İstirca

Bir musibet anında Allah’ın takdirine rıza gösterip, O’na sığınarak teselli bulmaya istirca denir. Bir başka ifadeyle istirca, ayette geçen, “Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve muhakkak ki O’na döneceğiz.” ifadesinin, musibete uğrayan müminin şahsında hayat bulmasıdır.

İstirca

Bakara suresinin 155-156. ayetlerinde şöyle buyrulur: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar; başlarına bir musibet gelince, ‘Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz.’ derler. İşte Rableri katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.” Kulluğumuz icabı, hayatın neşeli ve sevimli yönleri kadar, acı ve hüzünlü yönleriyle de karşılaşır; hiç aklımıza gelmeyen musibetlerle imtihan oluruz. Bu imtihanların vesilesiyle kulun, Rabb’ine nasıl bir tepki vereceği ölçülür. Nimetlerle donatıldığında sevinen, yaşama sevinciyle dolan mümin, keder, elem ve dert anında ne yapacaktır? Kötü günde imanı ona nasıl bir tavır takındıracaktır? Tevekkül etmek, takdire rıza göstermek gibi kavramlar sözde mi kalacaktır, yoksa onun karakterinin bir parçası hâline mi gelmiştir, bütün bunlar sıkıntı anında ortaya çıkar.

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Cehennem, nefsin hoşuna giden şehvetlerle; cennet ise nefsin hoşlanmadığı zorluklarla kuşatılmıştır.” (Hadislerle İslam, I/138.) Demek ki hoşumuza giden şeyler, her zaman hayrımıza olmayacağı gibi; hoşlanmadığımız -belki zorla yaptığımız- şeyler de kurtuluşumuza vesile olabilir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, hayatında oldukça çetin imtihanlardan geçmiştir. Fakat O, “Allah kime hayır vermeyi dilerse, onu musibetleriyle imtihan eder.” diyerek, yaşadığı zorlukları, lehine çevirmiştir. Hz. Fatma müstesna tüm çocuklarını, torunlarını ve pek çok dostunu kaybeden Efendimiz, bu gibi durumlarda ağır hüznüne rağmen metanetini koruyarak, asla şikâyet etmemiş, bizlere de isyana götürecek tavırlardan uzak durmayı tavsiye etmiştir. Çok daraldığı durumlarda ettiği şu dua ne kadar anlamlıdır; “Allah’ım! Başıma gelen her musibetin/acının mükâfatını senden bekliyorum, bundan dolayı bana ecir ihsan et, benim için de onu daha hayırlısıyla değiştir…” (Hadislerle İslam, III/165.)

Bir seferinde Peygamberimizin kızı Zeynep, babasına evladının can çekişmekte olduğu haberini gönderir. Efendimiz, kızına şu nasihatte bulunur: “Allah’ın aldığı da verdiği de O’nundur. O’nun nezdinde her şeyin süresi belirlenmiştir. Kızıma söyleyin sabretsin ve bu sabrının Allah katında bir karşılığı olduğunu bilsin.” (Hadislerle İslam, III/165.)

Ölüm, tahammülü zor, büyük bir imtihandır. Bu gibi zor durumlarda isyana sürüklenmemek çok önemlidir. Yakınlarını kaybedenlerin sabırlarının karşılığında cennet vaat edilmektedir. Bir kutsî hadiste evladının vefatıyla imtihan olan kulun hâli şöyle temsil edilir; çocuğu ölen bir kimse Allah’a hamdeder- ki hamd her durumda edilirve İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn derse Allah, kuluma cennette bir köşk inşa edin ve ona hamd köşkü adını verin buyurur. (Hadislerle İslam, I/189.)

Bize düşen kalbimizi, asıl sahibine bağlayarak, her durumda yaratıcımızı anmak ve tüm gücümüzü O’ndan almaktır. Sözlerimizi dualarla noktalayalım: “Allah’ım! Bize kaldıramayacağımız yükler yükleme! Ömrümüzü hayırla doldur, yaşamımızı güzelliklerle bereketlendir. Sen razı olmadan bizi bu dünyadan çıkarma…”

Hastalık, fakirlik, korku, savaş, açlık ve yokluk gibi her türlü zor durumda istirca, yani bu durumun Allah’tan geldiğini hatırlamak, dayanma gücümüzü artırır. Acziyetimizi fark ederek, Rabbimize yönelmemizi sağlar. Her şeye muktedir olan Yaratıcımızdan geldiğimizi ve yine ona döneceğimizi hatırlayarak, dünyanın geçiciliğine dolayısıyla bu imtihanın da geçeceğine inanırız. “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” ayeti bize atılmış bir can simidi gibidir. Bu cümlenin hikmetlerine sığınarak dert denizinde boğulmaktan kurtulabiliriz.

Dilimize pelesenk olmuş “yalan dünya” ibaresi, ötelerde “gerçek” bir yaşam olduğunu hatırlatır bize. Asıl hayatın o hayat olduğunu bilir ve burada yaşadığımız acıları hazmederiz. Hem bu sıkıntıların bir de karşılığı olduğunu düşünür, kendimizi teselli ederiz. Rasul-i Ekrem’in elindeki kandil sönünce istirca ayetini okuduktan sonra bu küçük olayın bile bir musibet olduğunu, büyük küçük her musibetin hata ve günahlar için kefaret olarak değerlendirileceğini ifade ettiği bildirilmektedir. Demek ki hayatımızdaki zorluklar da Allah’ı hatırlamaya vesiledir. Bir hadis-i şerifte şöyle denilmektedir: Mümin’in hâli ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu, onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde sabreder; bu da onun için hayır olur. (Hadislerle İslam I/617.)

O zaman, bize düşen kalbimizi, asıl sahibine bağlayarak, her durumda yaratıcımızı anmak ve tüm gücümüzü O’ndan almaktır. Sözlerimizi dualarla noktalayalım: “Allah’ım! Bize kaldıramayacağımız yükler yükleme! Ömrümüzü hayırla doldur, yaşamımızı güzelliklerle bereketlendir. Sen razı olmadan bizi bu dünyadan çıkarma…”

DİYANET AYLIK DERGİ ARALIK 2018

Diyanet Haber

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER