banner203

banner217

İnsan Halleri isimli eser okuyucuyla buluşuyor

Pozitif bilimin ışığında, insanın insana ayna olduğu, daha yaşanılabilir bir hayattan bahsetmek mümkün. İnsan Halleri programında, ruhu donatacak erdemleri ele alan Prof. Dr. Kemal Sayar ve Rukiye Karaköse’ nin diyaloglarından oluşan aynı adlı kitap, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları tarafından okura ulaştırıldı.

Diyanet Kitap 04.11.2020, 10:54
İnsan Halleri isimli eser okuyucuyla buluşuyor
© Diyanet Haber

AYİNESİ İNSANDIR KİŞİNİN

Pozitif bilimin ışığında, insanın insana ayna olduğu, daha yaşanılabilir bir hayattan bahsetmek mümkün.  İnsan Halleri programında, ruhu donatacak erdemleri ele alan Prof. Dr. Kemal Sayar ve Rukiye Karaköse’ nin diyaloglarından oluşan aynı adlı kitap, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları tarafından okura ulaştırıldı.

Prof. Dr. Kemal Sayar ve Klinik Psikolog Rukiye Karaköse ‘nin “yaşamımızı kanatlandıran erdemleri” mercek altına aldığı televizyon programı  “İnsan Halleri”nin deşifre edilmesiyle oluşan kitap, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları aracılığıyla okurla buluştu. Modern Batı biliminin aksine, pozitif psikolojinin ışığında insanın özünde bulunan cevherleri ortaya çıkarmanın gerekliliği vurgulanan kitapta, ahsen-i takvim olan bizlerin, yolunu aydınlatacak ışığın formülü verilmiş. İnsanı kötücül duygu ve hasletlerden arındırdığımızda elde kalan mutluluk, merhamet, tevazu gibi kavramların bireysel etki alanlarının genişlediğini ve halka halka büyüyerek tüm toplumu sarmaladığını söylemek sanırım yanlış olmaz.

MUTLULUK MU HAZ MI?

Günümüzün büyük yanılgılarından biri, mutluluk ve haz kavramlarının birbirinin yerine kullanılabileceği fikridir. Haz, varılan noktadan sonrası için yerini boşluğa ve eksilme hissine bırakırken, mutluluk eksiklerle birlikte tamamlanma ve huzur duygusunu yaşatır. Mutluluğun gelmesini beklemek yerine onu anda gizlenmiş satır aralarında bulmak daha gerçekçi ve anlamlı olacaktır. Paylaşmak, bu anlara ulaşmada atılacak ilk adım gibi görülebilir.

Şükür, dilimize pelesenk olmuş bir kelime olmakla beraber çoğunlukla olumlu hayat tecrübeleri neticesinde dile getirilir. Oysa ki insanoğlu kendisine acı veren olaylar karşısında sabır gösterdikçe şükretmenin bir yolunu öğrenir. Şükretmeyi öğrendikçe de, yaşam denen bu ince, uzun yoldan kendine ilham verici dersler çıkarır, tekâmülüne imkân tanır. Bununla birlikte, sabretmek de şükretmek de zamana hakkını vermekle mümkün olur.  Hayatı yavaşlatmak, içindeki kusurları görüp güzelliğe yönelmemizi sağlayarak bize sabrı öğretir.

TOPLUMSAL GÜVENİN ÖNEMİ

Güven; kitapta, anne karnından dünyaya ilk adımla birlikte başlayan, çocukluk döneminde ise ihtiyacını yoğunlukla hissettiğimiz duygulardan biri olarak açıklanıyor. Güvenin tanımının sahicilikten geçtiğini söylemek yerinde olacaktır.  Maskelenmiş yüzlerle, görünenin ötesinde yatan bir gerçeklik durumu hiçbir surette güven teşkil etmez. Bu bağlamda konuyla ilinti olarak yakın zamanda yaşadığımız ihanet sarmalının (15 Temmuz), toplumsal güvenin ehemmiyeti hususunda gösterilebilecek acı bir örnek olduğu isabetli bir biçimde gösterilmiş. Diğer yandan, yaşadığımız çağda böylesine problemlerle baş etmenin bir yolu olarak güvenliğin kaynağı da belirtilmiş. Din ve maneviyat, teslimiyet ve tevekkül penceresinden bakıldığında, insanın üzerindeki yükü azaltan, ona sınırlarını hatırlatan ve rahatlama imkânı tanıyan büyük bir dayanak olarak ifade edilmiş.

Yüzümüzü, birbirine sırt veren iki kavrama dönelim: cömertlik ve diğerkâmlık. Cömertlik, kendinde olanı diğeriyle paylaşıp paydaş olabilme halidir. Diğerkâmlık ise başka birinin iyiliğini öncelemek olarak tanımlanmış. Modern toplumlara yerleştirilmek istenen insan algısının kötümser bir portre içinde tasvir edilmesi, diğergamlık başta olmak üzere medeniyetimizin insanında meleke haline gelmiş kimi duyguları yok etmenin ilk adımları olarak düşünülebilir. Buradan hareketle, değerlerimizi hâl diliyle anlatmak yeni nesile yapacağımız en büyük iyilik olacaktır. Çünkü hâl, insandan insana geçer. İyi örnekler toplumu yönlendirir.

CESARET, ÜMİDE YOL VERİR…

“İnsandan her şeyi alabilirsiniz ama umut duygusunu alamazsınız.” diyor Kemal Sayar.

Kişi, hayata dair tüm cesaretini ümitlerinden alır. Ümit eder ve adımlarını atmak için cesarete ihtiyacı vardır. Dünyayı daha yaşanılabilir bir yer olarak hayal ederken eyleme geçmenizi sağlayan motivasyon, bu yolculukta karşınıza çıkacak olan tüm musibetleri, kötülükleri ve sıkıntıları göğüsleyebilme cüretini size armağan eder. Bu durumda, ümit ve cesaret birbirini yoğuran iki kavramdır, diyebiliriz.

Kitapta sürekli vurgulanan bir noktayı gözler önüne sermek isterim. İyi insan olma yolunda kazandığımız tüm değerler beraberinde sorumluluk duygusunu getirmelidir. Sorumluluk duygusu ise, insanı harekete geçiren, düşüncelerini somutlaştıran bir kavramdır. Aksi hâlde, bu yüce erdemler yalnızca bir bilgi olmaktan öteye gidemez. Ruhun manevi doyuma ulaşması, bu faziletlerin birer gıda olduğu kanaatinden geçer. Kişinin hayatta kalmak için yeme içmeye olan ihtiyacı nasıl bir ömür sürerse ruhun beslenmesi de aynı derecede katidir. Aksi halde, birbirine yabancılaşmış, değerlerinden uzaklaşmış ve bilhassa aralarında bir ünsiyet bulunmayan insan topluluklarıyla karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır.

Kaynak: Diyanet Haber
banner214
Yorumlar (0)