banner331

banner319

Asr-ı Saadet'te kurban bayramı nasıl idrak edilirdi?

Bayramın müslümanlar açısından önemi nedir? Kurban bayramı ilk defa ne zaman kutlanmıştır? Rasullah (s.a.s)’ın kurban kesiminde izlediği yöntemler nelerdir? Rasullah (s.a.s.) Efendimizin kurban kesiminde tavsiye ettiği hususlar nelerdir?

Diyanet Haber 08.07.2022, 19:37
Asr-ı Saadet'te kurban bayramı nasıl idrak edilirdi?

“Peygamber Efendimiz (s.a.s) Medine'ye geldiğinde halkın eğlence ile geçirdiği iki gün vardı.

Peygamberimiz (s.a.s),"Bu iki gün(ün özelliği) nedir?"diye sordu. "Cahiliye döneminde o günlerde eğlenirdik." dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah sizin için o günleri onlardan daha hayırlı olan Kurban ve Fıtır (Ramazan) bayramlarıyla değiştirdi."

Hac ibadeti hicrî dokuzuncu yılda farz kılınmakla birlikte Kurban Bayramı da yine ikinci yılda Zilhicce ayının onunda (3 Haziran 624) kutlanmaya başlandı.

Artık Müslümanların kendilerine özgü iki bayramı vardı. Ve bu bayramlar onları diğer inanç mensuplarından ayıran bazı ibadetlerle birlikte anılıyordu. Bu iki özel gün, iki özel zaman dilimine bitişikti; birincisi Ramazan ayına, diğeri de hac günlerine.

Ramazan boyunca oruç tutup, namaz kılan, zenginse zekât ve fıtır sadakası verip fakirlerin sıkıntılarına çare olan, kısacası bir ayı ibadetle geçiren ve yaptığı güzel işlerle Allah"ın rahmetini ümit eden Müslümanlar, sevinmeyi hak etmişlerdi.

Sonra ikinci bir mutluluğu da hac mevsiminde yani Kurban Bayramı'nda yaşamaları lütfedilmişti. Hz. İbrahim'in gördüğü bir rüya üzerine oğlunu kurban etmek istemesi, oğlunun babasına itaati ve onların bu sadakatine karşılık verilen kurbanın hatırası böylece müslümanlar tarafından her yıl yad ediliyordu.

Peygamber (s.a.s), Yesrib'in Medine-i Münevvere'ye dönüşmesinden sonra ashabıyla birlikte ilk kez Kurban Bayramı kutlayacaktı. İlk defa Allah adına kurbanlar kesilecek, müslümanlar birlik ve dirlik içinde bayram yapacaklardı. Ensar-muhacir kardeşliğinin ardından yardımlaşma ve dayanışmanın güzel bir örneği daha sergilenecekti. İslâm'ın bayramlarından birini daha kutlamanın heyecan ve coşkusu büyük küçük herkesi sarmıştı.

Allah Resûlü'nün, cuma günlerindeki gibi bayram günlerinde de gusül abdesti alarak banyo yapması adetiydi.

Bayram sabahları güneş doğduktan sonra evinden çıkar ve musallaya doğru giderdi. Eğer Ramazan Bayramı ise birkaç hurma ile ağzını tatlandırmadan evinden çıkmazdı.

Kurban Bayramı'nda ise bayram namazından dönmedikçe bir şey yemezdi. Kurban Bayramı sabahı peygamberimiz (s.a.s) ashabına kıldıracağı bayram namazına hazırlanırdı. Güneşin yükselişiyle birlikte bayram namazı için önceden tespit ettiği açık alandaki musallaya (namazgaha) doğru ilerlerken henüz vakti gelmediği halde aceleyle kesilmiş kurbanları gördü.

Allah Resûlü, bayram heyecanını yaşamaları, dua ve hutbeden yararlanmaları arzusuyla genciyle yaşlısıyla bütün kadınların da bayram sabahı namazgaha gelmelerini istemiştir. Bütün Müslümanların katılımıyla musallada kılınan bayram namazları, bir anlamda bayramın başlangıcıydı. Namazgaha varınca oradakilere selam verdi. Kendisine verilen bir yay veya bastona dayanarak Allah'a hamd ve sena ettikten sonra; ashabına şöyle seslendi: “Bugün ilk işimiz, (bayram) namazı kılmak, sonra dönüp kurban kesmektir. Kim böyle yaparsa sünnetimize uymuş olur.” buyurdu.

