banner172

banner119

Kıbrıs Barış Harekâtı

Hz. Peygamberin (s.a.s.) vefatından sonra İslam fetihleri Arabistan yarımadasının dışına çıkmış, artık denizaşırı seferler de başlamıştır.

Aylık Dergi 07.08.2019, 08:00
Kıbrıs Barış Harekâtı
© Diyanet Haber
banner174

Eyüp DEMİR

DİB Arşiv Uzmanı

Bu seferlerden ilki Hz. Osman zamanında, 647 yılında Kıbrıs üzerine yapılan seferdir. Bu seferde Hz. Ebu Zer, Hz. Ebü’d Derda, Hz. Ubâde bin Sâmit ve Peygamberimizin (s.a.s.) annesinin sütkardeşi olan ve Hz. Peygamberin müjdesine nail olmak isteyen 80 yaşındaki Ümmü Haram da vardır. Bu, denizaşırı yapılan ilk savaştır ve savaşın sonunda Kıbrıs Müslümanların eline geçmiştir. Kıbrıs coğrafi yönden ve Müslümanların Akdeniz’de güvende olması bakımından da önemli bir etkiye sahiptir. Fakat III. Haçlı seferi sonunda Kıbrıs Aslan Yürekli Richard’ın idaresindeki haçlıların eline geçmiştir. Kıbrıs’ta sonraları çeşitli krallıklar kurulmuş, bu krallıkların bir kısmı Memlüklüler ve Anadolu Selçuklu devletlerine vergi vermişlerdir.

Kıbrıs, Osmanlı Devleti'nin güvenliği açısından çok önemli bir konumda bulunmaktaydı. Doğu Akdeniz’in güvenliği, deniz yoluyla hacca giden hacıların yol güvenliğinin sağlanması ve daha pek çok nedenden ötürü Kıbrıs’ın mutlaka alınması gerekiyordu. Siyasi nedenler dışında dinî nedenler de adanın alınmasını zorunlu kılıyordu. Hz. Osman (r.a.) zamanında yapılan sefer sonucunda Kıbrıs’ta çok sayıda şehit verilmişti. Bu şehitlerden birisi de Hala Sultan lakabıyla bilinen Hz. Peygamberin  (s.a.s.) annesinin sütkardeşi olan Ümmü Haram (r.a.)’dı. Sonuç olarak 1570 yılında Lala Mustafa Paşa komutasındaki ordu Kıbrıs’a çıkartma yapmıştı. Bu çıkartma yaklaşık bir yıl sürmüş ve Mağusa kalesinin 1 Ağustos 1571 tarihinde alınmasıyla birlikte Kıbrıs’ın fethi tamamlanmıştı. (İbrahim Artuç, Kıbrıs’ta Savaş, İstanbul 1989, s.16.)

Kıbrıs’ta Osmanlı idaresi 1571’den 1878’deki İngiliz işgaline kadar devam etmiştir. Aslında 93 Harbinde İngilizlere kiralanan ada, I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Osmanlı Devletinin farklı ittifaklar içinde yer alması nedeniyle İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Daha sonra Kurtuluş Savaşı sonucunda yapılan Lozan Antlaşması ile Kıbrıs’ın İngiltere’ye ilhakı kabul edilmiştir. İngiltere,  Kıbrıs Yunanistan’a 1914 yılında teklif etse de Yunanistan savaşı Almanya’nın kazanacağını düşündüğü için bu teklife sıcak bakmamıştır. Lozan Antlaşması ile adaya resmen sahip olan İngiltere burada 10 Mart 1925 tarihinde bir Taç kolonisi kurmuş ve adayı 1960 yılına kadar bu idare ile yönetmiştir. Adada Kıbrıslı Rumlar İngiltere’ye karşı bazı isyan girişimlerinde bulunmuşlardır. Bunlardan en önemlisi 1931’de yapılan büyük isyandır. Bu isyan sonucunda İngiltere adada sıkıyönetim uygular ve hem Rumları hem de Türkleri baskı altına alır. II. Dünya Savaşı sırasında bu sıkıyönetim biraz hafiflemiştir. Bunun etkisi olarak Kıbrıs’ta 1941’de yerel seçimler yapılmış Rumlar ve Türkler tarafından çeşitli partiler kurulmuştur. (Sabahattin İsmail, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın Nedenleri, Gelişimi ve Sonuçları, Leşkoşa 1988, s.23.)

Kıbrıs 1950 yılına kadar uluslararası alanda çok fazla gündem olmamıştır. 1950 yılında Başpiskopos Makarios öncülüğünde yapılan ve Türklerin katılmadığı plebisit sonucunda halkın %90’dan fazlası Yunanlılar ile birleşmek istemiş ve ada nüfusunun büyük çoğunluğunun Rumlardan olduğunu belirtmişlerdir. Bu girişim soğuk savaşta olan dünya tarafından pek de ciddiye alınmamıştır. Bunun üzerine Rumlar şiddet olaylarına başvurmuş, Türkçesi “Kıbrıslı Savaşçıların Ulusal Örgütü’ olan EOKA’yı kurmuşlardır. Silahlı bir örgüt olan EOKA’nın asıl amacı Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak olan ENOSİS’i gerçekleştirmektir. Bu örgüt ilk olarak İngilizler ile silahlı mücadeleye girmiştir. İngilizlerin adadan çekilmesinden sonra da Türklere karşı şiddet hareketlerinde bulunmuşlardır. Bu dönemde Rumlar tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen kıyım ve katliamlara başlamıştır. Mahi gazetesi tarafından deşifre edilen Akritas planı olarak kabul edilen bir hareketle Kıbrıs Türklerinin hepsinin katledilmesi ve adanın otomatik olarak Yunan adasına çevrilmesi harekâtına girişilmiştir. (Keser, Ulvi, Kızılay Belgeleri Işığında Kıbrıs Barış Harekâtı 1974, Ankara-2014, s,XI.) Rumlar bu katliamlar sırasında çok sayıda köyü basmış, kadın, çocuk, yaşlı demeden âdeta bir soykırım harekâtına girişmiştir. Rumlar katliam yaptıklarını ancak 2018 yılında kabul etmişlerdir ve bu o günkü gazetelerde yer almıştır. Adadaki Türkler de bu harekete karşı 1 Ağustos 1958 tarihinde Türkiye’nin de desteğiyle Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) kurdular. Bu teşkilat 1963 yılına kadar yer altında kalmış, bu süreç içinde örgütlenme ve silahlanma çalışmaları yaparak Rum saldırılarına karşı hazırlıklar yapmıştır. 20 Temmuz 1974’teki harekâta kadar da Rumlara karşı direnişte bulunmuştur. (Sabahattin İsmail, a.g.e. s.74.)

Kıbrıs’ın Türkiye için ana gündem maddesi olması İngiltere’nin 1960 yılında adadan çekilmesiyle başlamıştır. İngilizlerin asıl amacı adadan ayrılmak ve adayı Rumlara bırakmaktı. Bu tarihten sonra Kıbrıs, Türkiye için ana gündem maddelerinden biri olmuştur. 1960 ve 1963 yılları arasında Makarios’un mevcut anayasada Rumlar lehine değişiklikler yapması Türk tarafından tepkiyle karşılanmış ve yine Rumların Türk varlığını hiçe sayması ve ENOSİS’i gerçekleştirmeye çalışması gerginliği daha da arttırmıştır. 1963 yılından bu yana adada Kıbrıs halkının bütününü temsil edecek bir irade yoktu. Kıbrıs Rum tarafı “Kıbrıs Hükümeti” olduğunu iddia etmekle birlikte Türk tarafı bu durumu asla kabul etmemektedir. Türkler 1960’ta kurulan ortak idareden dışlanmalarından itibaren kendilerini yönetmek için birtakım teşebbüslerde bulunmuşlardır. Öncelikle 27 Aralık 1967 tarihine kadar görev yapan Genel Komiteyi kurmuşlar, daha sonra da İhtiyati Kıbrıs Türk Yönetimi altında yeni bir idare tesis etmişlerdir. Daha sonra İhtiyati kelimesini kaldırarak Kıbrıs Türk Yönetimi olarak adlandırmışlardır. Kıbrıslı Türkler için 1963 ve 1974 yılları arası yoksulluk, dışlanma, ulaşım sıkıntısı, korku ve güvensizlik içinde geçen yıllar olmuştur. (İbrahim Artuç, a.g.e. s.105.)

15 Temmuz 1974 tarihinde ENOSİS’i hayata geçirmek amacıyla Yunanistan’da yönetimi ele geçiren cunta yönetimi Makarios’u devirerek yerine Nikos Sampson’u getirmiş ve artık adada EOKA adlı terör örgütü hâkim olmuştur. Cunta yönetimi, adada “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti” kurulduğunu ilan etmiştir. Cunta yönetimi bu girişimin ardından amacı büyük Yunanistan’ı kurmak olan “Megali İdea” fikriyle Rumların desteğini almıştır. Bu durum karşısında Türkiye 1960 Garanti Anlaşması'nın 4. maddesine dayanarak adaya müdahale etmek istemiştir. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit ve hükümet ortağı Necmettin Erbakan idi. Türkiye, İngiltere’ye adaya birlikte müdahale etme çağrısında bulunmuşsa da İngiltere bu çağrıya olumlu cevap vermemiştir. İngiltere ve ABD, Türkiye’nin adaya müdahale etmesini istememiştir. İngiltere eğer adaya harekât olursa Türkiye ile Yunanistan arasında savaş çıkar, SSCB Türkiye’ye müdahale eder ve ABD yardımlarını keser diye Türkiye’yi tehdit etmiştir. Türkiye bu durum karşısında birtakım taleplerde bulunmuş, fakat bu taleplerin hiçbiri kabul edilmemiştir. Türkiye bütün çabalarından bir sonuç alamayınca 20 Temmuz 1974 tarihinde garantör ülke sıfatıyla adaya asker çıkartmıştır. Rauf Denktaş da bu kutlu haberi 20 Temmuz sabahı saat 05.00’te Bayrak radyosuna yaptığı konuşmayla bildirmiştir. Bu haber Kıbrıs Türkleri arasında sevinçle karşılanmıştır. “Kıbrıs Barış Harekâtı” olarak adlandırılan bu ilk harekâtta Türkiye, adanın %7’sine hâkim olmuştur. Bunun üzerine BM Güvenlik Konseyi iki tarafa da ateşkes çağrısında bulunmuş ve bu teklif iki tarafça kabul edilmiştir. I. Cenevre Konferansı düzenlenmiş ve Türkiye’nin isteklerinin çoğu burada kabul edilmiştir. Fakat Rum ve Yunan tarafı bu konferansta alınan kararlara riayet etmemiş, işgal ve kuşatma politikalarına devam etmiştir. Barış harekâtından sonra yapılan görüşmelerin olumsuz olması sonucunda 12 Ağustos sabahı Bülent Ecevit, Cenevre’deki heyette görevli olan Prof. Faruk Ulman’a şunları söylemiştir: “Turan Güneş Bey’e söyleyin Ayşe tatile çıkmak istedi. Hazırlıklar tamam. Eğer işi uzayacaksa gitmesini söyleyeceğim.”
Ayşe Dışişleri başkanı Turan Güneş’in kızıydı. Bu daha önce kararlaştırılan bir parola idi ve sonuç alınamayacağı anlaşılınca bu parola ile ikinci harekât başlayacaktı ve sonunda Turan Güneş, Ecevit’e “Ayşe tatile çıksın” önerisinde bulunacaktı. Ecevit bunu kabul etti ve ikinci harekât başladı.

Türkiye’den havalanan askerî savaş uçakları Kıbrıs semalarında görülmeye başlamış, özellikle Beşparmak dağları üzerindeki Rum hedefleri bombalanmış, daha sonra da Lefkoşa üzerindeki hedefler imha edilmiştir. 40.000 civarındaki Türk askeri adaya çıkmış gerek cephe gerekse cephe dışında bütün dünyaya örnek olacak askerî bir disiplin içerisinde hareket etmiştir. (Keser, a.g.e, 87.) Üç gün süren harekât sonunda Türkiye adanın %37’sini ele geçirmiş, Birleşmiş Milletler'in çağrısıyla tekrar ateşkes ilan etmiştir. Türkiye’nin bu haklı ikinci müdahalesi dünya kamuoyunda oldukça yankı bulmuştur. İlk harekâtı haklı gören dünya devletleri ikincisine karşı çıkmışlar ve Türkiye’yi her alanda zor durumda bırakmışlardır. Rum tarafı Kıbrıs konusunda daha avantalı duruma gelmiş, Yunanistan’ın NATO’dan çekilmesi yüzünden Türkiye’ye baskılar artmış, ABD Türkiye’ye silah ambargosu uygulamıştır.

Sonuç olarak Türkiye Kıbrıs’ta garantör ülke olma hakkını kullanarak adaya müdahale etmiş, adada daha fazla şiddet ve can kaybına engel olmakla kalmamış, adanın Yunanistan’a ilhakının da önüne geçmiştir. Daha sonraki aşamada 2 Ağustos 1975’te Viyana’da yapılan uluslararası görüşmelerde alınan kararlardan biri olan nüfus mübadelesi anlaşmasıyla BM yardımı ile güneydeki Kıbrıslı Türkler kuzeye, kuzeydeki Kıbrıslı Rumlar ise güneye transfer edilmiştir. Türkiye ve adadaki Türkler artık Rumlar ile birlikte yaşanamayacağını ifade etmişler ve gevşek bir federe devlet kurmanın yollarını aramışlardır. Sonunda da Rauf Denktaş önderliğinde 13 Şubat 1975 tarihinde Kıbrıs Türk Federe Devletini kurmuşlardır. Daha sonraki dönemde Türkiye’nin müdahalesiyle bugünkü sınırlar çizilmiş, nüfus mübadelesi sonunda da nüfuslar belli bölgelerde toplanmıştır. Böylece anlaşmanın karakteri tanımlanmıştır. 15 Kasım 1983 tarihinde de Rauf Denktaş tarafından kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin yerine Türkiye’nin desteği ile “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” kurulmuş ve Rauf Denktaş Cumhurbaşkanı olmuştur.

Kaynak: Diyanet Haber
Yorumlar (0)
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Sitemizde en çok hangi haberler ilginizi çekiyor?