İyiliğin / Hayrın Merkezinde Bir Hayat

Müslümanda bulunması gereken özellikleri Kurʼan ana hatlarıyla ortaya koymakta, Hz. Peygamber (s.a.s.) ise gerek sözleri gerekse fiilleri ile bunları somut hale getirmektedir.

İyiliğin / Hayrın Merkezinde Bir Hayat

Doç. Dr. Abdulvahap ÖZSOY

banner74
Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Hz. Peygamber açıklamada bulunurken genellikle benzetmelerde bulunmakta, böylece hem muhatap kitlenin anlamasını kolaylaştırmakta hem de kıyamete kadar gelecek olan ümmetinin üzerinde tefekkür ederek kendi zamanına uyarlayabileceği anlam yüklü vecizeler sunmaktadır. Bu yazıda ele alınacak olan hadislerinde de Hz. Peygamber bir benzetme çifti kullanmaktadır: Anahtar ve kilit.

Hz. Peygamber iki tip insandan bahsetmektedir. Bu iki tip insan hem anahtar hem de kilit işlevine sahiptir. Hz. Peygamber’in anahtar ve kilit kelimelerini tesadüfen seçtiğini söylemek mümkün değildir. Aslında bu benzetme insanın kâinattaki konumuna yönelik bir ipucu sunmaktadır. Çünkü varlık âlemi karşısında insanın konumu, koskoca bir binanın kapısı önünde duran küçücük bir anahtar parçası kadar bile değildir. Bununla birlikte Allah Teâlâ insana öyle özellikler vermiştir ki küçücük bir anahtarın kocaman bir kapıyı engel olmaktan çıkartması gibi boyundan çok büyük işler yapabilmektedir. İşte insan kendisinin kâinat karşısındaki acziyetini görmeli, ancak acizliğine rağmen kendisine verilen yeteneklerin de farkına varmalıdır. Bu noktada, Allah Teâlâ’nın imtihan gereği insanların tümüne aynı fırsatı verdiğini de hadisten çıkartabilmekteyiz. Çünkü insanoğlu kendisine verilen anahtar misali özelliklerini hayır yolunda da şer yolunda da kullanabilmektedir.

İnsanın bir anahtara benzetilmesinde Allah Teâlâʼnın gücü ve kudretine de işaret olduğu söylenebilir.

Çünkü anahtar bir kapıyı açabilme özelliğine sahiptir. Ancak onu da çevirecek bir gücün bulunması gerekmektedir. İşte kâinatta var olan bütün oluşların yegâne kaynağı olan Allah Teâlâ, bu güç ve kudretin de yegâne sahibidir. Anahtar mesabesinde olan insan, açmış olduğu kapıları kendi güç ve kudretiyle açtığı zehabına kapılır. Asıl güç ve kudretin onu yaratan, kapıları açma özelliğini ona veren bir ustanın var olduğunu, o usta olmadan hiçbir işe yaramayacağını idrak edemez; böylece yapılış/yaratılış gayesine uygun kapılara yönelmezse hadisin son bölümünde ifade edildiği üzere hüsrana uğrayanlardan olacaktır.

Hakim et-Tirmizî, hadis metninde yer alan hayır ifadesini Allah’ın rızası; şer kelimesini ise Allah’ın öfkesi şeklinde izah etmektedir. Allah bir kulundan razı olduğunda onun rızasının alameti kulunu hayra anahtar eylemesidir. Böylesi bir kişiyle karşılaşıldığında hal ve hareketi sebebiyle hayırlar akla gelir. Bir ortama girdiğinde onunla birlikte Allah’ın zikri de girer. Adı anıldığında hayırla yâd edilir. Hadiste ele alınan diğer kişi ise kötülükler içinde bocalar, kötülük düşünür böylece bulunduğu yerde kötülük kapılarını açan bir anahtar gibi olur. Onunla arkadaşlık eden herkesin kötülüğüne sebep olur. Birinci tip insanla arkadaşlık ilaç, diğeriyle dostluk ise hastalıktır. Herkes kalbinde nasıl bir dünyası varsa başka biriyle karşılaştığında bu dünyasını ona açar. Kendi dünyasına onu çeker, orayı süslü gösterir. Kalbinde ahiret arzusu olan kişi bundan bahseder ve kişiyi dünyanın olumsuzluklarına karşı düşünmeye sevk eder. (el-Hakīm et-Tirmizī, Nevādiru'l-Usūl, III, 21-25.) 

Ebuʼl-Leys es-Semerkandî hadiste yer alan hayra anahtar olma ifadesini emri bil maruf şeklinde anlamıştır. Çünkü Kurʼan-ı Kerimʼde (Tevbe, 67/71.) müminler marufu emreden ve münkeri engelleyenler şeklinde nitelendirilirken; münafıklar münkeri emredip marufu engellemekle tavsif edilmişlerdir. (Ebu'l-Leys es-Semerkandî, Tenbihu'l-Ġafilîn, s.95.)

Yapılan bu yorumların tümünün doğru olduğu söylenebilir. Çünkü hayır, Kurʼan ve sünnette bazen tek tek bazen de toplu bir şekilde ifade edilen, insanlığın ve en genel anlamıyla varlığın hem bu dünyada hem de öteki âlemde mutlu ve mesut olabilmesi için yapılması gereken tüm söz, fiil ve tavırları ifade eden genel bir kavramdır. İdeal Müslüman aynı zamanda bir eylem adamı olmak zorundadır. Zira hayır kapıları, oturduğumuz yerde hiçbir şeye karışmamakla açılmaz. Bazen çok küçük görmüş olduğumuz bir eylem tahmin edemeyeceğimiz çok büyük kapıların açılmasına vesile olur. Meşhur deyişle ifade etmek gerekirse, bir çiçekle bahar gelmez ancak her bahar bir çiçekle başlar. Bu sebeple bize düşen, etrafımıza hayır çiçeklerini küçük ya da büyük demeden dikmeye çalışmaktır. Hz. Peygamber’in yarın kıyametin kopacağını bilsen de elindeki fidanı dik şeklindeki hadislerini de (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 191.) bu çerçevede düşünmeli ve yapılacak hayırlı faaliyetin önündeki engelleri hesap ederek, küçümseyerek, üşenerek terk edilmemesi gerektiğini bilmeliyiz.

Allah azze ve celle, bizleri de varlığını hayır yolunda harcayan ve kötülüklere engel olan kulları arasına katsın. Âmin!

Hadisten Öğrendiklerimiz

1- Koskoca varlık âlemindeki konumumuz üzerinde tefekkür etmeli ve acziyetimizin farkında olmalıyız.

2- Bu acziyetimize rağmen Allah Teâlâ’nın bize vermiş olduğu değer ve yeteneklerin şuurunda olmalıyız.

3- Allah’ın bize vermiş olduğu yetenekleri nasıl kullanmamız gerektiğine dair yönlendirmelerini iyi anlamalı ve varlığımızı hayır yolunda tüketmeliyiz.

Diyanet Haber

YORUM EKLE