Terör Kanla Beslenir

"Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer." (Buhari, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66.)

Terör Kanla Beslenir
banner77

Prof. Dr. A. Bülent BALOĞLU

Satırlarıma Peygamberimizin bu hadis-i şerifini hatırlatarak başlamaktan daha münasip bir şey olamazdı diye düşündüm. Sanırım benimle hemfikirsiniz. Yeni Zelanda'nın Christchurch şehrinde tarihin en dehşetli terör saldırılarından biri yaşandı. İki camide toplam 50 Müslüman kardeşimiz şehit edildi; yaralanan kardeşlerimizden durumu ağır olanlar var. İslam dünyasının başı sağ olsun.

Şeytanla ahitleşen bir ırkçı terörist, camideki masumları tek tek öldürdü ve bu dehşet sahnelerini başına taktığı kamera ile bütün dünyaya servis etti. Böylesi daha önce ne görüldü ne de duyuldu. Dehşet sahneleri kanımızı dondurdu, kimyamızı bozdu. Derin acımızı tarife kelimeler kifayetsiz kalır.

Video oyunları formatında, çok önceden tasarlandığı belli olan bir insan avı gerçekleşti. Avustralyalı ırkçı terörist önüne çıkan herkesi, kadın, çocuk demeden katletti. Bütün insani değerleri tarumar eden bu dehşetengiz vahşetin hedefi gerçekte sadece Müslümanlar değil, bütün insanlıktır. Sorun evrenseldir.  

Filistinlilerin evlerini yıkmak için gelen İsrail buldozerlerinin önüne tek başına dikilerek, "Zulüm bizdense, ben bizden değilim!" diye haykıran, sarsılmaz cesaretinin bedelini ezilerek ödeyen Amerikalı aktivist genç kız Rachel Corrie geldi aklıma.

Zulüm ve haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan değil miydi?

Yeni Zelanda'daki katliam karşısında üç maymunu oynayanlar var. Ancak bilinmelidir ki ırkçı terör dâhil terörün her türlüsüne göz yummak, açık veya gizli destek vermek, zehirli bir yılan beslemeye çalışmak demektir. Zehirli yılanın ilk fırsatta sahibini de sokacağı unutulmamalıdır!

Ahmet Hamdi Tanpınar ne güzel demiş: "Zulmü her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur." Zulme her boyun eğiş, daha beter zalimliklere kapı aralar diyelim biz de. Dün Anders Breivik’e terörist demeye dili varmayanların bu yeni kitlesel katliamın failine terörist demelerini beklemek saflık olacaktır. Batı, ne yazık ki kendi içindeki caniliklere terör, bunu yapanlara da terörist dememe geleneğini ısrarla sürdürüyor! Öyle ya, ona göre 'terör' olsa olsa Müslümanın işi olabilir; 'terörist' sıfatı da ancak ona yakışır.

Hafızanızı yoklayın lütfen! Hani, Las Vegas'ta tek bir seferde 58 kişiyi katleden, 500'den fazla kişiyi de yaralayan biri vardı. Bu caniye 'terörist' yerine ‘Yalnız Kurt’ demişlerdi.

"Beyazlık bir imtiyazdır! Onları 'teröristler' olarak etiketlenmekten korur." derken acı bir gerçeğe parmak basar Shaun King. Dolayısıyla, katil Yalnız Kurt'un beyazlık imtiyazı vardır. "Bir Müslüman korkunç bir eylem yaparsa, sağdaki pek çok insan bize sorunun İslam olduğunu söyleyecektir," der King. (https://theintercept.com, 03.10.2017.)

Gazeteci Shaista Aziz, 'beyaz ırkının üstünlüğü' (white supremacy) olgusunun boşlukta gelişmediğini söyler. Ona göre bu, kendini ölümsüz, ebedi kılmak için her bir eylemle her bir mermiyle sürekli büyüyen bir hareket. Müslümanlara, mültecilere ve göçmenlere olan nefret bir anda oluşmamıştır. Aziz'e göre, demokratik seçimle işbaşına gelmiş siyasetçiler ve muayyen bir kısım medya ırkçılık ateşini sürekli yellemişlerdir.

Teşbihte hata olmaz. Irkçı terör de kanla beslenir; daha çok kurban daha çok kan ister.  Alman ırkını tüm ırkların merkezine alan Hitler Nazizmi de Yahudi kanıyla beslenmiş ve büyümüştür. Buradaki hedef, giderek silikleşmeye başladığı düşünülen Alman kimliğini Yahudi karşıtlığı üzerinden yeniden inşa etmekti. Yahudileri ötekileştirme ne kadar güçlü olursa Alman uyanışı ve Alman kimliğini sahiplenme de o derece güçlü olurdu. Dev fırınlar ve gaz odaları ırkçı nefretin derecesini belirleyen yerler oldu. Hitler gayesine ulaşmıştı! "İngilizler, siyahlardan nefret ettikleri için değil siyahlar olmadan kim olduklarını bilmedikleri için ırkçıdırlar." diyordu Jamaika asıllı İngiliz sosyolog Stuart Hall. Kim olduklarını bilebilmeleri için Almanlara da Yahudi düşmanlığı gerekliydi.

Aynı şekilde bugün “beyaz ırkçılık” da genelde yabancı, siyah ve mülteci düşmanlığı, özelde ise İslam ve Müslüman düşmanlığı üzerinden beslenmektedir. 

Bu ırkçı terör ve önceki benzerleri, Aziz’in de dediği gibi, boşlukta ve kendiliğinden oluveren şeyler değil. Bugün Batı'da artık manifestoları yazılan, fikri temelleri oluşan kurumsal bir ırkçılık var. Bu ırkçılık yıllar içinde insan nefretiyle beslenir ve serpilirken açıkça göz yumuldu. Şimdilerde bu kurumsal yapı bütün güç ve enerjisini yabancı düşmanlığına ve onun üzerinden İslam ve Müslüman düşmanlığına adamış durumdadır. Bunun için kurulan ve adları gizli tutulan ırkçı zenginler tarafından fonlanan vakıflar var. Bunlar adına sözde bilimsel araştırmalar yapan think-tank kuruluşları var. Onlara maaşla raporlar, kitaplar, makaleler yazan bir dizi gazeteci ve akademisyen var. Onların fikirlerini parlamentolarda seslendiren siyasetçiler var. Ortada milyon dolarların döndüğü İslamofobi propagandası üzerinden işleyen kazanç odaklı bir ırkçılık sektörü var. Kin, nefret, düşmanlık adına ne ararsanız var bu mahfillerde. İftira, karalama, yaftalama, kötüleme, şeytanlaştırma…

Merkezi ABD'de olan islamofobi.net’te yer alan bilgilere kısaca göz atmak bize ciddi ipuçları sunacaktır. Bu ırkçı vakıflar şöyle tanıtılır: "Küçük bir vakıflar ve zengin bağışçılar grubu Birleşik Devletler'deki İslamofobi iletişim ağının yaşam kaynağı olarak hizmet verirler. Ayrıca, kitaplar, videolar, raporlar ve web siteleri üzerinden İslam ve Müslüman nefretini ve korkusunu yayan yanlış bilgilendirme uzmanlarına maddi destek sağlarlar. Ve nihayette, bir grup adanmış anti-İslam organizasyonu ile sağcı dini gruplar, üretilen bu malzemeyi kendi bölgelerinde propaganda amaçlı kullanırlar."

Dikkat buyurun, 'yanlış' bilgi yayma, bilgiyi saptırma konusunda mahir elemanlar var ellerinde. Bakalım onları nasıl tanıtıyorlar: "Bugün Birleşik Devletler'de İslam ve Müslümanlar hakkında yanlış bilgileri yönetmekle sorumlu altı kişi vardır. Bu altı kişinin hepsi, 2,6 milyon Amerikalı da dâhil olmak üzere yerkürede yaklaşık 1,6 milyar insanın dini olan İslamı tamamen yanlış biçimde sunma faaliyetini aktif biçimde yürütür. Bu aklı evvellere göre, kendi ülkelerindeki 2,6 milyon Müslümanın amacı 'özü vahşi bir ideolojiden ibaret olarak niteledikleri İslam'ı ABD'de hâkim bir din kılarak buradaki gayrimüslimleri boyunduruk altına almak’ imiş!

