“İrfan ve Tasavvuf” konulu panel düzenlendi

İstanbul Müftülüğü yayını olan Din ve Hayat dergisi, “İrfan ve Tasavvuf” konulu bir panel düzenledi.

Diyanet Haber
“İrfan ve Tasavvuf” konulu panel düzenlendi

İstanbul Müftülüğü ile Din ve Hayat dergisi iş birliğinde, “İrfan ve Tasavvuf” konulu bir panel düzenlendi.

Panelin oturum başkanlığını İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz yaptı.

Prof. Dr. Mustafa Kara, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Demirli ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Namlı panele konuşmacı olarak katıldı.

Panelde konuşan İstanbul Müftüsü Yılmaz, şunları söyledi:

banner74

“Din ve Hayat dergimizin son sayısı ‘irfan ve tasavvuf’ üzerine idi. İslam’ın özellikle manevi ve ruhani boyutu diyebileceğimiz, gönül dünyasına taalluk eden duygulardan oluşan ve insan eğitimini hedefleyen bir kurum olarak tasavvufu elbette önemsiyoruz. Tarih boyunca kavramları, kurumları ve müesseleri, yaptığı hizmetlerle hiç şüphesiz önemli bir yere oturur. Tasavvufun zaman zaman inişli çıkışlı durumları olmuştur. Arap olmayan İslam dünyasında tasavvufun ve irfan geleneğinin İslam’ın yayılması, yaşanması ve hayata taşınmasında çok önemli bir yeri olduğu muhakkaktır. İrşad-ı İslam dediğiniz zaman öncelikle tasavvufun dervişleri hatıra gelir. Osmanlı döneminde tasavvufun yaptığı hizmetler sebebiyle İngiliz tarihçi Paul Witteck’in ‘derviş devlet’ dediği bir algı bile oluşturmuştur. Her dönemde her sistemin iyi, eksik ya da yanlış tarafları olmuş, istismarcıları her zaman çıkmıştır. Tarihte ve bugün tasavvufun ve diğer kurumların yanlış yapanları, kuruma zarar verenleri hatta dine zarar verenleri bile olmuştur. Ama yanlış yapanlar var diyerek bu kurumu reddetmek, sistemi büsbütün kabul edilmez halde algılamak akla ve mantığa uygun değildir.”

İstanbul Müftüsü Yılmaz’ın ardından söz alan Prof. Dr. Mustafa Kara, “Tasavvuf dersleri mistisizm kavramıyla başlar. Çünkü mistisizm bütün dünya tarihini kapsayan büyük bir şemsiye, tasavvuf onun altında bir başka şemsiyedir. Mistisizm dinler arasında akıp gelen bir ruh nehridir. Mistisizm denen vakıa, bugünün ya da dünün bir olayı değildir. Hz. Âdem’le başlayan bir yolculuğun Batı dillerindeki adıdır. Mistik kelimesinin sözlük anlamı gözleri kapatmak, hatta gözleri ve kulakları kapatmak demektir. Dolayısıyla bu ruhani yol Hz. Âdem’le başlar ve kıyamete kadar devam edecek.” ifadelerini kullandı. 

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Demirli ise şöyle konuştu:

“Tasavvuf konusunda bir türlü orta yol bulunamıyor. Tasavvufu sevenler çok yüceltiyor, aşağılayanlar çok aşağılıyor. İslam toplumunda tasavvufa yaklaşımın bir dengesinin bulunması lazım. Tasavvuf konusunda çok ciddi kafa karışıklıkları var. Bu kafa karışıklığı tasavvufun kendisinden değil, örgütlenme biçiminden kaynaklanıyor. Tasavvufun örgütlünme biçimi olan tarikatlar bu kadar etkin olmasa tasavvuf üzerine daha objektif konuşabiliriz. Tasavvuf, İslam toplumunda tarikatler üzerinden bir örgütlenmeyi teşvik ettiği için yaşayan hayattaki durum ile literatür arasında çelişki ortaya çıkıyor.”

Panelde son olarak konuşan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Namlı, “Osmanlı öncesinde tasavvuf neşet etti, teşekkül etti. Klasik eserleri yazıldı. Başlıca meseleleri yazıldı, temeli atıldı. Osmanlı döneminde ise tasavvuf artık uygulandı ve yaşandı.” dedi. 

Panel, soru cevap bölümü ile tamamlandı.

Diyanet Haber

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER