banner324

banner319

Osmanlı Döneminde Hac

banner265

Osmanlı Devleti haccın bütün rükünlerinin belli bir zaman diliminde ifa edildiği Mekke’de, özelde ise Mescid-i Haram, Mina ve Müzdelife gibi yerlerde biriken kalabalık nüfusun her türlü ihtiyacını karşılayan çok donanımlı bir sistem kurmuştur. Bu toprakların hizmetini büyük bir görev aşkıyla yerine getirmiştir. Günümüzde hacılara verilen hizmetler 400 yıllık bir geleneğin devamıdır diyebiliriz.

Aylık Dergi 22.06.2022, 12:06
Osmanlı Döneminde Hac
© DİHA

Dr. Aysel ŞAHİN
Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Hac, gücü yeten bütün Müslümanlara farz olan ve Hz. İbrahim’den beri yapılagelen bir ibadettir. Hac farizasının ifa edildiği Mekke ve Medine’de Osmanlı Devleti 400 yıl boyunca hâkimiyet kurmuş ve bu topraklara hadimü’l-haremeyn sıfatıyla hizmet etmiştir. 

Dünyanın her yerinden insanlar, Hicaz’a ulaşmak için çaba harcamış ve birçok güzergâh kullanmıştır. Osmanlı döneminde ise insanlar kara yolu, deniz yolu ve son birkaç yıl demir yolunu kullanmıştır.

Kara yolu

Osmanlı Devleti’nde İstanbul ve Anadolu’dan hacca gidecek olan hacılar devletin resmî kanalı olan surre alayı ile hacca giderlerdi. Bu hacı kafilesinin İstanbul’dan yola çıktığını duyan ve hacca gitmek isteyenler yol üzerindeki menzillerde bu kafileye katılırlardı. Surre-i Hümayun, Üsküdar’dan recep ayının onundan itibaren ayrılırdı. Ortalama olarak bir Müslümanın hacca gidiş dönüşü sekiz-dokuz ayı bulmaktaydı. Surre-i Hümayun’un yolu, Üsküdar, Gebze, Eskişehir, Konya, Adana, Antakya, Halep, Şam güzergâhını takip eden hac yoludur. Anadolu’dan gelen hacılar Şam’da konaklarken başka bölgelerden gelen hacılar bu kafileye katılarak Mekke’ye geçerlerdi. 

Devlet hacılar yola çıkmadan önce yol üzerinde ihtiyaçları olan her türlü şeyin tamam olup olmadığına bakar, bu yolculuk için görevlendirmeler yapar, tedbirler alırdı. Ayrıca hacıların nasıl götürüleceğine dair valilerden bilgilendirme isterdi.
İstanbul’dan çıkan hacı kafilesi Şam’a kadar kendi hayvanlarıyla, Şam’dan itibaren ise develerle yolculuk yapardı. Hac kervanlarında hacıların ulaşımını sağlayan “akkam veya mukavvimler” olup yolculuk bu kişilerin kiralık hayvanlarıyla yapılmaktaydı. Şam’da hacıları koruyacak askerî birlik kafileye buradan katılır, emniyet altında Mekke’ye gidilirdi.  

Osmanlı Devleti hacıların iaşe masraflarını karşılamamış ancak buna uygun mekânlar hazırlamıştır. Hacılar hac menzillerinde, konaklama hususunda İstanbul’dan Şam’a kadar bir sorun yaşamamış, Şam’dan sonra ise iklimin sıcak oluşundan çadırlar kurup konaklamıştır. Ayrıca Şam’dan itibaren yollarda hac kervanlarıyla birlikte iaşe kervanları olmuştur.

Şam’dan sonra çöl bölgesinde su ihtiyacı çok önemliydi. Yollarda su sıkıntısı çekilmemesi için yolculuğun her aşamasında bir sonraki menzilde suyun olup olmadığı kontrol ettirilerek gerekli önlemler alınmıştı. 
Sıradan bir vatandaşın hac yolculuğu için devletten izin alması gerekmiyordu. Resmî görevlilerse hacca gitmek için devletten izin alırdı. Erkekler gibi kadınlar da aynı kurallara tabiydi. Hac yolculuğunda gelişebilecek ani durumlar için gereken tüm hizmetler devlet eliyle sunulmuştur. 

Deniz yolu

Buharlı gemilerin yaygınlaşmasıyla hacılar ve Surre-i Hümayun buharlı gemilerle hacca gitmişlerdir. Deniz yolu güzergâhında Marmara Adaları, Çanakkale Boğazı, Dedeağaç İskelesi, Ege Adaları, Rodos, Kıbrıs, Beyrut, Süveyş, Yenbu ve Cidde üzerinden Mekke’ye geçilmekteydi. 

Hacı gemilerinde yolcuların yiyecek, içecek gibi bütün ihtiyaçlarının karşılanmasına oldukça dikkat edilmiştir. Hac mevsiminde artan salgın hastalıklardan dolayı gemilerin sağlık konusunda bazı şartları taşıması zorunluydu. Hacıların naklinde en önemli görev kaptanlarındı. Hacı gemisine, biletsiz yolcu alınmazdı. Gemi kaptanları hacıların adedini limanlardaki görevlilere bildirmek zorundaydı. Hacı gemilerinde her yolcunun yeri belirlenmişti. Geminin kaptanı yolcuların isimlerini kaydeder, onlar hakkındaki bilgileri yazardı. Seyahat esnasında yolculardan vefat eden olursa deftere tarih ve vefat sebebi yazılırdı. 

Demir yolu

Osmanlı döneminin son yıllarında hacca trenle gidilmiştir. Bir hacı İstanbul Haydarpaşa’dan hareket eden trenle Konya’ya ulaşır, Konya’dan hareketle beş gecede Halep’e varır, Halep’ten Şam’a oradan Medine’ye kadar gelir ve Medine’den sonra kara yolu ile Mekke’ye giderdi. Böylelikle İstanbul’dan çıkan hacılar ve surre alayı üç ay yirmi beş günlük süre içerisinde haccını tamamlayarak İstanbul’a geri dönerdi. Trenlerin seyir ve hareket cetvelleri namaz vakitlerine uygun hazırlanırdı. Trende ayrı bir cami vagonu ve müezzini görevlendirilmişti. Hicaz treninde isteyen yolcular için tuvalet ve yataklı vagon mevcuttu. 

Hacıların sayısı 1842 yılında 150 bin iken 1843’te 200 binden fazla olmuş 1873’te 300 bine yaklaşmış, 1912 yılında ise 300 bini aşmıştır.  

Haccın yapılışı

Dünyanın her yanından gelen hacı adayları zilhiccenin beşinden dokuzuncu gecesine kadar ihramlı olarak Arafat’a çıkar, çadırlar kurarlar. Arafat’ta hacıların kullanması için on üç adet büyük havuz vardır. Arafat’ta hacılar geldikleri bölgelere göre ayrılırlar. Arife gecesi, hacılara yön göstersin diye kandiller ve fenerler asılır. Cebelü’r-Rahme’nin görünmesi için buraya direk ve etrafına mihrap yapılmıştır. İnsanlar o mihraba bakarak namaz kılarlar. Arafat’ta kalan hacılar kendi yemeklerini kendileri pişirirler. Arafat’ta hacıların yeme içme gibi ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri ve hediyelik eşyalar satın alabilecekleri bir çarşı kurulur. Arafat’ta hacıları serinletmek için çadırlar arasında dolanan şerbet satıcılar, sucular, tatlıcılar, sütçüler, ayrancılar olur. Zilhiccenin dokuzuncu günü öğleden sonra hacılar vakfe yaparlar. Mekke kadısı, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Arafat dağının eteklerinde namaz kıldıkları mescidin üst tarafında güneş batana kadar Hizbu’l-Azam okur ve sultana dua eder. Hutbe ve duanın okunduğu sırada Arafat’taki hacılar hep birden “Lebbeyk Allahümme lebbeyk” derler. Güneş doğduğunda her taraftan fişekler ve toplar atılır ve herkes hareket eder. Mekke emiri, Hicaz valisi, Surre eminleri bütün hacılarla birlikte Müzdelife’ye dönerler. Müzdelife’ye gidilinceye kadar yolda meşaleler yakılır, Müzdelife’de gecelenerek taş toplanır ve Müzdelife vakfesi yapılır.

Ertesi gün isteyen hacılar bayram namazını Müzdelife veya Mina’da kılar, kurbanlarını keser, taşlarını atar ve tıraş olurlar. Sa’y yapmayanlar Mekke’ye giderler, tavaf ve sa’y yaparlar, tıraş olup ihramdan çıkarlar. Bayramın birinci günü Kâbe’nin örtüsü değiştirilir.
Halifenin namesi Mina’da Mekke emirinin çadırlarında okunur, resmigeçitler yapılır ardından dualar edilir, şerbetler içilir. Mina’da çadır kuran herkes buraya yerleşir. Çadırda kalmak istemeyen hacılar Mina’daki evlerden kiralarlar. Mina’da hacıların kurbanlarını kesmesi için kasaphaneler ve atıklar için kuyular vardır. Kesilen kurbanların atıklarının kuyulara atılması ve etrafın temizlenmesi için işçiler görevlendirilmiştir. Mina’da hacılar için üç adet büyük sarnıç bulunur. Mina’da kalan hacılar için her türlü ihtiyaçlarını karşılayacakları malzemeler ve hediyelik eşyaların bulunduğu çarşı vardır. 

Haccını tamamlayanlar, dilerse Mekke’den ayrılırlar. Hacılara dönüş izni hükûmet tarafından münadilerle duyurulur. Mekke’den Medine’ye kafileler askerî mahmille birlikte hükûmetin belirlediği güvenli yoldan giderler. Hac ibadetinin sıkıntısız geçtiğine dair İstanbul bilgilendirilir. 

Medine’ye gelen hacılar Ravza-i Mutahhara’yı ziyaret ederler, Mescid-i Nebevi’de namaz kılarlar. Burada hacılar bir süre kaldıktan sonra beldelerine dönerler. 

Hacda sunulan rehberlik hizmetleri 

Dünyanın her tarafından gelen hacılara rehberlik hizmetinin sunulması için delil (delail) veya mutavvıflar görevlendirilmiştir. Mutavvıflık burada yaşayan ailelerin mesleği ve geçim kaynağıdır. Bu meslek genellikle babadan oğula geçmiştir. Mutavvıflığa çocuk yaşta başlanırdı. Mutavvıflar arasında görevini kötüye kullananlar cezalandırılırdı. 

Delillik görevi emirin beratıyla verilirdi. Her memleketin ayrı delili vardı. Deliller kendilerine ait hacıları, alıp evlerine götürürlerdi. Daha sonra Mescid-i Haram’a götürerek tavaf ve sa’y ibadetini yerine getirtip, ardından onlara kalacak yer ayarlarlardı. Deliller hangi yörenin hacısını sahiplenmişse o yörenin dilini bilirlerdi. Delil olan ailedeki bayanlar da bayan hacılara delillik etmiştir.

Deliller gibi her hacı bir sakayı seçer. Bu sakalara devlet tarafından her sene bir miktar surre gönderilir. Her saka yeni gelen hacılarını davet ederek ziyafet verir. Hacılar Mekke’ye vardıklarında ve bayram olduğunda sakalarına bir miktar akçe verirler. Sakalar hacıların Harem-i Şerif’te seccadesini hazırlar ve seccadesine oturduğunda onlara soğutulmuş zemzem verirler. Odasına her sabah bir testi zemzem getirirler. 

Mekke

1900’lü yıllarda Mekke’nin nüfusu 150 bindir. Mekke’de halkın önemli bir kesimi Türkçe bilmektedir. Mekke’de 1906’da 8 bin kadar hane, 3 binden fazla dükkân vardır. Mekke’de hacıların kaldığı mekânlara vekale denilir. Mekke’nin çarşısı çok büyüktür ve Mekke Belediyesi tarafından çarşıların temizlenmesi için çalışanlar görevlendirilmiştir. Mekke’de Harem-i Şerif’in etrafında kapıların dışında uygun yerlere tuvaletler yapılmıştır. Bunların temizliği için görevliler mevcuttur. 
Mekke’de üç adet kışla, bir karakol, bir hükûmet konağı, iki hamam, bir eczane, mücevherlerin satıldığı iki ticarethane, 17 kireç ocağı, 8 çömlek atölyesi, at değirmeni, 60 fırın, 95 belediye kahvehanesi, bir gazyağı deposu, sayısız sebil çeşmeler, matbaa, iki deri tabaklama atölyesi, iki deri yüzme mekânı, kesimhaneler ve Mekke’de çıkan yangınları söndürebilmek için yangın tulumu-hortumu vardır.

Mekke’de paraların bozulduğu ve piyasanın kontrol edildiği sarraflar vardır. 1890’da Banka-i Osmaniye’nin bir şubesi Mekke’de hac zamanında hacıların hizmetine sunulmuştur.

Mekke’de II. Abdülhamid tarafından fakir hacılar için yaptırılan bir misafirhane, ayrıca fakirlerin kalabilecekleri 150 kadar ribat ve imarathane mevcuttur. 

Kâbe’nin kapısı belirli günlerde ziyaretçilere açılır. Yılın belli günlerinde Kâbe’nin zemini temizlenir ardından zemzem ve gül suyu ile yıkanır, tütsüler yakılarak kokulandırılır. 

Osmanlı, Haremeyn’in su ihtiyacını gidermekle özel olarak ilgilenmiş, Ayn-ı Zübeyde suyolunu yeniden inşa ettirmiştir. Mekke’de on sekiz büyük depo ve çeşme yapılmış, Harem-i Şerif etrafına hacıların abdest almaları için çok sayıda musluk yerleştirilmiştir. Hicaz’da su temin etmek için Cidde’de deniz suyu arıtma tesisi kurmuş, Hudeyde’de bir buz fabrikasının kurulması için teşebbüste bulunmuştur. 

Medine

Medine’nin iç ve dış surları vardır. Medine’ye giren ve çıkan kafilelere bu surların kapılarında duruma göre muamelelerde bulunulurdu. Medine’nin nüfusu yaklaşık 56 bindir.

Medine’de on karakol, iki hamam, bir güneş saati, 4 bin ev, 932 dükkân, dört büyük çarşı, 18 fırın, otuz altı kahvehane, dört boya mağazası, 485 meyve bahçesi ve 371 odalı Daru’s-Surur adlı bir otel mevcuttur. Medine’ye şehrin merkezine kadar borular döşenerek gereken yerlere çeşmeler yapılmıştır. Mescid-i Nebevi’nin aydınlatılması için elektrik fabrikası kurulmuş, mescit elektrikle aydınlatılmıştır.

Mescid-i Nebevi’de Hz. Peygamber’e (s.a.s.) ait hücre özel bir program çerçevesinde yıkanmaktaydı. Mescid-i Nebevi’de saatlerin sorumlusu bir görevli, on adet sakası, buhurdancısı ve hârem nakkaşbaşısı mevcuttur. Mescitte 57 ağa Hücre-i Nebeviyye’de görevlidir. Mescidin 46 hatibi, 38 imam ve 31 vekil imamı, 18 müderrisi, 50 müezzin ve 26 müezzin vekili, 12 düzen sağlayıcısı, 51 süpürgecisi, 11 kapıcısı bulunmaktadır. 750 kişi kandillerle ilgilenir, 26 boyacısı ve terzisi vardır.

Sağlık hizmetleri

Hac yolculuğu boyunca yolda hastalanan hacılara son derece iyi bakılır, bakım ve ilaç ücreti alınmazdı. Kafilede görevli bir erkek ve bir bayan doktor vardı. Bölgeye gönderilen görevlilerin işlerinde uzman olmalarına dikkat edilirdi. Mekke’de biri Gureba diğeri Mina olmak üzere iki hastane vardır. Bu hastanelerde ücretsiz tedavi olunur ve ilaçlar verilirdi. 

Deniz yolunun kullanılmasının ardından Hicaz’a gelenlerin sayısı artmış ve farklı memleketlerden gelen insanlar hastalığı yaymıştır. 1851 yılında Paris Sağlık Konferansıyla başlayan bu süreçte hacıların sağlık kontrolünden geçirildiği karantina istasyonları kurulmuştur.  Mekke’de yaşanan büyük kolera salgını nedeniyle tedbirler alınarak Hicaz Sıhhiye Teşkilatı kurulmuş ardından Hicaz Sağlık Konseyi oluşturulmuştur. 1910’da her biri yüz yataklı iki sahra hastanesi Cidde ve Mekke’ye, her biri kırk yataklı dört sahra ambulansı Hicaz’a gönderilmiştir.

Osmanlı Devleti haccın bütün rükünlerinin belli bir zaman diliminde ifa edildiği Mekke’de, özelde ise Mescid-i Haram, Mina ve Müzdelife gibi yerlerde biriken kalabalık nüfusun her türlü ihtiyacını karşılayan çok donanımlı bir sistem kurmuştur. Bu toprakların hizmetini büyük bir görev aşkıyla yerine getirmiştir. Günümüzde hacılara verilen hizmetler 400 yıllık bir geleneğin devamıdır diyebiliriz.
 

Kaynak: Diyanet Haber
banner276
Yorumlar (0)