Hastaların omuzlarında dost eli olmak..

Manevi danışmanlık ve rehberlik hem ülkemiz hem de Başkanlığımız için yeni bir görev alanı. Öncelikle şunu soralım: Manevi rehber kimdir ve neler yapar?

Hastaların omuzlarında dost eli olmak..
banner67

Dr. Lamia LEVENT ABUL

Manevi rehber; hastaneler özelinde hastalara, hasta yakınlarına ve hastane personeline yönelik moral-motivasyon ve dinî rehberlik sunan, maneviyat içerikli bakım hizmeti veren kişidir. Hastaların travma dönemlerinde yanında olarak ruh dünyalarını olumlu yönde desteklemeye, yaşadıkları üzüntü, depresyon, suçluluk, olumsuz şartlanma gibi durumlar karşısında onlara iyileşme umudunu aşılamaya gayret eder. Hasta yakınlarının uzun tedavi sürecinde yaşayabilecekleri çöküntü, bunalım anlarında ellerinden tutarak huzurlu bir şekilde bu dönemi atlatmalarına, uyum sağlamlarına yardımcı olur. Hastaların omuzlarında dost eli olmak, korkularını ve kaygılarını gidermek görevimizin en mukaddes yönlerinden biridir.

Bu görevi yapan ilk kişilerdensiniz, hangi eğitimlerden geçtiniz ve göreve nasıl başladınız?

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığının ortaklaşa hazırladığı 200 saatlik bir eğitime tabi tutuldum. Teorik olarak din psikolojisi, dinî başa çıkma, pastoral psikoloji vb. derslerin yanında pratik olarak hastane uygulamaları ve öncü ekiple yapılan atölye çalışmalarına katıldım.

2015’te ilk öncü ekip göreve başladı. Ben bu hizmetin 2016’daki ikinci etabında göreve başladım. İki yıl Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yaptım, şu an Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapmaktayım.

Hastanede manevi rehber olarak görüştüğünüz hastalar sizi nasıl karşıladı?

Genel olarak hastalarımızdan olumlu tepkiler aldım. Hastalarımız, Başkanlığımızın ve Sağlık Bakanlığının böyle bir hizmeti sunmakla onlara değer verdiğini hissediyor, çokça memnun kaldıklarını, bunun iyileşme süreçlerine katkı sağladığını ifade ediyorlar. Manevi destek uzmanı olarak kendileriyle bire bir vakit geçirdiğimiz için hastalarımız yaşadıkları sorunlarla çok daha kolay baş edebildiklerini, hastalık süreci boyunca değerlerin ve maneviyatın onları hayata bağladığını ifade ediyorlar. Zor günlerinde yanlarında olduğumuz için şükran ve minnetlerini sunuyorlar.

Hastalık fiziki olduğu kadar psikolojik olarak da insanı zayıflatan bir durum. Dolayısıyla sizin manevi açıdan onlara desteğiniz önemli. Bu konuda neler söylersiniz?

Manevi destek, hastalığın seyri, hastanın kişilik yapısı ve din algısına göre şekillenen bir hizmettir. Danışanlarımıza her türlü yakınma, şikâyet, belirsizlik, yanlış dinî algılar, ölüm ve kaybetme korkusu gibi konuları rahatlıkla paylaşabilecekleri bir ortam sunmaya gayret ediyoruz.

Hastalar özellikle yaşadıkları ruhsal çöküntü sonrasında güven duydukları kişiyle konuşmaya, dertleşmeye dinlenilmeye ihtiyaç duyuyor. Hastalığın ilk zamanlarında kişide oluşan korku, endişe, suçluluk, öfke gibi hâllerin yerini görüşmeler sonucu sekineye ve umuda bıraktığını görüyoruz. Manevi destek hizmetini veren kişiler olarak acılarının hafiflediğine şahit oluyoruz,

Sağlık çalışanı olmadığınız hâlde hastanede hizmet veren biri olarak hastane çalışanlarının size karşı tepkileri nasıl oldu?

Bizler, çalıştığımız kurumlarda öncelikle hastane personeline hizmetimizin alanını ve ne olduğunu yaptığımız sunumlarla paylaştık. Her hastanenin kendine özgü çalışma disiplini olduğunu gördük. Benim çalıştığım hastanede hasta ziyaretlerimizi başhemşirelerle iş birliği içerisinde yapıyoruz. Hastaları veya hasta yakınlarını bize yönlendiriyorlar. Zaman zaman tepkiler de aldık. Sağlık çalışanları arasında manevi destek hizmetini gereksiz bir uygulama olarak görenler de vardı. Fakat süreç ilerleyince özellikle hemşireler kendi üzerlerindeki iş yükünü hafiflettiğimizi anlıyorlar ve hastanın olumlu ruhsal hâlinin tedaviye etki ettiğini ifade ediyorlar. Kimi zaman uygulamayı salt ölüm anı ve organ bağışıyla sınırlandırmaya çalışan kişilerle de karşılaştık, olumlu tepki ve gelişmeler neticesinde bu algı ve yaklaşımdan vazgeçtiler. Bizler de hastanelerimizde multidisipliner bir anlayışın parçası olduk.

Görev sırasında karşılaştığınız pek çok olay vardır. Bunlardan birini bizimle paylaşır mısınız?

Palyatif Bölümde onkoloji hastası olarak yatan 80 küsur yaşlarında bir hacı amcamız vardı. Oğlu kendisiyle ilgileniyordu. Amcamız tüm ömrü boyunca çocuklarına uzak ve mesafeli davranırmış. 60 yaşlarındaki oğlunun, “Çok şükür olsun Allah’a ki babama yakın olma fırsatını sundu, ben ilk defa babacığımla yan yanayım ve ihtiyaçlarını gidermem için bana adımla sesleniyor ve ben ona koşabiliyorum.” demişti. Aynı amca ısrarla namaz kılmak için abdest almak istiyordu. Hastane personeli ve oğlu tedavi esnasında abdest almasının olumsuz yanlarını açıklamada çaresiz kalmışlardı. Amcamızın kimseye itimadı yoktu. Görüşmelerimiz sonucunda teyemmüm konusunda amcayı ikna etmekte dinî rehberlik yanımız oldukça etkili oldu. Sonrasında beş vakit namazını yatağında eda edebilmenin huzuruna erdi.

Bir din görevlisisiniz ve pek alışık olmadığımız bir alanda görev yapıyorsunuz. Bu alanda çalışmak size neler kattı? Sizi hangi açılardan nasıl etkiledi?

Öncelikle biz çalışanlarına farklı alanlarda hizmet edebilmenin yollarını açtığı ve çok kıymetli akademisyenlerden, uzmanlardan eğitim alma imkânını sundukları için Diyanet İşleri Başkanlığımıza teşekkür etmek istiyorum. Hastaneler farklı sosyo-kültürel yapılardan insanların bir araya geldikleri kozmopolit alanlar. Yaşadığım kültürün kodlarını, sosyal yapısını ve toplumdaki din algısını bire bir gözlemleyebildim. Elbette ki birçok acı olayla da karşılaşıyorum, şahit olduğum sıkıntılar, üzüntüler ve kayıplar beni olgunlaştırdı, hayata karşı direncimi arttırdı.

Diyanet Haber

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER