Hamza Roberto Piccardo: “Müslüman olunca kendimi büyük bir hazineyle ödüllendirilmiş gibi hissettim.”

İslam’la tanışmanızı ve nasıl Müslüman olduğunuzu anlatabilir misiniz?

Hamza Roberto Piccardo: “Müslüman olunca kendimi büyük bir hazineyle ödüllendirilmiş gibi hissettim.”

Söyleşi: Mahir KILINÇ

Bundan 43 yıl önce 23 yaşında bir gençtim. Afrika’da Sahra Çölü’nü gezerken bir hediye aldım ve bu hediyeyi (iman bağışını) bana verdiği için Kerim olan Allah’a ne kadar şükretsem azdır. Yüce Allah bu hediyeyi bana vermek için birkaç kamyon şoförünü, Cezayir vahası sakinlerini ve tüccarların yanı sıra Nijer’de murabıt bir berberi ve Burkina Faso’da, Mali’de, Senegal’de ve Moritanya’da yaşayan sıradan Müslümanları seçti. Bu insanların hepsi de arkadaş canlısı ve dürüst hareketleriyle imanlarına şahit olduğum kişilerdi. Bazı mühtediler derler ki: “İyi ki İslam’ı Müslümanlardan önce tanıdım.” Bu ifade ümmetimizin İslam dininin değerlerini, ilkelerini ve ahlakını bilmediği ve bu durumun yapılanla temsil edilen arasında büyük bir kırılma olduğu anlamına gelir. Benim için bu tam tersi yönde oldu. Yabancıyı dışlamayan ve samimi tavırlarıyla beni etkileyen bu insanlar, dinlerinden önce benim gönlümü fethettiler ve bana yol açtılar. Bu sayede yavaş yavaş Allah’a teslim oldum. Birkaç sene sonra da İslam’ın yayılması uğruna payıma düşeni yapmaya ve Allah’ın bana lütfettiği hediyeyi diğer insanlarla paylaşmaya karar verdim.

Diyanet İşleri Başkanlığımızın yayımladığı İtalyanca meal yazdınız. Böyle zor bir işi nasıl başardınız ve meali hazırlarken hangi çalışmaları yaptınız?

İslamiyet’i daha iyi anlamak ve anlatabilmek için öncelikle kabul görmüş temel İslami kaynakların yani Kur’an ve hadislerin tercümelerini temin etmem gerektiğini düşünüyordum. İtalyanca eserler arasında 1989 yılında Hristiyan oryantalistlerin ya da Bahailerin etkisinde yazılmış İtalyanca Kur’an mealleri vardı. Bu durum çok can sıkıcıydı. İslam’ı anlattığımız kimseler bizden Kur’an istediklerinde bunların dışında mealimizin olmamasından ötürü mahcup oluyorduk. İslami kaynakların özellikle Kur’an’ın İslam akidesine uygun çevirisinin yapılması gerektiğini düşündüm ve 1993 yılında bir meal yazmaya karar verdim. En büyük sorun Arapça bilmememdi. Beğenilen bir Kur’an mealinden yola çıkarak bunu yapabilirdim. Muhammed Hamidullah’ın daha sonra Dünya İslam Birliği tarafından revize edilen mealini seçtim. Çevirmenden kaynaklı bir hata olmasından korkarak çalışmamı kontrol etmesi için Arap dilinde, İslam akidesinde ve tefsirde uzman küçük bir komisyon oluşturdum. Böylesi titiz bir çalışma 5 yıl sonra bitmiş ve mealim 2600 tefsir notu, 12 ek ve biri tematik diğeri isim bazlı 2 fihrist ile birlikte yayımlanmıştı. Bu meal başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere 10’dan farklı yerde basıldı ve dağıtıldı. Allah’ın izniyle birçok kimsenin hidayetine vesile olan bu meal, Arapça bilmeyen İtalyanların Kur’an’dan haberdar olmalarını sağladı.

Şu anda hangi çalışmalar içerisindesiniz? Bu çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz?

