Kafama Takılanlar

Şu bir gerçek ki azizim, Allah, öngörülen veya öngörülecek bir çerçeve içerisinde tasavvur edilemez. Bu yüzden de O’nun yaratmasında bir neden aramak doğru değildir.

Kafama Takılanlar
banner67

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Kafama takıldı hocam, Yüce Allah’ı bir iki cümleyle anlatmak isteseniz nasıl ifade ederdiniz?

Yüce Allah’ı? Bir iki cümleyle öyle mi? Çok zor bir soru sordunuz be cancağızım. Ben bu sorunun altından nasıl kalkarım? Ben en iyisi Yüce Allah’ın kitabından bir ayet ve Rahmet Elçisinin dilinden bir hadisle sizin sorunuza cevap vereyim. Buyuruyor ki Yüce Rabbimiz: “Sizin ilahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. O rahman ve rahîmdir.” (Bakara, 2/163.) Yüce Nebi de bu ayeti açıklama sadedinde söyle buyurmuştur: “Allah vardı ve O’nunla birlikte hiçbir şey yoktu.” (Buharî, “Bed’ü’l-Halk” 1.)

Peki hocam, bunca varlık nasıl meydana geldi?

Nasıl meydana gelecekti cancağızım! Tabii ki hepsini Allah yarattı. Allah bütün âlemi yarattı. Görünmeyen varlıklar olan melekler, cinler ve şeytanları yarattı. Görünen varlıklar olan bitkiler, hayvanlar, insanlar, taşlar ve toprakları yarattı. İçtiğimiz suyu, soluduğumuz havayı yarattı. Işıtsın ve ısıtsın diye güneşi, geceye nur olsun diye mehtabı yarattı. Gökyüzünün süsleri yıldızları yarattı.

Hocam bunları niçin yarattı? Var mı bir hikmeti bu yarattıklarının?  

Şu bir gerçek ki azizim, Allah, öngörülen veya öngörülecek bir çerçeve içerisinde tasavvur edilemez. Bu yüzden de O’nun yaratmasında bir neden aramak doğru değildir. Ancak O’nun her şeyi bir hikmet çerçevesinde yarattığı da kesindir. Bu konuda kendimizden bir şey söylememiz mümkün değildir. Çünkü bizler, ne âlemin bütününü ne de Allah’ın künhünü anlayabiliriz. En yakından kendimizi ne kadar bilebiliyoruz ki? Öyleyse O’nun bildirdiği kadarını ancak bilebiliriz: “Gaybın anahtarları O’nun katındadır. Onu ancak O bilir. Karadakini ve denizdekini bilir. Düşen her yaprak ve yerin altındaki her tane kesinlikle O’nun bilgisindedir. Yaş ve kuru her şey apaçık bir Kitap’ta kaydedilmiştir. Gece sizi adeta ölü gibi uyutur, gündüz işlediklerinizi de bilir. Takdir edilen süre tamam olsun diye sizi uykunuzdan uyandırır. Sonuçta dönüşünüz O’nadır. Dönüşünüzde size işlediklerinizin tamamını haber verecektir. O, kulları üzerinde yegâne hükümrandır. O size işlerinizi yazıp saklayan hafaza melekleri gönderir. Ölüm vakti geldiğinde gönderdiğimiz ölüm melekleri hayatınızı sonlandırır. Onlar verilen emri, tam yaparlar. Sonra onlar yegâne gerçek dost olan Allah’a döndürülürler. Artık hüküm sadece O’nundur. O hesap görenlerin en hızlısıdır ve kimsenin hesabını geciktirmez.” (En’âm, 6/60-62.)

İşi döndürüp dolaştırıp ölüme getirdin be hocam! Ne olacak o zaman, yani biz ölünce?

Eeee, ölüm en büyük gerçektir. Kim kurtulmuş ki ondan? Ne uçan ne kaçan? Bilesin ki  Allah biz insanlar için bu dünyanın dışında bir öte dünya yaratmıştır. Hepimiz oraya gideceğiz. Burada yaptıklarımıza göre orada bize yeni bir hayat takdir edecek Yüce Rabbimiz.

Peki de bu nedendir hocam?

Çünkü Yüce Allah iki grup varlığı yani insan ve cini hem akıllı hem de iradeli varlıklar olarak yaratmıştır. Dünya hayatında sınava tabi kılacağını da peygamber göndererek ve kitap indirerek kendilerine bildirmiştir. Sınavın gereği olarak onlara irade özgürlüğü vermiştir. Dilemiştir ki akıllı ve iradeli yarattığı bu varlıklar, özgür bir şekilde verdiği nimetin hem kıymetini bilsin hem de dönüp bir teşekkür etsinler. Nasıl teşekkür etmeleri gerektiğini de içlerinden görevlendirdiği ve gönderdiği elçileri ile açık seçik bildirmiştir. Kimseyi zorlamamıştır. Bu dünyada iyilik yapan kendi iradesiyle, kötülük yapan da yine kendi iradesiyle yapmaktadır. Ancak iyilik yapan Allah’ın merhametine nail olur, kötülük yapan da O’nun adaletine maruz kalır. O, hiçbir kuluna zulmetmez, her kulunun iyiliğini ister. Gönderdiği elçiler ve indirdiği kitapları ile bunu en yalın ve sade biçimde herkesin anlayacağı şekilde bildirmiştir.

Güzel anlattınız da hocam, bir konu kafama takıldı: Yüce Rabbimizin biz kullarına bu kadar talimat göndermesindeki hikmet nedir?

Çünkü Allah, tek tanrı ve yegâne hüküm sahibidir. Peygamberleri aracılığı ile gönderdiği bu talimatları, her iki dünyanın yani bütün bir evrenin yegâne sahibi sıfatıyla göndermiştir. Kısaca ifade etmek gerekirse evreni yaratmış, sistemini kurmuş ve talimatlarını da akıllı ve iradeli yarattığı varlıklara bildirmiştir. Çünkü akıllı ve iradeli varlıkların karşısında tercihler vardır. Bu tercihlerden hangisinin hayırlı olacağını en iyi onları yaratmış olan Allah bilir. Yüce Allah kullarına merhameti gereği tercihler hususunda bilgi vermiştir. “Şüphesiz ki, benim dosdoğru yolum işte budur. Buna uyun başka yollara sapmayın. O yollar sizi Allah’ın yolundan uzaklaştırır. Kendinizi yanlış yollardan korumanız için Allah size işte bunu emretti.” (En’am, 6/153.)

Nedir hocam bu yol? Bunu nasıl bileceğiz?

Azizim, bunu nasıl bileceğimizi Fatiha suresinde çok güzel açıkladı Yüce Rabbimiz: Sırat-ı müstakim dedi adına yolunun. Dosdoğru yol, eğrisi büğrüsü olmayan. Nasıl bileceğimizi de bildirdi nitekim. Nimet verdiğim kimselerin yoludur bu yol dedi. Kim bu nimet verilenler dersen? Peygamberler, şehitler, sıddıklar ve ilimleriyle amel eden yani ahlaklı ve tutarlı âlimler... Onların gittiği yoldan git dedi. İsyan edip gazabına uğrayan ve hak yolundan sapıp yanlış yollara gidenlerden uzak dur dedi. İşte o yanlış yollardan uzak durmak takva, hak yolda gitmek ise iman, ihlas ve ihsandır be cancağızım!

Hocam kendimi çok baskı altında hissettim. Yukarıda özgürlükten söz etmiştiniz.

Güzel kardeşim, Allah hükümrandır ama asla kulları üzerinde baskı ve zorlama kuran bir diktatör değildir. Söz verdiği gibi dünya hayatında herkes özgürdür. Allah’ın kullarına muamelesi hikmet ve adalet çerçevesindedir. İradeli varlıklar olarak yarattığı insan ve cinlere adalet ve hikmete uygun muamelesi O’nun yüceliğinin gereğidir. Çünkü iradeli varlıklar, bir yandan kendilerine yönelik bir muamelenin haklı olup olmadığını sorgularken öte yandan haklı bir muamele hususunda da tatmin olmak isterler. Onların bu sorgulamalarının cevabı Allah’ın adalet ve hikmetinde saklıdır. Bunun gereği olarak Allah ölenin de yaşayanın da elinde bir gerekçesinin bulunmasını dilemiştir. (Enfal, 8/42.), O, hiç kimseye gerekçesiz muamelede bulunmaz. Çünkü Allah, zerre miktarı bile zulüm ve haksızlık yapmayacağını kullarına deklare etmiştir. (bk. Nisâ, 4/40.)

Bu dünyada adaletin tam gerçekleştiğini pek göremiyoruz be hocam.

Doğru. Gözlemlerimiz ve tecrübelerimiz anılan karşılığın bu dünyada tam olarak gerçekleşmediği yönündedir. Nitekim birçok haksızlıkların ve zulümlerin, yapanların yanına kar kaldığı, mağdur olanların da haklarını alamadan dünyadan ayrıldıkları bir gerçektir. Öyleyse mutlak adaletin ve hikmetin gerçekleşeceği bir yerin olması muhakkaktır. Bu yer de ahiret yurdudur. Çünkü Allah, insanı yaratıp kendi başına bırakmış değildir. Ona verdiği bedenî ve ruhî imkânların yanı sıra yaşaması için mekân kıldığı dünyayı türlü nimetlerle donatmıştır. Gökten yağmurun yağması, yağmurla yerden birçok çeşit bitkinin bitmesi, onlarla beslenen hayvanların etlerinden, sütlerinden ve derilerinden insanların istifade etmeleri büyük bir nimettir. Bu nimetin karşılığının ne olduğunu da gönderdiği peygamberler vasıtasıyla bildirmiş, ebedî ve zahmetsiz bir nimete erişmesinin yollarını göstermiştir. Bu ebedî ve zahmetsiz nimetin bulunduğu yer Cennet yurdudur. Ancak insan, ilahi tavsiye ve telkinin zıddına hareket eder ve doğru yoldan saparsa o ebedî nimetten mahrum kalacağı gibi, ilahi adalet gereği cezaya uğraması da söz konusudur. (bk. Nebe’, 78/1-40.)

Diyanet Haber

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER