banner203

banner234

Teşebbüh: Tekfirin en keskin kılıcı

Müslümanlar olarak öncelikle taklit eden değil taklit edilen bir konumda olmak için gayret sarf etmemiz son derece önemlidir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise her alanda ve yaptığımız her işte kendi dinimizin ve kültürel kodlarımızın yer almasına özen göstermeli; diğer din mensuplarının yaptıkları herhangi bir şeyi hayatımıza aktarırken de İslami bir forma dönüştürmeyi ihmal etmemeliyiz. 

Aylık Dergi 20.02.2021, 01:57
Teşebbüh: Tekfirin en keskin kılıcı

Halil KILIÇ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı


« مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ... »
“…Kim bir topluluğa (millete) benzemeye çalışırsa onlardandır.” (Müsned-i Ahmed, IX, 123,126.)

Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilerin Aşure günü oruç tuttuklarını gördü. Onlara, bu günde oruç tutmalarının nedenini sordu. Yahudiler, Aşure gününün Musa peygamberin düşmanlarından kurtulduğu gün olması nedeniyle şükür amacıyla oruç tuttuklarını söylediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.), “Biz Musa’ya sizden daha yakınız.” buyurarak bugünde oruç tutmuş ve tutulmasını istemiştir. (İbn Mace, Sıyam, 41.) Ancak burada Hz. Peygamber’in bir ibadeti yerine getirirken bile başka din mensuplarına benzememe adına Aşure orucunun iki gün tutulması şeklinde sergilediği tavır, başta ashabı olmak üzere bütün ümmeti için göz ardı edilmemesi gereken bir davranış modelidir. O, bu tavrıyla Müslümanların kimliklerini kaybetmemeleri gerektiğini ve başka din mensuplarına benzemeden kendi kültürlerini oluşturmalarının önemini bizzat göstermiştir. 

Bu bağlamda Allah Resulü (s.a.s.) Müslümanların yeni bir kimlik oluşturmaları için özel bir çaba harcamış; onların giyim kuşamları, yeme içmeleri, konuşmaları hatta yürüyüşlerine varıncaya kadar pek çok hususta kendi kültürel kodlarını inşa etmeye çalışmıştır. Hz. Peygamber’in, sakalların uzatılabileceğini ama bıyıkların fazla uzatılmaması gerektiğini söylemesi, belli dönemlerde Müslümanların sakallarını boyamalarını istemesi (Müsned-i Ahmed, XXXVI, 613.), sağ elle yenilmesini tavsiye etmesi (Buhari, Et‘ıme, 2.) gibi hususlar, Müslümanların diğer din mensuplarından kültürel olarak ayrışmalarına ve onlara bir kimlik kazandırma amacına matuf birkaç örnek uygulamadır. 

Ne var ki gerek geçmişte gerekse günümüzde belli konularda diğer dinlerin mensuplarına benzemenin mahiyeti hususunda ifrata varan değerlendirmelerin olduğunu görmekteyiz. Özellikle günümüzde ulaşım ve iletişim imkânlarının gelişmesine paralel olarak dünyanın âdeta küçük bir köy hâline dönüşmesi insanlar arasındaki etkileşimi artırmakta; bu da toplumlar arasında kültürel geçişliliğe zemin hazırlamaktadır. Bu noktada başka dinlerin inanç konularıyla doğrudan ilgili olmayan meselelerde bile “Kim bir kavme benzerse onlardandır.” hadisi bir tekfir silahı olarak kullanılmakta; pek çok müminin imanına tan edilmekte ve inanç cellatlığı yapılmaktadır. Oysaki söz konusu hadis, çoğunlukla yanlış anlaşılmakta ve bağlamından uzak değerlendirmeler yapılmaktadır.

Kütüb-i Sitte müelliflerinden Ebu Davud’un, takti (kısaltma) yöntemiyle eserine aldığı söz konusu hadis (Ebu Davud, Libas, 4.), Müsned-i Ahmed’de daha detaylı bir şekilde yer almakta ve konunun anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Bu hadis üzerine bir makale kaleme alan Mirza Tokpınar, şu isabetli değerlendirmede bulunmaktadır: “Amacı ve söylendiği yer dikkate alındığında; hadis, kim bizimle savaşarak İslam düşmanlığı yapma konusunda düşmanlarımıza benzerse o da onlardan olur. Biz nasıl düşmanlarımızı kılıç ve mızraklarımızla perişan etmişsek onu da aynı şekilde perişan ederiz. Kim de iman eder İslam düşmanlarıyla savaşan Müslümanlarla birlikte hareket eder onların yanında yer alırsa mücahitlerden olur ve onlara vaat edilenlere kavuşur, anlamını ifade etmektedir.” (“Men teşebbehe bi-kavmin fe-hüve minhüm Hadisi Üzerine Bir İnceleme”, HTD, III/2, 2005, s. 108.) Hadisin çoğu kez eksik/yanlış tercüme ediliyor olması, dikkat çekmek istediğimiz bir diğer husustur. Hadiste zikredilen “teşebbeh” kelimesi, Arapçadaki fiil kalıplarından biri olan “tefa‘ul” babındandır. Bu kalıpta gelen fiiller, genellikle bir işin güçlükle, çaba sarf edilerek ve bilinçli bir şekilde yapıldığını göstermektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere söz konusu hadiste salt bir benzemeden ziyade başka din mensuplarına “bilinçli bir benzeme”den bahsedilmektedir. Meseleyi biraz daha somutlaştıracak olursak; toplumumuzda bir hayli yaygın hâle gelen anneler ve babalar gününde bir Müslümanın anne babasıyla tebrikleşmesi veya hediye alması bazı kesimler tarafından ciddi bir şekilde eleştirilmekte ve söz konusu hadise atıf yapılarak Müslümanların inançlarına dil uzatılmaktadır. Bu günlerin ilk defa kutlanmaya başlanmasında herhangi bir dinin inancı etkili olmuş olabilir. Ancak bugün gelinen noktada anneler/babalar gününde anne babasıyla tebrikleşen hiçbir Müslüman bunu belli bir inancın ritüeli olarak yapmamaktadır. 

İslam’ın anne babaya verdiği değerin bilincinde olan ve bu konuda sorumluluğunu yerine getiren birinin, söz konusu günlerde anne babasını bir kez daha sevindirmesinin veya doğumunun sene-i devriyesinde bir taraftan Allah’a şükredip diğer taraftan doğum günü kutlaması yapmasının ve bu günlerde tebrikleşmesinin ne sakıncası olabilir? Ayrıca bu davranışların, başka din mensuplarına bilinçli benzemeyle nasıl bir alakası vardır? Oysaki şu husus çoğu zaman göz ardı edilmektedir: Hz. Peygamber (s.a.s.) hem Mekkeli müşriklerin hem de Yahudi ve Hristiyanların yaptığı pek çok şeyi yapmak durumunda kalmıştır. Ama o, bunları yaparken ve yapılmasını isterken mevzubahis şeyin İslami kimliğe/forma bürünmesine gayret etmiştir. Diğer din mensupları yapıyor diye bir şeyden hepten uzak kalmadığı gibi onu yapan bir Müslümanı dinden uzaklaşmakla, başka bir dine girmekle veya o dinin mensuplarına benzemekle de itham etmemiştir.

O hâlde Müslümanlar olarak öncelikle taklit eden değil taklit edilen bir konumda olmak için gayret sarf etmemiz son derece önemlidir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise her alanda ve yaptığımız her işte kendi dinimizin ve kültürel kodlarımızın yer almasına özen göstermeli; diğer din mensuplarının yaptıkları herhangi bir şeyi hayatımıza aktarırken de İslami bir forma dönüştürmeyi ihmal etmemeliyiz. 

Hadisten öğrendiklerimiz
1. “Kim bir topluluğa benzemeye çalışırsa onlardandır.” hadisi, hayatın tabii seyrinde olabilecek benzemeleri değil; başka din mensuplarına bilinçli bir benzemeyi ifade etmektedir.
2. Müslümanlar, kendi din ve kültürlerine uygun hususlarda başka din mensuplarının yaptıklarını hayatlarına aktarırken onu İslami bir forma sokarak aktarmalıdırlar.
3. Müslümanların; Müslüman olarak tanınmalarını sağlayan kendi kodları/tavırları olmalıdır.

Kaynak: Diyanet Haber
banner224
Yorumlar (0)