banner199

banner103

Kur’an Üzerine Tefekkür

Müslümanın hayatının ayrılmaz bir parçası Kur’an okumaktır şüphesiz. Bu durum daha isimlendirmede kendini açığa vurur: Tercihe şayan yaklaşıma göre “Kur’an” lafzı “okumak, okunan” anlamına gelir.

Aylık Dergi 03.08.2019, 08:00
Kur’an Üzerine Tefekkür
© Diyanet Haber
banner200

Dr. Bayram DEMİRCİGİL

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

(Muhammed Abdullah Dırâz, en-Nebeu’l-azîm-Nazarâtun cedîdetun fi’l-Kur’âni’l-Kerîm, s. 5.)  Kuşkusuz bu, Kur’an’ın gönderiliş amacını da vurgulaması yönüyle ilginç bir durumdur. Demek oluyor ki ortada muhataplarının ilgisini bekleyen ilahi bir hitap vardır. Kur’an’ın muhatapları ise tabiri caizse, yediden yetmişe her yaş, meslek, kültür, çevre, akıl-zekâ ve eğitim grubuna ait kitlelerden oluşur. Miladi VI. yüzyıl Arap Yarımadası’nın nüzul ortamında ayet ayet, sure sure sözlü bir hitap olarak nazil olan Kur’an, ana dili Arapça olmayan günümüz insanı tarafından nasıl okunacaktır? Başka bir deyişle; eğitim, anlayış ve kültür düzeyi farklı farklı olan her bireyden Kur’an’a yaklaşımla ilgili aynı çabayı göstermesi ve aynı sorumluluğu üstlenmesi beklenemeyeceğine göre Kur’an’ın bugünkü muhataplarının Kur’an ile diyaloğu nasıl olacaktır? Öncelikle ifade edelim ki insanların Kur’an’la ilişkisi genel anlamda üç düzlemde gerçekleşir: a) Kur’an’ı fiilen okuma. b) Kur’an’ı teberrüken okuma. c)Kur’an’ı tefekkür amaçlı okuma. (Münteha Maşalı, “Kur’an Okumanın Keyfiyeti ve Okuma Düzeyleri Üzerine Bir Tahlil Denemesi”, Usul, 15 (2011/1), s. 78.) Kur’an’ı fiilen okuma, onunla amel etmek demektir. “Kendilerine lütfettiğimiz kitabı hakkıyla okuyanlar var ya işte onlar ona gerçekten iman edenlerdir…” (Bakara 2/121.) mealindeki ayette Kur’an okuma bu anlamda kullanılmıştır. Kur’an’ı teberrüken okuma ise onu bereket umma ve sevap kazanma amacıyla tilavet etmek demektir. Biz bu yazımızda Kur’an’ın tefekkür amaçlı okunması üzerinde duracağız.

Bu çerçevede, Kur’an’da tefekkür kavramının yanı sıra tedebbür, tezekkür, nazar, akıl, itibar kavramları fiil formunda kullanılır. Bununla Kur’an’ın içerdiği anlam ve mesajların düşünülerek geçmişten ders çıkarılması, mevcut durum ve geleceğe ışık tutacak tasavvurlara sahip olunması kastedilmiştir. Kuşkusuz, bu eylem de ancak Kur’an’ı anlamakla mümkündür. (Ebû Cahfer et-Taberî, Câmiu’l-beyân an te’vîli âyi’l-Kur’ân, thk. Abdullah b. Abdulmuhsin et-Türkî, I, 77.) Bunun için yeterli donanıma; Arap dili, hadis, siyer gibi ilmî müktesebata sahip olunması gerekmektedir. Takdir edilecektir ki bu durumun gerçekleşmesi her Müslüman için mümkün ve gerçekçi değildir. Bu durumda da akla şu soru gelmektedir: “Bu bir mübarek kitaptır ki onu sana, insanlar ayetleri üzerinde iyice düşünsünler, akıl izan sahipleri ondan dersler, öğütler alsınlar diye indirdik.” (Sad, 38/29.) mealindeki ayetin içerdiği emir/tavsiye kimler için geçerlidir? Hemen ifade edelim ki bu emir/tavsiyenin her Müslümanı ilgilendirdiğinde şüphe yoktur. Zira ibare gayet açıktır. Ancak biz bu ayeti “Allah hiç kimseyi gücünün üstünde bir şeyle yükümlü tutmaz.” (Bakara, 2/286.) mealindeki ayetini dikkate alarak değerlendirmek durumundayız. Dolayısıyla, yeryüzüne hayat veren sağanak yağmur misali indirilmiş olan Kur’an’dan herkes kabının aldığı kadar dolduracak ve kapasitesinin elverdiği ölçüde yararlanacaktır. Bu manada Kur’an’ın gösterdiği “geçmişten ibret alma” ve “gelecek için tedbir üretme” hedefine götürecek her türlü düşünce faaliyeti, Kur’an’ı tefekkür amaçlı okuma kapsamına girer. Böylece hem müfessirlerin/âlimlerin bu niyetle Kur’an’ı tefsir etmek için sergiledikleri çaba, hem de herhangi bir Müslümanın Kur’an’ı anlama yönündeki gayreti bu çerçeveye dâhil olmaktadır.

Hâl böyle olmakla birlikte, âlimin Kur’an’ı tefsir çabası doğrudan Kur’an metnini merkeze alarak yürütülmekte; diğer insanların, özellikle de ana dili Arapça olmayanların Kur’an’la ilişkisi ise ya mealler, ya tefsirler, ya da bu konuda bilgi sahibi kimseler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu yönüyle, âlimin Kur’an’la tefekkür boyutlu ilişkisinin doğrudan, bunun dışındakilerin ise dolaylı olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bunda yadırganacak bir durum yoktur. Çünkü herkesten âlim olmasını ya da köklü bir Arapça ve diğer ilimleri öğrenmesini istemek, gerçekleşmesi mümkün olmayacak bir hayalden öte anlam taşımaz. Buna karşın zaman zaman karşılaştığımız “Kur’an’la aranızdaki aracıları kaldırın.”, “Her Müslüman Kur’an’ı kendisi yorumlasın.” biçimindeki kimi popüler söylemlerin mantıki bir tutarlılığa sahip olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir. Bu tür iddiaları seslendirenlerin Kur’an’ı anlamak için gerekli altyapıdan yoksun olmaları da cabası. Bu kimseler, Kur’an’ı meallerden ya da tefsirlerden anlamaya çalışmakla Kur’an’la aralarındaki aracıları kaldırdıklarını sanmaktadırlar. Oysa hiçbir meal ve hiçbir tefsirin, meal yazarının ya da müfessirin yorum ve tercihlerinden bağımsız olması mümkün değildir. Zira çeviri bir metinde bu durum olağandır. Üstelik Kur’an metninin çok anlamlı (zû vücûh) bir karakterde oluşu da bu durumu kaçınılmaz kılmaktadır. Yine de bu durum Kur’an’ı tefsir etmek için gerekli birikime sahip olmayanların Kur’an üzerinde tefekkür etmelerine engel değildir. Çünkü her ne kadar Kur’an metni çok anlamlı bir yapı arz etse de vermek istediği ana mesajlarda böyle bir nitelikten bahsedilemez. Söz gelimi inanç esasları, ahlaki ilkeler ve temel ibadetlerin farziyeti konusunda Kur’an’da son derece net açıklamalar yer almaktadır. Aynı şekilde erdemli kimseler ile asi ve günahkârların ahirette karşılaşacakları muameleler konusunda herhangi bir tereddüde mahal bırakmayacak açıklıkta uyarılar bulunmaktadır. Elbette tüm bu konular, üzerinde tefekkür edilmeyi, ibret alınmayı ve hâlihazırdaki durum ve geleceğe dair dersler çıkarmayı hak etmektedir.

Bu bağlamda her Müslüman için geçerli olan “Kur’an üzerinde düşünme” sorumluluğunu yerine getirirken dikkat edilmesi gereken bazı noktalara temas etmemiz yerinde olacaktır: Şayet kişi, Kur’an metnini doğrudan anlamak için gerekli donanıma sahip değilse, yani Kur’an’ı ilim sahibi kimselerden yahut kendi dilindeki meal ve tefsirlerden anlamaya çalışıyorsa bu konuda şahsi hüküm vermesi haddini aştığı anlamına gelir. Elbette bu kimselerin Kur’an’ı anlamaya çalışırken birtakım duygu ve düşünce seline kapılması tabii bir durumdur. Ancak bu tür düşünce ve yorumlar kişiye özeldir; bunların doğruluğu ilmî kriterlere göre teyit edilmeden kullanılması ya da paylaşılması hatalı bir tutumdur.

Kaynak: Diyanet Haber
Yorumlar (0)