banner206

banner103

Hala Sultan Tekkesi

Cennetle müjdelenmiş hanım sahabilerden Ümmü Haram binti Milhan, Hz. Peygamber’in hicretinden evvel Müslüman olmuş, Resulüllah Kuba’ya geldiğinde onu sevinçle karşılayıp biat etmiş Medineliler arasındadır. Enes bin Malik’in annesi Ümmü Süleym, Ümmü Haram’ın kız kardeşi, Bi’rimaûne vakasında şehit düşen Haram ve Süleym adlı sahabiler de erkek kardeşleridir.

Aylık Dergi 08.12.2019, 10:00
Hala Sultan Tekkesi
© Diyanet Haber

F. Hilâl FERŞATOĞLU

İstanbul Kadıköy Vaizi

İslam kaynakları, Hz. Peygamber ile Ümmü Haram ve Ümmü Süleym arasında süt veya soy bakımından teyze-yeğen ilişkisi olduğunu belirtir fakat net bilgi vermezler. Bu yakınlık sebebiyle Hz. Peygamber, Kuba mescidine gittiğinde iki kız kardeşin evlerine misafir olur, yemek yer, öğle uykusuna (kaylûle) yatar, kendileriyle nafile namaz kılardı. Ümmü Haram, Hz. Peygamber’den Kütübü Sitte’de yer bulan beş hadis rivayet etmiştir. Bunların en meşhuru Kıbrıs’ın ve İstanbul’un fethini müjdeleyen hadistir. (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 176; el-Azizî, II, 80.)

Bir keresinde Resulüllah, Ümmü Haram’ın evinde öğle uykusuna yatmış, gülerek uyanıp uykusunda ümmetinden fetih için Akdeniz’e açılan bazı kimselerin gösterildiğini ve onların cennetlik olduğunu söylemiştir. Ümmü Haram kendisinin de onların arasında bulunması için dua buyurmasını rica edince Allah Resulü dua edip tekrar uykuya dalar, yine gülerek uyanır, bu sefer de ümmetinden bazı kişilerin Kayser’in şehrini (İstanbul) fethetmek amacıyla sefere çıkacağını, onların da günahlarının bağışlanacağını haber verir. Ümmü Haram bu defa da onların arasında bulunmak için dua isteyince Resulüllah “Hayır, sen birinciler arasındasın.” buyurur. (Buhari, Cihad, 3; Müslim, İmare, 160.)

İslam orduları Hz. Peygamber’in vefatından sonra onun müjdesi rehberliğinde fethe çıkmış, Kadisiye ve Nihavend savaşlarıyla Sasanilere karşı parlak zaferler kazanılmış, hicretin 14. yılında Şam, 16. yılında Kudüs, 21. yılında İskenderiye fethedilerek Bizans’ın Doğu Akdeniz ve Mısır’daki hâkimiyetine son verilmiştir. Arap yarımadasının tamamının fethiyle birlikte kuzeyde Akdeniz’e ulaşan İslam topraklarını dışarıdan gelecek saldırılara karşı korumak ve yeni ufuklara yelken açmak için bir donanma tertip etmek şart olur. Sahillerdeki kaleler tahkim edilip gerekli şartlar oluştuktan sonra Hz. Osman döneminde ilk deniz seferine çıkılır.

Bahr-i Sefid’in, Sicilya ve Sardunya’dan sonra üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, üç kıtaya yakın stratejik bir konuma sahiptir. Mısır ve İskenderiye’nin fethinden sonra Şam Valisi Muaviye b. Ebi Süfyan, Akdeniz’in bu önemli karakolu üzerine sefer izni istemiş fakat İslam ordularının denizaşırı bir sefere hazır olmadığı gerekçesiyle Hz. Ömer buna izin vermemiştir. Donanma teçhiz edilip gerekli hazırlıkların kararlılıkla yapılması sonrasında hicretin 28. yılında (M.648/649) Kıbrıs seferi müsaadesi Hz. Osman’dan çıkar. Ancak halife ilk deniz seferi olmasının getirdiği bir temkinle ordunun gönüllü askerlerden oluşmasını şart koşar.

Kıbrıs seferi gönüllüleri arasında ashabın ileri gelenlerinden Ebu Zer, Ebu’d-Derda, Şeddad bin Evs’le birlikte Hz. Ömer döneminde Kudüs’te kadılık, Humus’ta valilik yapan büyük sahabi Ubade bin Sâmit de vardır. O ki Akabe biatlerinde bulunmuş, Hz. Peygamber’in bütün gazvelerine katılmış, Mekke fethinde Ensar birliğinin kumandanlığını yapmıştır. Karısı Ümmü Haram ilerlemiş yaşına rağmen “Allah Resulü’nün tebşir ettiği vakit geldi.” diyerek eşiyle beraber sefere katılır. Evvelce Uhud ve Huneyn savaşlarında da bulunmuş, yaralı askerlere hizmet etmiştir.

