Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş Şeb-i Arus Töreni'nde konuştu

Hz. Mevlana'nın 745'inci vuslat yıl dönümü nedeniyle düzenlenen Şeb-i Arus Töreni'nde konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, "Bizler Yunus Emrelerin, Hacı Bayram-ı Velilerin, Hacı Bektaş-ı Velilerin, Ahmet Yesevîlerin, Mevlanaların muhabbet ikliminde; kardeşliği, sevgiyi, barışı en üst değer olarak bilmiş ve yaşamış bir milletin ve medeniyetin mensuplarıyız." dedi. 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş Şeb-i Arus Töreni'nde konuştu
banner67

Mevlana’nın 745’inci vuslat yıl dönümü nedeniyle düzenlenen Şeb-i Arus Töreni'ne katılan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş konuşmasına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mevlana dostlarını selamlayarak başladı.

Erbaş: “Bu topraklarda gönülleri buluşturan, kalpleri sevgi hamuruyla yoğuran, hikmetli öğütleri ile birliği, beraberliği ve kardeşliği yeşerten, ilim, irfan, bilgi ve hikmet ile asırlardır yolumuzu aydınlatan, Mevlana Celaleddin-i Rumi’yi vuslatının 745'inci sene-i devriyesinde rahmetle yâd ediyoruz.” dedi.

Anadolu’nun hikmet ve muhabbet yurdu haline gelmesinde Mevlana Celaleddin Rûmi’nin büyük etkisi olduğunu dile getiren Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Erbaş, “Anadolu’nun hikmet ve muhabbet yurdu haline gelmesinde, millet ve ümmet olma bilincinin yerleşmesinde, bu coğrafyanın mukaddes değerlerle mayalanmasında şüphesiz Mevlana’nın çok büyük bir payı vardır. 

Bizler Yunus Emrelerin, Hacı Bayram-ı Velilerin, Hacı Bektaş-ı Velilerin, Ahmet Yesevîlerin, Mevlanaların muhabbet ikliminde; kardeşliği, sevgiyi, barışı en üst değer olarak bilmiş ve yaşamış bir milletin ve medeniyetin mensuplarıyız. 

Bu medeniyette tefrîka yok birlik var, ikilik, kavga ve benlik yok, vahdet, birlik, dirlik ve dostluk vardır. Bu medeniyette haset ve kibir yoktur, gıpta ve tevazu vardır. Bu medeniyette kula kulluk yok, Allah’a kulluk vardır.” ifadelerini kullandı.

Mevlana’nın her şeyden önce bir mütefekkir olduğunun altını çizen Erbaş şöyle devam etti:

“Mevlana her şeyden önce bir İslam mütefekkiridir. İlhamını Kur’an’dan, sünnetten, İslam’ın evrensel ilkelerinden, insan tasavvurundan, sevgi ve barış ufkundan almıştır. 

Nitekim o diyor ki:

"Men bende-i Kur’ânem eger cân dârem. Men hâk-i reh-i Muhammed muhtârem.
“Tende canım olduğu müddetçe ben Kuran’ın sadık bir bendesiyim.

banner74
Ben o seçilmiş Muhammed’in (Peygamber) ayağının tozuyum.
Bu sıfatla, yani Peygamberin ayağının tozu olarak bir şeref kazandım.
Eğer benim hakkımda bundan başka bir söz söyleyen olursa, o sözden de o sözü söyleyenden de davacıyım, şikâyetçiyim.”

Mevlana’ya göre tasavvuf; tembellik, miskinlik değil; çalışma, gayret, kazanma ve paylaşmadır, cömertliktir, infaktır. Sadece ibadet ve zikir değil; emr-i bil maruf ve nehy-i ani’l münker yolunda iyiliğin hâkim olması için gayret göstermektir.”

Mevlana’nın eserlerinin özünde dünya ve ahiret dengesinin bulunduğuna dikkati çeken Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dünyanın fani oluşunu ve insanın dünya ile ilişkisindeki dengeyi anlatan en güzel örnekleri onun eserlerinde buluruz. Ona göre, insanlar Allah’a kul olmadıkları takdirde altın ve gümüşün, paranın pulun esiri olurlar. 

Hırstan kurtuluşun tek yolu aşktır. Aşkın menbaı ise Allah, rehberi de Peygamber Efendimizdir. Ona göre biz aşkın ümmetiyiz. Hasret, vuslat, ümit, sevinç, keder hepsi bu aşkla var olmuştur. 

Gayesiz kimseleri tuzağına düşüren, adeta kuş avlamak için ağzını açmış bir timsahı andıran bu dünyada mal ve mülk, kişinin hırsını arttırır ve insana yüktür.  

Sekiz asırdır insanlığın gönül serüvenine rehberlik eden eserleriyle tüm dünyada ilim, sanat ve fikir çevrelerinin takip ettiği Mevlana’ya göre toplumun ahlaki seviyesinin yükselmesinin yolu, herkesin kendi kusurlarını görmesi ve düzeltmeye çalışmasından geçer. Güzel ahlâk, dürüstlük, cömertlik, alçak gönüllülük, sabır, iyilik, başkalarının iyiliğini istemek, doğru sözlü olmak, helal lokma yemek, Hakk’a şükretmek gibi bugün insanlığın muhtaç olduğu pek çok erdemi sürekli ele alıp bu faziletlerin eğitimini verir.”

Mevlana’nın zihin ve gönül dünyasına girebilmek için üç aşamasının oldukça önem arz ettiğini söyleyen Başkan Erbaş bu aşamaları şu şekilde sıraladı:

"Birincisi; ilim yani bizleri insan, eşya, tabiat ve kâinatı öğrenmeye, son raddede ise Rabbimizi bilmeye ve nihayetinde bilişmeye sevk eden değer. Bu, Mevlana düşüncesinin tevhit boyutunu ifade etmektedir.

İkincisi; idrak yani söz konusu bilgiyi bilinç düzeyine çıkarıp anlamlandırarak iman, kulluk ve ahlak ekseninde yaşanır hale getirmek. Diğer bir ifadeyle kâlden hâle geçmek.

Üçüncüsü ise ihsas yani bahsettiğimiz idrak merhalesini düşünce, söz, tavır ve ibadetlerimizle çevremize olduğu gibi yansıtmak. Bu da Mevlana düşüncesinin vahdet boyutudur.

Vurgulamaya çalıştığım bu üç hususun muhtevasında; Mevlana’nın, imanın içselleştirilerek tahkiki seviyeye çıkarılması, ibadet ve dindarlığın bilgiyi, ihlası, samimiyeti, etik, estetik ve takvayı merkeze alması ve ahlakın ideal boyutta yaşanması noktasında çağlar öncesinden bugüne ışık tuttuğu gerçeği apaçık görülmektedir. Bu itibarla, maddeye yönelimin arttığı, biz şuurunun azaldığı, anlamın kaybolmaya yüz tuttuğu, insanlığın eşya ve hadiseye mekanik perspektiften yaklaştığı günümüzde, Hak aşığı Mevlana’nın evrensel öğretisine her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuzun altını çizmek istiyorum."    

Tarih boyunca millet olarak bütün zorlukların Mevlana’da somutlaşan bahse konu inanç ve değerlerle aşıldığına işaret eden Prof. Dr. Erbaş, sözlerini şöyle sonlandırdı: 

“Tefrikaları bu muhabbetle çözmüşüz. Onun için bugün özellikle gençlerimizi ve nesillerimizi, medeniyetimizin öncüleri ve değerleri ile tanıştırma, inancı ile buluşturma, köklerine kavuşturma yolunda çalışmayı bir seferberlik ve en önemli sorumluluk olarak görüyor; dünya ve ukbâ mutluluğumuzun bu yolla elde edileceğine yürekten inanıyoruz.”

HABERİN VİDEOSU

Diyanet Haber

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER