banner261

banner250

Mekke-İ Mükerreme ve Hac Özlemi

Herkes gözyaşlarını dökeceği Mekke-i Mükerreme’yi özledi, Kâbe-i Muazzama’yı özledi, Hacerü’l Esved’i özledi, Mültezem’i özledi, Makam-ı İbrahim’i özledi. Safa, Merve, Mina ve Müzdelife’yi özledi. Gözyaşlarını yıkayacağı zemzemi, kurutacağı o sıcacık güneşini özledi.

Aylık Dergi 08.08.2021, 16:50
Mekke-İ Mükerreme ve Hac Özlemi
© Diyanet Haber

Süleyman SARI
DİB Hac Hizmetleri Daire Başkanı

Vatanı sevmek fıtri ve imani bir duygudur. Bu sevgi ümmü’l-kura/şehirlerin anası için olursa anlamı daha büyük olur, hasreti de özlemi de çok büyük olur. Mekke sadece bedenlerin değil ruhların da yurdu ise sazlığından koparılmış neyden çok daha fazla inim inim inler durur:

Dinle neyden, duy neler söyler sana,
Derdi vardır ayrılıklardan yana.
Kestiler sazlık içinden der beni,
Dinler ağlar hem kadın hem er beni.

İşte bu şehirlerin anası Mekke-i Mükerreme’ye nasıl özlem duyulmaz ki! Rabbimize söz verdiğimiz “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. (Buyur Allahım buyur, emrine hazırız.)” dediğimiz şehirlerin anasından ayrılıktan dolayı derdimiz var, hasretten yanan sevdalı gönlümüz, dağlanmış yüreğimiz, parçalanmış ciğerimiz var. Mekke-i Mükerreme de öyle, o da ayrı kaldı âşıklarından, mahzun kaldı o engin dağlarında yankılanan zikirlerden, dualardan ve lebbeyk sedalarından…

Mekke-i Mükerreme’ye nasıl özlem duyulmaz ki! Mekke-i Mükerreme elest bezminin yaşandığı, ruhlar âleminde Rabbimizin “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna hep birlikte: “Bela: Evet, sen bizim Rabbimizsin.” diye cevap verdiğimiz şehirdir. İbn Abbas’tan nakledilen hadiste Hz. Peygamber (s.a.s.) buyurur ki: “Allah Âdem’in belindeki soyundan (Arafat yakınlarında) Na’man’da söz aldı. Onun sulbünden yarattığı bütün nesilleri çıkartıp zerreler hâlinde önüne saçtı, sonra kendileriyle yüz yüze konuştu. Buyurdu ki: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ Onlar da: ‘Elbette (sen bizim Rabbimizsin), biz buna şahitlik ederiz.’ dediler. (Bunları) kıyamet gününde ‘Bizim bundan haberimiz yoktu.’ demeyesiniz ya da ‘Bizden önceki ecdadımız Allah’a başka şeyleri ortak koşmuştu ve biz sadece onların izinden giden bir kuşağız, öyleyse (hakkı bizden) gizleyenlerin yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?’ demeyesiniz (diye size hatırlatıyoruz).” (Araf, 7/172-173; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 272.)

Mekke-i Mükerreme’ye nasıl özlem duyulmaz ki! Rabbimizin bizi farklı dil ve tenlerde, farklı ırk ve kabilelerde, beyazı siyaha, siyahı beyaza üstün tutmadan tarağın dişleri gibi eşit yaratarak kardeş yaptığı ve kardeşlerin birbirini tanımasını istediği (Hucurat, 49/13.), tanışma, kaynaşma ve dayanışma meydanı Arafat’ı kucaklayan bir şehirdir Mekke-i Mükerreme. Onun içindir ki Peygamber Efendimiz “Hac Arafat’tır.” buyurmuştur. (Tirmizi, Hac, 57.) Rabbimizi ve kardeşlerimizin hak ve hukukunu tanırız orada. 

Mekke-i Mükerreme’ye nasıl özlem duyulmaz ki! Âlemlerin Rabbi, rahman ve rahim olan Yüce Allah, yarattığı gökler, yeryüzü ve ikisi arasındaki tüm âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olması için kendisine nispet edilen Beytullah’ı (Allah’ın evini) yeryüzünün ilk evi olarak bu şehirde kurdu. “İnsanlar için kurulan ilk ev elbette Mekke-i Mükerreme’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir. Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa) şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.)” (Âl-i İmran, 3/96-97.) Bu ev güvenin, emniyetin, huzurun, mutluluğun, hidayetin merkezi oldu. Çünkü Yaradan’ın yarattığı varlıkları sığındırdığı yuvasıdır bu ilk ev. İnsan ve diğer canlılar ana kucağına, kendi yuvasına sığınınca huzur bulur, kendisini güvende hisseder. İşte bu ilk ev ümmü’l-kura (şehirlerin anası) diye bilinen Bekke’deki Kâbe’dir.

Mekke-i Mükerreme’ye nasıl özlem duyulmaz ki! Mekke-i Mükerreme, Kâbe’nin temellerini yükselten ve duanın merkezi yapan Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in şehridir: “Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: ‘Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.’ Hani İbrahim, ‘Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır.’ demişti.” (Bakara, 2/124-126.)

Mekke-i Mükerreme’ye nasıl özlem duyulmaz ki! Mekke-i Mükerreme, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in soyundan gelen rablerine teslim olmuş bir ümmetin lideri olan ve onlara ayetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten ve onları her türlü kötülükten arındıran Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.s.) doğduğu ve ömrünün çoğunu geçirdiği bir şehirdir: “Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, ‘Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin.’ diyorlardı. ‘Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın. Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.’” (Bakara, 2/127-129.)

Mekke-i Mükerreme’ye nasıl özlem duyulmaz ki! Resulüllah (s.a.s.) Medine-i Münevvere’ye ilk geldiğinde Ensar’dan dedelerinin ve dayılarının yanına gelip orada konaklamıştı. Medine-i Münevvere’de on altı ay ya da on yedi ay kadar yüzünü Mescid-i Aksa’ya dönen Allah Resulü’nün zor sabrettiği ve sürekli özlemini içinde canlı tuttuğu, yüzünü dönebilmek için can attığı ve “(Ey Peygamber), yüzünü zaman zaman göğe çevirdiğini görürüz. Biz istediğin kıbleye seni yönelteceğiz, haydi (şimdi) yüzünü Mescid-i Haram’a çevir, sizler de (artık) nerede olursanız olun yüzünüzü o yöne çevirin.” (Bakara, 2/141-145, 149-150.) emri üzerine büyük bir heyecan ve aşkla yüzünü çevirdiği (Buhari, İman, 31; Müslim, Mesacid, 11-12.), gönüllerin aktığı sevapları yüz binlere katlayan Mescid-i Haram’a kucak açan bir şehirdir.

Mekke-i Mükerreme’ye nasıl özlem duyulmaz ki! İslam’ın beş şartından biri olan (Müslim, İman, 21.) ve en faziletli amellerden biri sayılan hac ibadetinin yapıldığı şehirdir. Kâbe’nin inşası bittikten sonra Cenab-ı Hak Hz. İbrahim’e, bütün insanları haccetmek üzere davet etmesini emretti: “(Ey İbrahim!) İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya gerekse uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.” (Hac, 22/27.) Hz. İbrahim makamında ayağa kalkarak yahut taşın üzerine yahut Safa’ya veyahut Ebu Kubeys dağına çıkarak hacca davet etmiştir. Dağ, taş, çakıl ve ağaç onu işiten her şey ve Allah’ın kıyamet gününe kadar haccedecekler arasında yazdığı kimseler “Lebbeyk Allahümme lebbeyk” diye icabet etmişlerdir. Hac hem İslam’ın bir şartı hem de en faziletli amellerden biridir. Ebu Hureyre’den (r.a.) nakledilen rivayette Resulüllah en faziletli ibadetler arasında kabul olunan haccı saymıştır. İşte İslam’ın beş temel esas üzerine bina edildiğini ifade eden Allah Resulü bunlardan birinin de Kutsal Mabet’te (Kâbe) hac yapmak (Buhari, İman, 1.) diyerek hac ve umrenin ifa edildiği mekân Mekke-i Mükerreme’nin de ana, temel ve esas bir şehrimiz olduğunu ifade etmiş oluyor. Mekke-i Mükerreme’siz bir hayatın tadı olmaz... Hac ve umre onun için huzur veren bir ibadettir. Mekke-i Mükerreme insan hayatına öyle bir tat bırakır ki bir kere tadan defalarca tatmak ister, doymak bilmez. Bağrında sakladığı abıhayat zemzem gibi tatlı bir lezzet bırakır. 

Bulutlar ağlarken âdeta bize der ki: “Ben ağlıyorum, siz gözyaşlarımla seviniyorsunuz.” Rahmetler iner, tabiat coşar, yeşerir ve bereketlenir, canlılar sevinir. Bizler de bulutlar gibi hasretle Kâbe için ağlıyoruz, Mekke-i Mükerreme için gözyaşı döküyoruz, şehirlerin anası da bizimle gülüyor. Biz ona özlem duyuyoruz fakat o evlatlarını çok daha fazla özledi. O yalnızlığa alışık değil. O bizim çokluğumuzla övünür, mutlu olur ve coşar. O siyah örtüsü ile matemdedir, hüzünlüdür. Salavatlarımız ta buralardan ulaşır Efendimize ancak o “Beni ziyaret eden hayatımda beni ziyaret etmiş gibi olur.” diyerek bizi bekler her gün. Biz Haremeyn’e sevdalıyız, hasretiz. Haremeyn de bizi sever, bize müştaktır. Hz. İbrahim babamızın duasında olduğu gibi kalpler, gönüller Haremeyn’e heves eder, özlemi ile yanıp tutuşur. Bu sevgi Hz. İbrahim babamızın duası sebebiyle Rabbimizin gönlümüze koyduğu sevgidir. 

Mekke-i Mükerreme defalarca gitmek için can atanların şehridir. Gitmeyen ve tatmayan belki bu özlemi derinden hissedemez ama ağzına bal sürülen kişinin o tadı aradığı gibi oraya gitmek için yollar aranır, imkânlar ve şartlar zorlanır. Engeller aşılır, zorlar kolay olsun diye çalışılır. Mekke-i Mükerreme, yollarında peygamber hatıralarını canlandıran Hz. Musa, Hz. Harun ve Hz. Yunus (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 215; Müslim, İman, 268.) peygamberler gibi yollarını telbiyeleri ile şenlendirdiği, dağlarını, taşlarını ve süzülerek uçuşan kuşlarını bu zikirlerine ortak ettiği, Arafat meydanında tüm peygamberlerin kelime-i tevhidlerinin “La ilahe illallah vahdehü la şerike leh. (Tek olan ve ortağı bulunmayan Allah’tan başka ilah yoktur.)” (Malik, Muvatta, Hac, 81.) nidalarının şaha kalktığı bir şehirdir. Mekke-i Mükerreme, oraya gidemeyen, gitmeye yol bulamayan, oranın özlemini yüreğinde taşıyanların “Canım kardeşim, oralarda bizi de duana kat, bizi dualarında asla unutma.” (Tirmizi, Deavat, 109.) diye hasretini selamla dindirmeye çalışanların özlemidir.

Yaklaşık iki yıldır dünyayı saran salgın hastalık nedeniyle uzak kaldık Mekke-i Mükerreme’den. Bu salgın günleri geçecek elbette. Zifirî karanlıklar aydınlık fecirlerinin habercisidir. Kâbe’ye doyasıya sarılmak, bir taş parçası olsa da Allah Resulü’nün öpmesi sebebiyle Hacerü’l Esved’e bir buse kondurmak, uzaktan da olsa selamlamak için herkes can atıyor. Hatta Kâbe’yi seyretmenin bile bir ibadet olduğunu düşünerek Mescid-i Haram’a gidebilmek için can kafesindeki ruhlarımız kutsal topraklara uçmak için her an hazır hâlde beklemektedir. Resulüllah’ın (s.a.s.) Hacerü’l Esved’e yönelip dudaklarını üzerine koyarak uzun müddet ağladıktan sonra kendisi gibi gözyaşlarına hâkim olamayan Hz. Ömer’e “Gözyaşları işte burada dökülür.” dediği (İbn Huzeyme, Sahih, IV, 212, no:2712.) gibi herkes gözyaşlarını orada sellere dönüştürmek istiyor. Herkes gözyaşlarını dökeceği Mekke-i Mükerreme’yi özledi, Kâbe-i Muazzama’yı özledi, Hacerü’l Esved’i özledi, Mültezem’i özledi, Makam-ı İbrahim’i özledi. Safa, Merve, Mina ve Müzdelife’yi özledi. Gözyaşlarını yıkayacağı zemzemi, kurutacağı o sıcacık güneşini özledi. Rabbim en yakın zamanda kavuştursun.

Kaynak: Diyanet Haber
banner237
Yorumlar (0)