Bu sözde demokrat ve liberal ama özde faşist ve bağnaz ekip, anlaşılan o ki içlerindeki ‘beyaz’ ırkçılığını İslam ve Müslüman düşmanlığı üzerinden ideolojik bir yıkım aygıtına dönüştürmeye ant içmiş. Fanatik düşmanlığın ideolojisini oluşturmak ve sürekli beslemek onların görevi.

Peki, bu organizasyonlar ne işe yarar, ona da kulak verelim: "Bu organizasyonlar Amerikalı Müslümanlar ve İslam hakkında korku, taassup ve nefreti yaymakla mesul, çoğunlukla uluslararası bağlantıları olan bir grup oluştururlar. Bu küçük organizasyonlar ağı sıkı biçimde birbirine kenetlenmiş olup, genellikle birbirlerinin malzemelerini kullanırlar ve birbirlerine maddi destek verirler." (https://islamophobianetwork.com/)

Tırnak içindeki satırlar birebir onların. Norveçli ve Avustralyalı teröristler ve onlar gibiler; olsa olsa bataklığın sivrisinekleri olurlar. Irkçı terör bitirilmek isteniyorsa bataklık kurutulmalıdır. Bu korkunç kitle kıyımlarının ardında kurutulması gereken büyük bir bataklık var! Eli silahlı teröristleri kin, nefret ve intikamla şarj edenler suçsuz mu? Onlar da bu menfur katliamların azmettiricileridir!

Kim bilir bir sonraki saldırı nerede gerçekleşecek ve bunun için hangi masumlar kurban seçilecek?

İnsan doğasının karanlık ve şeytani tarafını temsil eden bu yaratıkların öfke patlaması kimlerin canını yakacak? Dileyelim bu son olsun. Ne var ki bir misyonu da zengin-fakir arasındaki uçurumu giderek büyütmek olduğu artık su götürmez bir hakikat olan ‘küreselleşme’ projesinin, bir ayağı da terörizm üzerinden yürüyor. Bu manada teröre kimlerin destek verdiği iyi tahlil edilmelidir; ırkçı terörizm bundan müstağni değildir. 

Bu canilerin uyduruk manifestolarını kimlerin redakte ettiği sorgulanmalıdır?

Ellerine son model silahları ve yüzlerce mermiyi kimlerin tutuşturduğu sorgulanmalıdır? Bu kadar profesyonel biçimde, elleri titremeden silah kullanmanın eğitimini nerede aldıkları araştırılmalıdır. Yaşanan olaylar sıradan, adî vakalar değil bilakis ardında derin bağlantılar var.

Aramızda sinsice dolaşan tetikçiler insanlığın geleceği için büyük bir tehlike arz ediyor. Şeytanın ırkçı, İslam ve Müslüman düşmanı tetikçilerinin Norveç ve Yeni Zelanda gibi küçük, zengin, huzurlu refah ülkelerinde zuhur etmeleri düşündürücüdür. Kendi kimliğini keskin bir ‘öteki’ düşmanlığı üzerinden tanımlayan beyaz ırkçılığı, modern Batı toplumlarının demokratik, liberal, özgürlükçü ve çoğulcu yapılarına ciddi bir tehdit unsuruna dönüşmüştür.

Soğuk Savaş sonrasının giderek ısınan atmosferinde şiddet ideolojilerine verilen prim, evrensel barışı ciddi biçimde tehdit etmektedir. Müslümanlara yönelik şiddet ideolojilerini kurgulayan ideologlar yeni bir safhayı başlatmışlardır. Dışlama, yabancılaştırma, ötekileştirme, şeytanlaştırma safhasından sonraki nihai safha kurbanlaştırmadır. Müslümanları avlanması gereken kurbanlık nesneler olarak gören Nazi karakterli ırkçılık pohpohlandıkça bu işi yapacak kafayı yemiş gönüllüler bulmak zor olmayacaktır. Müslümanlara ve İslam'a iftiralar düzenlerin hezeyanlarına aldanan sokak serserileri hep var olmaya devam edecektir. Bu teröristler, kurulan senaryoları uç sınırlara taşıyarak insan kurbanlarını keklik avlar gibi avlamakta en ufak bir tereddüt sergilemeyeceklerdir.

O halde, ırkçı teröre geçit veren herkes tarih ve insanlık önünde sorumludur.

Diyanet Haber

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER