<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyanet Haber</title>
    <link>https://www.diyanethaber.com.tr</link>
    <description>Diyanet Haber / Diyanet Sınav / Diyanet Duyuru / Diyanet Hutbe / Müftülükler / İslam Dünyası / Kültür Sanat / #Keşfet / www.diyanethaber.com.tr</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/diyanet-e-kitap" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025 Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 14:26:58 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/diyanet-e-kitap"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İslam'da Ahlak ve Manevi Vazifeler - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/islamda-ahlak-ve-manevi-vazifeler-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/islamda-ahlak-ve-manevi-vazifeler-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biz bu kitabımızda özellikle iman, ahlâk ve manevî meseleler üzerinde çok durduk. Kitapta konular birbirlerine bağlı değildir. Okurlarımız dilediği konuyu okuyup bir sonuca varabilirler. Özellikle kitabın kolay anlaşılır bir dille yazılmasına dikkat etmiş bulunmaktayız.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İslâm dininde iman, ahlâk ve ibadet çok önemlidir. Dinine bağlı bir kimse şekil yanında manevî değerlere de çok önem vermelidir. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatı, itidali ve ahlâkı her Müslüman için örnek olmalıdır. Sevgili Peygamberimiz sözleriyle ve davranışlarıyla insanlara doğru yolu göstermiştir. Hatta Yüce Allah tarafından ahlâkın güzelliklerini tamamlamak üzere elçi olarak gönderildiğini açıklamıştır. Peygamberimiz (s.a.s.) kendisine indirilen vahiyleri olduğu gibi tebliğ etmiş ve kısa sürede sapık insanları doğru yola getirmiştir. Zamanla İslâmiyet yayılmış ve büyük bir İslâm medeniyeti kurulmuştur. O derecede ki Orta Çağ’da koyu fikir karanlıkları içinde bulunan birçok Hristiyan bilginler, İslâm medeniyetinden faydalanmak ihtiyacını duymuşlardır. İslâm düşüncesi Güney İtalya ve İspanya halkına etki yapmıştır. Avrupalılar, fikirde, tıpta, fizikte, bayındırlık işlerinde, eczacılıkta ve astronomide Müslümanlardan çok faydalanmışlardır. Daha başka dallarda da Müslümanlardan istifade etmesini bilmişlerdir.</p>

<p>Zamanla Avrupalılar, Müslümanlardan öğrendikleri bilim ve tekniğe yenilerini katmasını başarmışlardır. Ne yazık ki Müslümanlar belli bir süreden sonra bilim ve teknikte ilerlemekte Avrupalılarla boy ölçüşemeyecek duruma gelmişlerdir. Şüphesiz ki dinler içinde en sonra gelen ve en olgun olan İslâmiyet’te bilim ve tekniğin ilerlemesini salık veren birçok hüküm vardır. Çalışma, ahlâk ve manevî değerler hakkında da birçok hüküm vardır. Kur’an’da ilk inen ayetin meâlen “oku” diye başlaması çok derin anlamlar taşımaktadır. Müslümanlar okudukça, çağdaş bilimlerden faydalandıkça, ahlâka ve bütün manevî değerlere önem verdikçe yeniden dünyaya ışık tutacak büyük bir medeniyet kurabilirler. Yeter ki biz dinimizin bilime önem veren, canlı, eğitici ve ahlâkçı ruhunu iyi bilelim.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Biz bu kitabımızda özellikle iman, ahlâk ve manevî meseleler üzerinde çok durduk. Kitapta konular birbirlerine bağlı değildir. Okurlarımız dilediği konuyu okuyup bir sonuca varabilirler. Özellikle kitabın kolay anlaşılır bir dille yazılmasına dikkat etmiş bulunmaktayız. Baş kaynağımız Kur’an-ı Kerim ve sevgili Peygamberimizin hadisleri oldu. Çağımızda insanlığın önemli bir bölümünün güçsüz, ruhsuz ve gayesiz maddenin peşinden gitmesi, bizi maneviyatın değerini gösteren böyle bir eseri yazmaya yöneltti. Bu mütevazı eserimizde din kardeşlerimize ve hatta bütün insanlığa küçük bir hizmet yapabildiysek ne mutlu bize!</p>

<p>İbrahim Agâh ÇUBUKÇU</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/islamda-ahlak-ve-manevi-vazifeler-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Islamda Ahlak Ve Manevi Vazifeler Epub3" class="detail-photo img-fluid" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/islamda-ahlak-ve-manevi-vazifeler-ekitap</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Nov 2025 23:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/162-islamda-ahlak-ve-manevi-vazifeler.jpg" type="image/jpeg" length="55476"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Eş-Şeyhu'r-Reis: İbn-i Sina]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/es-seyhur-reis-ibn-i-sina</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/es-seyhur-reis-ibn-i-sina" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hakikat arayışında olanlara bir rehber olarak karşımıza çıkan “İbn-i Sina Eş-Şeyhu’r-Reis” isimli eser, onun kavram haritasını anlayabilmemiz ve günümüz dünyasının sorunlarına çözüm üretirken felsefeye ve dine bakış açısından yararlanmak, bir nebze de olsa ilim dünyamıza katkı sağlayacaktır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İslam dünyasında Kindî ile yola çıkan Fârâbî ile ile sistemleşen felsefe İbn-i Sînâ ile birlikte zirveye ulaşmıştır. İbn-i Sînâ bir sistem filozofudur. Sisteminde ve eserlerinde karşımıza çıkan tutarlılık onun felsefî dehasının bir ürünüdür. İbn-i Sînâ Tıp’dan Astronomi’ye; Felsefe’den Tefsir’e kadar geniş bir ilim yelpazesinde eser veren çok yönlü bir filozoftur. İslam dünyasında “Huccetü’l-Hak”, “Şerefü’l-Mülk”, gibi sıfatlarla tanınan İbn Sina, küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i öğrenip ezberler; matematik, edebiyat, fıkıh, mantık, felsefe ve tıp ilimlerinde kısa sürede söz sahibi olur. Ayrıca babasından da geometri, aritmetik, felsefe derslerini alır. Eserde bu çok yönlü eşsiz filozofun hayatı, eserleri, düşünce sistemi, felsefî merakı ve ilginç hayat hikâyeleri yer alıyor. Özellikle birçok insanın zihninde merak uyandıran “Metafizik Nedir? sorusuna İbn-i Sina’nın bakış açısıyla açıklık getiriliyor. İbn-i Sinâ’nın Tanrı ve sünnetullah anlayışı yanında, varlığının zorunluluğu, nedensellik, teklik, birlik/basitlik, ilim/akıl gibi konular geniş çaplı olarak ele alınıyor. Gazali’nin üç meselede İbn-i Sina’ya karşı ne kadar tutarlı olduğu tartışılırken fıkıh açısından şeriatın hikmet boyutuna, tefsir ilmi açısından ise duanın felsefi yorumuna dair Filozof’un görüşlerine yer veriliyor. Hikmet ve felsefeyi bir ilimler sitemi ve nazari açıdan insanı kemale erdirme aracı olarak gören filozof, dini de birey, aile ve toplumun dünyevi ve uhrevî saadeti için temel bir ihtiyaç olarak kabul etmiş ve nübüvvet kurumunu zorunlu görmüştür. Bu açıdan hakikat arayışında olanlara bir rehber olarak karşımıza çıkan “İbn-i Sina Eş-Şeyhu’r-Reis” isimli eser, onun kavram haritasını anlayabilmemiz ve günümüz dünyasının sorunlarına çözüm üretirken felsefeye ve dine bakış açısından yararlanmak, bir nebze de olsa ilim dünyamıza katkı sağlayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/es-seyhur-reis-ibni-sina-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Es Seyhur Reis Ibni Sina Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/es-seyhur-reis-ibn-i-sina</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 17:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/612-es-seyhur-reis-ibni-sina-1.jpg" type="image/jpeg" length="33824"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kamil Miras: Hayatı ve Eserleri - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kamil-miras-hayati-ve-eserleri-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kamil-miras-hayati-ve-eserleri-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Kamil Miras, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikâl eden ve her iki dönemde de bu vatana, bu millete ve yüce dinimize önemli hizmetlerde bulunan bir büyük şahsiyet, eserler vermiş bir din âlimimizdir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
Her çalışmanın bir hikayesi olmalıdır. Neden, niçin ve nasıl yapıldığı gibi. Bir amaç ve hedef olmaksızın araştırma yapmak ve nihayet bunu yazıya dökmek mümkün değildir. Bizim de satırlarımızın başında bu konulara açıklık getirmemiz yerinde olacaktır.</p>

<p>Kanaatimize göre, gerçekten değerli pek çok eser doğrudan doğruya müelliflerinin, kendi öğrenme ihtiyaçlarına cevap olarak hazırlanmıştır. Elinizdeki bu nâçiz çalışma da, öncelikle yazarının kendi entellektüel merakına cevap arama çabasından ibarettir.</p>

<p>Prof. Kâmil Miras, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikâl eden ve her iki dönemde de bu vatana, bu millete ve yüce dinimize önemli hizmetlerde bulunan bir büyük şahsiyet, eserler vermiş bir din âlimimizdir. Onun hayatının en büyük bölümü okumak ve okutmakla geçmiştir. Doğum yeri Afyon’daki ilk ve orta öğreniminden sonra, gerek medrese ve gerekse üniversite tahsilini İstanbul’da tamamlamıştır. Bâyezid Cami-i Şerifi Dersiâmlığıyla başladığı öğreticiliği bir ömür boyunca, dönemin en önemli medreselerinde üst düzey müderrislik ve üniversitede profesörlüğün de ilavesiyle devam etmiştir. Bu öğretim kurumlarında Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm, Mantık, Ahlâk, İslâm Tarihi ve Dinler Tarihi gibi hemen bütün önemli İslâm ilimlerini ders olarak okutmuştur. Şüphesiz binlerce öğrenci ve değişik düzeylerdeki ilim taliplerini içine alan onun bu faaliyetinin boyutlarını, maddî ölçülerle belirleme imkânımız bulunmamaktadır. Onun takdir ve taltifi, her şeyde olduğu gibi Yüce Yaratıcı’ya aittir.</p>

<p>Prof. Kâmil Miras, ilmî çalışmaları yanında birçok açıdan pek değerli sayılabilecek siyasî faaliyetlerin de sahibidir. Nitekim üçü Osmanlı Meclis-i Mebusânı’nda, biri de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde olmak üzere dört defa doğum yeri Afyon’un temsilciliğini yapmıştır. O bu siyasî çalışmaları sırasında, ilimle olan ilişkisini hiç kesmemiş, bu durumun bir neticesi olarak da çok sayıda eser ortaya koymuştur. Çizilen bu resim, Kâmil Miras’ın iyi tanınan bir şahsiyet olduğunu düşünmemizi gerektirmekteyse de, gerçek bundan çok uzaktır. Bize hizmet eden niceleri gibi, o da kalın bir unutulmuşluk perdesi altında kalmış, ismi ve ismiyle birlikte söylenebilecek birkaç güzel cümle, bunlara eşlik eden bir iki maddî taltif unsurundan başka ondan bize bir şey kalmamış, daha doğrusu ne kaldığı merak da edilmemiştir. Kâmil Miras, sanki adresi belirlenmemiş bir mektup haline gelmiştir.</p>

<p>Gerek Afyon’la ilgili bazı küçük çalışmalarımız ve gerekse diğer bir kısım araştırmalarımız sırasında, yukarıda çizilen panoramayı belirlediğimizde, önce hayret ettik, sonra da Kâmil Miras’ın hayatı ve eserleri konusundaki bu bilgi eksikliğimizi gidermeyi düşündük. Başlangıç olarak onu bir tebliğ konusu yaparak, doğum yeri Afyon’da düzenlenen bir sempozyumda sunduk. Bunda gayemiz belirli bir ilgi uyandırmak ve bu alâkayla birlikte araştırmalarımızdaki bir kısım sıkıntıları aşabilmekti. Bundan hemen hiçbir netice elde edemedik. Bu arada onun izinden yürümeye gayret sarf ettik. Çeşitli kurumlardaki sicil dosyalarını inceledik. Böylece eksik de olsa, birinci elden kaynaklara sahip olduk. Ailesinden kalanlara ulaşma yönündeki yoğun çabalarımız, torunu İsmail Miras’a ulaşmamızla meyvesini verdi. Kendisinden büyük oranda faydalanmamız mümkün olamadıysa, bu onun bütün iyi niyetiyle bize yardım etme isteğini burada hatırlamamamızı gerektirmez.</p>

<p>Kâmil Miras’ın hayat hikâyesini, kısa da olsa yazanlar, onun bir kısmı matbu, diğer bazıları da basılmamış eserin sahibi olduğundan bahsederler. Hatta bunlardan yayınlanmış olanların isimlerini de verirler. Fakat bu sırada basılış yer ve tarihlerinin hiç gösterilmemiş olması, bu kayıtların başkaları tarafından verilen bilgilerin aktarılmasından ibaret olduğunu düşündürmektedir. Biz araştırmamıza başladığımızda onun, hiç değilse matbu eserlerine ulaşabileceğimizi düşünüyor, bu hususu hedeflerimizden biri olarak görüyorduk. Bu hedefimizi, tam olarak tahakkuk ettiremedik. Bu durumun, bizim açımızdan, nedenlerini çalışmamızın ilgili bölümünde gösterdik. Ona ait kitap ve makalelerinin bir listesini hazırladık. Bu çalışmalarla ilgili değerlendirmeleri, imkânlar ölçüsünde, konularının mütehassısı arkadaşlarımıza yaptırdık. Neticede merak ettik, merakımızın gereklerini yapmaya çalıştık ve elinizdeki naçiz esere ulaştık. Belki bizim haricimizde de merak edenler bulunur diye de yayınlamaya karar verdik.</p>

<p>Boyutlarının küçüklüğüne rağmen bu çalışmamız sırasında, çok sayıda dostumuzdan yakın ilgi ve alâka gördük. Bu vesile ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın farklı birimlerindeki fedakâr personeline, Emekli Sandığı Sicil Arşivi görevlilerine, yakın çalışma arkadaşlarıma teşekkürlerimi, bir defa da yazılı olarak ifade etmem yirende olacaktır. TBMM Kütüphanesi’nin yardım sever görevlilerini müdürleri Ali Riza Cihan’ın şahsında burada bir defa daha tebrik etmek, Sicil Arşivi Müdürdülüğü’nden bu sırada emekli olan İhsan Ezherli’yi muhabbetle anmak benim için en zevkli bir görevdir.</p>

<p>Bu çalışmanın bütün kusurları bize aittir. Hata ve eksikliklerimizi gösterenlere içten teşekkür ederiz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mart 2002</p>

<p>Prof. Dr. Nesimi YAZICI</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/kamil-mirasin-hayati-ve-eserleri-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Kamil Mirasin Hayati Ve Eserleri Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kamil-miras-hayati-ve-eserleri-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/536-kamil-mirasin-hayati-ve-eserleri.jpg" type="image/jpeg" length="86558"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Milli Mücadelede Din Adamları 2 - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/milli-mucadelede-din-adamlari-2-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/milli-mucadelede-din-adamlari-2-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışma girişle birlikte dört bölümden ibarettir. Giriş kısmında “Fetvâ” hakkında kısa bilgi sunulmuştur. Birinci Bölüm’de her iki fetvâdan söz edilmiştir. Diğer bölümlerde Anadolu uleması, fetvâyı tasdik ettikleri esnadaki ünvanlarına göre sınıflandırılmışlardır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
Bir davranışın, bir işin, İslâm Dinî hükümleri açısından doğru veya yanlışlığı, olur veya olmazlığı konusunda, din bilginlerinin verdikleri sözlü veya yazılı cevaplara fetva denilir. Giriş’te daha geniş belirtildiği gibi, bu genel bir tanımlamadır. Kısa tanımıyla fetva, müftünün verdiği şer’î cevaplardır.</p>

<p>Osmanlı Devleti’nde XV. yüzyılın başlarında Şeyhülislamlık (Meşihat) makamı kuruldu. Fetvâ verme yetkisi bu makama aitti. Zaman içinde bu konuda özel bir prosedür ve “Fetvâhane” adlı bir teşkilat geliştirilmekle birlikte, Meşihat Makamı’na bağlı olarak Vilâyet, sancak ve kazalarda halkın sorularına cevap veren müftüler de bulunmaktaydı. Şeyhülislâm, Osmanlı idarî yapısında Sadrazamdan sonra başta geleniydi. Tanzimatla beraber hükümetin bir üyesi olarak Şeyhülislam, kabinede yer aldı. Ayrıca devletin Şer’iyye mahkemeleri, Şeyhülislamlığa bağlıydı.</p>

<p>Kanunî Sultan Süleyman (1520-1566), düzenlettiği kanunların meşruiyetini sağlamak için Ebu’s-Suud Efendi (1490-1575)’den fetva almıştır.Ayrı bir araştırma konusu olmakla birlikte, kanun veya kararlarda yöneticilerin suistimallerini önlemek için Şeyhülislâmlardan fetvâ alınması çok kez devletin yararına olmuştur. Hemen ifade edelim ki, fetvâlar Padişahın veya yöneticilerin elinde her zaman hayra kullanılmamıştır. Osmanlı Tarihi’nde bunun örnekleri de vardır: Padişahlar, kendi kardeşlerini öldürtmek, ya da padişahların hal’lerinde yöneticiler, fetvâların altına Şeyhülislâmların mührünü isteklerince basmaları gibi… Bu durum Şeyhülislâm’ın kişisel iktidarı ile mütenasiptir. Örneğin, II. Osman devrinin (1618-1623) Şeyhülislâmı aynı zamanda Sultan’ın kayınbabası Esad Efendi (1570-1625), Padişahın kardeşini öldürtmek için istediği fetvâyı vermemiş olmakla dirayetini göstermiştir. Yakın geçmişimizde Haydarizâde İbrahim Efendi (1863-1933) de aynı dirayetin örneğini vermiştir. O, Kuvayı Milliye aleyhindeki fetvâya imza atmamak için dördüncü Damat Ferit hükümetinde yer almamıştır. Hatta Damat Ferit Paşa, bu kabinesine istediği kadar Nazır (Bakan) bulabilmesine rağmen, Şeyhülislâm bulmakta sıkıntı çekmiştir. Dinî hayatta yüce yeri olması gereken bu makam, kendilerine teklif edilenlerden, bu yere hakîkaten lâyık olanlar istisnasız reddetmişlerdir. 3 Nisan 1920’de kurulması gereken hükümet, bu yüzden iki gün gecikme ile 5 Nisan’da, Dürrizâde Abdullah Efendi’nin bu görevi kabul etmesiyle teşkil edebilmiştir.</p>

<p>Hükümetin göreve başlamasıyla birlikte, İtilâf güçlerinin özellikle İngilizlerin baskısı ve desteğiyle Damat Ferit Paşa’nın en kanlı, en azılı tahrikleri de birbirini kovaladı. Meclis-i Mebusan’ın 11 Nisan’da resmen kapatılması, Damat Ferit’in bu iktidarı zamanına rastlar. Mustafa Kemal Paşa ve Anadolu harekatı hakkındaki fetvâların çıkarılması da bu devrede hızlandı. Dürrizâde Abdullah Efendi, ilk fetvasını da 11 Nisan’da yayımladı. Kuva-yı Milliye, Şeyhülislâm’ın kaleminde Kuva-yı Bağıye yani eşkiya kuvvetleri olarak tanımlanıyordu. Hükümet başkanı Damat Ferit, bu fetvâya dayanarak Mustafa Kemal Paşa ve ulusal harekat aleyhinde bir beyanname neşretti.</p>

