banner250

banner246

25.10.2019, 05:00

Murakıp

Muaz b. Cebel, delikanlılık yaşlarında Müslüman olan sahâbîlerdendir. Aynı zamanda, ortopedik özürlü bir kimsedir, ayağı sakattır. Peygamber Efendimiz (as), vefatından kısa bir müddet önce, Muâz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak tayin etmiştir.

Hz. Ömer (Ra) döneminde bir gün, görev yaptığı yerden Medine-i Münevvere’deki evine dönünce zevcesi, “herkes şehir dışından gelirken evlerine, ailelerine, çocuklarına çeşitli hediyelerle dönüyorlar. Sen ise bize hiçbir şey getirmedin” şeklinde sitemde bulunur. Muaz b. Cebel, “Benimle beraber çok dikkatli, çok uyanık bir müfettiş vardı ve beni kontrol ediyor, denetliyordu” şeklinde cevap verir.

Muaz’ın bu ifâdelerinden, kendisine Hz. Ömer tarafından bir müfettiş görevlendirildiği sonucunu çıkaran eşi, “Hz. Peygamber (asm) seni vali olarak görevlendirdi ama sana bir müfettiş tayin etmemişti. Hz. Ebû Bekr seni vali olarak görevlendirmişti, yine o da sana bir murakıp görevlendirmemişti. Ömer’e de ne oluyor ki, böyle bir uygulamaya ihtiyaç duymuş?” deyince, Muaz hiç sesini çıkarmaz. Belki de çekinmiştir eşinden ancak neticede bu söz, Hz. Ömer (Ra)’in kulağına gider. Hz. Ömer, “ey Muaz! Ben sana ne zaman bir müfettiş/murakıp tayin ettim de, sen böyle konuşmuşsun?” deyince Muaz b. Cebel, “ben Ömer bana müfettiş tayin etti demedim ki. Ben;

“Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler var, Değerli yazıcılar var, Onlar, yapmakta olduklarınızı bilirler.” (İnfitâr, 82/10-12)  “İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kaf, 50/18) hükm-ü ilâhîsini kastederek söyledim” der ve meseleyi vuzuha kavuşturur. Hz. Ömer, yanında bulunan hediyelerden, Muâz’ın eşinin gönlü kalmasın diye bir kısmını gönderir ve gönlünü alır. Mesele tatlıya bağlanmış olur.

Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’de Rabbimiz,

“Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. "Vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!" Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (Kehf, 18/49) fermânıyla, kaçamayacağımız hesap günü için bizleri uyarmakta ve o gün için hazırlık yapmamızı, bizim üzerimizdeki gözetleyici meleklerin, denetimci müfettişlerin sürekli ve kusursuz bir şekilde vazifelerini eda ederek bizim yaptıklarımızı ve söylediklerimizi kayıt altına aldıklarını ve yarın yevm-i kıyâmette önümüze konulacağını haber vermektedir.

O gün için hazırlık yapmaya, bir ömür nefislerimizi muhasebeyi ihmal etmeden  murâkabe altında tutmaya ve sorumluluk bilinciyle yaşamaya Rabbimiz bizleri muvaffak kılsın.

Yorumlar (6)
veysel Sevinctekin 2 yıl önce
Allah razi olsun kiymetli hocam.Yazilarinizdan gorsel medya araciligiyla yapmis oldugunuz vaaz ve sohbetlerinizden mustefit olmaya gayret ediyoruz zaman zaman da paylasiyorum hakkinizi helal ediniz.Rabbim ecrinizi mizaniniza koysun.
Cemil DURMUŞ 2 yıl önce
Saygıdeğer hocam,bu yaşanmış olayları aktarmanız çok faydalı oluyor diye düşünüyorum.Zira bu yaşandı ve yaşanabilir...Allah razı olsun,ilminiz daim ola...bize de ibret alıp yaşama azmi bahşede Rabbimiz...Dua temennisiyle Selamlar Hocam...
Harun DİÑLEYEN 2 yıl önce
Teşekkürler hocam. Kısa öz ve etkileyici. Vaazlarda kullanabileceğimiz bir anektot.
Hüseyin Yıldırım 2 yıl önce
Amin muhterem hocam keşke her idarecide bu şuur olsa
Recep Altın 2 yıl önce
Amin çok sağolun değerli hocam...
Abdullah zeyrek 2 yıl önce
ALLAH razı olsun aminnn Aminn hocam