Akka’dan hareket eden donanma Bizans’ın elinde bulunan Kıbrıs’a Larnaka limanından çıkar. Şehri teslime razı olmayan II. Konstantin yapılan savaşı kaybeder ve İstanbul’a kaçar. Ada halkı Müslüman hâkimiyetini tanımak zorunda kalır. Ganimetlerle geri dönen İslam ordularının askerî amaçlı ilk deniz seferi amacına ulaşmış, Kıbrıs İslam devletine katılan ilk ada olmuştur.

Belâzürî’nin Fütûhu’l-Büldân adlı eserinde anlattığına göre, Ümmü Haram Müslümanların Kıbrıs’a çıkarma yaptıkları mevkiden henüz çok uzaklaşmadan bindiği hayvanın tökezlemesiyle yere düşmüş ve şehadet mertebesine ulaşmıştır. Düştüğü yere defnedilen sahabi hanımın kabri “saliha kadının türbesi” olarak bilinmiş ve ziyaretgâh olmuştur.

964 yılında Bizans’ın eline geçen Kıbrıs, 1571’de Osmanlı’nın fethiyle yeniden Müslüman toprağı olur.  Türkler tarafından Hz. Peygamber’le yakınlığı sebebiyle (“hala” Arapça “teyze” anlamına gelen “hâle” kelimesi Türk telaffuzunda “hala”ya dönüşmüştür) Kıbrıs’ın manevi sahibi olarak “Sultan” diye isimlendirilen Ümmü Haram’ın mezarı ihya edilerek 1760’da üzerine bir türbe yapılır. Aynı mevkide zaman içinde şadırvan, tekke ve cami inşasıyla küçük bir külliye oluşur.

Hala Sultan Tekkesi, Güney Kıbrıs Rum kesiminde Larnaka yakınlarında Tuz Gölü’nün kıyısındadır. Tekkeyi kesme taştan yapılmış üç dilimli kemerli bir kapı dış dünyadan ayırır. Aynı doğrultuda yer alan üzerinde bir kitabesi ve sultan II. Mahmud’un tuğrası bulunan sivri kemerli ikinci kapı, içinde çeşitli meyve ağaçlarının olduğu yemyeşil bir bahçeye açılır. Avlunun üç yönü dervişlerin ve misafirlerin kaldığı tekke binalarıyla çevrilidir. Cami ile ona bitişik türbe, girişin sağında, sekiz ahşap sütunun üzerine oturan kiremit çatıyla örtülü şadırvan ise sol tarafta yer alır. Kıbrıs muhassılı Seyyid Mehmed Emin Efendi’nin yaptırdığı cami klasik Osmanlı üslubunda kesme taştan, kare planlı, tek kubbeli ve tek minarelidir. Son cemaat mahalli ikisi yanlarda, dördü kuzeyde olmak üzere toplam altı adet sivri kemerle çevrelenmiştir. Mihrabın solundaki kapı Ümmü Haram’ın türbesine açılır. Üstü bir kubbe ile örtülü olan türbenin etrafı sivri kemerli revaklarla çevrilidir. Hazirede Osmanlı döneminde yaşamış yeniçeri ve zabitlere, tekkenin şeyhlerine ait mezarlar bulunmaktadır.

Son yüzyılda sahipsiz ve bakımsız kalan tekkenin Türk halkıyla ilişkisi 1974’teki Barış Harekâtı sonrası tamamen kesilir. 2003 yılında adanın güneyi ile kuzeyi arasında geçişler serbest olunca ziyaretler yeniden başlamıştır. 2005’te restore edilip 2008 yılında ibadete açılan tekke, Kıbrıslı Türklerin büyük teveccüh gösterdiği ve yüksek palmiye ağaçlarının süslediği yemyeşil bahçe içinde buluştuğu huzur dolu bir mekân bugün. Cuma ve bayram günleri şenlenen tekke, ramazanlarda gece yarısına kadar açık, iftarlar veriliyor, kurbanlar kesiliyor, pişiriliyor, ikram ediliyor.

Birinci Cihan Harbi’ne kadar Kıbrıs açıklarından geçen Osmanlı gemilerinin top atışıyla selamladığı Hala Sultan Türbesi, Kıbrıs’ta İslam mevcudiyetinin tarihine delalet eden bir mühürdür. Benzer bir müjdeyle Konstantin kuşatmasına katılan Eyüp Sultan’ın manevi varlığı İstanbul için ne ifade ediyorsa Hala Sultan’ın manevi varlığı da Kıbrıs için aynıdır. Her ikisi de Medineli Ensar, her ikisi de Peygamber’i evinde ağırlama şerefine ermiş, onun müjdesiyle memleketlerinden uzak topraklarda şehadete ermiş kutlu neslin mümessilleri. Allah onlardan razı olsun.

Kaynak: Diyanet Haber
Yorumlar (0)