peygambere salavatla ilgili Ahzâb Sûresi’nin 56. âyeti, İsrâ Sûresi’nin 111. âyeti, İhlâs Sûresi ve binanın yapımıyla ilgili kitâbe, iç frizinde ise Hz. İsa’ya salât, teslîsi ve Hristiyan inancını reddeden Âl-i İmrân Sûresi’nin 18-19. âyetleri, 51. âyeti&nbsp;ve Ehl-i kitaba dinde aşırı gitmemelerini ve Allah hakkında gerçek olmayan şeyler söylememelerini emreden Nisâ Sûresi’nin 171-172. âyetleri&nbsp;yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Kubbetüs sahra 5" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kubbetus-sahra-5.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="kubbetus sahra 6" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kubbetus-sahra-6.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p><img alt="Kubbetus sahra" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kubbetus-sahra.JPG" / width="900" height="602"></p>

<p>İri blok taşlardan yapılmış olan 1,30 m. kalınlığındaki dış duvarların yüksekliği 9,50 metredir. Mekân, sekiz cephedeki kırk ve kubbe kasnağındaki on altı pencere ile aydınlatılmaktadır. Dış duvarlar alttan 4,44 m. yüksekliğe kadar farklı renk ve desenlerdeki mermer plakalarla, daha yukarısı ise siperlik dâhil çinilerle kaplanmıştır. Ayrıca çinilerle kaplı kubbe kasnağında İsrâ Sûresi’nden âyetlerin yer aldığı sülüs bir yazı kuşağı bulunmaktadır. Üst pencerelerin kenarlarını süsleyen çiniler Kanûnî Sultan Süleyman dönemine aittir. Tamirler sırasında rastlanan kalıntılardan buraların daha önce mozaikle kaplı olduğu anlaşılmıştır. Siperliğin üst kısmında sülüs hatla yazılmış Yâsîn Sûresi’ni içeren çini bir yazı kuşağı 1876 tarihli olup Hattat Mehmed Şefik’e aittir. Siperliğin hemen altına her duvarda pencere aralarına gelecek şekilde altışar çörten yerleştirilmiştir. Dış sekizgenin ana yönlere gelen duvarlarına, üstlerinde birer pencere bulunan 2,80 m. genişliğinde ve 4,30 m. yüksekliğinde dört kapı açılmıştır. Bunların adları kuzeyden itibaren sırasıyla Bâbü’l-Cenne, Bâbü’s-Silsile (Bâbü İsrâfîl, Bâbü’n-Nebî Dâvûd), Bâbü’l-Kıble ve Bâbü’l- Garb’dır. Diğer kapılardan farklı olan Kıble Kapısı’nda duvara paralel şekilde dizilen sekiz sütun üzerine oturtulmuş bir saçak bulunmaktadır. Bu kapıdan girince sağda kıble duvarı üzerine yerleştirilmiş bir mihrap ve kapının karşısında orta dairenin kenarında mermer direkler üzerine oturtulmuş müezzin mahfeli yer almaktadır. Kuzeydeki Bâbü’l-Cenne yani Cennet Kapısı’ndan girilince kubbeyi destekleyen 24 sütundan ikisi arasına yan yana 7 küçük mihrap yerleştirilmiştir. Bunların cennetin yedi kapısını yahut Hz. Peygamber’in miraca yükseldiğinde her birine uğradığı yedi kat semayı sembolize ettiği söylenmektedir.</p>

<p><img alt="Kubbetüs sahra 3" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kubbetus-sahra-3.JPG" / width="900" height="1352"></p>

<p>Kubbe başlangıcının zeminden yüksekliği 20,40 m., tepe noktasının yüksekliği 35,30 m., aleminin boyu ise 4,10 metredir. Kubbenin iç tezyinatında alçı sıva, boya ve yaldız kullanılmıştır. Arabesk motifler merkezden aşağıya doğru halkalar halinde genişleyerek açılır. Geç Antik sanatla erken Bizans ve İran sanatlarının uyumlu bir şekilde uygulanması Kubbetu’s-Sahra’yı dünyanın en güzel yapılarından biri hâline getirmiştir. Bina güzellik ve heybet açısından çok üstün niteliklere sahiptir. Tezyinatta Bizans, İran ve Arap desenleri harmanlanmış durumdadır. Kanûnî Sultan Süleyman’ın imarından sonra buna Türk çinileriyle diğer süsleme unsurları da eklenmiştir.</p>

<p><img alt="kubbetus sahra 8" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kubbetus-sahra-8.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p>Daha önceleri Kubbetu’s-Sahra kurşun kaplı iken, 1964’te İtalya’da yapılan alüminyum bronz alaşımı konularak altın rengine büründürüldü. Ancak sıcak iklim, genleşmeye ve çatı su akıtmaya, bu da içerideki mozaikleri tahrip etmeye başladı. Son olarak 1992-1994 yıllarında kapsamlı bir restorasyon daha başlatıldı. Kubbenin bugünkü altın renkli kaplaması, Ürdün Kralı Hüseyin’in kişisel bağışıyla bir İrlanda firması tarafından yapıldı. Pirinç levhalar saf bakırla kaplandı, üzerine bir tabaka nikel, üstüne de iki mikron kalınlığında altın kaplama yapıldı. Dışındaki çiniler ise, Kütahya’dan getirildi.</p>

<p><img alt="Kubbetus sahhra 11" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kubbetus-sahhra-11.JPG" / width="900" height="1352"></p>

<p>Kubbetu’s-Sahra, tarihi boyunca bölgeye hâkim olan hemen her hükümdardan büyük ilgi ve saygı görmüş, özenle tamir ettirilmiştir. Osmanlılar zamanında Kanûnî Sultan Süleyman tarafından çok köklü biçimde tamir ettirilmiş ve harap olan dış mozaik kaplama çinilerle değiştirilerek pencerelere alçı revzenler yerleştirilmiştir. İmar faaliyeti III. Murad, I. Abdulhamid, II. Mahmud, Sultan Abdulmecid, Sultan Abdulaziz ve II. Abdulhamid tarafından da devam ettirilmiş, özellikle II. Abdulhamid büyük masraflarla zemine değerli İran halıları döşetmiş, ortaya görkemli bir kristal avize astırmış ve eskiyen çinileri yeniletmiştir. 1948 yılı Eylül ve Ekim aylarında atılan bombalardan kuzeybatı pencereleri zarar gören Kubbetu’s- Sahra, bugün de zaman zaman Filistinlilerle İsrail askerlerinin çatışmaları sırasında tehlikeli durumlara düşmektedir.</p>

<p>Aynı zamanda mescit olarak kullanılan Kubbetu’s-Sahra’da günümüzde hanımlar Cuma, bayram ve teravih namazlarını kılmaktadır.</p>

<h3>Sahra (Hacer-i Muallaka)</h3>

<p>Üzerinden Hz. Peygamber’in (sas) Mirac’a çıktığı rivayet edilen kayadır. Alt kısmında boşluk bulunduğundan Hacer-i Muallaka (Asılı Kaya) denmiştir. Halk arasında anlatılan bu kayanın Hz. Peygamber’in (sas) peşinden çıkmaya kalkışması ve onun işaretiyle öylece askıda kalması hikâyesinin aslı yoktur. Gerçekte Sahra, en geniş yeri 17,70 m., en dar yeri 13,50 m. olan ve altında yaklaşık 1,50 m. yüksekliğinde, yontularak düzeltilip genişletilmiş, 4,50 × 4,50 m. boyutlarında bir oyuk (mağara, mahzen) bulunan gayrimuntazam yarım daire şeklinde büyükçe bir kaya uzantısıdır. Arapların “es-Sahratu’l-Müşerrefe” yahut kısaca “es-Sahra” dediği bu kaya ülkemizde ise “Hacer-i Muallaka” diye bilinmektedir.</p>

<p><img alt="Hacer-i Muallaka 10" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/hacer-i-muallaka-10.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p>Yahudi geleneğinde Sahra’nın Allah’ın (cc) kâinatı yaratmaya başladığı yer olduğu, ilk insanın toprağının buradan alındığı, Nûh’un gemisinin tufandan sonra onun üstüne oturduğu ve üzerinde Hz. İbrahim’in (as) kurban kestiği, Hz. Davud’un (as) tövbe ettiği, Süleyman Mâbedi’nin Kutsalların Kutsalı bölümünün temelini teşkil ettiği, dünyanın ortasında bulunduğu gibi değişik inanışlar vardır. Kitâb-ı Mukaddes yorumlarında ise Sahra’nın Süleyman Mâbedi’nin tamamının veya yalnız kurban sunulan mezbahanın temelini oluşturduğu kabul edilir. Haçlılar dönemi Hristiyan geleneğine göre ise bu kaya, Rabb’in (cc) Adalet Kürsüsü olarak kabul edilmiştir.</p>

<p><img alt="Hacer-i Muallaka" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/hacer-i-muallaka.JPG" / width="900" height="599"></p>

<p>Sahra’nın faziletine dair sahih kabul edilen bazı rivayetlere göre o cennettendir.&nbsp;Ancak Sahra’nın Allah’ın (cc) arşının en alt noktasını teşkil ettiği, yere değmeden muallakta (asılı) durduğu, Hz. Peygamber’in (sas) Mirac yolculuğuna Sahra’dan yükselerek başladığı, üzerinde onun ayak izinin bulunduğu gibi rivayetler zayıf hatta uydurma sayılmaktadır.</p>

<p>Bazı İslam kaynaklarında Sahra, Beytu’l-Makdis olarak tarif edilir. Hz. Ömer (ra), barış yoluyla Kudüs’ü ele geçirince Kâ‘b el-Ahbâr’ın delaletiyle Sahra’nın yerini bulup temizletmiş, bizzat kendisi de eteğinde toprak taşıyarak bu çalışmaya katılmıştır.</p>

<p>Sahra’nın güneybatı köşesinde Osmanlı yapısı mermer mahfaza içerisinde Kademünnebî (Hz. Peygamber’in (sas) ayak izi) bulunmaktadır. Mermerdeki delikten kol sokularak dokunulabilen bu ayak izinin Mirac gecesi kayanın üzerinde kaldığı söylenir. Bunun tam üzerinde ise 1609’da Osmanlı sultanı I. Ahmed’in hediye ettiği Hz. Peygamber’in (sas) sakal-ı şerifinin mahfazası mevcuttur.</p>

<p>Sahra’nın kuzeydoğu köşesinde ise küçük mütevazı mermer bir mihrap vardır. Fatıma Mihrabı denilen bu mihrabı Osmanlı Sultanı II. Abdulhamid yaptırmıştır. Anlatıldığına göre Sultan bir gece rüyasında Hz. Fatıma’nın (ra) burada namaz kıldığını görür. Orada böyle bir mihrabın olmadığını öğrenince bu mihrabı yaptırır.</p>

<h3>Ruhlar Mağarası</h3>

<p>Muhtemelen bazı rivayetlere göre Hz. Peygamber’in (sas) Mirac gecesi bazı peygamberlerin ruhlarıyla burada buluşmasından dolayı bu isim verilmiştir. Kubbetu’s-Sahra’nın güneydoğu payesinin yanındaki 1 m. çaplı bir oyuktan on bir basamaklı bir merdivenle inilir. Mağarada kıbleye dönüldüğünde sağ taraftaki mihrap Hz. İbrahim’e (as), sol taraftaki de Hz. Musa’ya (as) atfedilir. Düz bir mermer blok üzerine işlenmiş Hz. İbrahim (as) Mihrabı, en eski ve ilk olma özelliği taşımaktadır. Eskiden beri mübarek addedilen bu mağara, aynı anda toplam 40-50 kişinin nafile namaz kılabildikleri bir mekândır. Mağaranın arka sol köşesinde Hz. Zekeriyya’nın (as) namaz kıldığına inanılan iki mermer sütunun yer aldığı müezzin mahfeli gibi 30-40 cm yükseklikteki bir kişilik namaz kılma yeri, özellikle kadınlar tarafından önemsenmektedir.</p>

<p><img alt="Ruhlar mağarası girişi" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/ruhlar-magarasi-girisi.JPG" / width="900" height="602"></p>

<p><img alt="Ruhlar mağarası" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/ruhlar-magarasi.JPG" / width="900" height="599"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Kudüs ve Aksa - Bünyamin Erul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kudüs</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kubbetus-sahra-ne-demektir-kubbetus-sahrayi-onemli-kilan-hususlar-nelerdir</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Dec 2023 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/11/kubbetus-sahra-ne-demektir.jpg" type="image/jpeg" length="72409"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