Peygamberimiz bayram namazında normal namaz tekbirlerine ilave tekbirler alır, namazda A'la ve Gaşiye sûrelerini okurdu. Her zamanki huşu ile kadın-erkek, genç yaşlı, çoluk çocuktan oluşan ashâbına bayram namazını kıldırdı. Sonra kurbanla ilgili önemli mesajlar verdiği hutbesini irad ederdi. Bayram hutbesinde Kutlu Elçi, önce Allah'ın kurban günlerini Müslümanlar için bayram ilân ettiğini ve kendisinin de bunu kabul etmekle emrolunduğunu belirtti.

Bayram günlerini, (oruç değil) yeme-içme ve Allah'ı zikretme günleri olarak nitelendirirdi.

Bayramda çeşitli kurbanların kesilmesi ve yoksulların doyurularak sevindirilmesi yönünde ashabını şu ifadeleriyle teşvik etti:“Ademoğlu kurban günü Allah katında kurban kesmekten daha sevimli olan bir amel işlemez. Kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnaklarıyla (sevap olarak) gelir. Kurban, henüz kanı yere düşmeden, Allah tarafından kabul edilir. Bu sebeple kurban kesme konusunda gönlünüz hoş olsun, (bu iş size zor gelmesin).”

Sonra sözü, namazgaha gelirken gördüğü kesilmiş koyunlara getirdi “Kim kurbanını bayram namazından önce kestiyse onun yerine bir koyun kessin. Kim de henüz kesmediyse kurbanını Allah'ın adıyla kessin!” Acele edip kurbanını bayram namazından önce kesenlerden birisi de sahâbeden Berâ b. Âzib"in dayısı Ebû Bürde b. Niyâr idi.

Misafirlerine ve komşularına karşı ikram ve cömertliğiyle bilinen bu sahabî, ayağa kalkarak kendisinin niçin acele ettiğini dile getirdi: “Ey Allah'ın Resûlü! Vallahi ben bu günün yeme-içme günü olduğunu, yoksul komşularımın ihtiyacı olduğunu düşünerek kurbanımı namazdan önce kestim ve etinden hem kendim yedim, hem de aileme ve komşularıma ikram ettim.” Resûlullah (sav), “Bu, kurban değil, et için kesilen bir koyun olmuş.” buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bürde tekrar kalktı ve “Bende bir yaşını doldurmamış fakat iki koyundan daha iyi bir oğlak var, benim için bu yeterli mi?” diye sordu. Resûl-i Ekrem de, “Evet, ama senden başka bir kimse için bu yeterli olmaz.” buyurarak sadece ona ruhsat verdi.

Rasullah (s.a.s)’ın Kurban Kesiminde İzlediği Yöntem

Namaz ve hutbenin ardından kurban kesmeye geçen Peygamber Efendimiz, müsait oluşunu dikkate alarak, namazı kıldırdığı yeri aynı zamanda kurban kesim alanı olarak kullanırdı. Hatta daha sonraları da orayı kesim yeri olarak kullanmaya devam ederdi. Rahmet Elçisi, hayvanların kesimi esnasında onlara eziyet verilmemesi için, gerekli uyarılarda bulunurdu.

Allah'ın her konuda "ihsan" ile yani güzellikle davranmayı farz kıldığını, hayvanların kesiminin de en güzel bir biçimde yapılması gerektiğini hatırlatırdı.

Bu nedenle, bıçağın iyice keskinleştirilmesi, hayvana gösterilmemesi, kesim işinin hızlı yapılması ve böylece hayvanın fazla acı çekmeden can vermesinin sağlanması talimatını verirdi. Bizzat kendisi de iyi kesmesi için bıçağını bilettirdi.

Sonra kendisine kurbanlık iki koç getirildi. Onları kıbleye doğru yatırıp, keserken besmele çeker, tekbir getirir ve şöyle buyururdu: “Ben hanîf (hakka yönelmiş) olarak, yüzümü gökleri ve yeri yaratan (Allah)'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim. Allah'ım (bu kurban) sendendir ve Muhammed ile ümmeti tarafından senin (rızan) için sunulmuştur.” Allah Resûlü'nün ayetler ihtiva eden bu duası, İslâm'daki kurbanlar ile câhiliye dönemindeki kurbanlar arasındaki en önemli farkı göstermekteydi. Asırlardır kurbanlar putlara adanmış, şirk içerisinde kesilmişti. Şimdi ise, sadece yaratan Allah"ın adıyla, O"nun adına kurban ediliyorlardı. Ardından Peygamber Efendimiz, “Allah"ım (bu kurban) sendendir ve Muhammed ile ümmeti tarafından senin (rızan) için sunulmuştur.”

Hz. Peygamber'i kurban keserken gören arkadaşları sordu: “Ey Allah"ın Resûlü! Bu kurbanlar nedir?”

Efendimiz (sav), “Babanız İbrâhim"in sünnetidir.” diye cevapladı.

Sahâbe, “Peki, bu kurbanlardan dolayı bize ne kadar sevap var?” diye sorunca

Resûl-i Ekrem, “Her kıla karşılık bir sevap.” buyurdu.

Sahâbe, “Ya yünlü (koyun-keçi) olursa?” deyince Resûlullah (sav), “Yünden de her bir kıla karşılık bir sevap vardır.” cevabını verdi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kurban eti taksiminde uyguladığı yöntem

Belki de ilk Kurban Bayramı olduğundan, o gün Medine'ye dışarıdan birçok misafir gelmişti. O sene kıtlık vardı, gelenlerin çoğu aç ve yoksuldu, doyurulmaları gerekiyordu. Onların bu durumunu dikkate alan Rahmet Peygamberi, kurban etlerinin misafirlere ikram edilerek üç gün içerisinde tüketilmesi talimatını verdi. Hatta kurban etlerinin üç günden sonra sahipleri tarafından yenilmesini yasakladı. Böylece aç ve muhtaç kardeşlerinin bayramı tam anlamıyla yaşamalarını sağladı. Hatta bu misafirlerin içler acısı durumlarını gören Hz. Peygamber, bayram namazından sonra Bilâl-i Habeşî ile birlikte hanım cemaatin yanına gitti. Onlar da bu yoksullar için yardım talep etti ve bilezik, gerdanlık, küpe ve benzeri birçok ziynet eşyası verdiler.

Ertesi yıl sahâbeden bazıları söz konusu uygulamanın devam edip etmeyeceğini sordu. Efendimiz, “Size kurban etlerini üç günden sonra tüketmek üzere ayırmanızı yasaklamıştım. Fakat Allah size bolluk verdi ve hayırlara kavuşturdu. Dolayısıyla o etlerden yiyebilir, sadaka olarak verebilir ve istediğiniz kadar da kendiniz için ayırabilirsiniz.” buyurdu.

Aslında ilgili uygulama, kurban kesenlerle kesmeyenlerin et tüketiminde denk olmaları amacına mâtuftu. Kurban kesen sayısının artması durumunda istenildiği kadar yenilir, yedirilir ve saklanabilirdi. İhtiyacın fazla olması hâlinde ise, tekrar Hz. Peygamber"in uygulamasına benzer bir tutum sergilenecekti.

Hz. Âişe"ye göre söz konusu yasak, haram kılmaya yönelik değildi. Hz. Peygamber zenginlerin bu etlerle fakirleri doyurmasını istemişti. Nitekim bazı rivayetlerde, ilgili yasak üzerine Medine"deki bazı Müslümanlar, çoluk çocuk ve hizmetçileri bulunduğunu dile getirince, yemeleri, yedirmeleri, saklamaları yahut biriktirmeleri doğrultusunda Peygamber Efendimizin onlara ruhsat verdiği de anlatılır.Daha sonraki yıllarda Hz. Peygamber"in kurban etlerinden bir kısmını terbiye ettirdiği veya kurbanların ayaklarını kurutarak paça olarak sakladığı, 10-15 gün, hatta bir ay sonra dahi tükettiği olmuştur.

Resulüllah (s.a.s.) kurbanda kestiği hayvanın etinin büyük bölümünü fakirlere dağıtırdı. Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.s.) Hz. Aişe’ye sorar: “Aişe! Kurban etini dağıttınız mı?” Hz. Aişe “Dağıttık Ey Allah’ın Resulü.” diye cevap verir. “Ne kadarını dağıttınız?” sorusuna “Hepsini dağıttık, bize bu buttan başka hiçbir şey kalmadı.” cevabını alınca gülümseyerek “Desene Aişe, bir buttan başka hepsi de bize kaldı.” (Tirmizi, Sıfatü’l-kıyâme, 35.) diye karşılık verir.

Kurbanı, varlıklı kimselerin yapacağı bir ibadet olarak gören Allah Resûlü, ;yoksulların kurban kesmesine sıcak bakmazdı.

Hz. Peygamber"in Arafat vakfesinde söylediği rivayet edilen ve sadece Mıhnef b. Süleym"den nakledilen, “her ev halkına, her yıl bir kurban gerektiğini” ifade eden hadis hem zayıftır. hem de mensûh yani hükmü yürürlükten kaldırılmıştır. Malî durumu müsait olup da, Kurban Bayramı"nda kurban kesmeyen kimseler hakkında Hz. Peygamber"in “namazgâhımıza yaklaşmasın” buyurduğunu ifade eden zayıf rivayet ise, bir dışlama ifadesi olarak değil, kurban kesmeye teşvik amaçlı bir uyarı şeklinde anlaşılmalıdır.

Bayramlar, birlikte yeme içme ve ikramda bulunma günleridir. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz bayram günlerinde oruç tutulmasını yasaklamıştır.Her zaman önemi sıkça vurgulanan, tutulması emredilen orucun, bayram günlerinde bırakılmasının istenmesi herkesin aynı duygu ve coşkuyu birlikte paylaşması amacına yöneliktir.

Medineli âlimlerden Ebû Ubeyd bir hatırasını şöyle anlatır: “Ömer b. Hattâb (ra) ile birlikte bir bayram geçirdim. Ömer geldi, namazı kıldırdı. Sonra cemaate dönerek bir konuşma yaptı ve şöyle dedi: "Resûlullah (sav) şu iki günde oruç tutmanızı yasakladı: Biri, Ramazan orucunuzu bitirip de bayram ettiğiniz gün, diğeri de kurbanlarınızı kesip etini yediğiniz gündür."

Kurban Bayramı “teşrik günleri” olarak da anılır.

Çünkü güneşin doğmasına teşrik denilir ve bu da bayram namazının vaktidir. Aynı zamanda teşrik, kurban kesmek ve kurban etlerini güneşe sererek kurutmak demektir.

Kurban kesmenin vakti de güneşin doğmasından sonradır. Teşrikin bir anlamı da ışıktır. Tıpkı güneşin etrafı aydınlatması gibi bayram neşesi de müminlerin gönüllerini birbirlerine açar. Bu da Kurban Bayramı'nın teşrik günleri olarak anılmasını anlamlı kılmaktadır. Müslümanlar arefe günü sabah namazından başlayarak bu bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar her farz namazın ardından teşrik tekbirleri getirmekle bunların Allah'ın bir lütfu olduğunu ilan eder ve bu nimetleri bahşeden Rabblerine şükürlerini ifade etmiş olurlar.

Kurban bayramının bir gün öncesi olan “Arefe” gününün sabah namazından itibaren bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar yirmi üç vakit farz namazın peşinde, selamdan sonra birer defa; “Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Lâ ilâhe illallâhu vallâhu Ekber. Allâhu Ekber ve lillâhi’l-hamd” diye tekbir almak vaciptir. Buna “TeşrikTekbiri” denir.

اَللّهُ اَكْبَرُ اَللّهُ اَكْبَرُ لاا اِلهَ اِلاَّ اللّه وَاللّهُ اَكْبَرُ اَللّهُ اَكْبَرُ وَلِلّهِ الْحَمْدُ

Bu tekbir, hem cemaatle, hem de tek başına kılana, yolcuya, yolcu olmayana, erkeğe ve kadına vaciptir.

Kurbanın Tarihsel Seyri

Resûl-i Ekrem"in kurban kesen Müslüman"dan söz ederken "Âdemoğlu" ifadesini kullanması, bize insanlık tarihinde ilk kurban ibadetini yerine getiren Hz. Âdem"in iki oğlunu hatırlatmaktadır. Her ikisi de birer kurban sunmuşlardı da Allah, kendisine karşı gelmekten sakınan oğulun kurbanını kabul etmiş ve onun dilinden, “Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder.” buyurmuştu. Yine Peygamberimizin, kurbanı "Hz. İbrâhim"in sünneti" olarak nitelemesi de, İbrâhim"in (as) oğlu İsmâil"i kurban etmekle sınanmasına bir atıf olsa gerekti. Allah, en sevdiği varlığını, biricik oğlunu feda etmekten çekinmeyen Hz. İbrâhim"i büyük bir kurban göndererek mükâfatlandırmıştı. Böylece kurban ibadeti sonrakiler için İbrâhimî bir sünnet/gelenek hâline gelmişti. Kur"an"da yer alan bu örneklerden, tarih boyunca hemen hemen her toplumda kurban ibadetinin var olduğu anlaşılmaktadır.

Nitekim Kur"ân-ı Kerîm bu gerçeği, “Her ümmet için, Allah"ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.” âyetiyle dile getirmektedir. İslâm öncesi Arap toplumunda da çeşitli amaçlarla putlar adına kurban kesme âdeti yaygındı. Câhiliye Arapları, belli zamanlarda Kâbe"deki ve diğer bölgelerdeki putlara olan bağlılıklarını göstermek için kestikleri kurbanların kanlarını putların üzerine döker, etlerini yırtıcı hayvanlar yesin diye dikili taşların üzerine bırakırlardı. Onların yarar sağlayacağı düşüncesiyle ölen kimsenin kabri başında da kurban kestikleri bilinmektedir. İslâm döneminde bu âdet, tevhid inancına aykırı öğelerden temizlenerek Hz. İbrâhim"in sünnetine uygun biçimde ihya ve ıslah edilmiş, sosyal işlevler de yüklenerek zenginleştirilmiştir. Putlar için hayvan kurban etmek şirk, bu şekilde kesilen hayvanlar da murdar sayılmıştır. Kurbanlık hayvanlar sadece koyun, keçi, sığır, camız ve develerden oluşmaktadır.

Peygamber Efendimizden gelen hadislere göre, sığır ve deve, yedi kişi tarafından ortaklaşa kurban edilebilmekte; kurbanın en hayırlısının boynuzlu koç olduğu belirtilmekte;kurbanlık koyunların bir yaşını doldurmuş olması gerekmektedir. Ayrıca, sağlıklı olmayan, meselâ, topal olan, tek gözü kör olan, hastalığı iyice belli olan, zayıf ve cılız olan hayvanlar kurban edilmemekte;muhtemelen ekonomik ihtiyaçlar dikkate alınarak, sütü için beslenen sağmal hayvanların da kurban edilmesi hoş görülmemektedir Hz. Peygamber"in sünnetine sımsıkı bağlılığıyla şöhret kazanmış olan Abdullah b. Ömer, organları noksan veya yaşları elverişli hâle gelmemiş olan hayvanları kurban olarak kesmekten çekinir;Hz. Âişe"nin yeğeni Urve b. Zübeyr ise çocuklarına şöyle derdi: “Yavrularım! Hiçbiriniz şerefli dostlarınıza lâyık görmediğiniz hayvanları, hac (veya umre) kurbanı olarak kesmesin. Çünkü Allah, şereflilerin en şereflisidir ve her şeyin en iyisine lâyıktır.” Yine hadislere göre kurbanlıkların sadece etleri değil, derileri, yünleri, develerin üzerindeki minder gibi değerli eşyalar da fakirlere tasadduk edilirdi. Kasap ücreti ise, kurban etinden değil, sahibi tarafından ödenirdi.kurbanını bizzat kesebileceği gibi, vekil tayin etmek suretiyle başkasına da kestirebilir. Nitekim Allah Resûlü de, hicretin dokuzuncu senesinde kurbanlık develerini hac emîri olarak tayin ettiği en yakın dostu olan Hz. Ebû Bekir"le Mekke"ye göndermişti. Yine Hz. Ali, Peygamberimizin yaptığı vasiyet gereği onun adına iki koç kesmişti.

Kurban, Yüce Yaratıcı"ya yakınlaşmaktır; kurbanlarımız, “kurb” anlarımızdır, yani O"na en yakın olma zamanlarımızdır.

Kurban, mukarrebûndan olma çabasıdır, yani takvaya erişme arzusu içinde Yüce Yaratıcı"ya yaklaşanlar arasına girebilme gayretidir. Kurban, takvaya; takva da Allah"a ulaştırır. Nitekim Yüce Rabbimiz hac kurbanlarından söz ederken kurbanların, aslında Allah"ı yüceltme ve O"na şükretme vesilesi olduğunu belirttikten sonra şöyle buyurur:

“(O kurbanların) ne etleri, ne de kanları Allah"a ulaşacaktır. Fakat O"na sizin takvanız ulaşacaktır.” Hac, 22/36-7

banner279
Yorumlar (0)