banner250

banner246

Sultanü’l-Vaizin: Tahir Büyükkörükçü

Necip Fazıl: Şöhretini uzaktan duyduğum, fakat şahsiyle, eserini ve tesirini Burdur’da gördüğüm Tahir Büyükkörükçü, öteden beri vasıflarını hayalimde yaşattığım üstün din adamının hâlis örneği…

Aylık Dergi 08.02.2021, 09:51
Sultanü’l-Vaizin:  Tahir Büyükkörükçü

Bünyamin ALBAYRAK
Ahmet ÜNAL

Güzel sözlü, zarafet ve nezaket sahibi bir din görevlisi. Vaaz ve sohbetlerinde dinleyicilerine ilmi ve irfanı en güzel üslupla sunan, vaaz vermedeki mahareti sebebiyle “Sultanü’l-vaizin” olarak tanınan, vaiz ve hatipler için rol model olan öncü bir âlim, Tahir Büyükkörükçü.
Tahir Büyükkörükçü, 1925 yılında Konya’da dünyaya geldi. Babası, Körükçüler’den Marangoz Mehmed Efendi, annesi ise Dülgerzadeler’den Aliye Hanım’dır. Evin en büyüğü ve tek erkeği olan Tahir, ailesinin geçimine katkı sağlamak amacıyla Endazenin Mustafa Efendi adıyla tanınan ve ilmî yönü de olan bir kunduracının yanında çalışmaya başlar. Mustafa Efendi, ahilik anlayışının uygulaması olarak bir yandan küçük Tahir’e kunduracılık mesleğini diğer yandan da Kur’an-ı Kerim’i öğretir. Bu günlerin birinde küçük Tahir’e bir sahifelik dua metni verir ve “Evladım! Bunu ezberle!” der. Küçük Tahir, dua metnini birkaç kez okur ve hocasına geri verir. Hocası, “Evladım! Ben onu sana ezberle diye verdim.” deyince küçük Tahir, “Hocam! Ben verdiğiniz kâğıttaki dua metnini ezberledim. İsterseniz size ezbere okuyayım.” der ve başlar dua metnini okumaya. Mustafa Efendi, bu kabiliyetinden ötürü onu daha fazla sever ve onunla yakından ilgilenmeye başlar. 

Tahir Hoca, ortaokul yıllarında bir gün Kapı Camii’ne vaaz dinlemeye gider. Vaaz veren İsa Ruhi Bolay Hoca Efendi’dir. Vaazdan çok etkilenir, ellerini semaya açar ve “Ya Rabbi! Lütfeyle, ben de bu vaaz veren hoca gibi bir hoca olayım!” diye Rabbine niyazda bulunur.
Küçük Tahir’in yaptığı dua kabul olur. İsa Ruhi Bolay Hoca Efendi’nin rahle-i tedrisatında İslami ilimleri öğrenmeye başlar. Ayrıca Hacıveyiszade Mustafa Efendi’den hadis ve ahlak, Müsevvid Bülbül Mehmed Efendi’den ferâiz, Hacı Hâki Efendi’den Farsça, Hacı Haydar Efendi’den kıraat dersleri alır. Devrin önemli gönül insanları arasında yer alan Mahmud Sami Ramazanoğlu’ndan da irfan dünyasını zenginleştirir. Son Osmanlı icazet hattatlarından Fevzi Efendi’nin yazdığı icazetnamesini, devrin önde gelen hocalarından müfessir Mehmet Vehbi Efendi’nin duası ile alır.

Günlerden bir gün İsa Efendi Kapı Camii’nde vaaz vermeye başlamadan önce talebesi Tahir’i görür ve “Evladım! Kapı Camiinde benim yerime sen konuşacaksın. Seni o kürsüde görmek benim en büyük muradımdır.” der. Tahir Hoca kürsüye çıkar ve verdiği sohbet cemaat üzerinde öylesine büyük bir tesir bırakır ki sohbeti dilden dile bütün Konya’yı dolaşır. 

Bir defasında caminin birinde vaaz verirken dönemin Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki onu dinler. Ankara’ya döndüğünde “Konya’da istidatlı bir genç vaiz var. Onu Ankara’ya çağıralım, imtihan edelim, kendine bir vesika verelim de ülkemize hizmet etsin.” der. Nitekim öyle de olur. 1950 yılında imtihana giren Tahir Hoca, aynı yıl resmen göreve başlar. Tahir Hoca’nın göreve başladığı yıllar, ülkemizde imam hatip liseleri bir bir açılmaya başlar. Hacıveyiszâde Mustafa Efendi’nin girişimleriyle Konya’da da bir imam hatip okulu açılır. Tahir Hoca da açılan imam hatip lisesinde Arapça derslerine girer. Dersine girdiği öğrencilerine ise daima şu nasihati verir: “Gençler! Pardösünüzü satın kitap alın, zira pardösünün yenisini bulabilirsiniz ama önemli bir kitabı kaçırırsanız bir daha onu bulamayabilirsiniz.”

1960’lı yıllarda ülkemiz zor zamanlardan geçer. Bu yıllarda Tahir Hoca hakkında birçok tahkikat yürütülür ve neticede Konya’dan Burdur’a tayin edilir. Burada da Tahir Hoca, vaazları ve sohbetleriyle halkın gönlünde taht kurar. Tahir Hoca’nın hayatında Burdur’un ayrı bir önemi daha vardır. Zira Burdur, üstat Necip Fazıl’la tanışmasına vesile olmuştur. Konferans için Burdur’a gelen üstat, halkın övgülerle kendisinden bahsettikleri Tahir Hoca’yı yakından tanımak ister. Akşam kaldığı evde banttan onun bir vaazını dinler. Ertesi gün konferanstan sonra Tahir Hoca ile tanışır. Daha sonra hakkında şöyle bir yazı kaleme alır: “Şöhretini uzaktan duyduğum, fakat şahsiyle, eserini ve tesirini Burdur’da gördüğüm Tahir Büyükkörükçü, öteden beri vasıflarını hayalimde yaşattığım üstün din adamının hâlis örneği… Öyle ki, insan, döküm işiyle elde edilebilen bir varlık olsaydı, Tahir Hoca’yı kumda açılmış bir kalıp gibi, model diye gösterebilirdim. Bütün din adamları, madenlerinizi o kalıpta dondurup Tahir Hoca şeklinde meydana çıkın… Madde bakımından mümkün olmayan bu döküm işi, unutmayalım ki, ruh yönünden kabildir ve ruhların birbiri içinde erimesi, Allah’ın imkân âlemine bahşettiği bir keyfiyettir. O hâlde ruhlar, madenlerini yine Tahir Hoca’nın kalıbında dondurup şekillensin… Hususiyle din telkinine memur insanlar…”

1965 yılına gelindiğinde Tahir Hoca, Diyanet İşleri Başkanlığının uygun görmesiyle Konya’ya il müftüsü olarak atanır. Altı yıl devam eden müftülük yıllarının ardından 1971 yılında vaizliğe tekrar döner ve nihayetinde 1973 yılında resmî görevini tamamlayarak emekli olur. Ancak emeklilik, Tahir Hoca için bir köşeye çekildiği yıllar değildir. O, ömrünün sonuna kadar kürsülerden bir an olsun ayrılmamıştır. Sadece Konya’da değil, ülkemizin dört bir köşesinde, hatta yurtdışında irşat programları gerçekleştirir, konferanslar verir. Zira onun için konuşmak, vaaz ve sohbet etmek büyük bir sevdadır. 

Tahir Hoca, her birimize örnek olacak güzide bir hayat yaşadı. Hayatında ölçüsü hep İslam oldu. Resulüllah’ın ahlakını hayatına aktarmayı manevi feyzin ana kaynağı olarak gördü. Müminlerin duasına her zaman değer verdi. “Bir emriniz var mı efendim?” diyenlere, “Bir tek ricam var, beni duanızda unutmayınız, hocanız olarak sadece bu kadar bir yüküm var size.” der ve şu nasihatte bulunurdu: “Aman dua alın, aman dua alın, aman dua alın!” Zor şartlarda, sıkıntılı günlerde hep “Bizim Allah’ımız var. Görüyor, duyuyor, biliyor ve her şeye kâdir.” diyerek etrafını teselli ederdi. Gençleri hafızlığa teşvik eder, küçük çocuklara, “Hafız olun, âlim olun, veli olun, büyük adam olun.” diye tavsiyede bulunurdu. Bir defasında, “Doksan dokuz çocuğum olsa hepsini imam hatipte okuturdum!” demiş ve sözünü şöyle tamamlamıştır: “Her evden en az bir hafız yetiştirin ve en az bir evladınızı ilâhiyat tahsiline verin.”

Tahir Hoca, eser telif etmede de mahir bir hademe-i hayrattır. Kaleme aldığı İslam’da Edep, Mevlana ve Mesnevi Gözüyle Peygamber Efendimiz, Hakiki Vechesiyle Mevlana ve Mesnevi, Müslüman Peygamberini Tanımalısın, Mübarek Ramazan ve Oruç adlı kitapları günümüzde de istifade edilen kitaplar arasında yer almaktadır.

Tahir Hoca, hizmet aşkı ile dolu bir ömür geçirdi. Kürsülere sultan oldu, gönüllere taht kurdu. Maddi hiçbir karşılık beklemeden, dünyevi bir makama talip olmadan, insanların elinde olana asla meyletmeden sadece Allah rızası için koştu, koşturdu, çalıştı, çabaladı. Böylesine mümtaz bir ömür geçiren Tahir Büyükkörükçü, 5 Mart 2011’de aramızdan ayrıldı. Bir gün sonra ülkemizin dört bir yanından gelen binlerce seveninin gözyaşları ve hüsn-ü şahitliğiyle Kapı Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Üçler Kabristanı’na defnedildi. Yüce Rabbim Tahir Hocamıza ve onun nezdinde tüm öncü âlimlere rahmet eylesin. Makamları ali, mekânları cennet olsun!

Tahir Büyükkörükçü Kimdir?

Kaynak: Diyanet Haber
banner249
Yorumlar (1)
Mehmet Akarslan 5 ay önce
Allah rahmet eylesin inşAllah mekanı cennetü'l-firdevs olsun. Tahir Büyükkörükçü Hocamızı kendisini görmeyen ve göremeyenlere tanıtmanız sebebiyle çok teşekkür ederim Üstadım.