<p>İstanbul’da basılan gazetelerde de yayınlanan bu fetvalardan, çok miktarda Anadolu’nun her tarafına çeşitli vasıtalarla (Postayla, Anadolu’ya geçen kimseler aracılığıyla vs.) hatta İngiliz ve Yunan uçaklarıyla dağıtılmıştı. Bu arada İngiliz konsolosları, İngiliz torpidoları, Rum ve Ermeni teşkilatları ile Yunan kuvvetleri de Fetvâ’nın dağıtımında görev aldılar.</p>

<p>Fetvânın Anadolu’da yayılması ve zararlarını önlemek için sıkı önlemler alınmış ise de bunda pek başarılı olunduğu söylenemez. Zira TBMM’nin açılışı arefesinde, ülkenin işgalden kurtulabilmiş köşeleri, ayrı görüşlerin kavga sahnesi haline gelmişti. Bu yıkıcı fetvalar ve Bab-ı Ali’nin beyannameleri ile aldatılan halk, yer yer vatan kurtarıcılarının önüne dikilmişti. Anadolu’nun muhtelif yerlerinde ayaklanmalar başgöstermişti. İsyancılar, Ayaş belinden Ankara’yı seyreder hale geldiler. Türk Milli Mücadelesi için zor günler yaşanıyordu. İç ve dış ihanet odakları el ele vererek, Anadolu’da bir kardeş kavgası çıkartmak suretiyle müslüman halkı birbirine kırdırmak istiyorlardı. Durum her geçen gün daha tehlikeli bir hal aldı. Ulusal harekatın başarısızlığı dahi söz konusu olabilirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böyle bir anda başta Ankara Müftüsü Mehmet Rifat Efendi (BÖREKÇİ) olmak üzere pek çok din bilgini vazifeye koştu. Anadolu’da sağduyu ve vatansever ulemayı harekete geçirerek karşı fetvalar çıkardı. Bu yönüyle Milli Mücadele’de fetvalar savaşına da tanık olunmuştur. Hemen belirtelim ki, bu savaşta 152’yi aşkın Anadolu ulemasınca tasdik edilen Ankara Fetvası, tek Dürrizâde Abdullah’ın imzasını taşıyan İstanbul Fetvası’na üstün gelmiştir. Başka bir deyişle, Milli Mücadele’yi zafere ulaştıran güç, Ankara Fetvası ile temin edilmiştir.</p>

<p>Çalışmamız girişle birlikte dört bölümden ibarettir. Giriş kısmında “Fetvâ” hakkında kısa bilgi sunulmuştur. Birinci Bölüm’de her iki fetvâdan söz edilmiştir. Diğer bölümlerde Anadolu uleması, fetvâyı tasdik ettikleri esnadaki ünvanlarına göre sınıflandırılmışlardır. Bu cümleden olarak, İkinci Bölüm’de Milletvekilleri, Üçüncü Bölüm’de Müftüler (Müftü müsevvidleri ve sabık Müftüler dahil), Dördüncü Bölüm’de Kadı ve Müderrisler yer almıştır. Bu arada Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah Beyefendi ikinci bölümün başında ilk sırada, Ankara Fetvası mimarı Mehmet Rifat Efendi de ikinci sıradadır. Diğerleri için, Hakimiyet-i Milliye’nin 5 Mayıs 1336/1920 tarih ve 27 numaralı EK: III’te sunduğumuz nüshasındaki sıralamaya uyulmuştur.</p>

<p>Bütün telif eserlerde Ankara Fetvası’nı tasdik eden Anadolu ulemasının sayısı, 152 veya 153 olarak verilmektedir. Kaynağı da, Hakimiyet-i Milliye gazetesinin yukarıda sözü edilen nüshasıdır. Bu nüshadaki isimlerin sayısı 152’dir. Ancak fetvayı imzaladığı halde isimleri yayınlanmayanlar da vardır. Örneğin, İrade-i Milliye gazetesinin 6 Mayıs 1336/1920 tarihli nüshasında, Karahisar-ı Sahip (Afyonkarahisar)’ın tanınmış ulemasından Karahisar-ı Şarkî (Şebinkarahisar) Sabık Müftüsü Mustafa Asım Efendi’nin fetvayı tasdik ettiği haber verilmektedir. Yine aynı haberde, Sivas merkez ve ilçeleri müftülerinin de fetvayı imzaladıkları bildirilmektedir. O tarihlerde Sivas Müftüsü; “Erzurum yolcularını (Mustafa Kemal ve arkadaşları) parlak bir karşılama merasimi yapmak vazifesini” alan ve bu amaçla, “cübbesinin eteklerini toplayarak ev ev, dükkan dükkan dolaşan”, Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas’ta oturup dinleneceği, çalışacağı ve yatacağı odaya konulacak eşyanın bir kısmını evinden getiren Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Abdurrauf Efendi’dir. Ayrıca Genelkurmay Başkanlığı arşivinde rastladığımız bir belgede, Ankara Müderrislerinden Hasan Fehmi Efendi’nin de Ankara Fetvası’nı tasdik ettiği belirtilmektedir.</p>

<p>Bu üç isim, Hakimiyet-i Milliye’de imzaları yayınlanan 152 din alimi arasında bulunmamaktadır. Bu bakımdan fetvâyı tasdik eden ulemanın sayısı 152’nin üzerindedir. Bu arada bir hususu daha belirtelim: Fetvâyı imzalayanlar arasında iki tane “Viranşehir Müftüsü İbrahim” geçmektedir. Bunlardan birisinin “Seydişehir Müftüsü İsmail Hakkı” olması gerekir. Zira, Ankara Fetvâsı ve bu fetvayı imzalayanların isimleri Latin harfleri ile ilk defa Haziran 1948 tarihli ve üç sayılı Sebilürreşad’da tekrarlanmıştır. Bunun üzerine, Seydişehir Müftüsü İsmail Hakkı Efendi, bir mektup göndermiş ve anılan derginin on numaralı nüshasında yayınlanmıştır. Mektubunda İsmail Hakkı Efendi; “İstiklâl Savaşı’nda milli vahdeti temin ile yeni Türk Devleti’nin temellerini atan ve istiklâle kavuşturan Fetva-yı Şerife’yi imza ve tasdik edenler arasında ben de bulunmakla iftihar ederim…” demektedir. Aynı şekilde Saruhan (Manisa) Sabık Müftüsü Âlim Efendi’nin, “Balıkesir Kadı-ı Sabıkı Âlim”, “Karahisar-ı Sahip Meb’usu İsmail Şükrü”nün “Karahisar-ı Sahip Meb’usu Mehmet Şükrü” şeklinde zuhulen yazılması muhtemeldir. Bu sebeple, Âlim Efendi ile İsmail Şükrü Efendi’yi de Ankara Fetvası’nı imzalayan din alimleri arasına dahil ettik.</p>

<p>Öte yandan Fetva’yı imzalayan din alimlerinin isimleri Latin harfleriyle ilk defa yayınlandığında; “Hizan Müftüsü Mustafa Sırrı”, “Hizan Müftüsü Abdülmecid”, “Bünyan Müftüsü İbrahim Hakkı”, “Bünyan Müftüsü Mehmet Tevfik” olmak üzere iki Hizan, iki Bünyan Müftüsü ismi yazılmıştır. Yanlış okuyuştan kaynaklanan bu hata, daha sonra yayınlanan telif eserlerde de iktibas edildiği için tekrarlanmıştır.</p>

<p>Fetva’nın imzaya sunulduğu tarihlerde Hizan Müftüsü Abdülmecid, Bünyan Müftüsü de İbrahim Hakkı’dır. Birinci Hizan Müftüsü olarak yazılan Mustafa Sırrı, Harran Müftüsüdür. “Harran”, “Hizan” şeklinde yanlış olarak okunmuştur. Mehmet Tevfik’in hangi yerin müftüsü olduğunu tesbit edemedik. “Bünyan” olarak okunan ikinci kelimeyi biz de okuyamadık. Ancak “Bünyan” olmadığı kesindir. Bu arada “Lice” kelimesi yanlış olarak “Yenice” şeklinde okunmuştur. Bu sebeple, “Yenice Müftüsü Ahmet”, “Lice Müftüsü Ahmet” olarak düzeltilmiştir.</p>

<p>Çalışmamızda, Ankara Fetvası’nı tasdik edenlerden EK: IV’te isimleri belirtilen 14’ü dışında diğerleri hakkında bilgi verildi. Haklarında bilgi elde edemediğimiz bu 14 din aliminin büyük çoğunluğu müderristir. Bunların, medreselerin kapatılması üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda görev almaları muhtemeldir. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı arşivindeki dosyalar henüz düzenlenmemiştir. Bu yüzden anılan arşivde çalışmak şimdilik imkansızdır. İleride bu arşivin faaliyete geçmesiyle, onlar hakkında da bilgi elde edebileceğimizi ümit ediyorum.</p>

<p>Öte yandan, kimilerinin sadece biyografilerini verebildik. Bundan onların, Ankara Fetvası’nı tasdik etmenin dışında başka hizmetlerinin bulunmadığı anlamı çıkarılmasın. Nedeni, haklarında şimdilik daha fazla bilgi ve belge bulamayışımızdır. Aynı durum, fotoğraflarını veremediklerimiz için de geçerlidir. Hemen belirtelim ki, bilgi ve belge elde edildikçe “MİLLİ MÜCADELE’DE DİN ADAMLARI” serimizin diğer ciltlerinde, onlara da daha geniş yer verilecektir. Bu vesile ile okuyucularımızın özellikle vatansever din alimlerinin akraba ve dostlarının bize lütfedecekleri bilgi ve belgelere ihtiyaç duyduğumuzu belirtiriz.</p>

<p>Ayrıca isim benzerliği veya başka nedenlerle fetvayı imzalayanın o kişinin olduğundan emin olmadıklarımız için de “muhtemel” sözcüğünü kullandık. Bu arada isim ve görev benzerliğine örnek olması bakımından Yozgat Müftü Vekili olarak iki Şükrü’nün özgeçmişleri verildi. Bunlardan Şükrü AKSOY’un Ankara Fetvası’nı tasdik eden “Yozgat Müftü Vekili Şükrü” olması kuvvetle muhtemeldir. Diğer Şükrü KAYA’nın da fetvayı imzalama ihtimali vardır. Çünkü o da Yozgat Müftü Vekilliği görevinde bulunmuştur.</p>

<p>Çalışmamızda büyük ölçüde Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve İstanbul Müftülüğü Meşihat arşivlerinden yararlanılmıştır. Bu arada o dönemi yaşayan kişilerin çeşitli gazete ve dergilerde makale türünden yayınlanmış hatıralarını da eserimizin kaynakları arasında belirtmek lazımdır. Ayrıca pek çok Nüfus Müdürlüğü’nden de bilgi elde edilmiştir. Bunlardan başka Bibliyografya’da gösterilen telif eserlerden de istifade edilmiştir.</p>

<p>Sözü edilen arşivlerin bütün görevlilerine teşekkürü borç bilirim. Ayrıca değişik şekillerde yardımlarını gördüğüm Recep SÖNMEZ, Fatma ŞİMŞEK, Saliha EVEYİK ve Habip EREN’e müteşekkirim.</p>

<p>Ayrıca, çalışmamızın tashih ve kontrollerini yapan İsmail DERİN’e; dizgi ve grafik çalışmalarını yapan Recep KAYA’ya da teşekkürü borç bilirim.</p>

<p>Ali SARIKOYUNCU</p>

<p>23 Nisan 1997</p>

<p>ANKARA</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/milli-mucadele-din-adamlari-2-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Milli Mucadele Din Adamlari 2 Epub3" class="" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/milli-mucadelede-din-adamlari-2-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 17:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/398-milli-mucadele-din-adamlari-2.jpg" type="image/jpeg" length="28170"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Milli Mücadelede Din Adamları 1 - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/milli-mucadelede-din-adamlari-1-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/milli-mucadelede-din-adamlari-1-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışmada, Milli Mücadele Tarihi’nin bir kesitinin ortaya konması amaçlanmıştır. Başka bir ifadeyle amaç, yeni nesillere, şimdiye değin kendilerinden pek söz edilmeyen millet kahramanlarını tanıtmaktır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
Milli Mücadele, Türk ulusunun varlığını ve bağımsızlığını korumak için maddi-manevi bütün olanaklarını seferber ettiği fevkalâde önemli bir dönemi içerir. Zira Avrupa, Anadolu’nun 1071’de Alparslan tarafından fethedilmesini, daha sonra da Türkleştirilmesini ve Müslümanlaştırılmasını bir türlü içine sindirememiştir. Bu yüzden Mondros Ateşkesi (mütarekesi) (30 Ekim 1918) sonrasında Batı, hemen faaliyete geçti. Başka bir ifadeyle, iç-dış ihanet odakları elele vererek, nihayet 9 asır süren bir mücadelenin sonunda anayurdumuz, Anadolumuz, İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların ve Yunanlıların işgaline uğramıştır.</p>

<p>Böyle bir anda milletin ruhunda ve benliğinde mevcut olan direnme gücünü ateşleyen hocalar, müftüler, din adamları Milli Mücadele fikrinin doğuşunda önemli bir faktör olmuşlardır. Ölüm-kalım mücadelesinin ilk günlerinde halk, Mustafa Kemal Paşa’nın da belirttiği gibi “hakiki vaziyeti anlamamışlardı. Fikirlerde karışıklık vardı. Dimağlar âdeta durgun bir haldeydi...” Pek çok din adamı yine Mustafa Kemal Paşa’nın ifadesiyle “hakikatı halka izah ettiler...doğru yolu gösteren vaaz ve nasihatlerden sonra herkes çalışmaya başladı.”</p>

<p>Bu cümleden olarak, İzmir’in işgalinden sadece dört saat gibi kısa bir süre sonra düzenlediği mitingte; “işgal edilen memleket halkının silaha sarılması dinî bir görevdir” diyen Müftü Ahmet Hulusi Efendinin etrafında Denizli’liler hemen birleşmişlerdir.</p>

<p>Din adamları Milli Mücadele kıvılcımını ateşlemekle kalmadılar. Kimileri ellerinde silah, beldelerini de korumuşlardır. Örneğin, Isparta’da Hafız İbrahim Efendi, DEMİRALAY, Afyonkarahisar’da da Hoca İsmail Şükrü, ÇELİKALAY adlarında gönüllülerden alaylar teşkil etmişlerdir.</p>

<p>Öte yandan hiçbir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yoktur ki, onun içinde veya başında bir din adamı bulunmasın. Bilindiği üzere TBMM, bu kuruluşların üzerine bina edilmiştir. Yine Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Anadolu topraklarına ayak bastığında, O’nu karşılayanların başında din adamları ön saflarda yer almışlardır.</p>

<p>Kısaca ilk direniş fetvasını veren ve örgütünü kuran Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi’den, İzmir Valisi İzzet Bey’in Yunan işgaline karşı çıkılmaması emri üzerine; “Vali Bey... bu sakalım kanımla kızarabilir, ama bu alına Yunan alçağını sükûnetle selâmlamış olmanın karasını sürerek huzur-u İlâhiye çıkamam” diye haykıran İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi, Mustafa Kemal Paşa’ya “Paşam! Bütün Amasya emrinizdedir” diyen Müftü Hacı Tevfik Efendi’den Milli Mücadele’nin meşru olduğuna dair fetva veren Ankara Müftüsü M. Rifat Efendi ve daha niceleri, Mustafa Kemal Paşa’nın “Ya istiklâl, ya ölüm” parolası etrafında birleşmişlerdir.</p>

<p>Bununla birlikte, Milli Mücadele’de din adamları konusu yeterince incelenmemiştir. Bu konudaki kitap ve araştırmalar da yok denecek kadar azdır. Halbuki Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı ve Osmanlı Arşivleri, onların kahramanlıklarını dile getiren belgelerle doludur. Anılan arşivlerdeki belgeler incelendiğinde, onların Hulleci piyesinde ortaya konan, yüzlerce tiyatro eserinde ve karikatürde hafife alınan uydurma kıyafetli, ürkek şahsiyetli ve kurnaz karakterli tipler olmadıkları görülecektir. Ayrıca Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye isimli eserinde tahkir ve tezyif ettiği, karaladığı bir camianın büyük bir çoğunluğunun Anadolu harekâtı yanında yer aldığı anlaşılacaktır. Tarafsız bir tarihçi gözüyle Milli Mücadele tarihini yazanlar, bu gerçeği göreceklerdir.</p>

<p>Öte yandan merhum Dr. Fethi Tevetoğlu’nun da belirttiği gibi “Türk Milli Mücadelesi’nin noksansız tarihini yazanların, eserin asıl sahibi büyük Türk Milletinden bu mücadeleye ufak-büyük hizmeti geçmiş her Türk evlâdına, gördüğü milli hizmet ölçüsünde yer ve değer vermeleri, hem ilmî bir zarûret, hem de bir kadirbilirlik borcudur”.</p>

<p>Bu düşünceden hareketle çalışmamızda, Milli Mücadele Tarihi’nin bir kesitinin ortaya konması amaçlanmıştır. Başka bir ifadeyle amacımız, yeni nesillere, şimdiye değin kendilerinden pek söz edilmeyen millet kahramanlarını tanıtmaktır. Böylece gençlerimiz, üzerinde yaşadıkları vatanın, sevinçlerini ve kederlerini paylaştıkları toplumun teneffüs ettikleri hürriyet havasının, kısaca sahip oldukları bütün değerlerin kimler tarafından nasıl ve hangi mücadelelerle elde edildiğini anlayacaklardır. Aynı zamanda Milli Mücadele’yi ve Türk İstiklâl Savaşını bir millet hareketi olmaktan çıkararak belirli sınıf ve zümrenin davranışları şeklinde yorumlayan, yazan ve yayınlayanlara karşı da yakın geçmişlerini daha iyi öğrenmiş olacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmamız girişle birlikte üç bölümden ibarettir. Giriş kısmında, kısaca din adamlarının Milli Mücadele’deki hizmetlerinden söz edilmiş, örnekler verilmiştir. Bölümler kısmında ise, Denizli, Ankara ve Amasya Müftüleri olmak üzere dört Müftünün, Milli Mücadele’deki hizmetleri ele alınmıştır. Niçin dört Müftü? Çünkü bunlardan; Ahmet Hulusi Efendi, 15 Mayıs 1919 günü Denizli’de düzenlediği mitingle Ege’de Milli Mücadele meş’alesini ilk yakanlardandır. Mehmet Rifat Efendi’nin önderliğinde hazırlanan fetva ile de, İstanbul’un son kozu elinden alınmıştır. Amasya Müftüleri Hacı Tevfik ve Abdurrahman Kâmil Efendilerin önderliğinde de ilk defa bütün bir şehir halkı, safhalarını öğrenme ihtiyacını duymadan Milli Mücadele’ye katılmıştır. Böylelikle sağlanan huzur ortamı içerisinde Mustafa Kemal ve arkadaşları çalışarak, Misak-ı Millî’nin temeli olan tarihî Amasya Tamimi’ni 22 Haziran 1919’da yayınlamışlardır.</p>

<p>Hemen belirtelim ki, Milli Mücadele’de hizmet verenler sadece adları geçen dört din adamı değildir. Daha niceleri vardır. Büyük bir kısmının isimlerini “Giriş” kısmında zikrettik. Daha sonraki çalışmalarımızda bunların da hizmetlerinden etraflıca söz edilecektir. Bu arada sayıları çok az da olsa kimi din adamı özellikle ilk günlerinde milli harekata pek sıcak bakmamış, hatta bir kısmı aleyhte bulunmuştur. Bu şekilde davranan din adamlarıyla ilgili çalışmalarımız devam etmektedir. Sonuçlandığında okuyucularımıza sunulacaktır. Yine tarafımızdan ilk Meclis’teki din adamı milletvekillerinin faaliyetleri ile ilgili çalışma da yapılmaktadır.</p>

<p>Bu nedenlerle daha önce makale olarak yayınlanan kısımlarının da yeniden ele alındığı bu çalışmamızın adını, Milli Mücadele’de Din Adamları -I- (Ahmet Hulusi, Mehmet Rifat, Hacı Tevfik ve Abdurrahman Kâmil Efendiler) koyduk.</p>

<p>Araştırmamız, büyük oranda hatırat ve arşiv belgelerine dayandırılarak yapılmıştır. Ümit edilir ki, daha sonra tarafımızdan ve gerekse başka ilim adamlarınca yapılacak olan araştırmalara ışık tutar.</p>

<p>Bir hususu da yinelemeliyim: Milli Mücadele’de, vatanını ve milletini seven herkesin emeği, teri ve kimilerin ise kanı vardır. Hatta bu mücadelede, büyük bir kısmı II. Abdülhamit zamanında çekilen telgraf tellerinin bile rolü büyüktür. Yukarıda da değinildiği üzere araştırmamızda Milli Mücadele Tarihi’nin bir kesitinin ortaya konması amaçlanmıştır.</p>

<p>Ali SARIKOYUNCU</p>

<p>23 Nisan 1995</p>

<p>ANKARA</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/milli-mucadele-din-adamlari-1-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Milli Mucadele Din Adamlari 1 Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/milli-mucadelede-din-adamlari-1-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 16:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/341-millli-mucadele-din-adamlari-1-copy.jpg" type="image/jpeg" length="55890"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fetihlerle Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/fetihlerle-anadolunun-turklesmesi-ve-islamlasmasi-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/fetihlerle-anadolunun-turklesmesi-ve-islamlasmasi-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gönlümüz, genç araştırıcıların konuya ilgi duyarak, yeni inceleme ve araştırmalara girişerek; Anadolu’yu Türk vatanı yapan Müslüman-Türkler’in bunu nasıl başardıklarını ve günümüze kadar koruduklarını gelecek nesillere daha iyi anlatmalarını, hatta yeni bilgi ve görüşler ilâve etmelerini arzu etmektedir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖNSÖZ</strong><br />
Bundan otuz beş yıl önce yaptığım çalışmaları ihtiva eden bu kitap, neşredildiğinden bu yana ilgi gördü. Eksiklikler, hatta birçok yeni araştırmalara göre, bu mutevazi çalışmamın yeterli olmamasına rağmen bu ilgiye lâyık olup olmadığını zaman zaman düşündüm. Bu baskı için tekrar gözden geçirirken, bu mütevazî eserimizin hâlâ bir boşluğu dolduracağına olan inancım tazelendi. Gönlümüz, genç araştırıcıların konuya ilgi duyarak, yeni inceleme ve araştırmalara girişerek; Anadolu’yu Türk vatanı yapan Müslüman-Türkler’in bunu nasıl başardıklarını ve günümüze kadar koruduklarını gelecek nesillere daha iyi anlatmalarını, hatta yeni bilgi ve görüşler ilâve etmelerini arzu etmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nitekim, tarafımızdan Anadolu’nun Türk yurdu oluşu ile ilgili yaptığım araştırmalar ayrı bir kitap oldu. “Anadolu’nun Türkleşmesi ve Kültürel Hayat” (İstanbul 2006, Ötüken Yayınevi) adı ile yayınlandı. Ayrıca elinizdeki mütevâzi eserimizin, aynı zamanda Farsça’ya çevrilerek geçen yılda Tahran/İran’da yayınlanması da bizi memnun etmiştir (Mehmet Şeker, Sekûkiyan Şikest-i Bizans der Malazgird ve Güstereş-i İslam der Anatolı-Tercüme: Nasrullah Salihi – Ali Ertuğrul, Tabistan 1385).</p>

<p>Bu eser, eğer okuyanların konuya ilgi duymalarını sağlar da, yeni çalışmalar yapılmasına teşvik edici bir rol oynarsa, yazarı mutlu olur. Bu konuda çalışacak olanların daha yeni bilgilere ulaşarak verimli eserler ortaya koymalarını görmek ve temenni etmek de bizlere memnuniyet verir.</p>

<p>İzmir, 20 Şubat 2007</p>

<p>Mehmet ŞEKER</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/fetihlerle-anadolunun-turklesmesi-ve-islamlasmasi-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Fetihlerle Anadolunun Turklesmesi Ve Islamlasmasi Epub3" class="" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/fetihlerle-anadolunun-turklesmesi-ve-islamlasmasi-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 16:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/251-fetihlerle-anadolunun-turklesmesi-ve-islamlasmasi.jpg" type="image/jpeg" length="16169"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kaygusuz Abdal Divan - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kaygusuz-abdal-divan-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kaygusuz-abdal-divan-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Kaygusuz Abdâl-Seçmeler” aşk ve gönül dostlarını Kaygusuz Abdâl gibi büyük bir mutasvvıfla tanıştırmayı hedefleyen bir çalışmadır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TAKDİM</strong><br />
Divanlar; dilimizin, edebiyatımızın, zevkimizin, zarafetimizin, fikir ve gönlümüzün dışavurumunda, taşınmasında, aktarılmasında takdiri güç bir önemi haizdirler. Şairlerimiz divanlarında zihin ve gönül dünyalarını ifade ederken dilin zenginliklerini alabildiğine kullanmış, dili derinleştirerek fikrimize derinlik katmışlardır. Zaman zaman bu şiirlerde kendi iç dünyamızın yansımasını buluruz, bazen ruhumuza işleyen dokunaklı tasvirler yakalarız, bazen ufkumuzu genişleten açılımlara rastlarız. Bazen de şaire has, onun öznel alemine ilişkin ifadeler çıkar karşımıza. Öyle ki, bunlar şairin iç dünyasını, yaşadığı ortamı, ait olduğu mezhep ve meşrebin etkilerini yansıtan, her zaman anlayamadığımız, bazen ise kabul edemediğimiz anlamlardır. Bu anlamlar divanın ve şairin bütünlüğünün bir parçasıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı, divan klasiklerini yayımlarken bu bütünlüğü zedelemeksizin, esere halel getirmeksizin yayımlamayı şaire ve esere karşı edebin gereği addetmektedir. Eserde serdedilen görüşler şairin kendine aittir. Başkanlığın sorumluluğu bu büyük mirası olduğu gibi aktarmaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:right">DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI</p>

<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
Yunus Emre’yi kaynak alarak gelişen Bektaşî Edebiyatı’nın en önemli temsilcisi olan Kaygusuz Abdâl, Türk dili, kültürü ve Tasavvufî Türk Edebiyatı tarihi için son derece önemli olan 15’e yakın eserin şairi ve müellifidir. Bektaşî erkânı içinde yetişen şair, Menâkıbında verilen bilgiye göre, Elmalı’da yaşayan Hacı Bektaş-ı Velî silsilesinden Abdâl Mûsâ’ya intisap etmiş ve uzun müddet onun terbiyesinde ve hizmetinde bulunmuştur. Kaygusuz, seyr ü sülûkunu tamamladıktan sonra, tahminen H. 800/M. 1379-1398 yıllarında Hac farizasını yerine getirmek üzere yola çıkar ve Mısır’a varır. Orada bir süre kaldıktan sonra Hacca gider. Hac’dan dönüş yolunda Hicaz, Suriye ve Irak’ı dolaşarak tekrar Anadolu’ya döner. 1424-1430 tarihleri arasında Rumeli’ye giden Kaygusuz Abdâl, Edirne, Yanbolu, Filibe ve Manastır’ı ziyaret eder. Daha sonra muhtemelen Anadolu’ya (belki de Mısır’a) dönen Kaygusuz, tahmini olarak 1444 yılında vefat eder. Elmalı/Tekke köyündeki Abdâl Mûsâ türbesinde medfun olduğuna inanılmaktadır.</p>

<p>Kaygusuz Abdâl’ın tarihî hayatı konusunda ma’alesef yeterli bilgi mevcut değildir. Menkabevî hayatı ise, yaşadığı dönemden itibaren dilden dile nakledilerek, daha sonraları da yazıya geçirilerek günümüze kadar gelmiştir. Eldeki mevcut bilgilere göre Kaygusuz Abdâl, Alanya Beyi Hüsameddin Mahmud’un oğludur. O, bu özelliğinden dolayı, bazı şiirlerinde “Alaî (Alayî)” veya “Sarâyî (Saraya mensup)” mahlâsını, çoğu şiirinde de, “Kaygusuz Abdâl”, “Kaygusuz”, “Kul Kaygusuz” mahlaslarını kullanır. Kaygusuz, iyi bir tahsil görmüş, Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Manzum ve mensur 15 kadar eserinin tamamı tasavvufî muhtevaya sahiptir. Vahdet-i vücûdu, esas olarak ilahî aşkı, yaratılışı, vahdeti, kesreti, insanı, vd. konuları işlediği şiirlerinde aynı zamanda yaşadığı tasavvufî tecrübeleri de derinlikli ve zaman zaman kapalı, remzî bir üslupla dile getirir.</p>

<p>Kaygusuz Abdâl, genellikle antolojilerde, ders kitaplarında, vd. yer alan hece vezniyle yazılmış şathiyeleri ile bilinir. Şathiye bilindiği üzere anlaşılması oldukça zor, herkesin anlayamayacağı, çok derin anlamlı felsefî şiirlerdir. Bu yönüyle Kaygusuz Abdâl eksik olduğu kadar hakkında yanlış hükümler verilmiş bir mutasavvıftır. Şiirlerine ve nesirlerine bir bütün olarak bakıldığında, Kaygusuz’un vahdet-i vücûd inancını bütün eserlerinde son derece derin işlediği görülecek; kullandığı kavramların düz anlamlarının arkasında ilahî aşkın, ilahî sırların, tecrübelerin olduğu anlaşılacaktır. Son derece irşadî ve terbiyevî bir üslupla yazılan şiirlerde anlam katları aralandıkça Kaygusuz’un ne denli güçlü bir dili ve tasavvufî tecrübesinin olduğuna tanık olunacaktır.</p>

<p>Çalışmamız, Anadolu insanının gönül mimarlarından birisi olan Kaygusuz Abdâl üzerinedir. Çağımız insanının irfanî yetkinliğe ulaşmasında bir kılavuz kişinin, Kaygusuz Abdâl’ın eserlerinden örneklerin sunulduğu bu çalışma gönül dostlarına yüzyıllar öncesinden dostça bir selamdır. Çalışmamızın ilk bölümünde Kaygusuz Abdâl’ın tarihî ve menkabevî hayatı, onun tasavvufî kimliği ve eserlerinin edebî özellikleri hakkında bilgi verildi. Daha sonra eserleri kısaca değerlendirildi. Daha sonra ise, çeşitli kütüphanelerde tespit edebildiğimiz Kaygusuz Abdâl’a ait yazmalardaki şiirler bir araya getirildi. Farklı yazmalardaki şiirler karşılaştırıldı, kritik edildi. Diğer yandan, Kaygusuz Abdâl’ın edebî ve tasavvufî kimliği ve kişiliğinin daha iyi ve doğru anlaşılması amaçlanarak müstakil eserlerinden kısa alıntılar yapıldı. Son bölümde okuyucunun şiirleri anlamada kullanabileceği küçük bir sözlüğe yer verildi.</p>

<p>Netice olarak, Tasavvufî Türk Edebiyatı içinde bir zümre edebiyatı olan Bektaşî Edebiyatı’nın kurucusu ve en önemli temsilcisi olan bir mutasavvıfın ahlakî, irşâdî ve terbiyevî özellikleriyle bizlere miras bıraktığı eserlerinden örnekler sunduk. Çağında Anadolu insanının manevî dünyasını besleyerek onların maddî dünyalarına, gündelik hayatlarına şekil vermelerinde ilham kaynağı olan Kaygusuz Abdâl’ın, günümüzün insanlarına da ilham kaynağı olacağına, onların da gönüllerini besleyeceğine inanıyoruz. “Kaygusuz Abdâl-Seçmeler” aşk ve gönül dostlarını Kaygusuz Abdâl gibi büyük bir mutasvvıfla tanıştırmayı hedefleyen bir çalışmadır.</p>

<p>Ulu bir dağdan alınarak kesilip, biçilip bir dolap hâline getirilen ulu bir çınar gibi, Abdal Musa’nın izinden yürüyerek değişen, dönüşen; değiştikçe, dönüştükçe de çevresini değiştiren, dönüştüren, özüyle, sözüyle, ameliyle ideal insanî özellikleri va’z eden bir mutasavvıf olan Kaygusuz Abdal’ın şiirlerinden bir seçme olan bu çalışmayla bunalan, kararan gönüllerin ihyasına bir nefes sunmaya çalıştık. Aşk ve gönül dostlarına aşk u niyâz ile ...</p>

<p style="text-align:right">Prof. Dr. Mustafa SEVER</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/kaygusuz-abdal-secmeler-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Kaygusuz Abdal Secmeler Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kaygusuz-abdal-divan-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 16:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/82-kaygusuz-abdal-secmeler.jpg" type="image/jpeg" length="12719"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hafızlık Risalesi - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hafizlik-risalesi-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hafizlik-risalesi-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hafızlık Risâlesi, kendisiyle ve Kur’an’la barışık yani kendinden emin ve ahlaklı bir duruşa sahip hafızların yetişmesi için dert aşılamayı en büyük mutluluk kabul etmektedir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>MUKADDİME</strong><br />
Kur’an’ı indiren Rabbimize hamd, Kur’an’ı bildiren Efendimize salat, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlere selam olsun.</p>

<p>Kur’an’ın eşsizliği ve mükemmelliği medeniyetimizin inşa sürecinin belirleyici unsuru olmuştur. Bu bağlamda mekânın en güzeli Kur’an eğitimi için tesis edilmiştir. Yazının en zarif hatları Kur’an’la vücut bulurken, ses en etkin tınısını Kur’an tilâvetinde yakalamıştır. Kitap en zirve duruşuna Kur’an tezhibi ve cildinde ulaşmış, akıl anlamın ve ahkâmın peşinde en zevkli ve edepli yolculuğunu Kur’an’ın tefsirinde ve fıkhında gerçekleştirmiştir.</p>

<p>Medeniyetimizin belirleyici kodlarından kopuşa paralel olarak Kur’an eğitimi de ahlak, usul ve estetikten uzak bir hâl almıştır. Hafızlık Risâlesi öncelikli olarak bu soruna neşter vurmayı amaçlayan bir çalışmadır.</p>

<p>Hafızlık Risâlesi, medeniyetimizin Kur’an anlayışıyla paralel olarak ihsan ve itkânı merkeze alan bir hafızlık eğitiminin izini sürmektedir.</p>

<p>Hafızlık Risâlesi, hafızlığı ve hafızlık eğitimini anlamlandırma, işlevsel ve verimli kılma sürecine rehberlik edecek bir çalışmadır.</p>

<p>Hafızlık Risâlesi, talebeleri hafızlığa doğru iteleyen değil çeken bir eğitim zihniyetinin inşasını hedeflemektedir.</p>

<p>Hafızlık Risâlesi, mevcut durumda her öğreticinin hafızlık yaptırmaması, her kursta hafızlık yaptırılmaması ve her talebenin hafız yapılmaması şeklinde üç hususu vurgulamaktadır.</p>

<p>Hafızlık Risâlesi, sadece dışarıdan yapılan bir gözlemin değil hafızlık sürecinin içinde doğmuş, bulunmuş ve en mahrem noktalara muttali olmuş gözlerin mahsulüdür.</p>

<p>Hafızlık Risâlesi işini zinet bilenleri, işi üzerinde düşünme ve sorgulama yapma cesaretine sahip olanları, işinin sorunlarıyla yüzleşme ve hesaplaşma gayretinde olanları öncelikli olarak muhatap kabul etmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hafızlık Risâlesi, uzun uzun anlatmayı değil usul usul anlamayı merkeze alan, muhtasar ancak maksadı ifadede faydalı ve kâfi bir çalışmadır. Bu açıdan bir solukta değil soluklanarak, tek başına değil hep beraber, teslim olarak değil sorgulayarak, susarak değil konuşarak okunacak bir çalışmadır.</p>

<p>Hafızlık Risâlesi, iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde hafızlık sürecinde kişilik eğitimi üzerinde durulacak ve sürece rehberlik edecek hocanın yetkinliği ve etkinliği sorgulanacaktır. Temas edeceğimiz yetkinlikte ve etkinlikte olmayan bir öğreticinin hıfz sürecini de sağlıklı yürütemeyeceği gerçeğinden hareketle bu konu öncelenmiştir. İkinci bölümde ise hıfz süreci bütün adımlarıyla, sorunları ve çözüm teknikleriyle anlatılacaktır.</p>

<p>Hafızlık Risâlesi, kendisiyle ve Kur’an’la barışık yani kendinden emin ve ahlaklı bir duruşa sahip hafızların yetişmesi için dert aşılamayı en büyük mutluluk kabul etmektedir.</p>

<p>Son olarak bu hizmete öncülük eden hocalarımıza, bugüne kadar hafızlık eğitimine ömrünü adamış olan büyüklerimize teşekkür eder bizleri yetiştiren ve dâr-ı bekâya irtihal etmiş olan Kur’an üstadlarımızı ve hafızlarımızı rahmetle anarız.</p>

<p>Manisa</p>

<p>Ramazan / 1434 - 2013</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/hafizlik-risalesi-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Hafizlik Risalesi Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hafizlik-risalesi-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 16:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/1011-hafizlik-risalesi.jpg" type="image/jpeg" length="37664"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[40 Ayette Doğruluk - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/40-ayette-dogruluk-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/40-ayette-dogruluk-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu çalışma, toplum hayatında doğruluğun ikame edilmesine katkı sağlamak amacıyla ayet-i kerimelerden derlenerek oluşturulmuştur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
İnsana sadakat yakışır görse de ikrah<br />
Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah.<br />
Ziya Paşa</p>

<p>Cenab-ı Hak, yaratılmışların en üstünü kıldığı insana sayılamayacak kadar çok nimet bahşetmiştir. İnsan ilahi emaneti yüklenmesine vesile olan akıl sayesinde hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayırabilme yeteneğine sahip olmuştur. Tabiatı gereği toplumsal bir varlık olan insan, huzurlu bir yaşam sürdürebilmek için birtakım ahlaki kurallara ihtiyaç duyar. İslam’ın ortaya koyduğu ahlaki ilkeler içerisinde en önemlileri ise adalet ve doğruluktur. Bu ikisinin yokluğu hâlinde toplumun düzeni bozulur, birlik ve beraberlik ortadan kalkar. Çünkü toplumu bir arada tutan şey, adalet ve doğruluğun tesis ettiği güven duygusudur.</p>

<p>İslam ahlakında doğruluk ve dürüstlük, insan onuru ve sağlıklı bir toplum yapısının vazgeçilmez şartlarından biri olarak kabul edilmiştir. Doğruluk, insanın iç huzurunu sağlaması açısından birey ile ilgilidir; ancak Allah Teâlâ’nın “Sen, beraberindeki tövbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hûd, 11/112) ayeti gereğince toplumsal bir eyleme dönüşür. Dolayısıyla doğruluk birey ve toplum için zorunlu olan ahlaki niteliklerin tamamını kendisinde barındırır.</p>

<p>Dünya yolculuğumuz boyunca “sırat-ı müstakim” üzere olmak, doğruluğun bütün eylemlerimize sirayet etmesiyle mümkündür. Doğruluk önce Allah’a verilen söze sadakat göstermek ve imanda samimi olmakla başlar. “Müminlerden öyle erler vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar… Verdikleri sözü asla değiştirmediler.” (Ahzâb, 33/23)</p>

<p>İyiliğe ulaştıran köprüdür doğruluk Hz. Peygamber’in dilinde: “Doğruluktan ayrılmayın; çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür.” (Müslim, Birr, 105) Doğruluk peygamberliğin dayanağıdır; çünkü peygamberler doğruyu getirir, getirdikleri “sözün” gerçek ve doğru olduğunu yaptıkları fiillerle gösterir, ispat ederler. Hz. Peygamber’in kişiliği ve daveti hakkında Herakleios’un sorduğu soruya Ebû Süfyan, “O bize namazı, doğruluğu, iffetli olmayı ve akrabalık hukukunu gözetmeyi emrediyor.” diyerek karşılık verir. (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1)</p>

<p>Peygamberlikten sonra en yüce makamdır doğruluk. Allah Teâlâ kendilerine lütufta bulunduğu kişileri sayarken peygamberlik makamından sonra dosdoğru olanlara (sıddîk) yer vermiş, onların Allah katındaki manevi derecelerinin yüceliğini göstermiştir. Böylelikle doğruluğun karşılığına en zengin mükâfatı koymuştur: “Korkmayın, kederlenmeyin, size vadolunan cennetle sevinin!” (Fussilet, 41/30)</p>

<p>Doğruluk sadece sözde değildir; kalp, niyet, ticaret, arkadaşlık ve evlilik olmak üzere hayatın hemen her alanını kapsayan bir davranış biçimidir; kısacası hayatın mihenk taşıdır. Toplum hayatında doğruluğun ikame edilmesine katkı sağlamak amacıyla ayet-i kerimelerden derlenerek oluşturulan bu çalışmanın, doğruluk ve samimiyetten taviz vermeksizin istikamet üzere yaşamamıza vesile olmasını temenni ediyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/40-ayette-dogruluk-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="40 Ayette Dogruluk Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/40-ayette-dogruluk-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 16:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/2158-40-ayette-dogruluk.jpg" type="image/jpeg" length="25292"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[40 Ayette Sorumluluk Bilinci - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/40-ayette-sorumluluk-bilinci-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/40-ayette-sorumluluk-bilinci-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sorumluluk bilincine dair ayet-i kerimelerden derlenen bu çalışma, mümince bir hayat yaşamak isteyen okurlarına rehberlik etmeyi amaçlamaktadır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
İnsanı eşsiz güzellikte yaratan Yüce Rabbimiz, onu yarattıklarının en şereflisi kılmış, çeşitli nimetlerle rızıklandırmış, kâinattaki birçok varlığı onun hizmetine vermiştir. Yüce Allah, insana akıl ve irade vererek onu diğer canlılardan farklı ve üstün kabiliyetlerle donatmış, ayrıca karar alma ve kararlarını uygulayabilme özgürlüğünü sunmuştur. Bütün bunları bahşettikten sonra, “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”(Kıyâme, 75/36) buyurarak, ona sorumluluğunu hatırlatmıştır.</p>

<p>İnsan, göklerin, yerin ve heybetli dağların dahi üstlenmekten çekindiği “emanet”i, yani Allah’a kul olma sorumluluğunu, belki de ne kadar ağır olduğunun farkına varmadan, kabul etmiştir. Böylece Allah’a bir anlamda söz vererek sözünü yerine getirmekle yükümlü olan “sorumlu bir varlık” yani “mükellef” olmuştur.</p>

<p>“Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir.”(Müddessir, 74/38) buyurarak kullarına “sorumlu” olduklarını hatırlatan Allah Teâlâ, dinini, emir ve yasaklarını bildiren bir peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyeceğini bildirmiştir. Çünkü bilgi sorumluluk gerektirir, bilmeyenin sorumluluğu yalnızca kendisine verilen imkânlar ölçüsünde araştırıp öğrenmektir. Bilginin varlığı ise akılla olur. Bu nedenle, dinimize göre, akıldan mahrum kimseler akıllanıncaya kadar, buluğ çağına ermemiş çocuklar büyüyünceye kadar ve uyuyan kimseler uyanıncaya kadar sorumluluktan muaf tutulmuştur.</p>

<p>Yüce Allah’ın akıl ve irade sahibi kullarına yüklediği sorumluluklar ancak onların güçlerinin yettiği kadardır. Kullarını en iyi tanıyan ve onların zorluk çekmelerine razı olmayan Yüce Rabbimiz, unutarak ya da hatayla yapılan günahlardan dolayı onları sorumlu tutmamış, kalplerinden geçirdiklerini fiile dönüştürmedikleri takdirde onları affedeceğini söylemiştir. (Buhârî, Eymân ve nüzûr, 15) Bu yüzden Kur’an’da şöyle yalvarmamız öğütlenir: “Ey Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyleri yükleme!” (Bakara, 2/286)</p>

<p>Sonuçta insana nimet veren ve hidayet yolunu gösteren Cenâb-ı Hak, sorumlulukları ile onu sınamaktadır. Her hakkın karşılığında bir sorumluluk dengesi kurulduğunda, sağlıklı ve huzurlu bir toplum inşa etmek mümkün olacaktır. Sorumluluk bilincine sahip olan her mümin, vicdanen rahatlamanın yanı sıra, Rabbinin rızasına erişeceğini, aksi hâlde huzursuzluğun yanı sıra ihmallerinin dünyevî ve uhrevî neticelerine katlanmak zorunda kalacağını bilir. Sorumluluk bilincine dair ayet-i kerimelerden derlenen bu çalışma, mümince bir hayat yaşamak isteyen okurlarına rehberlik etmeyi amaçlamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/40-ayette-sorumluluk-bilinci-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="40 Ayette Sorumluluk Bilinci Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/40-ayette-sorumluluk-bilinci-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/1780-40-ayette-sorumluluk-bilinci.jpg" type="image/jpeg" length="11713"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kur'an-ı Kerim Meali - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-i-kerim-meali-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-i-kerim-meali-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanmış mealidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanmış mealidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/kurani-kerim-meali-2-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Kurani Kerim Meali 2 Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-i-kerim-meali-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/542-kurani-kerim-meali-halil-altuntas.jpg" type="image/jpeg" length="74842"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kur'an'ın Temel Konuları Her Cüzden Üç Mesaj - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kuranin-temel-konulari-her-cuzden-uc-mesaj-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kuranin-temel-konulari-her-cuzden-uc-mesaj-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kitap, Kur’ân okumalarında faydalı olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
Bize kitap ve peygamber gönderip yolumuzu aydınlatan Allah’a hamd, kitabı tebliğ eden ve nasıl yaşanması gerektiğini öğreten son peygamber Hz. Muhammed’e ve onun âline, ashabına salat ve selam olsun.</p>

<p>Dünyada en çok okunan, dinlenen ve ezberlenen kitap Kur’ân-ı Kerim’dir. Yaklaşık 15 asırlık süreçte Kur’ân bu başarısını korumuş ve sürekli gündemde olmuştur. Çünkü onun mesajları asırlardır insanlara ışık tutmuş ve yol göstermiştir.</p>

<p>Peygamberimiz (a.s.), insanların namaz dışında da her gün düzenli olarak Kur’ân okumalarını isterdi. Bu nedenle Kur’ân-ı Kerim cüzlere (bölümlere) ve hiziplere (parçalara) bölünmüştü. Her cüz 20 sayfa olup, toplam olarak Kur’ân 30 cüzdür. Her gün 1 cüz okuyan kişi bir ayda Kur’ân’ı baştan sona okumuş/hatmetmiş olur. Ayrıca her cüz de 4 hizbe (parçaya) bölünmüştür. Günlük bir cüz okuyamayan kişiler de bir veya birkaç hizip okuyabilirler.</p>

<p>Asr-ı saadette Sahabe-i kiram, Peygamberimizin emir ve tavsiyelerini yerine getirirler, her gün düzenli olarak Kur’ân okurlar ve müzakere ederlerdi. Onların gündemleri Kur’ân idi. Ayrıca bir kişinin gece okuduğu sure veya hizipleri herhangi bir sebeple okuyamadığında sabahleyin okuması hadislerde tavsiye edilir ve aynı sevabı alacağı müjdelenir (Bk. Müslim, salatü’l-müsafirin 142, (747, Ebu Davud, Salat 309, 1313). Kur’ân insanlara doğru yolu göstermek için gelmiştir. Bu nedenle Kur’ân’la dolu bir hayat yaşamak gerekir.</p>

<p>Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de okunan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.) döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mukabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir. (Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)</p>

<p>Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tutmaktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müzakere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi güzel sonuçlara yol açacaktır.</p>

<p>Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve hedefle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin. Bu bağlamda Kur’ân okuyucusuna rehberlik etmesi ve Kur’ân’ın farklı yönlerini keşfetme sürecine katkısı olması için ileride şu iki çalışmamızın da yayınlanması planlanmaktadır.</p>

<p>1. Kur’ân’ın Temel Kavramları (Her Cüzden Üç Kavram)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Kur’ân’da İnsan Tipleri (Her Cüzden Üç İnsan)</p>

<p>Gayret bizden, tevfik/başarı Allah’tandır.</p>

<p>Rıfat ORAL<br />
Ankara - 2020</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/kuranin-temel-konulari-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Kuranin Temel Konulari Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kuranin-temel-konulari-her-cuzden-uc-mesaj-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 15:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/1779-kuranin-temel-konulari-her-cuzden-uc-mesaj-copy.jpg" type="image/jpeg" length="52267"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir 5 - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-5-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-5-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elinizdeki tefsir, günümüz müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değerli bir çalışma olup, uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamlarından oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış olma gibi bir imtiyaz taşımaktadır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TAKDİM</strong><br />
Kur’an-ı Kerîm, Hz. Muhammed aleyhisselâmın yirmi iki yıldan fazla süren (610-632) peygamberliği zarfında aldığı vahiyleri ihtiva etmektedir. Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğinin ilk dönemlerinden beri Kur’an, müslümanlar tarafından, yalnızca ilâhî kelâmın yaşanan tarihe bir müdahalesi olarak değil, aynı zamanda bir ibadet ve tilâvet kitabı olarak telakki edildiği için, inen âyet ve sûreler Hz. Peygamber’in gözetimi altında büyük bir titizlikle kayda geçirilerek geniş kitlelere intikal ettirilmiş ve sürekli okunmuştur. Hatta ilk müslümanlar arasında, gelen vahiyleri gücü nisbetinde ezberleyenlerin yanı sıra, kendisi için özel mushaf yazan sahâbîlerin de bulunduğunu biliyoruz.</p>

<p>I. Halife Hz. Ebû Bekir döneminde vuku bulan Yemâme savaşında Kur’an’ın nüzûlüne tanık olmuş çok sayıda hâfız sahâbînin şehid düşmesi üzerine, 633 yılında, Hz. Peygamber’in vahiy kâtiplerinden hâfız sahâbî Zeyd b. Sâbit’e, Hz. Peygamber’in yazdırdığı Kur’an metinlerini, diğer hâfız sahâbîlerin şahitliğine de başvurarak bir mushaf haline getirme görevi verilmiştir. Zeyd b. Sâbit, sahâbîlerle istişare ederek yaptığı titiz bir çalışma sonunda muhtelif malzemelere yazılmış olan Kur’an metinlerini mushaf haline getirmiştir. Kur’an metni tertip edilirken âyetlerin iniş sıraları veya konu bütünlüğü esas alınmamış, baştan beri Hz. Peygamber tarafından öğretilen tilâvet sırasına riayet edilmiştir.</p>

<p>Fütuhat faaliyetinin artarak devam ettiği III. Halife Hz. Osman döneminde, İslâm coğrafyasının genişlemesi dolayısıyla farklı bölgelerde Kur’an âyetlerinin farklı şekillerde okunması, özellikle ilk müslümanlarla İslâm’a yeni girenler arasında ihtilâflara sebep olmuştur. Kısmen henüz sessiz harfleri birbirinden ayıran noktaların ve sesli harfleri gösteren harekelerin bulunmadığı Arap yazısının o günkü yetersizliğinden, kısmen de mahallî lehçe farklılıklarından kaynaklanan bu kıraat ihtilâfı, esasen Hz. Peygamber’in izin verdiği doğal bir durum olmasına rağmen, o günkü siyasî irade, muhtemel karışıklıkları gidermek amacıyla kıraat farklılıklarını en aza indirecek bir çalışma yapmayı öngörmüştür. Yine Zeyd b. Sâbit’in başkanlığını yaptığı bir komisyon, birkaç yıl süren çalışması sonucunda, biri hilâfet merkezinde kalmak, diğerleri farklı bölgelere gönderilmek üzere, Hz. Ebû Bekir döneminde toplanan Mushaf’a istinaden muayyen sayıda resmî mushaflar hazırlamıştır. Bugün elimizde bulunan mushaflar işte bu mushafa dayanmaktadır.</p>

<p>Sahâbe döneminden sonra geniş çaplı bir tefsir faaliyeti başlamıştır. Ancak bu döneme ait tefsirler günümüze kadar ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan en eski tam tefsir ise, hicrî 150 yılında vefat eden Mukātil b. Süleyman’a aittir. Ali b. Ebû Talha (ö. 143/760), Süfyân es-Sevrî (ö. 161/778), Yahyâ b. Sellâm (ö. 200/815) gibi hicrî II. yüzyılda yaşamış kişilerce telif edilen bu ilk dönem tefsirleri, genellikle Mushaf tertibini esas alarak, sırasıyla âyetler hakkındaki rivayetleri nakletmektedirler. Hiç şüphe yok ki, tefsir ilminin doğduğu ilk dönemlerde, bu faaliyetle hedeflenen, tevarüs olunan bilgilerin daha geniş kitlelere ve gelecek nesillere intikal ettirilmesiyle sınırlı idi. Tefsir ilminin Kur’an’ı açıklama görevini üstlenmesi ise daha sonraki bir gelişmedir. Bu çerçevede ilk tefsir çalışmaları, el-Ferrâ (ö. 207/822) ve Ebû Ubeyde (ö. 210/825) gibi dilcilere aittir. Onlar, kelimelerin ve terkiplerin anlamlarını açıklamayı amaçladıkları için, hemen her âyet hakkında söyleyecek şey bulmuşlar ve açıklamalarını Mushaf tertibini esas almak suretiyle sunmuşlardır. Bu yazım geleneği, bugün minnetle başvurduğumuz, değerli bilgiler içeren İbn Cerîr et-Taberî’nin (ö. 310/922) Câmi’u’l-Beyân an Te’vîli âyi’l-Kur’an’ı gibi eserlerin yazılmasına imkân vermiştir. Bu eserlerin “rivayet tefsiri” olarak adlandırılması, bunlarda rivayetin ağırlıklı yer tutmasından kaynaklanmaktadır; zira bu eserler naklin yanı sıra, uzun dinî tahlillere, İsrâiliyat ve kelâmî-fıkhî meseleler üzerine derin tartışmalara da yer vermektedirler. Aynı şekilde “dirayet tefsiri” olarak nitelenen eserler de, re’y ağırlıklı olmakla birlikte nakilden müstağni kalmamışlardır.</p>

<p>Gerek rivayet tefsiri gerekse dirayet tefsiri olarak değerlendirilen klasik tefsirlerde, Kur’an’ı baştan sona tefsir etmeyi amaçlayan ve Mushaf tertibini esas alan bir yöntem izlenmiştir. Klasik dönemlerde tefsir ilminin bir karakteri olarak oluşan Kur’an’ı baştan sona ve Mushaf tertibine göre tefsir etme geleneği, Derveze’nin sûreleri nüzûl sırasına göre tefsir ettiği et-Tefsîru’l-Hadîs’i gibi istisnalar dışında, modern zamanlara kadar yazılan bütün tefsirlerde hâkim olmuştur. Tefsir literatürümüz, bu karakteristik yapısına rağmen, farklı ölçütlere başvurmak suretiyle değişik başlıklar altında tasnif edilmeye elverişlidir. Müfessirlerin uzmanlık alanına, ilmî tutumuna veya mezhebî eğilimine göre tasnifler de yapılmıştır. Bu tasniflerden başlıcalarını zikretmek, tefsir literatürümüzün muhteva zenginliğini ve çok renkliliğini göstermesi bakımından önemlidir: Fıkhî tefsir, kelâmî tefsir, işârî tefsir, lugavî tefsir, felsefî tefsir, Şiî tefsir, ilmî tefsir, edebî tefsir, içtimaî tefsir vb.</p>

<p>Bilinen ilk Türkçe Kur’an meâli Sâmânoğulları lideri Mansûr b. Nûh’un döneminde yapılmıştır. Kur’an meâli özellikle Selçuklu dönemlerinde bilim ve sanat dilinin Arapça ve Farsça olması sebebiyle fazla rağbet görmemiştir. Osmanlı tefsir geleneğinde ise müstakil sûre ve cüz tefsirlerinin yanı sıra Zemahşerî, Fahreddin er-Râzî ve Beyzâvî gibi müfessirlerin tefsirlerine yapılan birçok şerhle söz konusu eserler yeniden inşa edilmeye çalışılmıştır. Bugünkü anlamda yaygın olan Türkçe tefsir ve meâl geleneğinin, Tanzimat döneminde (1839-1876) başladığı söylenebilir. Bu dönemde gerçekleştirilen ve nicelik açısından sınırlı olan tefsirî meâllerdeki çeviriler genellikle Farsça’dan Türkçe’ye kazandırılmıştır. II. Meşrutiyet’le birlikte dinî müellefat ve özellikle de Türk toplumunu Kur’an’la doğrudan muhatap kılma gayretlerinin arttığı gözlemlenmektedir. 1925 yılında Diyanet İşleri Reisliği bütçesi tartışılırken muhtelif mebuslar tarafından, toplumsal sorunların işleneceği ve günün insanına hitap eden bir Türkçe tefsire duyulan ihtiyaç dile getirilmiş ve konu ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Nihayet Diyanet İşleri Reisliği bütçesinden Kur’an-ı Kerîm ve ehâdîs-i şerifenin tercüme ve tefsiri için muayyen bir meblağ tahsis edilmiş ve Kâmil Miras’ın teklifiyle söz konusu tefsiri yazma görevi Elmalılı M. Hamdi Yazır’a tevdi edilmiştir. 1926’da Kur’an tefsiri yazmaya başlayan Hamdi Yazır, tefsirin telifini 1938 yılında tamamlamıştır. Eserin ilk baskısı 1935-39 yılları arasında Diyanet İşleri Riyâseti tarafından dokuz cilt halinde gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 1960 ve 1971’de baskısı yenilenen Hak Dini Kur’an Dili, 1992’de bir defa, 1993’te ise iki defa sadeleştirilerek basılmıştır. O günden bugüne halkımızın din öğrenimine üst düzeyde katkı sağlayan bu değerli çalışmanın yanı sıra, klasik ve çağdaş dönem tefsirlerinden yapılan tercümeler ve Türkçe telif edilen tefsirler sayesinde ülkemiz insanı oldukça zengin bir tefsir birikimine kavuşmuş bulunmaktadır. Bu zenginliğe rağmen kamuoyunun mâlûmu olduğu üzere, toplumumuz muhtelif vesilelerle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çağdaş ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir Kur’an tefsiri hazırlatması talebini dile getirmekteydi. Başkanlığımız bu talepler doğrultusunda, uzun yıllardan beri benimsemiş olduğu ülkemizin ilâhiyat alanındaki birikiminden âzami ölçüde yararlanma politikasının bir gereği olarak, Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş ve Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı’dan oluşan komisyonun titiz çalışması sonucu hazırlanan ve bilâhare Din İşleri Yüksek Kurulu’nun tedkikinden geçen elinizdeki Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir isimli eseri yayımlamaya karar vermiştir.</p>

<p>Tefsir tarihi üzerine yapılan çalışmalar, tefsirler arasındaki yorum farklılıklarının arkasında, müfessirin fikrî eğilimi, uzmanlık alanı ve siyasî tutumu gibi kişisel unsurların yanı sıra, müfessirin yaşadığı çağın ihtiyaç ve imkânları gibi toplumsal unsurların da yattığını göstermektedir. Bu durum, Kur’an tefsiri alanındaki çok sesliliğin sebeplerini anlamamızı kolaylaştırdığı gibi, tarih boyunca neden tek bir tefsirle yetinilemediğini de anlaşılır kılmaktadır. Bunun başlıca sebebi tefsir faaliyetinin, özü itibariyle sübjektif olan “yorum”dan ibaret olmasıdır. Tefsir faaliyetinin sübjektif karakteri sebebiyle, bugün için de, okuyucusunu bütün diğer tefsirlerden müstağni kılacak ve Kur’an’ı anlama konusundaki sorunları giderecek bir tefsirden söz etme imkânı yoktur. Buna bağlı olarak herhangi bir tefsirin Diyanet İşleri Başkanlığı’nca neşredilmiş olması, o tefsire resmî bir hüviyet kazandırmaz. Başkanlığın yaptığı, yayınlar konusunda dine ve topluma karşı sorumluluğu, ilme uygunluğu esas almaktır.</p>

<p>Elinizdeki tefsir, günümüz müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değerli bir çalışma olup, uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamlarından oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış olma gibi bir imtiyaz taşımaktadır.</p>

<p>Diyanet İşleri Başkanlığı</p>

<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
Kur’an-ı Kerîm’in müslüman Türk insanı tarafından anlaşılmasına mütevazi bir katkı sağlamak amacıyla hazırladığımız Kur’an Yolu isimli bu tefsirin müellifleri olarak, daha önce bir meâl çalışmasına katılmış, ilmî bir faaliyeti müşterek olarak yürütme ve bitirme tecrübesi edinmiştik. Bu defaki çalışmamız esnasında uzmanlık alanlarımızın (tefsir, fıkıh ve fıkıh usulü, İslâm felsefesi ve İslâm ahlâkı) farklılık taşımasının da, Kur’an tefsirinin gerekleri bakımından önemli imkânlar sağladığını gördük. Bunun yanında ortak kitap çalışmasının zorluklarını ve bundan kaynaklanacak aksaklıkları asgariye indirebilmek için tedbirler aldık. Mutlaka başvurulması gereken kaynakların, uyulması gereken ilkelerin ve metotların en başta belirlenmesi; her birimizin tefsirini yaptığı kısmın diğer üyelerce dikkat ve emek verilerek okunduktan sonra toplu müzakere, teklif, tenkit ve tashihe tâbi tutulması bu tedbirlerin başında gelmektedir.</p>

<p>Batı’da Kitâb-ı Mukaddes’in yorumu konusunda heyet olarak hazırlanmış birçok yayının mevcudiyetine karşılık, bildiğimiz kadarıyla İslâm dünyasında bir heyet tarafından yazılmış ve tamamlanmış Kur’an-ı Kerîm tefsiri bulunmamaktadır. Bu açıdan bizim çalışmamızla bir ilkin gerçekleştiği söylenebilir. Ayrıca Kur’an Yolu’nun, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri tarafından okunup tenkit süzgecinden geçirilmesi de esere yararlı katkılar sağlamıştır.</p>

<p>Eserin hazırlanmasında okuyucu kitlesi olarak farklı düzeylerde öğrenim görmüş insanlar dikkate alınmaya çalışıldı. Öncelikli olarak bir müracaat kitabı değil, baştan sona okunan, tekrar tekrar okunan ve üzerinde zihin yorulan, inanç, fikir ve hayata pratik katkı sağlayan bir tefsir olmasının daha yararlı olacağı düşünüldüğü için eser orta hacimde tutulmuş; ayrıca anlaşılır bir dilin kullanılmasına özen gösterilmiştir. Öte yandan bazı konularda daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için, en uygun yerlerde ayrıntılı bilgi verilmesinin yanında, duruma göre ilgili kaynaklara da göndermeler yapılmıştır. Tefsirin diğer özellikleri “Giriş” bölümünün sonunda “Bu Tefsir” başlığı altında açıklanmıştır; okuyucu açısından eserin daha verimli olabilmesi için söz konusu kısmın göz önünde bulundurulmasında yarar vardır.</p>

<p>Eserin meâl kısmının hazırlanması sırasında konuyla ilgili belli başlı çalışmalar da göz önünde bulundurulmakla beraber, yapılan tercihler tefsire verilen emeğin ürünü olarak şekillenmiştir. Meâle yansıtılamayan, ancak dikkate değer görülen mânalara ise tefsirde ayrıca işaret edilmiştir. Aynı kelime veya ifadenin meâlin değişik yerlerinde -asıl mânayı değiştirmemek kaydıyla- farklı şekillerde çevrilmiş olması; bağlam farkı, ağırlıklı konuya riayet, edebî zevk gibi sebeplere dayalıdır. Bize göre bu usul meâl açısından bir zenginlik oluşturmaktadır.</p>

<p>Elinizdeki yedinci baskının hazırlık aşamasında heyetimizce eserin tamamı gözden geçirilmiş, ihtiyaç görülen yerlerde bazı düzeltme ve iyileştirmeler yapılmıştır. Bu vesileyle tespit, görüş ve önerilerini ileten saygıdeğer okuyucularımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kusursuzluktan söz etmek edebi aşmak olur. Yapılan her işte birtakım eksiklerin bulunması kaçınılmazdır. Değerli okuyucularımızın, kusurların düzeltilmesi yönünde getirecekleri tenkit ve önerilere açık olduğumuzu belirtiyor, tefsirin milletimize yararlı olmasını yüce mevlâdan niyaz ediyoruz.</p>

<p>Heyet</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-5-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Kuran Yolu Turkce Meal Ve Tefsir 5 Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-5-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 15:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/1217-kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-5.jpg" type="image/jpeg" length="88186"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir 4 - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-4-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-4-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elinizdeki tefsir, günümüz müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değerli bir çalışma olup, uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamlarından oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış olma gibi bir imtiyaz taşımaktadır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TAKDİM</strong><br />
Kur’an-ı Kerîm, Hz. Muhammed aleyhisselâmın yirmi iki yıldan fazla süren (610-632) peygamberliği zarfında aldığı vahiyleri ihtiva etmektedir. Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğinin ilk dönemlerinden beri Kur’an, müslümanlar tarafından, yalnızca ilâhî kelâmın yaşanan tarihe bir müdahalesi olarak değil, aynı zamanda bir ibadet ve tilâvet kitabı olarak telakki edildiği için, inen âyet ve sûreler Hz. Peygamber’in gözetimi altında büyük bir titizlikle kayda geçirilerek geniş kitlelere intikal ettirilmiş ve sürekli okunmuştur. Hatta ilk müslümanlar arasında, gelen vahiyleri gücü nisbetinde ezberleyenlerin yanı sıra, kendisi için özel mushaf yazan sahâbîlerin de bulunduğunu biliyoruz.</p>

<p>I. Halife Hz. Ebû Bekir döneminde vuku bulan Yemâme savaşında Kur’an’ın nüzûlüne tanık olmuş çok sayıda hâfız sahâbînin şehid düşmesi üzerine, 633 yılında, Hz. Peygamber’in vahiy kâtiplerinden hâfız sahâbî Zeyd b. Sâbit’e, Hz. Peygamber’in yazdırdığı Kur’an metinlerini, diğer hâfız sahâbîlerin şahitliğine de başvurarak bir mushaf haline getirme görevi verilmiştir. Zeyd b. Sâbit, sahâbîlerle istişare ederek yaptığı titiz bir çalışma sonunda muhtelif malzemelere yazılmış olan Kur’an metinlerini mushaf haline getirmiştir. Kur’an metni tertip edilirken âyetlerin iniş sıraları veya konu bütünlüğü esas alınmamış, baştan beri Hz. Peygamber tarafından öğretilen tilâvet sırasına riayet edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fütuhat faaliyetinin artarak devam ettiği III. Halife Hz. Osman döneminde, İslâm coğrafyasının genişlemesi dolayısıyla farklı bölgelerde Kur’an âyetlerinin farklı şekillerde okunması, özellikle ilk müslümanlarla İslâm’a yeni girenler arasında ihtilâflara sebep olmuştur. Kısmen henüz sessiz harfleri birbirinden ayıran noktaların ve sesli harfleri gösteren harekelerin bulunmadığı Arap yazısının o günkü yetersizliğinden, kısmen de mahallî lehçe farklılıklarından kaynaklanan bu kıraat ihtilâfı, esasen Hz. Peygamber’in izin verdiği doğal bir durum olmasına rağmen, o günkü siyasî irade, muhtemel karışıklıkları gidermek amacıyla kıraat farklılıklarını en aza indirecek bir çalışma yapmayı öngörmüştür. Yine Zeyd b. Sâbit’in başkanlığını yaptığı bir komisyon, birkaç yıl süren çalışması sonucunda, biri hilâfet merkezinde kalmak, diğerleri farklı bölgelere gönderilmek üzere, Hz. Ebû Bekir döneminde toplanan Mushaf’a istinaden muayyen sayıda resmî mushaflar hazırlamıştır. Bugün elimizde bulunan mushaflar işte bu mushafa dayanmaktadır.</p>

<p>Sahâbe döneminden sonra geniş çaplı bir tefsir faaliyeti başlamıştır. Ancak bu döneme ait tefsirler günümüze kadar ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan en eski tam tefsir ise, hicrî 150 yılında vefat eden Mukātil b. Süleyman’a aittir. Ali b. Ebû Talha (ö. 143/760), Süfyân es-Sevrî (ö. 161/778), Yahyâ b. Sellâm (ö. 200/815) gibi hicrî II. yüzyılda yaşamış kişilerce telif edilen bu ilk dönem tefsirleri, genellikle Mushaf tertibini esas alarak, sırasıyla âyetler hakkındaki rivayetleri nakletmektedirler. Hiç şüphe yok ki, tefsir ilminin doğduğu ilk dönemlerde, bu faaliyetle hedeflenen, tevarüs olunan bilgilerin daha geniş kitlelere ve gelecek nesillere intikal ettirilmesiyle sınırlı idi. Tefsir ilminin Kur’an’ı açıklama görevini üstlenmesi ise daha sonraki bir gelişmedir. Bu çerçevede ilk tefsir çalışmaları, el-Ferrâ (ö. 207/822) ve Ebû Ubeyde (ö. 210/825) gibi dilcilere aittir. Onlar, kelimelerin ve terkiplerin anlamlarını açıklamayı amaçladıkları için, hemen her âyet hakkında söyleyecek şey bulmuşlar ve açıklamalarını Mushaf tertibini esas almak suretiyle sunmuşlardır. Bu yazım geleneği, bugün minnetle başvurduğumuz, değerli bilgiler içeren İbn Cerîr et-Taberî’nin (ö. 310/922) Câmi’u’l-Beyân an Te’vîli âyi’l-Kur’an’ı gibi eserlerin yazılmasına imkân vermiştir. Bu eserlerin “rivayet tefsiri” olarak adlandırılması, bunlarda rivayetin ağırlıklı yer tutmasından kaynaklanmaktadır; zira bu eserler naklin yanı sıra, uzun dinî tahlillere, İsrâiliyat ve kelâmî-fıkhî meseleler üzerine derin tartışmalara da yer vermektedirler. Aynı şekilde “dirayet tefsiri” olarak nitelenen eserler de, re’y ağırlıklı olmakla birlikte nakilden müstağni kalmamışlardır.</p>

<p>Gerek rivayet tefsiri gerekse dirayet tefsiri olarak değerlendirilen klasik tefsirlerde, Kur’an’ı baştan sona tefsir etmeyi amaçlayan ve Mushaf tertibini esas alan bir yöntem izlenmiştir. Klasik dönemlerde tefsir ilminin bir karakteri olarak oluşan Kur’an’ı baştan sona ve Mushaf tertibine göre tefsir etme geleneği, Derveze’nin sûreleri nüzûl sırasına göre tefsir ettiği et-Tefsîru’l-Hadîs’i gibi istisnalar dışında, modern zamanlara kadar yazılan bütün tefsirlerde hâkim olmuştur. Tefsir literatürümüz, bu karakteristik yapısına rağmen, farklı ölçütlere başvurmak suretiyle değişik başlıklar altında tasnif edilmeye elverişlidir. Müfessirlerin uzmanlık alanına, ilmî tutumuna veya mezhebî eğilimine göre tasnifler de yapılmıştır. Bu tasniflerden başlıcalarını zikretmek, tefsir literatürümüzün muhteva zenginliğini ve çok renkliliğini göstermesi bakımından önemlidir: Fıkhî tefsir, kelâmî tefsir, işârî tefsir, lugavî tefsir, felsefî tefsir, Şiî tefsir, ilmî tefsir, edebî tefsir, içtimaî tefsir vb.</p>

<p>Bilinen ilk Türkçe Kur’an meâli Sâmânoğulları lideri Mansûr b. Nûh’un döneminde yapılmıştır. Kur’an meâli özellikle Selçuklu dönemlerinde bilim ve sanat dilinin Arapça ve Farsça olması sebebiyle fazla rağbet görmemiştir. Osmanlı tefsir geleneğinde ise müstakil sûre ve cüz tefsirlerinin yanı sıra Zemahşerî, Fahreddin er-Râzî ve Beyzâvî gibi müfessirlerin tefsirlerine yapılan birçok şerhle söz konusu eserler yeniden inşa edilmeye çalışılmıştır. Bugünkü anlamda yaygın olan Türkçe tefsir ve meâl geleneğinin, Tanzimat döneminde (1839-1876) başladığı söylenebilir. Bu dönemde gerçekleştirilen ve nicelik açısından sınırlı olan tefsirî meâllerdeki çeviriler genellikle Farsça’dan Türkçe’ye kazandırılmıştır. II. Meşrutiyet’le birlikte dinî müellefat ve özellikle de Türk toplumunu Kur’an’la doğrudan muhatap kılma gayretlerinin arttığı gözlemlenmektedir. 1925 yılında Diyanet İşleri Reisliği bütçesi tartışılırken muhtelif mebuslar tarafından, toplumsal sorunların işleneceği ve günün insanına hitap eden bir Türkçe tefsire duyulan ihtiyaç dile getirilmiş ve konu ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Nihayet Diyanet İşleri Reisliği bütçesinden Kur’an-ı Kerîm ve ehâdîs-i şerifenin tercüme ve tefsiri için muayyen bir meblağ tahsis edilmiş ve Kâmil Miras’ın teklifiyle söz konusu tefsiri yazma görevi Elmalılı M. Hamdi Yazır’a tevdi edilmiştir. 1926’da Kur’an tefsiri yazmaya başlayan Hamdi Yazır, tefsirin telifini 1938 yılında tamamlamıştır. Eserin ilk baskısı 1935-39 yılları arasında Diyanet İşleri Riyâseti tarafından dokuz cilt halinde gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 1960 ve 1971’de baskısı yenilenen Hak Dini Kur’an Dili, 1992’de bir defa, 1993’te ise iki defa sadeleştirilerek basılmıştır. O günden bugüne halkımızın din öğrenimine üst düzeyde katkı sağlayan bu değerli çalışmanın yanı sıra, klasik ve çağdaş dönem tefsirlerinden yapılan tercümeler ve Türkçe telif edilen tefsirler sayesinde ülkemiz insanı oldukça zengin bir tefsir birikimine kavuşmuş bulunmaktadır. Bu zenginliğe rağmen kamuoyunun mâlûmu olduğu üzere, toplumumuz muhtelif vesilelerle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çağdaş ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir Kur’an tefsiri hazırlatması talebini dile getirmekteydi. Başkanlığımız bu talepler doğrultusunda, uzun yıllardan beri benimsemiş olduğu ülkemizin ilâhiyat alanındaki birikiminden âzami ölçüde yararlanma politikasının bir gereği olarak, Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş ve Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı’dan oluşan komisyonun titiz çalışması sonucu hazırlanan ve bilâhare Din İşleri Yüksek Kurulu’nun tedkikinden geçen elinizdeki Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir isimli eseri yayımlamaya karar vermiştir.</p>

<p>Tefsir tarihi üzerine yapılan çalışmalar, tefsirler arasındaki yorum farklılıklarının arkasında, müfessirin fikrî eğilimi, uzmanlık alanı ve siyasî tutumu gibi kişisel unsurların yanı sıra, müfessirin yaşadığı çağın ihtiyaç ve imkânları gibi toplumsal unsurların da yattığını göstermektedir. Bu durum, Kur’an tefsiri alanındaki çok sesliliğin sebeplerini anlamamızı kolaylaştırdığı gibi, tarih boyunca neden tek bir tefsirle yetinilemediğini de anlaşılır kılmaktadır. Bunun başlıca sebebi tefsir faaliyetinin, özü itibariyle sübjektif olan “yorum”dan ibaret olmasıdır. Tefsir faaliyetinin sübjektif karakteri sebebiyle, bugün için de, okuyucusunu bütün diğer tefsirlerden müstağni kılacak ve Kur’an’ı anlama konusundaki sorunları giderecek bir tefsirden söz etme imkânı yoktur. Buna bağlı olarak herhangi bir tefsirin Diyanet İşleri Başkanlığı’nca neşredilmiş olması, o tefsire resmî bir hüviyet kazandırmaz. Başkanlığın yaptığı, yayınlar konusunda dine ve topluma karşı sorumluluğu, ilme uygunluğu esas almaktır.</p>

<p>Elinizdeki tefsir, günümüz müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değerli bir çalışma olup, uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamlarından oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış olma gibi bir imtiyaz taşımaktadır.</p>

<p>Diyanet İşleri Başkanlığı</p>

<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
Kur’an-ı Kerîm’in müslüman Türk insanı tarafından anlaşılmasına mütevazi bir katkı sağlamak amacıyla hazırladığımız Kur’an Yolu isimli bu tefsirin müellifleri olarak, daha önce bir meâl çalışmasına katılmış, ilmî bir faaliyeti müşterek olarak yürütme ve bitirme tecrübesi edinmiştik. Bu defaki çalışmamız esnasında uzmanlık alanlarımızın (tefsir, fıkıh ve fıkıh usulü, İslâm felsefesi ve İslâm ahlâkı) farklılık taşımasının da, Kur’an tefsirinin gerekleri bakımından önemli imkânlar sağladığını gördük. Bunun yanında ortak kitap çalışmasının zorluklarını ve bundan kaynaklanacak aksaklıkları asgariye indirebilmek için tedbirler aldık. Mutlaka başvurulması gereken kaynakların, uyulması gereken ilkelerin ve metotların en başta belirlenmesi; her birimizin tefsirini yaptığı kısmın diğer üyelerce dikkat ve emek verilerek okunduktan sonra toplu müzakere, teklif, tenkit ve tashihe tâbi tutulması bu tedbirlerin başında gelmektedir.</p>

<p>Batı’da Kitâb-ı Mukaddes’in yorumu konusunda heyet olarak hazırlanmış birçok yayının mevcudiyetine karşılık, bildiğimiz kadarıyla İslâm dünyasında bir heyet tarafından yazılmış ve tamamlanmış Kur’an-ı Kerîm tefsiri bulunmamaktadır. Bu açıdan bizim çalışmamızla bir ilkin gerçekleştiği söylenebilir. Ayrıca Kur’an Yolu’nun, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri tarafından okunup tenkit süzgecinden geçirilmesi de esere yararlı katkılar sağlamıştır.</p>

<p>Eserin hazırlanmasında okuyucu kitlesi olarak farklı düzeylerde öğrenim görmüş insanlar dikkate alınmaya çalışıldı. Öncelikli olarak bir müracaat kitabı değil, baştan sona okunan, tekrar tekrar okunan ve üzerinde zihin yorulan, inanç, fikir ve hayata pratik katkı sağlayan bir tefsir olmasının daha yararlı olacağı düşünüldüğü için eser orta hacimde tutulmuş; ayrıca anlaşılır bir dilin kullanılmasına özen gösterilmiştir. Öte yandan bazı konularda daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için, en uygun yerlerde ayrıntılı bilgi verilmesinin yanında, duruma göre ilgili kaynaklara da göndermeler yapılmıştır. Tefsirin diğer özellikleri “Giriş” bölümünün sonunda “Bu Tefsir” başlığı altında açıklanmıştır; okuyucu açısından eserin daha verimli olabilmesi için söz konusu kısmın göz önünde bulundurulmasında yarar vardır.</p>

<p>Eserin meâl kısmının hazırlanması sırasında konuyla ilgili belli başlı çalışmalar da göz önünde bulundurulmakla beraber, yapılan tercihler tefsire verilen emeğin ürünü olarak şekillenmiştir. Meâle yansıtılamayan, ancak dikkate değer görülen mânalara ise tefsirde ayrıca işaret edilmiştir. Aynı kelime veya ifadenin meâlin değişik yerlerinde -asıl mânayı değiştirmemek kaydıyla- farklı şekillerde çevrilmiş olması; bağlam farkı, ağırlıklı konuya riayet, edebî zevk gibi sebeplere dayalıdır. Bize göre bu usul meâl açısından bir zenginlik oluşturmaktadır.</p>

<p>Elinizdeki yedinci baskının hazırlık aşamasında heyetimizce eserin tamamı gözden geçirilmiş, ihtiyaç görülen yerlerde bazı düzeltme ve iyileştirmeler yapılmıştır. Bu vesileyle tespit, görüş ve önerilerini ileten saygıdeğer okuyucularımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz.</p>

<p>Kusursuzluktan söz etmek edebi aşmak olur. Yapılan her işte birtakım eksiklerin bulunması kaçınılmazdır. Değerli okuyucularımızın, kusurların düzeltilmesi yönünde getirecekleri tenkit ve önerilere açık olduğumuzu belirtiyor, tefsirin milletimize yararlı olmasını yüce mevlâdan niyaz ediyoruz.</p>

<p>Heyet</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-4.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Kuran Yolu Turkce Meal Ve Tefsir 4" class="" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-4-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/1217-kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-4.jpg" type="image/jpeg" length="33376"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir 3 - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-3-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-3-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elinizdeki tefsir, günümüz müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değerli bir çalışma olup, uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamlarından oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış olma gibi bir imtiyaz taşımaktadır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TAKDİM</strong><br />
Kur’an-ı Kerîm, Hz. Muhammed aleyhisselâmın yirmi iki yıldan fazla süren (610-632) peygamberliği zarfında aldığı vahiyleri ihtiva etmektedir. Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğinin ilk dönemlerinden beri Kur’an, müslümanlar tarafından, yalnızca ilâhî kelâmın yaşanan tarihe bir müdahalesi olarak değil, aynı zamanda bir ibadet ve tilâvet kitabı olarak telakki edildiği için, inen âyet ve sûreler Hz. Peygamber’in gözetimi altında büyük bir titizlikle kayda geçirilerek geniş kitlelere intikal ettirilmiş ve sürekli okunmuştur. Hatta ilk müslümanlar arasında, gelen vahiyleri gücü nisbetinde ezberleyenlerin yanı sıra, kendisi için özel mushaf yazan sahâbîlerin de bulunduğunu biliyoruz.</p>

<p>I. Halife Hz. Ebû Bekir döneminde vuku bulan Yemâme savaşında Kur’an’ın nüzûlüne tanık olmuş çok sayıda hâfız sahâbînin şehid düşmesi üzerine, 633 yılında, Hz. Peygamber’in vahiy kâtiplerinden hâfız sahâbî Zeyd b. Sâbit’e, Hz. Peygamber’in yazdırdığı Kur’an metinlerini, diğer hâfız sahâbîlerin şahitliğine de başvurarak bir mushaf haline getirme görevi verilmiştir. Zeyd b. Sâbit, sahâbîlerle istişare ederek yaptığı titiz bir çalışma sonunda muhtelif malzemelere yazılmış olan Kur’an metinlerini mushaf haline getirmiştir. Kur’an metni tertip edilirken âyetlerin iniş sıraları veya konu bütünlüğü esas alınmamış, baştan beri Hz. Peygamber tarafından öğretilen tilâvet sırasına riayet edilmiştir.</p>

<p>Fütuhat faaliyetinin artarak devam ettiği III. Halife Hz. Osman döneminde, İslâm coğrafyasının genişlemesi dolayısıyla farklı bölgelerde Kur’an âyetlerinin farklı şekillerde okunması, özellikle ilk müslümanlarla İslâm’a yeni girenler arasında ihtilâflara sebep olmuştur. Kısmen henüz sessiz harfleri birbirinden ayıran noktaların ve sesli harfleri gösteren harekelerin bulunmadığı Arap yazısının o günkü yetersizliğinden, kısmen de mahallî lehçe farklılıklarından kaynaklanan bu kıraat ihtilâfı, esasen Hz. Peygamber’in izin verdiği doğal bir durum olmasına rağmen, o günkü siyasî irade, muhtemel karışıklıkları gidermek amacıyla kıraat farklılıklarını en aza indirecek bir çalışma yapmayı öngörmüştür. Yine Zeyd b. Sâbit’in başkanlığını yaptığı bir komisyon, birkaç yıl süren çalışması sonucunda, biri hilâfet merkezinde kalmak, diğerleri farklı bölgelere gönderilmek üzere, Hz. Ebû Bekir döneminde toplanan Mushaf’a istinaden muayyen sayıda resmî mushaflar hazırlamıştır. Bugün elimizde bulunan mushaflar işte bu mushafa dayanmaktadır.</p>

<p>Sahâbe döneminden sonra geniş çaplı bir tefsir faaliyeti başlamıştır. Ancak bu döneme ait tefsirler günümüze kadar ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan en eski tam tefsir ise, hicrî 150 yılında vefat eden Mukātil b. Süleyman’a aittir. Ali b. Ebû Talha (ö. 143/760), Süfyân es-Sevrî (ö. 161/778), Yahyâ b. Sellâm (ö. 200/815) gibi hicrî II. yüzyılda yaşamış kişilerce telif edilen bu ilk dönem tefsirleri, genellikle Mushaf tertibini esas alarak, sırasıyla âyetler hakkındaki rivayetleri nakletmektedirler. Hiç şüphe yok ki, tefsir ilminin doğduğu ilk dönemlerde, bu faaliyetle hedeflenen, tevarüs olunan bilgilerin daha geniş kitlelere ve gelecek nesillere intikal ettirilmesiyle sınırlı idi. Tefsir ilminin Kur’an’ı açıklama görevini üstlenmesi ise daha sonraki bir gelişmedir. Bu çerçevede ilk tefsir çalışmaları, el-Ferrâ (ö. 207/822) ve Ebû Ubeyde (ö. 210/825) gibi dilcilere aittir. Onlar, kelimelerin ve terkiplerin anlamlarını açıklamayı amaçladıkları için, hemen her âyet hakkında söyleyecek şey bulmuşlar ve açıklamalarını Mushaf tertibini esas almak suretiyle sunmuşlardır. Bu yazım geleneği, bugün minnetle başvurduğumuz, değerli bilgiler içeren İbn Cerîr et-Taberî’nin (ö. 310/922) Câmi’u’l-Beyân an Te’vîli âyi’l-Kur’an’ı gibi eserlerin yazılmasına imkân vermiştir. Bu eserlerin “rivayet tefsiri” olarak adlandırılması, bunlarda rivayetin ağırlıklı yer tutmasından kaynaklanmaktadır; zira bu eserler naklin yanı sıra, uzun dinî tahlillere, İsrâiliyat ve kelâmî-fıkhî meseleler üzerine derin tartışmalara da yer vermektedirler. Aynı şekilde “dirayet tefsiri” olarak nitelenen eserler de, re’y ağırlıklı olmakla birlikte nakilden müstağni kalmamışlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gerek rivayet tefsiri gerekse dirayet tefsiri olarak değerlendirilen klasik tefsirlerde, Kur’an’ı baştan sona tefsir etmeyi amaçlayan ve Mushaf tertibini esas alan bir yöntem izlenmiştir. Klasik dönemlerde tefsir ilminin bir karakteri olarak oluşan Kur’an’ı baştan sona ve Mushaf tertibine göre tefsir etme geleneği, Derveze’nin sûreleri nüzûl sırasına göre tefsir ettiği et-Tefsîru’l-Hadîs’i gibi istisnalar dışında, modern zamanlara kadar yazılan bütün tefsirlerde hâkim olmuştur. Tefsir literatürümüz, bu karakteristik yapısına rağmen, farklı ölçütlere başvurmak suretiyle değişik başlıklar altında tasnif edilmeye elverişlidir. Müfessirlerin uzmanlık alanına, ilmî tutumuna veya mezhebî eğilimine göre tasnifler de yapılmıştır. Bu tasniflerden başlıcalarını zikretmek, tefsir literatürümüzün muhteva zenginliğini ve çok renkliliğini göstermesi bakımından önemlidir: Fıkhî tefsir, kelâmî tefsir, işârî tefsir, lugavî tefsir, felsefî tefsir, Şiî tefsir, ilmî tefsir, edebî tefsir, içtimaî tefsir vb.</p>

<p>Bilinen ilk Türkçe Kur’an meâli Sâmânoğulları lideri Mansûr b. Nûh’un döneminde yapılmıştır. Kur’an meâli özellikle Selçuklu dönemlerinde bilim ve sanat dilinin Arapça ve Farsça olması sebebiyle fazla rağbet görmemiştir. Osmanlı tefsir geleneğinde ise müstakil sûre ve cüz tefsirlerinin yanı sıra Zemahşerî, Fahreddin er-Râzî ve Beyzâvî gibi müfessirlerin tefsirlerine yapılan birçok şerhle söz konusu eserler yeniden inşa edilmeye çalışılmıştır. Bugünkü anlamda yaygın olan Türkçe tefsir ve meâl geleneğinin, Tanzimat döneminde (1839-1876) başladığı söylenebilir. Bu dönemde gerçekleştirilen ve nicelik açısından sınırlı olan tefsirî meâllerdeki çeviriler genellikle Farsça’dan Türkçe’ye kazandırılmıştır. II. Meşrutiyet’le birlikte dinî müellefat ve özellikle de Türk toplumunu Kur’an’la doğrudan muhatap kılma gayretlerinin arttığı gözlemlenmektedir. 1925 yılında Diyanet İşleri Reisliği bütçesi tartışılırken muhtelif mebuslar tarafından, toplumsal sorunların işleneceği ve günün insanına hitap eden bir Türkçe tefsire duyulan ihtiyaç dile getirilmiş ve konu ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Nihayet Diyanet İşleri Reisliği bütçesinden Kur’an-ı Kerîm ve ehâdîs-i şerifenin tercüme ve tefsiri için muayyen bir meblağ tahsis edilmiş ve Kâmil Miras’ın teklifiyle söz konusu tefsiri yazma görevi Elmalılı M. Hamdi Yazır’a tevdi edilmiştir. 1926’da Kur’an tefsiri yazmaya başlayan Hamdi Yazır, tefsirin telifini 1938 yılında tamamlamıştır. Eserin ilk baskısı 1935-39 yılları arasında Diyanet İşleri Riyâseti tarafından dokuz cilt halinde gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 1960 ve 1971’de baskısı yenilenen Hak Dini Kur’an Dili, 1992’de bir defa, 1993’te ise iki defa sadeleştirilerek basılmıştır. O günden bugüne halkımızın din öğrenimine üst düzeyde katkı sağlayan bu değerli çalışmanın yanı sıra, klasik ve çağdaş dönem tefsirlerinden yapılan tercümeler ve Türkçe telif edilen tefsirler sayesinde ülkemiz insanı oldukça zengin bir tefsir birikimine kavuşmuş bulunmaktadır. Bu zenginliğe rağmen kamuoyunun mâlûmu olduğu üzere, toplumumuz muhtelif vesilelerle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çağdaş ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir Kur’an tefsiri hazırlatması talebini dile getirmekteydi. Başkanlığımız bu talepler doğrultusunda, uzun yıllardan beri benimsemiş olduğu ülkemizin ilâhiyat alanındaki birikiminden âzami ölçüde yararlanma politikasının bir gereği olarak, Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş ve Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı’dan oluşan komisyonun titiz çalışması sonucu hazırlanan ve bilâhare Din İşleri Yüksek Kurulu’nun tedkikinden geçen elinizdeki Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir isimli eseri yayımlamaya karar vermiştir.</p>

<p>Tefsir tarihi üzerine yapılan çalışmalar, tefsirler arasındaki yorum farklılıklarının arkasında, müfessirin fikrî eğilimi, uzmanlık alanı ve siyasî tutumu gibi kişisel unsurların yanı sıra, müfessirin yaşadığı çağın ihtiyaç ve imkânları gibi toplumsal unsurların da yattığını göstermektedir. Bu durum, Kur’an tefsiri alanındaki çok sesliliğin sebeplerini anlamamızı kolaylaştırdığı gibi, tarih boyunca neden tek bir tefsirle yetinilemediğini de anlaşılır kılmaktadır. Bunun başlıca sebebi tefsir faaliyetinin, özü itibariyle sübjektif olan “yorum”dan ibaret olmasıdır. Tefsir faaliyetinin sübjektif karakteri sebebiyle, bugün için de, okuyucusunu bütün diğer tefsirlerden müstağni kılacak ve Kur’an’ı anlama konusundaki sorunları giderecek bir tefsirden söz etme imkânı yoktur. Buna bağlı olarak herhangi bir tefsirin Diyanet İşleri Başkanlığı’nca neşredilmiş olması, o tefsire resmî bir hüviyet kazandırmaz. Başkanlığın yaptığı, yayınlar konusunda dine ve topluma karşı sorumluluğu, ilme uygunluğu esas almaktır.</p>

<p>Elinizdeki tefsir, günümüz müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değerli bir çalışma olup, uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamlarından oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış olma gibi bir imtiyaz taşımaktadır.</p>

<p>Diyanet İşleri Başkanlığı</p>

<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
Kur’an-ı Kerîm’in müslüman Türk insanı tarafından anlaşılmasına mütevazi bir katkı sağlamak amacıyla hazırladığımız Kur’an Yolu isimli bu tefsirin müellifleri olarak, daha önce bir meâl çalışmasına katılmış, ilmî bir faaliyeti müşterek olarak yürütme ve bitirme tecrübesi edinmiştik. Bu defaki çalışmamız esnasında uzmanlık alanlarımızın (tefsir, fıkıh ve fıkıh usulü, İslâm felsefesi ve İslâm ahlâkı) farklılık taşımasının da, Kur’an tefsirinin gerekleri bakımından önemli imkânlar sağladığını gördük. Bunun yanında ortak kitap çalışmasının zorluklarını ve bundan kaynaklanacak aksaklıkları asgariye indirebilmek için tedbirler aldık. Mutlaka başvurulması gereken kaynakların, uyulması gereken ilkelerin ve metotların en başta belirlenmesi; her birimizin tefsirini yaptığı kısmın diğer üyelerce dikkat ve emek verilerek okunduktan sonra toplu müzakere, teklif, tenkit ve tashihe tâbi tutulması bu tedbirlerin başında gelmektedir.</p>

<p>Batı’da Kitâb-ı Mukaddes’in yorumu konusunda heyet olarak hazırlanmış birçok yayının mevcudiyetine karşılık, bildiğimiz kadarıyla İslâm dünyasında bir heyet tarafından yazılmış ve tamamlanmış Kur’an-ı Kerîm tefsiri bulunmamaktadır. Bu açıdan bizim çalışmamızla bir ilkin gerçekleştiği söylenebilir. Ayrıca Kur’an Yolu’nun, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri tarafından okunup tenkit süzgecinden geçirilmesi de esere yararlı katkılar sağlamıştır.</p>

<p>Eserin hazırlanmasında okuyucu kitlesi olarak farklı düzeylerde öğrenim görmüş insanlar dikkate alınmaya çalışıldı. Öncelikli olarak bir müracaat kitabı değil, baştan sona okunan, tekrar tekrar okunan ve üzerinde zihin yorulan, inanç, fikir ve hayata pratik katkı sağlayan bir tefsir olmasının daha yararlı olacağı düşünüldüğü için eser orta hacimde tutulmuş; ayrıca anlaşılır bir dilin kullanılmasına özen gösterilmiştir. Öte yandan bazı konularda daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için, en uygun yerlerde ayrıntılı bilgi verilmesinin yanında, duruma göre ilgili kaynaklara da göndermeler yapılmıştır. Tefsirin diğer özellikleri “Giriş” bölümünün sonunda “Bu Tefsir” başlığı altında açıklanmıştır; okuyucu açısından eserin daha verimli olabilmesi için söz konusu kısmın göz önünde bulundurulmasında yarar vardır.</p>

<p>Eserin meâl kısmının hazırlanması sırasında konuyla ilgili belli başlı çalışmalar da göz önünde bulundurulmakla beraber, yapılan tercihler tefsire verilen emeğin ürünü olarak şekillenmiştir. Meâle yansıtılamayan, ancak dikkate değer görülen mânalara ise tefsirde ayrıca işaret edilmiştir. Aynı kelime veya ifadenin meâlin değişik yerlerinde -asıl mânayı değiştirmemek kaydıyla- farklı şekillerde çevrilmiş olması; bağlam farkı, ağırlıklı konuya riayet, edebî zevk gibi sebeplere dayalıdır. Bize göre bu usul meâl açısından bir zenginlik oluşturmaktadır.</p>

<p>Elinizdeki yedinci baskının hazırlık aşamasında heyetimizce eserin tamamı gözden geçirilmiş, ihtiyaç görülen yerlerde bazı düzeltme ve iyileştirmeler yapılmıştır. Bu vesileyle tespit, görüş ve önerilerini ileten saygıdeğer okuyucularımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz.</p>

<p>Kusursuzluktan söz etmek edebi aşmak olur. Yapılan her işte birtakım eksiklerin bulunması kaçınılmazdır. Değerli okuyucularımızın, kusurların düzeltilmesi yönünde getirecekleri tenkit ve önerilere açık olduğumuzu belirtiyor, tefsirin milletimize yararlı olmasını yüce mevlâdan niyaz ediyoruz.</p>

<p>Heyet</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-3-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Kuran Yolu Turkce Meal Ve Tefsir 3 Epub3" class="" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-3-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/1217-kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-3.jpg" type="image/jpeg" length="17159"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir 2 - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-2-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-2-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elinizdeki tefsir, günümüz müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değerli bir çalışma olup, uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamlarından oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış olma gibi bir imtiyaz taşımaktadır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TAKDİM</strong><br />
Kur’an-ı Kerîm, Hz. Muhammed aleyhisselâmın yirmi iki yıldan fazla süren (610-632) peygamberliği zarfında aldığı vahiyleri ihtiva etmektedir. Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğinin ilk dönemlerinden beri Kur’an, müslümanlar tarafından, yalnızca ilâhî kelâmın yaşanan tarihe bir müdahalesi olarak değil, aynı zamanda bir ibadet ve tilâvet kitabı olarak telakki edildiği için, inen âyet ve sûreler Hz. Peygamber’in gözetimi altında büyük bir titizlikle kayda geçirilerek geniş kitlelere intikal ettirilmiş ve sürekli okunmuştur. Hatta ilk müslümanlar arasında, gelen vahiyleri gücü nisbetinde ezberleyenlerin yanı sıra, kendisi için özel mushaf yazan sahâbîlerin de bulunduğunu biliyoruz.</p>

<p>I. Halife Hz. Ebû Bekir döneminde vuku bulan Yemâme savaşında Kur’an’ın nüzûlüne tanık olmuş çok sayıda hâfız sahâbînin şehid düşmesi üzerine, 633 yılında, Hz. Peygamber’in vahiy kâtiplerinden hâfız sahâbî Zeyd b. Sâbit’e, Hz. Peygamber’in yazdırdığı Kur’an metinlerini, diğer hâfız sahâbîlerin şahitliğine de başvurarak bir mushaf haline getirme görevi verilmiştir. Zeyd b. Sâbit, sahâbîlerle istişare ederek yaptığı titiz bir çalışma sonunda muhtelif malzemelere yazılmış olan Kur’an metinlerini mushaf haline getirmiştir. Kur’an metni tertip edilirken âyetlerin iniş sıraları veya konu bütünlüğü esas alınmamış, baştan beri Hz. Peygamber tarafından öğretilen tilâvet sırasına riayet edilmiştir.</p>

<p>Fütuhat faaliyetinin artarak devam ettiği III. Halife Hz. Osman döneminde, İslâm coğrafyasının genişlemesi dolayısıyla farklı bölgelerde Kur’an âyetlerinin farklı şekillerde okunması, özellikle ilk müslümanlarla İslâm’a yeni girenler arasında ihtilâflara sebep olmuştur. Kısmen henüz sessiz harfleri birbirinden ayıran noktaların ve sesli harfleri gösteren harekelerin bulunmadığı Arap yazısının o günkü yetersizliğinden, kısmen de mahallî lehçe farklılıklarından kaynaklanan bu kıraat ihtilâfı, esasen Hz. Peygamber’in izin verdiği doğal bir durum olmasına rağmen, o günkü siyasî irade, muhtemel karışıklıkları gidermek amacıyla kıraat farklılıklarını en aza indirecek bir çalışma yapmayı öngörmüştür. Yine Zeyd b. Sâbit’in başkanlığını yaptığı bir komisyon, birkaç yıl süren çalışması sonucunda, biri hilâfet merkezinde kalmak, diğerleri farklı bölgelere gönderilmek üzere, Hz. Ebû Bekir döneminde toplanan Mushaf’a istinaden muayyen sayıda resmî mushaflar hazırlamıştır. Bugün elimizde bulunan mushaflar işte bu mushafa dayanmaktadır.</p>

<p>Sahâbe döneminden sonra geniş çaplı bir tefsir faaliyeti başlamıştır. Ancak bu döneme ait tefsirler günümüze kadar ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan en eski tam tefsir ise, hicrî 150 yılında vefat eden Mukātil b. Süleyman’a aittir. Ali b. Ebû Talha (ö. 143/760), Süfyân es-Sevrî (ö. 161/778), Yahyâ b. Sellâm (ö. 200/815) gibi hicrî II. yüzyılda yaşamış kişilerce telif edilen bu ilk dönem tefsirleri, genellikle Mushaf tertibini esas alarak, sırasıyla âyetler hakkındaki rivayetleri nakletmektedirler. Hiç şüphe yok ki, tefsir ilminin doğduğu ilk dönemlerde, bu faaliyetle hedeflenen, tevarüs olunan bilgilerin daha geniş kitlelere ve gelecek nesillere intikal ettirilmesiyle sınırlı idi. Tefsir ilminin Kur’an’ı açıklama görevini üstlenmesi ise daha sonraki bir gelişmedir. Bu çerçevede ilk tefsir çalışmaları, el-Ferrâ (ö. 207/822) ve Ebû Ubeyde (ö. 210/825) gibi dilcilere aittir. Onlar, kelimelerin ve terkiplerin anlamlarını açıklamayı amaçladıkları için, hemen her âyet hakkında söyleyecek şey bulmuşlar ve açıklamalarını Mushaf tertibini esas almak suretiyle sunmuşlardır. Bu yazım geleneği, bugün minnetle başvurduğumuz, değerli bilgiler içeren İbn Cerîr et-Taberî’nin (ö. 310/922) Câmi’u’l-Beyân an Te’vîli âyi’l-Kur’an’ı gibi eserlerin yazılmasına imkân vermiştir. Bu eserlerin “rivayet tefsiri” olarak adlandırılması, bunlarda rivayetin ağırlıklı yer tutmasından kaynaklanmaktadır; zira bu eserler naklin yanı sıra, uzun dinî tahlillere, İsrâiliyat ve kelâmî-fıkhî meseleler üzerine derin tartışmalara da yer vermektedirler. Aynı şekilde “dirayet tefsiri” olarak nitelenen eserler de, re’y ağırlıklı olmakla birlikte nakilden müstağni kalmamışlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gerek rivayet tefsiri gerekse dirayet tefsiri olarak değerlendirilen klasik tefsirlerde, Kur’an’ı baştan sona tefsir etmeyi amaçlayan ve Mushaf tertibini esas alan bir yöntem izlenmiştir. Klasik dönemlerde tefsir ilminin bir karakteri olarak oluşan Kur’an’ı baştan sona ve Mushaf tertibine göre tefsir etme geleneği, Derveze’nin sûreleri nüzûl sırasına göre tefsir ettiği et-Tefsîru’l-Hadîs’i gibi istisnalar dışında, modern zamanlara kadar yazılan bütün tefsirlerde hâkim olmuştur. Tefsir literatürümüz, bu karakteristik yapısına rağmen, farklı ölçütlere başvurmak suretiyle değişik başlıklar altında tasnif edilmeye elverişlidir. Müfessirlerin uzmanlık alanına, ilmî tutumuna veya mezhebî eğilimine göre tasnifler de yapılmıştır. Bu tasniflerden başlıcalarını zikretmek, tefsir literatürümüzün muhteva zenginliğini ve çok renkliliğini göstermesi bakımından önemlidir: Fıkhî tefsir, kelâmî tefsir, işârî tefsir, lugavî tefsir, felsefî tefsir, Şiî tefsir, ilmî tefsir, edebî tefsir, içtimaî tefsir vb.</p>

<p>Bilinen ilk Türkçe Kur’an meâli Sâmânoğulları lideri Mansûr b. Nûh’un döneminde yapılmıştır. Kur’an meâli özellikle Selçuklu dönemlerinde bilim ve sanat dilinin Arapça ve Farsça olması sebebiyle fazla rağbet görmemiştir. Osmanlı tefsir geleneğinde ise müstakil sûre ve cüz tefsirlerinin yanı sıra Zemahşerî, Fahreddin er-Râzî ve Beyzâvî gibi müfessirlerin tefsirlerine yapılan birçok şerhle söz konusu eserler yeniden inşa edilmeye çalışılmıştır. Bugünkü anlamda yaygın olan Türkçe tefsir ve meâl geleneğinin, Tanzimat döneminde (1839-1876) başladığı söylenebilir. Bu dönemde gerçekleştirilen ve nicelik açısından sınırlı olan tefsirî meâllerdeki çeviriler genellikle Farsça’dan Türkçe’ye kazandırılmıştır. II. Meşrutiyet’le birlikte dinî müellefat ve özellikle de Türk toplumunu Kur’an’la doğrudan muhatap kılma gayretlerinin arttığı gözlemlenmektedir. 1925 yılında Diyanet İşleri Reisliği bütçesi tartışılırken muhtelif mebuslar tarafından, toplumsal sorunların işleneceği ve günün insanına hitap eden bir Türkçe tefsire duyulan ihtiyaç dile getirilmiş ve konu ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Nihayet Diyanet İşleri Reisliği bütçesinden Kur’an-ı Kerîm ve ehâdîs-i şerifenin tercüme ve tefsiri için muayyen bir meblağ tahsis edilmiş ve Kâmil Miras’ın teklifiyle söz konusu tefsiri yazma görevi Elmalılı M. Hamdi Yazır’a tevdi edilmiştir. 1926’da Kur’an tefsiri yazmaya başlayan Hamdi Yazır, tefsirin telifini 1938 yılında tamamlamıştır. Eserin ilk baskısı 1935-39 yılları arasında Diyanet İşleri Riyâseti tarafından dokuz cilt halinde gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 1960 ve 1971’de baskısı yenilenen Hak Dini Kur’an Dili, 1992’de bir defa, 1993’te ise iki defa sadeleştirilerek basılmıştır. O günden bugüne halkımızın din öğrenimine üst düzeyde katkı sağlayan bu değerli çalışmanın yanı sıra, klasik ve çağdaş dönem tefsirlerinden yapılan tercümeler ve Türkçe telif edilen tefsirler sayesinde ülkemiz insanı oldukça zengin bir tefsir birikimine kavuşmuş bulunmaktadır. Bu zenginliğe rağmen kamuoyunun mâlûmu olduğu üzere, toplumumuz muhtelif vesilelerle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çağdaş ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir Kur’an tefsiri hazırlatması talebini dile getirmekteydi. Başkanlığımız bu talepler doğrultusunda, uzun yıllardan beri benimsemiş olduğu ülkemizin ilâhiyat alanındaki birikiminden âzami ölçüde yararlanma politikasının bir gereği olarak, Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş ve Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı’dan oluşan komisyonun titiz çalışması sonucu hazırlanan ve bilâhare Din İşleri Yüksek Kurulu’nun tedkikinden geçen elinizdeki Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir isimli eseri yayımlamaya karar vermiştir.</p>

<p>Tefsir tarihi üzerine yapılan çalışmalar, tefsirler arasındaki yorum farklılıklarının arkasında, müfessirin fikrî eğilimi, uzmanlık alanı ve siyasî tutumu gibi kişisel unsurların yanı sıra, müfessirin yaşadığı çağın ihtiyaç ve imkânları gibi toplumsal unsurların da yattığını göstermektedir. Bu durum, Kur’an tefsiri alanındaki çok sesliliğin sebeplerini anlamamızı kolaylaştırdığı gibi, tarih boyunca neden tek bir tefsirle yetinilemediğini de anlaşılır kılmaktadır. Bunun başlıca sebebi tefsir faaliyetinin, özü itibariyle sübjektif olan “yorum”dan ibaret olmasıdır. Tefsir faaliyetinin sübjektif karakteri sebebiyle, bugün için de, okuyucusunu bütün diğer tefsirlerden müstağni kılacak ve Kur’an’ı anlama konusundaki sorunları giderecek bir tefsirden söz etme imkânı yoktur. Buna bağlı olarak herhangi bir tefsirin Diyanet İşleri Başkanlığı’nca neşredilmiş olması, o tefsire resmî bir hüviyet kazandırmaz. Başkanlığın yaptığı, yayınlar konusunda dine ve topluma karşı sorumluluğu, ilme uygunluğu esas almaktır.</p>

<p>Elinizdeki tefsir, günümüz müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değerli bir çalışma olup, uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamlarından oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış olma gibi bir imtiyaz taşımaktadır.</p>

<p>Diyanet İşleri Başkanlığı</p>

<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
Kur’an-ı Kerîm’in müslüman Türk insanı tarafından anlaşılmasına mütevazi bir katkı sağlamak amacıyla hazırladığımız Kur’an Yolu isimli bu tefsirin müellifleri olarak, daha önce bir meâl çalışmasına katılmış, ilmî bir faaliyeti müşterek olarak yürütme ve bitirme tecrübesi edinmiştik. Bu defaki çalışmamız esnasında uzmanlık alanlarımızın (tefsir, fıkıh ve fıkıh usulü, İslâm felsefesi ve İslâm ahlâkı) farklılık taşımasının da, Kur’an tefsirinin gerekleri bakımından önemli imkânlar sağladığını gördük. Bunun yanında ortak kitap çalışmasının zorluklarını ve bundan kaynaklanacak aksaklıkları asgariye indirebilmek için tedbirler aldık. Mutlaka başvurulması gereken kaynakların, uyulması gereken ilkelerin ve metotların en başta belirlenmesi; her birimizin tefsirini yaptığı kısmın diğer üyelerce dikkat ve emek verilerek okunduktan sonra toplu müzakere, teklif, tenkit ve tashihe tâbi tutulması bu tedbirlerin başında gelmektedir.</p>

<p>Batı’da Kitâb-ı Mukaddes’in yorumu konusunda heyet olarak hazırlanmış birçok yayının mevcudiyetine karşılık, bildiğimiz kadarıyla İslâm dünyasında bir heyet tarafından yazılmış ve tamamlanmış Kur’an-ı Kerîm tefsiri bulunmamaktadır. Bu açıdan bizim çalışmamızla bir ilkin gerçekleştiği söylenebilir. Ayrıca Kur’an Yolu’nun, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri tarafından okunup tenkit süzgecinden geçirilmesi de esere yararlı katkılar sağlamıştır.</p>

<p>Eserin hazırlanmasında okuyucu kitlesi olarak farklı düzeylerde öğrenim görmüş insanlar dikkate alınmaya çalışıldı. Öncelikli olarak bir müracaat kitabı değil, baştan sona okunan, tekrar tekrar okunan ve üzerinde zihin yorulan, inanç, fikir ve hayata pratik katkı sağlayan bir tefsir olmasının daha yararlı olacağı düşünüldüğü için eser orta hacimde tutulmuş; ayrıca anlaşılır bir dilin kullanılmasına özen gösterilmiştir. Öte yandan bazı konularda daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için, en uygun yerlerde ayrıntılı bilgi verilmesinin yanında, duruma göre ilgili kaynaklara da göndermeler yapılmıştır. Tefsirin diğer özellikleri “Giriş” bölümünün sonunda “Bu Tefsir” başlığı altında açıklanmıştır; okuyucu açısından eserin daha verimli olabilmesi için söz konusu kısmın göz önünde bulundurulmasında yarar vardır.</p>

<p>Eserin meâl kısmının hazırlanması sırasında konuyla ilgili belli başlı çalışmalar da göz önünde bulundurulmakla beraber, yapılan tercihler tefsire verilen emeğin ürünü olarak şekillenmiştir. Meâle yansıtılamayan, ancak dikkate değer görülen mânalara ise tefsirde ayrıca işaret edilmiştir. Aynı kelime veya ifadenin meâlin değişik yerlerinde -asıl mânayı değiştirmemek kaydıyla- farklı şekillerde çevrilmiş olması; bağlam farkı, ağırlıklı konuya riayet, edebî zevk gibi sebeplere dayalıdır. Bize göre bu usul meâl açısından bir zenginlik oluşturmaktadır.</p>

<p>Elinizdeki yedinci baskının hazırlık aşamasında heyetimizce eserin tamamı gözden geçirilmiş, ihtiyaç görülen yerlerde bazı düzeltme ve iyileştirmeler yapılmıştır. Bu vesileyle tespit, görüş ve önerilerini ileten saygıdeğer okuyucularımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz.</p>

<p>Kusursuzluktan söz etmek edebi aşmak olur. Yapılan her işte birtakım eksiklerin bulunması kaçınılmazdır. Değerli okuyucularımızın, kusurların düzeltilmesi yönünde getirecekleri tenkit ve önerilere açık olduğumuzu belirtiyor, tefsirin milletimize yararlı olmasını yüce mevlâdan niyaz ediyoruz.</p>

<p>Heyet</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-2-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Kuran Yolu Turkce Meal Ve Tefsir 2 Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-2-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/1217-kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-2.jpg" type="image/jpeg" length="97793"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir 1 - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-1-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-1-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elinizdeki tefsir, günümüz müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değerli bir çalışma olup, uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamlarından oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış olma gibi bir imtiyaz taşımaktadır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TAKDİM</strong><br />
Kur’an-ı Kerîm, Hz. Muhammed aleyhisselâmın yirmi iki yıldan fazla süren (610-632) peygamberliği zarfında aldığı vahiyleri ihtiva etmektedir. Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğinin ilk dönemlerinden beri Kur’an, müslümanlar tarafından, yalnızca ilâhî kelâmın yaşanan tarihe bir müdahalesi olarak değil, aynı zamanda bir ibadet ve tilâvet kitabı olarak telakki edildiği için, inen âyet ve sûreler Hz. Peygamber’in gözetimi altında büyük bir titizlikle kayda geçirilerek geniş kitlelere intikal ettirilmiş ve sürekli okunmuştur. Hatta ilk müslümanlar arasında, gelen vahiyleri gücü nisbetinde ezberleyenlerin yanı sıra, kendisi için özel mushaf yazan sahâbîlerin de bulunduğunu biliyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>I. Halife Hz. Ebû Bekir döneminde vuku bulan Yemâme savaşında Kur’an’ın nüzûlüne tanık olmuş çok sayıda hâfız sahâbînin şehid düşmesi üzerine, 633 yılında, Hz. Peygamber’in vahiy kâtiplerinden hâfız sahâbî Zeyd b. Sâbit’e, Hz. Peygamber’in yazdırdığı Kur’an metinlerini, diğer hâfız sahâbîlerin şahitliğine de başvurarak bir mushaf haline getirme görevi verilmiştir. Zeyd b. Sâbit, sahâbîlerle istişare ederek yaptığı titiz bir çalışma sonunda muhtelif malzemelere yazılmış olan Kur’an metinlerini mushaf haline getirmiştir. Kur’an metni tertip edilirken âyetlerin iniş sıraları veya konu bütünlüğü esas alınmamış, baştan beri Hz. Peygamber tarafından öğretilen tilâvet sırasına riayet edilmiştir.</p>

<p>Fütuhat faaliyetinin artarak devam ettiği III. Halife Hz. Osman döneminde, İslâm coğrafyasının genişlemesi dolayısıyla farklı bölgelerde Kur’an âyetlerinin farklı şekillerde okunması, özellikle ilk müslümanlarla İslâm’a yeni girenler arasında ihtilâflara sebep olmuştur. Kısmen henüz sessiz harfleri birbirinden ayıran noktaların ve sesli harfleri gösteren harekelerin bulunmadığı Arap yazısının o günkü yetersizliğinden, kısmen de mahallî lehçe farklılıklarından kaynaklanan bu kıraat ihtilâfı, esasen Hz. Peygamber’in izin verdiği doğal bir durum olmasına rağmen, o günkü siyasî irade, muhtemel karışıklıkları gidermek amacıyla kıraat farklılıklarını en aza indirecek bir çalışma yapmayı öngörmüştür. Yine Zeyd b. Sâbit’in başkanlığını yaptığı bir komisyon, birkaç yıl süren çalışması sonucunda, biri hilâfet merkezinde kalmak, diğerleri farklı bölgelere gönderilmek üzere, Hz. Ebû Bekir döneminde toplanan Mushaf’a istinaden muayyen sayıda resmî mushaflar hazırlamıştır. Bugün elimizde bulunan mushaflar işte bu mushafa dayanmaktadır.</p>

<p>Sahâbe döneminden sonra geniş çaplı bir tefsir faaliyeti başlamıştır. Ancak bu döneme ait tefsirler günümüze kadar ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan en eski tam tefsir ise, hicrî 150 yılında vefat eden Mukātil b. Süleyman’a aittir. Ali b. Ebû Talha (ö. 143/760), Süfyân es-Sevrî (ö. 161/778), Yahyâ b. Sellâm (ö. 200/815) gibi hicrî II. yüzyılda yaşamış kişilerce telif edilen bu ilk dönem tefsirleri, genellikle Mushaf tertibini esas alarak, sırasıyla âyetler hakkındaki rivayetleri nakletmektedirler. Hiç şüphe yok ki, tefsir ilminin doğduğu ilk dönemlerde, bu faaliyetle hedeflenen, tevarüs olunan bilgilerin daha geniş kitlelere ve gelecek nesillere intikal ettirilmesiyle sınırlı idi. Tefsir ilminin Kur’an’ı açıklama görevini üstlenmesi ise daha sonraki bir gelişmedir. Bu çerçevede ilk tefsir çalışmaları, el-Ferrâ (ö. 207/822) ve Ebû Ubeyde (ö. 210/825) gibi dilcilere aittir. Onlar, kelimelerin ve terkiplerin anlamlarını açıklamayı amaçladıkları için, hemen her âyet hakkında söyleyecek şey bulmuşlar ve açıklamalarını Mushaf tertibini esas almak suretiyle sunmuşlardır. Bu yazım geleneği, bugün minnetle başvurduğumuz, değerli bilgiler içeren İbn Cerîr et-Taberî’nin (ö. 310/922) Câmi’u’l-Beyân an Te’vîli âyi’l-Kur’an’ı gibi eserlerin yazılmasına imkân vermiştir. Bu eserlerin “rivayet tefsiri” olarak adlandırılması, bunlarda rivayetin ağırlıklı yer tutmasından kaynaklanmaktadır; zira bu eserler naklin yanı sıra, uzun dinî tahlillere, İsrâiliyat ve kelâmî-fıkhî meseleler üzerine derin tartışmalara da yer vermektedirler. Aynı şekilde “dirayet tefsiri” olarak nitelenen eserler de, re’y ağırlıklı olmakla birlikte nakilden müstağni kalmamışlardır.</p>

<p>Gerek rivayet tefsiri gerekse dirayet tefsiri olarak değerlendirilen klasik tefsirlerde, Kur’an’ı baştan sona tefsir etmeyi amaçlayan ve Mushaf tertibini esas alan bir yöntem izlenmiştir. Klasik dönemlerde tefsir ilminin bir karakteri olarak oluşan Kur’an’ı baştan sona ve Mushaf tertibine göre tefsir etme geleneği, Derveze’nin sûreleri nüzûl sırasına göre tefsir ettiği et-Tefsîru’l-Hadîs’i gibi istisnalar dışında, modern zamanlara kadar yazılan bütün tefsirlerde hâkim olmuştur. Tefsir literatürümüz, bu karakteristik yapısına rağmen, farklı ölçütlere başvurmak suretiyle değişik başlıklar altında tasnif edilmeye elverişlidir. Müfessirlerin uzmanlık alanına, ilmî tutumuna veya mezhebî eğilimine göre tasnifler de yapılmıştır. Bu tasniflerden başlıcalarını zikretmek, tefsir literatürümüzün muhteva zenginliğini ve çok renkliliğini göstermesi bakımından önemlidir: Fıkhî tefsir, kelâmî tefsir, işârî tefsir, lugavî tefsir, felsefî tefsir, Şiî tefsir, ilmî tefsir, edebî tefsir, içtimaî tefsir vb.</p>

<p>Bilinen ilk Türkçe Kur’an meâli Sâmânoğulları lideri Mansûr b. Nûh’un döneminde yapılmıştır. Kur’an meâli özellikle Selçuklu dönemlerinde bilim ve sanat dilinin Arapça ve Farsça olması sebebiyle fazla rağbet görmemiştir. Osmanlı tefsir geleneğinde ise müstakil sûre ve cüz tefsirlerinin yanı sıra Zemahşerî, Fahreddin er-Râzî ve Beyzâvî gibi müfessirlerin tefsirlerine yapılan birçok şerhle söz konusu eserler yeniden inşa edilmeye çalışılmıştır. Bugünkü anlamda yaygın olan Türkçe tefsir ve meâl geleneğinin, Tanzimat döneminde (1839-1876) başladığı söylenebilir. Bu dönemde gerçekleştirilen ve nicelik açısından sınırlı olan tefsirî meâllerdeki çeviriler genellikle Farsça’dan Türkçe’ye kazandırılmıştır. II. Meşrutiyet’le birlikte dinî müellefat ve özellikle de Türk toplumunu Kur’an’la doğrudan muhatap kılma gayretlerinin arttığı gözlemlenmektedir. 1925 yılında Diyanet İşleri Reisliği bütçesi tartışılırken muhtelif mebuslar tarafından, toplumsal sorunların işleneceği ve günün insanına hitap eden bir Türkçe tefsire duyulan ihtiyaç dile getirilmiş ve konu ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Nihayet Diyanet İşleri Reisliği bütçesinden Kur’an-ı Kerîm ve ehâdîs-i şerifenin tercüme ve tefsiri için muayyen bir meblağ tahsis edilmiş ve Kâmil Miras’ın teklifiyle söz konusu tefsiri yazma görevi Elmalılı M. Hamdi Yazır’a tevdi edilmiştir. 1926’da Kur’an tefsiri yazmaya başlayan Hamdi Yazır, tefsirin telifini 1938 yılında tamamlamıştır. Eserin ilk baskısı 1935-39 yılları arasında Diyanet İşleri Riyâseti tarafından dokuz cilt halinde gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 1960 ve 1971’de baskısı yenilenen Hak Dini Kur’an Dili, 1992’de bir defa, 1993’te ise iki defa sadeleştirilerek basılmıştır. O günden bugüne halkımızın din öğrenimine üst düzeyde katkı sağlayan bu değerli çalışmanın yanı sıra, klasik ve çağdaş dönem tefsirlerinden yapılan tercümeler ve Türkçe telif edilen tefsirler sayesinde ülkemiz insanı oldukça zengin bir tefsir birikimine kavuşmuş bulunmaktadır. Bu zenginliğe rağmen kamuoyunun mâlûmu olduğu üzere, toplumumuz muhtelif vesilelerle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çağdaş ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir Kur’an tefsiri hazırlatması talebini dile getirmekteydi. Başkanlığımız bu talepler doğrultusunda, uzun yıllardan beri benimsemiş olduğu ülkemizin ilâhiyat alanındaki birikiminden âzami ölçüde yararlanma politikasının bir gereği olarak, Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş ve Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı’dan oluşan komisyonun titiz çalışması sonucu hazırlanan ve bilâhare Din İşleri Yüksek Kurulu’nun tedkikinden geçen elinizdeki Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir isimli eseri yayımlamaya karar vermiştir.</p>

<p>Tefsir tarihi üzerine yapılan çalışmalar, tefsirler arasındaki yorum farklılıklarının arkasında, müfessirin fikrî eğilimi, uzmanlık alanı ve siyasî tutumu gibi kişisel unsurların yanı sıra, müfessirin yaşadığı çağın ihtiyaç ve imkânları gibi toplumsal unsurların da yattığını göstermektedir. Bu durum, Kur’an tefsiri alanındaki çok sesliliğin sebeplerini anlamamızı kolaylaştırdığı gibi, tarih boyunca neden tek bir tefsirle yetinilemediğini de anlaşılır kılmaktadır. Bunun başlıca sebebi tefsir faaliyetinin, özü itibariyle sübjektif olan “yorum”dan ibaret olmasıdır. Tefsir faaliyetinin sübjektif karakteri sebebiyle, bugün için de, okuyucusunu bütün diğer tefsirlerden müstağni kılacak ve Kur’an’ı anlama konusundaki sorunları giderecek bir tefsirden söz etme imkânı yoktur. Buna bağlı olarak herhangi bir tefsirin Diyanet İşleri Başkanlığı’nca neşredilmiş olması, o tefsire resmî bir hüviyet kazandırmaz. Başkanlığın yaptığı, yayınlar konusunda dine ve topluma karşı sorumluluğu, ilme uygunluğu esas almaktır.</p>

<p>Elinizdeki tefsir, günümüz müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değerli bir çalışma olup, uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamlarından oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış olma gibi bir imtiyaz taşımaktadır.</p>

<p style="text-align:right">Diyanet İşleri Başkanlığı</p>

<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
Kur’an-ı Kerîm’in müslüman Türk insanı tarafından anlaşılmasına mütevazi bir katkı sağlamak amacıyla hazırladığımız Kur’an Yolu isimli bu tefsirin müellifleri olarak, daha önce bir meâl çalışmasına katılmış, ilmî bir faaliyeti müşterek olarak yürütme ve bitirme tecrübesi edinmiştik. Bu defaki çalışmamız esnasında uzmanlık alanlarımızın (tefsir, fıkıh ve fıkıh usulü, İslâm felsefesi ve İslâm ahlâkı) farklılık taşımasının da, Kur’an tefsirinin gerekleri bakımından önemli imkânlar sağladığını gördük. Bunun yanında ortak kitap çalışmasının zorluklarını ve bundan kaynaklanacak aksaklıkları asgariye indirebilmek için tedbirler aldık. Mutlaka başvurulması gereken kaynakların, uyulması gereken ilkelerin ve metotların en başta belirlenmesi; her birimizin tefsirini yaptığı kısmın diğer üyelerce dikkat ve emek verilerek okunduktan sonra toplu müzakere, teklif, tenkit ve tashihe tâbi tutulması bu tedbirlerin başında gelmektedir.</p>

<p>Batı’da Kitâb-ı Mukaddes’in yorumu konusunda heyet olarak hazırlanmış birçok yayının mevcudiyetine karşılık, bildiğimiz kadarıyla İslâm dünyasında bir heyet tarafından yazılmış ve tamamlanmış Kur’an-ı Kerîm tefsiri bulunmamaktadır. Bu açıdan bizim çalışmamızla bir ilkin gerçekleştiği söylenebilir. Ayrıca Kur’an Yolu’nun, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri tarafından okunup tenkit süzgecinden geçirilmesi de esere yararlı katkılar sağlamıştır.</p>

<p>Eserin hazırlanmasında okuyucu kitlesi olarak farklı düzeylerde öğrenim görmüş insanlar dikkate alınmaya çalışıldı. Öncelikli olarak bir müracaat kitabı değil, baştan sona okunan, tekrar tekrar okunan ve üzerinde zihin yorulan, inanç, fikir ve hayata pratik katkı sağlayan bir tefsir olmasının daha yararlı olacağı düşünüldüğü için eser orta hacimde tutulmuş; ayrıca anlaşılır bir dilin kullanılmasına özen gösterilmiştir. Öte yandan bazı konularda daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için, en uygun yerlerde ayrıntılı bilgi verilmesinin yanında, duruma göre ilgili kaynaklara da göndermeler yapılmıştır. Tefsirin diğer özellikleri “Giriş” bölümünün sonunda “Bu Tefsir” başlığı altında açıklanmıştır; okuyucu açısından eserin daha verimli olabilmesi için söz konusu kısmın göz önünde bulundurulmasında yarar vardır.</p>

<p>Eserin meâl kısmının hazırlanması sırasında konuyla ilgili belli başlı çalışmalar da göz önünde bulundurulmakla beraber, yapılan tercihler tefsire verilen emeğin ürünü olarak şekillenmiştir. Meâle yansıtılamayan, ancak dikkate değer görülen mânalara ise tefsirde ayrıca işaret edilmiştir. Aynı kelime veya ifadenin meâlin değişik yerlerinde -asıl mânayı değiştirmemek kaydıyla- farklı şekillerde çevrilmiş olması; bağlam farkı, ağırlıklı konuya riayet, edebî zevk gibi sebeplere dayalıdır. Bize göre bu usul meâl açısından bir zenginlik oluşturmaktadır.</p>

<p>Elinizdeki yedinci baskının hazırlık aşamasında heyetimizce eserin tamamı gözden geçirilmiş, ihtiyaç görülen yerlerde bazı düzeltme ve iyileştirmeler yapılmıştır. Bu vesileyle tespit, görüş ve önerilerini ileten saygıdeğer okuyucularımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz.</p>

<p>Kusursuzluktan söz etmek edebi aşmak olur. Yapılan her işte birtakım eksiklerin bulunması kaçınılmazdır. Değerli okuyucularımızın, kusurların düzeltilmesi yönünde getirecekleri tenkit ve önerilere açık olduğumuzu belirtiyor, tefsirin milletimize yararlı olmasını yüce mevlâdan niyaz ediyoruz.</p>

<p style="text-align:right">Heyet</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-1-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Kuran Yolu Turkce Meal Ve Tefsir 1 Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-1-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/1217-kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-1.jpg" type="image/jpeg" length="35681"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kur'an Yolu Meali - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-meali-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-meali-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanmış mealidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanmış mealidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/kurani-kerim-meali-1-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Kurani Kerim Meali 1 Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kuran-yolu-meali-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/1217-kuran-yolu-meali.jpg" type="image/jpeg" length="34894"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vahyin Aydınlığında Yürümek - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/vahyin-aydinliginda-yurumek-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/vahyin-aydinliginda-yurumek-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elinizdeki kitapta yer alan yazılar, Diyanet Aylık Dergi’de Mayıs 2009-Haziran 2015 tarihleri arasında yayınlanan makalelerimizin yeniden gözden geçirilmiş halidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
İnsan, çıkmış olduğu bu hayat yolculuğunda, hep bir anlam arayışı içerisinde olmuştur. Kimisi, hayatın anlamını dünya malı ve metaında, maddî haz ve tatminlerde, kimisi de bunu sonsuz uhrevî güzelliklere varmada ve manevî olgunlaşmada aramıştır.</p>

<p>Bu yolculukta Kur’an, hak ve hakikati anlamada, madde ve mana ile olan ilişkisinde insana eşsiz bir rehberliği teklif eder. Her şeyden önce o, bütün varlığın sahibi, ezelî ve ebedî dost olan Yüce Allah’ı insana tanıtarak en büyük müjdeyi ona verir.</p>

<p>Yine Kur’an, gerek bu dünyada var oluşun anlamını ve ölüm sonrası sonsuz hayatı öğretmekle gerekse dünya metaı karşısında dengeli bir yol tutmasını telkin etmekle gerçek saadetin yollarını insana gösterir.</p>

<p>Elinizdeki kitapta yer alan yazılar, Diyanet Aylık Dergi’de Mayıs 2009-Haziran 2015 tarihleri arasında yayınlanan makalelerimizin yeniden gözden geçirilmiş halidir. Başlıklarda ve içeriklerde bazı düzeltmeler yapılmıştır.</p>

<p>Bu yazılar Kur’an’la çağdaş okuyucu arasında bir köprü kurma gayesiyle kaleme alınmıştır. Yazılar, Kur’an, iman, ibadet, ahlak, sosyal hayat, din adamı ve aile konularında yoğunlaşmaktadır.</p>

<p>Yazılarda girişte verilen ayetler esas alınmıştır. Fakat bunların sadece tefsir kaynaklarındaki izahlarıyla yetinilmemiştir. Ayrıca ayetler, gerek içerisinde bulundukları bağlam, gerekse taşıdıkları dil özellikleri açısından yeniden ele alınmış; içerdikleri inceliklere ve hikmetlere işaret edilmiştir.</p>

<p>Yine günümüz insanının yaşadığı inanç, ibadet ve ahlaka dair problemler, ayetlerin mana ve muhtevaları açısından değerlendirilmeye çalışılmıştır. Konular, hem ayetlerin içerdiği mana incelikleriyle hem de sosyal ve psikolojik boyutlarıyla ele alınmıştır.</p>

<p>Kitap, bir nebze de olsa okuyucuların Kur’an’la tanışmasına vesile olursa, kendimizi mutlu hissedeceğiz. Gayret bizden, başarı Allah’tandır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haziran 2015</p>

<p>Prof. Dr. İbrahim H. KARSLI</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/vahyin-aydinliginda-yurumek-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Vahyin Aydinliginda Yurumek Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/vahyin-aydinliginda-yurumek-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 14:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/1153-vahyin-aydinliginda-yurumek.jpg" type="image/jpeg" length="76308"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy Tefsir Yazıları ve Vaazlar - eKitap]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/mehmet-akif-ersoy-tefsir-yazilari-ve-vaazlar-ekitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/mehmet-akif-ersoy-tefsir-yazilari-ve-vaazlar-ekitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kitapta, artık “mânevî değerlerimizin millî temsilcisi ve sözcüsü” olarak gördüğümüz aziz büyüğümüz Mehmed Âkif Ersoy’un 1912-1913 yılları arasında yazıp yayınladığı kısa “Tefsir Yazıları”, 1913-1919 aralığında kaleme aldığı “Manzum Tefsirler” ve 1910-1920 senelerinde cami kürsülerinde ve halk arasında dolaşıp yaptığı konuşmalar, verdiği “Vaazlar” derlenmiş bulunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖN SÖZ</strong><br />
Milletine “İstiklâl Marşı”nı ve “millî bir destan” derecesinde kıymetli “Safahat” adındaki şiir külliyatını hediye eden merhum şairimiz Mehmed Âkif Ersoy, vefatının üzerinden yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılmakta ve değeri milletçe takdir olunmaktadır.</p>

<p>Onu benzerleri arasında farklılaştıran ve “millî örnek bir şahsiyet” haline getiren, içinden çıktığı, ancak ölünceye kadar içinde kaldığı milletinin inancını ve duygularını samimiyetle paylaşması, yaşaması ve her hususta onun lisanı olmasıdır.</p>

<p>Yakın tarihinde milletimizin başından geçenleri şiir, yazı ve konuşmalarında dile getirmiş, gerçek bir dost olarak üzülüp feryat ettiği kadar, toplumun kendisini saygın bir millet yapan değerlerden uzaklaşmasını da acı bir gerçek olarak açıkça ortaya koymuştur.</p>

<p>Şiirlerinde halkın dertleriyle birlikte, milletçe girilen savaşların acılarını da dile getiren Mehmed Âkif Bey, manzumeleri dışında kısa tefsir yazıları, makaleleri ve tercümeleri yoluyla da kalemini aynı gayeye hizmet için kullanmış; gün gelip vatan hizmeti kendisini bir “savaş hatibi” olmaya çağırdığı zaman, onu da tereddüt etmeden yerine getirmiş, konuşma ve vaazlarıyla üzerine düşeni en güzel şekilde ifaya çalışmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Mehmed Âkif” olmak kolay değildir…</p>

<p>Karşımızda, her şeyini inandığı dava uğruna feda etmiş; bunun için sonuna kadar ve elinden gelsin gelmesin gerekli gördüğü her işe –başkası yapsın diye beklemeyip– “kendini atmış” bir ihlâs kahramanı vardır.</p>

<p>Bu kitapta, artık “mânevî değerlerimizin millî temsilcisi ve sözcüsü” olarak gördüğümüz aziz büyüğümüz Mehmed Âkif Ersoy’un 1912-1913 yılları arasında yazıp yayınladığı kısa “Tefsir Yazıları”, 1913-1919 aralığında kaleme aldığı “Manzum Tefsirler” ve 1910-1920 senelerinde cami kürsülerinde ve halk arasında dolaşıp yaptığı konuşmalar, verdiği “Vaazlar” derlenmiş bulunuyor. Kitabın içindekiler ve hazırlanırken takip olunan usul hakkında, ayrıca merhum Âkif Bey’in kısa hayat hikâyesi olarak “Giriş” bölümünde yeterli açıklama ve yazılar bulunmaktadır.</p>

<p>Samimi inanç, din kardeşliği ve millet sevgisi gibi yüksek duyguların, yerine göre bazen bir ilim sükûneti, bazen ağlatan coşkun bir heyecanla ifade edildiği bu yazı, şiir ve konuşmalar, bizlere inancımızı yaşama ve dinimize hizmet yolunda birer rehber olacak değerdedirler.</p>

<p>Cenab-ı Hak’tan, bizlere de dinimizi yaşama ve yolunda hizmet edebilme aşk ve heyecanını, gayret ve ehliyetini lütuf buyurması duasıyla, hazırlamaya çalıştığım bu eseri kardeşlerime samimiyetle takdim ediyorum.</p>

<p>M. Ertuğrul Düzdağ</p>

<p><a href="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/mehmet-akif-ersoy-tefsir-yazilari-ve-vaazlar-epub3.epub" rel="nofollow" target="_blank"><img alt="Mehmet Akif Ersoy Tefsir Yazilari Ve Vaazlar Epub3" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/epub-download-1.jpg" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DİYANET eKİTAP</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/mehmet-akif-ersoy-tefsir-yazilari-ve-vaazlar-ekitap</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 14:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/12/872-mehmet-akif-ersoy-tefsir-yazilari-ve-vaazlar.jpg" type="image/jpeg" length="10332"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