Müslüman olunca kendimi büyük bir hazineyle ödüllendirilmiş gibi hissettim. Biliyorum, bu hazine paylaşmakla azalmayacak hatta çoğalacaktı. Ancak insanlar bu hazineyi istemiyorlardı. En başta ailem bu hazineyi kabul etmemişti ve ben bundan ötürü çok üzülmüştüm. Hâlbuki insanların İslam’a benim gibi kolayca girebileceğini düşünmüştüm. İlim sahibi bir kişi bana “İslam su gibi bir ihtiyaçtır. Eğer bardağın yoksa nasıl içeceğini bilemezsin. Onlara bunu bardakla sunmayıp da üzerlerine direk atarsan geri çekilirler.” dedi. Dolayısıyla insanları bu büyük hazineden haberdar etmek üzere kendimi adadım ve bu uğurda ne yapmam gerekiyorsa onu yapmaya karar verdim. Otuz yıldan beri davamı sözle, yazıyla, katılım sağladığım organizasyonla var olma sebebim ve birincil etkinliğim yaptım. Davamın etkisine asla nicelik atfetmedim ve yürüdüğüm yolu da sürekli sorguladım. Aslında, ilk evrede görevleri ve yasakları şişirme eğilimindeydim. Hedefin özgüllüğünü çok az hesaba katıyordum. Bunların yanı sıra anayasaca tanınmış fakat yazılı belgelerde, konferanslarda, münazaralarda, camilerde ve bunların dışındaki mercilerde uygulanmayan hakları savunmakla uğraşıyorum.

Bir insana hitap etmek oldukça kolay olsa da önünüzde büyük bir kitle varsa ya da bunu mesaj, kitap ve sosyal medya üzerinden yapıyorsanız iş gittikçe zorlaşır. Bizler önemli metinleri hazırlıyoruz. Ancak bunların okunması ve anlaşılması için uygun araçlar bulmamız gerekiyor. Bunların insanlara daha ulaşılabilir olması için mücadeleler veriyoruz. Çalışmaların ücretsiz bir şekilde temin edilmesi için internet sitesi kurmaya karar verdim. Önce www.corano.it sitesinde, en son ise www.ilcorano.net sitesinde, tüm tefsir notlarıyla ve sesli Kur’an mealiyle birlikte bu çalışmalar da yayımlandı. Son olarak, İtalyanca Kur’an hizmeti veren tüm akıllı telefon uygulamaları çalışmamızı yayımlamaktadır.

Bir Müslüman olarak yaşadığınız İtalya’da Müslümanların durumunu bize kısaca anlatabilir misiniz?

İtalya’da çoğu Asya ve Afrika kökenli olmak üzere 2,5 milyon Müslümanın varlığı söz konusu. 1980’li yılların sonlarında başlayan ve çatışmaların doğurduğu insani krizler, sürekli uçuşlar ve endüstrileşmiş Batı ile üçüncü dünya ülkeleri arasındaki dengesiz mübadeleler sonucu artarak süregelen göçleri de beraberinde getirdi. İslam’ın bu bölgelerde varlığı büyük oranda bu göçlerden kaynaklanıyordu. Bu durum çoğunlukla bugün de geçerli.

İslam’ın İtalya’ya yeniden gelmesiyle İslam’ı kucaklayan İtalyanların sayısı on binlerle ifade edilebilir. 1989-1994 yılları arasında İtalya’daki İslami varlık gittikçe kök salmaya başladı. Aynı zamanda İtalya topraklarında küçük mescitler görülmeye başlandı. 1984 yılında sayıları on ikiyken bugün hamdolsun binlerce.

Dünyada son zamanlarda ayyuka çıkan İslamofobi hafife alınmamalı. Bu kavram 1990’lardan beri Avrupa ve genel olarak Batı ülkelerinde oldukça alan buldu. Uluslararası platformlar, ikiz kuleler saldırısı ve El Kaide ve Daeş gibi örgütlerin ortaya çıkmasının ardından İslam’ı hoşgörüsüz, şedit, gerici, Batı’nın değerleriyle asla uzlaşmaz bir din olarak lanse etmeye başladılar. Bu durum da ülkede barış içinde birlikte yaşamaya engel olabilecek tehlikeli bir potansiyel oluşturmuştur.

Bugün İtalya’da dinimize olan düşmanlığını asla gizlemeyen, bunları mümkünse ortadan kaldırılması gereken ya da en azından kısıtlanması ve mevcut bütün haklardan yararlanmasının önüne geçilmesi gereken bir koalisyon tarafından yönetilmekteyiz. Son aylarda bu düşmanca tutum biraz değişti. Bu sebeple geleceğe yönelik olumlu gelişmelerden ümidimizi kesmiyoruz.

Türkiye’nin ve Diyanet İşleri Başkanlığının yapmış olduğu çalışmalar hakkında gözlemleriniz nelerdir?

Bugün hem dünya hem de Avrupa Müslümanlarının ümidi Türkiye. Türkiye’nin çok büyük bir tarihi var. Ben de Müslüman Türk halkını 1990’lı yıllardan beri tanıyorum. Şehrim olan Imperia’da iki cami aktiftir. Bu camilerden biri Diyanet’e bağlı Türklerin camisi idi. İtalya’da Türklere ait başka ibadet yerlerinin olduğunu biliyorum ama sadece Milanodakileri tanıyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı, Avrupa Müslümanlarının ümidi olma yolunda emin adımlarla ilerlemekte. Bu durum bizi çok sevindiriyor. Çünkü biz Avrupalı Müslümanların eğiliminin Türkiye ve bu ülkenin İslami kurumlarının eğilimleriyle aynı doğrultuda olduğunu düşünüyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığının yabancı dildeki faaliyetleri de bizim Avrupa’da yalnız ve kimsesiz olmadığımızın bir göstergesi olarak önümüzde. Çünkü Avrupa’daki Müslümanların kendileri ve çocukları konuştukları dilden oluşan ve sahih bilgiler içeren eserlere çok muhtaç. Diyanet de bizi bu konuda destekleme yolunda her geçen gün çalışmalarını artırmakta. Bu gayretlerinden ötürü de kendilerine müteşekkiriz.

İslamiyet’le tanışmanız ya da İslami çalışmalarınız esnasında unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Binlerce unutamadığım anım var. Bunların arasından seçim yapmak oldukça zor ancak şu anımı sizinle paylaşmak isterim. 1992 yılında şehrimde cami yoktu. Cuma namazı için 90 km batıdaki Nice’e (Fransa) ya da 120 km doğudaki Genes’e gitmek zorundaydım. Yakınlardaki bir kampta yaşayan küçük bir Tunuslu kardeş grupla tanıştım ve birlikte bir mescit yapmaya karar verdik.  Öncelikle ilk harcamalar için (kapora ve ilk ayların kiraları, elektrik ve su kontratı için yapılacak harcamalar) para biriktirmemiz gerekiyordu. Çok azdık ve parasızdık.  Fakat 15 günün sonunda, kardeşlerim bana 2 milyon lira (şimdiki karşılığı 1000 avro) getirdi. Bu meblağın kısa süre içerisinde toplanmasına çok şaşırdım. Toplanan parayı duyan Cezayirli bir duvar ustası genç, mesai saatlerinin dışında çalışarak kazandığı 1 milyon lirayı getirdi. Bu bereket her şeyi kolaylaştırdı. 15 gün sonra Al Latif Camii’nde namaz kılıyorduk. Bugün bile orada sıklıkla Cuma hutbesi veririm. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

Biyografi

Hamza Roberto Piccardo, 1952 yılında İmperia şehrinde doğdu. 1975 yılında Batı Afrika ziyareti esnasında Müslüman oldu. 1988’de, Şeyh Abu Bekir al Cezayiri’nin “Al Minhaj al Muslim (Müminin yolu)” adlı kitabın İtalyanca versiyonunu hazırladı. Bu eser, aynı zamanda İtalyan dilini konuşan Müslümanlar için yayınlanmış ilk fıkhi eser niteliğindeydi. 1990’da İtalya İslami Kuruluşlar ve Topluluklar Birliği’nin kurucu üyeliğini yaptı ve daha sonra Direction Nationale (Milli Direktörlük) üyesi olarak seçildi. İslami topluluklar ve devlet arasında kurulacak ilişkilerin esasını oluşturan “uyum protokolünü” geliştirdi. 1993 yılında Al-Hikma (Hikmet) yayınevini kurdu ve “II Musulmano” aylık dergisini yönetti. 1994 senesinin sonlarına doğru, 5 yıllık bir çalışma olan “Taklit Olunamaz Kitap Kur’an’ı Kerim’in Tercümesi Denemesi” eserini yayımladı. Çalışma, İtalyalı Müslümanların İtalyanlar ve İtalyanca konuşan insanlar için hazırladığı ilk tam ve şerhli (2500’den fazla not ve zengin bir ek, içerikli fihrist ve isimlerden oluşan) tercüme çalışmasıydı. Bu eser aynı zamanda Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından da 2015 yılında basıldı. Hamza Roberto Piccardo, hayatına İslami çalışmalarla devam etmektedir.

Diyanet Haber

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER