Kelâm-ı Kadîmin Hatasız Basımını Gaye Edinmiş Bir Müessese: Mushaflar Tetkik Heyeti-2

Bir önceki yazımızda matbaada mushaf basımının tarihi arka planı hakkında özet bilgi sunmuş, Diyanet İşleri Reisliği bünyesinde oluşturulan Mushaflar Tetkik Heyetini de kısaca tanıtmaya çalışmıştık.

Kelâm-ı Kadîmin Hatasız Basımını Gaye Edinmiş Bir Müessese: Mushaflar Tetkik Heyeti-2
banner80

Dr. Mehmet BULUT
DİB Başkanlık Müşaviri

Bu yazımızda, Heyetin 1950 öncesi bazı hizmetleri ve özellikle Latin alfabesiyle mushaf basımı meselesi çerçevesinde hazırladığı raporlar üzerinde durmak istiyoruz.

Hemen belirtelim ki İstanbul’da hizmet veren Mushaflar Tetkik Heyeti, faaliyetlerinde Müşavere Heyetiyle sıkı bir teşrikimesai içinde olmuştu. Nitekim Mushaflar Tetkik Heyetince bu süreçte hazırlanan önemli raporlardan bir kısmı doğrudan Reisliğin, bir kısmı da Müşavere Heyetinin talebi üzerine hazırlanmış, bunlar, makamın havalesiyle Müşavere Heyetince tetkik edildikten sonra resmi karar haline getirilmiştir. Ayrıca, Müşavere Heyetinin, Mushaflar Tetkik Heyetine özel bir önem atfettiğini bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Bir kısım mütalaalarında bu heyeti, “hükümetin resmen kabul etmiş olduğu” bir heyet olarak tanımlamak suretiyle onun haiz olduğu önem ve yetkisine dikkat çekmişti. Daha 1934 yılında, Mushaflar Tetkik Heyetinin tetkik ve tasdikinden geçmemiş mushafların basımına izin verilmemesi doğrultusunda Başvekâletten ilgililere emir verilmesi için karar aldığını söylersek, Müşavere Heyetinin bu heyete atfettiği önemi daha iyi anlatmış oluruz.

1944 yılında Reislik, bu tarihteki adıyla Mushaflar ve Dinî Eserler Tetkik Heyetinin inceleme ve tasdikinden geçirmeden mushaf veya ayet metinlerinin yer aldığı kitapları basan şahıs ve yayınevlerinin, 1937 tarihli Diyanet İşleri Reisliği Teşkilâtının Vazifelerini Gösterir Nizamnamenin Mushaflar Tetkik Heyetinin görevlerini açıklayan 6. maddesindeki hükmünü ihlâl ederek suç işlemiş olacaklarını duyurmuştur.

Süreçte, Mushaflar Tetkik Heyetinin faaliyetlerinin yetersizliğinin öne sürüldüğü bir şikâyete de rastlıyoruz. Ancak, hem yapılan şikâyetin hem de şikâyete mevzu konuyla ilgili Reisliğin gerekli teşebbüslerde bulunmasının, başından beri ifade etmeye çalıştığımız, Allah kelamı olan Kur’an’ın hatasız basılmasına matuf bir titizliğin eseri olduğunu belirtmem gerekir.

Şöyle ki bir Müşavere Heyeti kararından öğrendiğimize göre, Eskişehir Müftülüğünden (bu sırada müftü Asım Öğütçü olmalı) Diyanet İşleri Reisliğine gönderilen 15 Ekim 1943 tarih ve 294 sayılı yazıda, Mushaflar ve Dini Eserler Tetkik Heyetinin ihmali yüzünden mushafların hatalı basıldığı, bu durumun gelecek nesil arasında ihtilâflara sebep olacağı belirtilerek daha titiz çalışması doğrultusunda adı geçen heyetin Reislikçe ikaz edilmesi istenmişti. Yazı ekinde bazı Mushaflardaki hataları gösteren çizelgeler de bulunuyordu.

Müşavere Heyeti, Eskişehir Müftülüğünden gelen hata listelerini de göz önünde tutarak bir araştırma yapmış, bu cümleden olarak Hicri 1321 yılından itibaren basılmış bazı mushafları incelemesi sonucu adı geçen müftülüğün tespit ettiği hataların dışında da bazı hatalar tespit etmiş ve bunların bir listesini çıkarmıştır. Bunun üzerine makamdan Mushaflar Tetkik Heyetine 9 Haziran 1942 ve 16 Ekim 1942 tarihlerini taşıyan yazılar gönderilerek hatalı görülen Mushafların yeniden tetkiki ve her bir mushaf için ayrı ayrı hazırlanacak yanlış-doğru cetvellerinin Reisliğe gönderilmesi istenmiştir. Bunların dermeyan edildiği 15 Kasım 1943 tarihli mütalaada Müşavere Heyeti ayrıca, Eskişehir Müftülüğünün konuya gösterdiği hassasiyetin takdire şayan olduğunu, ancak Reisliğe gönderilen yazıdaki üslubun ise yerinde olmadığını; bununla birlikte Mushaflar ve Dinî Eserler Tetkik Heyetinin mushaf tetkikinde daha dikkatli davranması gerektiğini belirtmiştir.

Sözü edilen mütalaada Müşavere Heyeti, bu vesileyle mushaf basımı konusunda bazı önerilerde de bulunmuştur. Basılan mushafın ilk baskısının kontrolü yanında sonraki baskılarının da takibi, biri Diyanet kütüphanesinde biri Mushaflar Tetkik Heyetinde biri de mushafın basıldığı yerin müftülüğünde saklanmak üzere basılan her mushaftan üçer nüshasının Reisliğe verilmesi bu öneriler arasında yer almıştı.

Arşiv belgelerinden anlaşıldığına göre, Mushaflar Tetkik Heyeti, makamın arzu ettiği çalışmayı yapmış, Bahriye Matbaasında Hicri 1319, İsmail Hakkı Matbaasında 1313 ve Evkaf-ı İslamiye Matbaasında 1341 yıllarında basılmış mushaflardaki baskı hatalarını tespit ederek her biri için yanlış-doğru cetvelleri tanzim etmiş ve İstanbul Müftülüğünün 3 Ocak 1944 tarih ve 2 sayılı yazısı ile Reisliğe göndermiştir. Müşavere Heyeti bu cetvelleri incelemiş ve daha önce hazırlanmış benzer cetvellerle birlikte bunların bir el kitabı halinde bastırılarak kütüphaneler yanında müftü, vaiz ve imamlara gönderilmesinin, Kur’an kursu öğrencilerine dağıtılarak ellerindeki mushaflarda yer alan baskı hatalarının bu cetvellerle karşılaştırarak düzeltilmesinin sağlanmasının uygun olacağına karar vermişti.  Ayrıca, Allah kelâmına bir saygı ve hizmetin gereği olarak, bu kitapçığın baş tarafına bir giriş olmak üzere Kur’an’ın cem’i, kıraatler, Kur’an hattı, secaventler ve işaretler hakkında özlü bilgi verilmesinin çok faydalı olacağı, bu doğrultuda hazırlık yapması için Mushaflar Tetkik Heyetine bir tebligat yapılmasını talep etmişti. Ancak, öyle bir çalışmanın yapılıp yapılmadığına dair elimizde bir kayıt bulunmamaktadır.

Latin harfleriyle Mushaf Basımı Teşebbüsleri Karşısında Diyanet İşleri Reisliği ve Mushaflar Tetkik Heyeti

Ele aldığımız süreçte; yani 1950’ye kadar olan dönemde, muhtevasında ayet ve hadis metinleri bulunan kitaplarla mushaf tetkik ve tasdiki bağlamında, Müşavere Heyeti ile birlikte Mushaflar Tetkik Heyetini en çok meşgul eden husus, ayet ve hadis metinlerinin ve bilhassa Mushaf’ın Latin harfleriyle basılması teşebbüsleri olmuştur. Buna dayalı olarak Mushaflar Tetkik Heyetinin en önemli raporları, Müşavere Heyetinin en detaylı mütalaaları da bu konuya ilişkin olmuştur.

1928’de yapılan harf devrimi sonrasında bazı şahıs ve yayınevleri, önce namaz hocası gibi adlarla bastıkları kitaplarda namaz surelerini, daha sonra da Kur’an-ı Kerim’in tamamını Latin harfleriyle ya da o gün ifade edildiği şekliyle “yeni Türk harfleriyle” basıp piyasaya sürmüşlerdi. Bunlardan bir kısmı doğrudan, bir kısmı da Başvekâlet veya Basın Yayın Umum Müdürlüğü gibi resmi mercilerden Reisliğe gönderilerek tetkikleri ve haklarında görüş bildirilmesi istenmiştir. Reislik, sözü edilen her iki heyet maharetiyle bu talepleri yerine getirmiş, incelenen kitapların bir kısmı hakkında, örneklerini vereceğimiz gibi, bazı detaylı rapor ve mütalaalar hazırlanmıştır.

Kur’an sure ve cüzlerini ve nihayet bütün bir mushafı Latin harfleriyle basmaya ilk teşebbüs edenlerden ve hâliyle Reisliğin gündemini işgal edenlerden birinin İbrahim Hilmi olduğunu söyleyebiliriz. İstanbul’da Hilmi Kitaphanesinin (‘Kitaphane-i Hilmi’ ve ‘Hilmi Kütüphanesi’ olarak da bilinmektedir) sahibi olan İbrahim Hilmi (Çığıraçan), 7 Nisan 1931 tarihli dilekçe ekinde Mızraklı Köy İlmihali ve Halk İçin Din Kitabı adlı kitapları tetkik için Reisliğe göndermişti. Dilekçesinde öteden beri İslami kitaplar da yayınladığını hatırlatan İbrahim Hilmi, bu iki kitabı da İslam dinini halka ve köylülere sevdirmek ve dinî hükümleri öğretmek amacıyla yayınladığını ifade etmiş, uygun görülmesi halinde Reislikten ayrıca bu iki kitabın müftülükler aracılığıyla halka ve köylülere ulaştırılmasını istirham etmişti.

Bu kitapları bizzat Müşavere Heyeti tetkik etmiş ve 6 Mayıs 1931 tarihinde aldığı kararda; kitaplarda yer alan ayet ve surelerin Latin harfleriyle (karardaki ifadesiyle ‘yeni Türk harfleriyle’) yazılmış olmasına işaretle, harflerin “tebeddül etmesiyle” ayetlerde ve manalarında tahrif husule geldiği; “çünkü harflerin, değil noksan yazılması, yerinden tebeddül etmesi bile Kur’an’ı tahrif mahiyetinde” olduğu sonucuna varmıştı. Ayrıca, bundan böyle içinde ayet ve hadis metinleri bulunan kitapların basımından önce İstanbul’daki Mushaflar Tetkik Heyeti’ne inceletilmesi gerektiğini hatırlatmıştı. Şu ifadeler de o kararda yer alıyordu:

“Esasen herhangi bir ecnebi lisanında yazılmış eser aynen nakledileceği zaman da mesele böyledir. Türk harfi Türk yazısına mahsus olduğundan ecnebi yazılar da kendilerine mahsus harflerle yazılır. Nasıl ki Darülfünun İlahiyat Fakültesine ait ilmi mecmuada Arapça bazı ebyatın aynen yazılmakta olduğu görülüyor. Binaenaleyh, ilmi esaslara mugayir olan bu tarzdaki neşriyat aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in tahrifine de yol açacağı cihetle noksan harfleri ifade etmek üzere Kur’an’a mahsus bazı harf veyahut işaret kabul edilinceye kadar Kur’an-ı Kerim ile ahadis-i nebeviyyenin yine eski harflerle yazılması zaruri (…) olduğunun mezkûr kütüphaneye cevaben iş’ar buyurulması tezekkür kılındı.”

Bu karar metninin sonunda, “…hilâfına mücaseret edenler hakkında muamele-i lazımeye tevessül edileceğinin mezkûr kütüphaneye bildirilmesi ve badema Tetkik-i Mesahife müracaat etmeksizin böyle hutbehut Kur’an-ı Kerim veya ecza-yı şerife tab edenler hakkında da icabat-ı kanuniyeye tevessül edilmesi lüzumu” ibaresi yer almışsa da bu ibarenin üzeri sonradan çizilmiştir.

Reislik, Müşavere Heyetinin bu mütalaasını 7 Mayıs 1931 tarih ve 646 sayılı yazı ekinde Hilmi Kütüphanesi sahibi İbrahim Hilmi’ye göndermiştir.

İbrahim Hilmi, Reisliğin bu olumsuz mütalaası üzerine bu defa Kur’an harflerine güya karşılık olmak üzere kendince belirlediği birtakım harf ve işaretlerden oluşan, ilgili Müşavere Heyeti kararındaki ifadeyle söylersek “bulduğu bazı huruf ve işaratı havi” bir çizelgeyi 19 Haziran 1931 tarihli dilekçe ekinde Reisliğe göndermişti. İbrahim Hilmi, bu çizelgede yer alan harf ve işaretlerle, Kur’an-ı Kerim’le diğer Arapça yazıların Latin harfleriyle eksiksiz bir şekilde yazılıp okunabileceğini ileri sürüyordu.

Dilekçe ve ekindeki çizelgeyi inceleyen Müşavere Heyeti, 1 Temmuz 1931 tarihinde şu mütalaada bulundu:

“İşbu işaretlerle gösterilen yeni yazının bütün meharic-i hurufa, talim ve vücuh-i kıraate elhasıl vakıf, vasıl ve saire gibi en ufak şeylere varıncaya kadar hiçbir noksan kalmamak şartıyla eski harflerle ifade olunan eşkâl, kıraat ve manayı tamamen ifa edip etmeyeceğinin, lafzen ve manen Kur’an-ı Kerimin tamamıyla eda edilip şekl-i aslisinden hiçbir harf noksan kalmamak için daha ne gibi işaret veya harfe ihtiyaç olduğunun Tetkik-i Mesahif-i Şerife Reisi ve azası da dâhil olmak üzere İstanbul Müftüsünün riyasetinde teşekkül edecek talim ve kıraatte ehliyetleri müsellem bir heyet tarafından uzun uzadıya tetkik ve misallerle tavzih edilerek neticenin bâ-rapor Makam-ı Riyasete bildirilmesi ve ondan sonra icabının tekrar düşünülmesi muvafık olacağının İstanbul Müftülüğüne iş’arı ve istida ile cevabının irsal buyurulması tezekkür kılındı.”

Görüldüğü gibi, mütalaada İstanbul Müftüsünün başkanlığında, içinde öncelikle Mushaflar Tetkik Heyeti reis ve azasının da bulunacağı bir komisyon kurularak bu çizelgenin detaylı incelenmesi ve sonucun rapor halinde Reisliğe bildirilmesi isteniyordu.

Müşavere Heyetinin bu kararı, 2 Temmuz 1931 tarih ve 2379/924 sayılı yazı ekinde, gereği yapılmak üzere, Reislik makamından İstanbul Müftülüğüne gönderildi. Bunun üzerine İstanbul Müftüsü M. Fehmi Ülgener’in başkanlığında, aralarında Tetkik-i Mesahif-i Şerife eski reisi, görevdeki reisi ve azasının da bulunduğu beş kişilik bir komisyon oluşturularak latin harfleriyle mushaf yazımı meselesini ve İbrahim Hilmi’nin bu amaçla oluşturduğu harf ve işaretlerden oluşan cetveli inceledi. Komisyonun yaptığı çalışmalar sonucu hazırlanan rapor, 25 Temmuz 1931 tarih ve 285 sayılı yazı ile Reislik makamına gönderildi. Ağırlıklı olarak Mushaflar Tetkik Heyetinden oluşan komisyonun hazırladığı bu raporu, bu alanda hazırlanmış mühim tetkik ve tarihi bir belge olarak buraya aynen alıyorum:

“Müstağni-i arz-ı beyandır ki, Mushaf-ı Şerifin hatt-ı marufu Resûl-i Ekrem Efendimizin emini ve kâtib-i vahyi bulunan Hz. Zeyd ibn Sabit’in emr-i nebevi ile imla ettiği resimdir ki, bunun her şekli bir nükteye ve bir hikmete müstenit olduğundan, bunun hilafı ve âyât-ı Kur’aniyyenin huruf-i mukatta ile tahriri tecviz edilmemiştir.

Asr-ı Saadetten beri Kur’an-ı Kerimin vücuh-i kıraatine ve elfaz-ı şerifesinin resim ve edasına müteallik ulum ile bir zümre-i mümtaze iştigal ederek elfaz-ı Kur’aniyenin mahfuziyeti hususunda birçok kitaplar telif ve her surenin kaç ayet, kaç kelime ve kaç harften mürekkep olduğu tasrih ve hatta Kur’an-ı Mübinde huruf-i hecaden ne miktar elif, be, te, se ilâ âhirihi bulunduğuna tenbih olunmuştur.

Filhakika Kur’an-ı Mübinin şekl-i hazırı icma-i ümmetle müraati vacip olan resm-i hurufu havi ve beynelmüslimin müşterek ve mecburiyülkabul bir mahiyeti haizdir. Binaenaleyh, tahrirat-ı Riyasetpenahileri melfufu olan levhadaki huruf ile Kur’an-ı Azimüşşanın tahriri fevkalade haiz-i ehemmiyet bir mesele olup bununla yazılacak bir Mushaf-ı Şerifin nüshalarında imla itibariyle birçok tahrifat ve galatata sebebiyet verilerek Kur’an-ı Kerimin sahih ve salim bir şekilde temin-i tahririne ve muhtelif lehçeler ve tablara göre zuhur edecek mübayenetlerin tashihine imkân bulunmayacaktır.

Bir de harekât-ı Kur’aniye, huruf-i Kur’aniyeden madut olmadığı cihetle levha-i mezkuredeki rüsuma nazaran harekât makamında bulunan saitlerin ecza-yı kelimata dâhil ve benaberin nefs-i huruftan madut olması ve binnetice huruf-i Kur’aniyenin tezayüt etmesini ve mütevatir-i meşhur olan vücuh-i aşere ve sairenin gayrikabil-i tatbik bir hale gelmesini icap etmekle beraber levha-i mezkure Kur’an-ı Mübine mahsus birçok rumuz ve işaratı ihtiva etmediği cihetle vücuh ve tecvide mutabık bir surette kıraat-i Kur’aniyeyi teminde gayri kâfi bulunmaktadır.

Şurası da vareste-i arz-ı izahtır ki, müslim ve gayrimüslim bütün erbab-ı ilim ve tetkik indinde müsellem olduğu üzere, kütüb-i semaviye arasında elfaz ve meanisi, ecza ve eşkâli velhasılı hey’et-i umumiye-i mahsusası itibariyle vahdet ve ayniyeti muhafaza etmek şerefi ancak Kur’an-ı ulviyet-nişana has bir meziyettir. Resm-i hatt-ı Kur’an’ın tağyiri takdirinde ise bu meziyetin, bu fevkalade kıymet-i tarihiyenin zail olacağı şayanı mülahaza bir keyfiyettir. Mahaza, Hükümet-i Cumhuriyemizin resmen kabul ve bilitina tatbik etmekte olduğu muayyen şekillerdeki huruf ve rüsumun keyfemayeşa tağyir ve tezyidi de muvafık görülmese gerektir.

Hülasa: Levha-i mezkuredeki eşkâl ve işarat ile Kur’an-ı Kerimin tahriri esasat-ı maruzaya mugayir, temin-i maksada gayri kâfi ve mehazirden gayri hâli görülmekle bu baptaki kanaat-ı âcizanemiz berveçhi bâlâ serd ve ityan edilmiş ve keyfiyetin hall ü hasmı samii dekayik dânâlarının re’y-i rezinelerine vabeste bulunmuş olduğu kemâl-i ihtiram ile arz olunur efendim hazretleri.”

Reislik makamı bu raporu evveliyatı ile birlikte Müşavere Heyetine havale etmiştir.

Bu raporun Müşavere Heyetince değerlendirilmesi ve müteakip gelişmeleri, imkân olursa, bir başka makalede ele almak istiyoruz.

Diyanet Haber

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER