banner324

banner319

Darendeli Osman Hulusi Efendi

banner265

İlimle irfanı birlikte yoğuran, divan şiirinin en müstesna örnekleriyle gönüller inşa eden kamil bir insan. Kırk iki yıl boyunca Somuncu Baba Camii mihrabında imam, minberinde hatip, kürsüsünde vaiz.

Aylık Dergi 18.06.2022, 11:58
Darendeli Osman Hulusi Efendi
© DİHA

Bünyamin ALBAYRAK
Ahmet ÜNAL

İlimle irfanı birlikte yoğuran, divan şiirinin en müstesna örnekleriyle gönüller inşa eden kamil bir insan. Kırk iki yıl boyunca Somuncu Baba Camii mihrabında imam, minberinde hatip, kürsüsünde vaiz. Topluma manevi rehber ve ahlaki örnek olan bir din görevlisi, Osman Hulusi Ateş, namıdiğer Darendeli Osman Hulusi Efendi. Osman Hulusi Ateş, 1914’te Malatya’nın Darende ilçesinde dünyaya gelir. Babası Seyyid Hasan Feyzi Efendi, annesi Seyyide Fatma Hanım’dır. Kendisi ehl-i beytten olup nesebi her iki koldan da Hz. Hüseyin vasıtasıyla Sevgili Peygamberimize (s.a.s.) dayanır. Osman Hulusi, babası Hatip Hasan Efendi’den Kur’an-ı Kerim’i öğrenmekle tahsil hayatına başlamış, yedi yaşında Kur’an’ı hatmetmiştir. Sonra da babasından ve devrin önemli âlimlerinden dinî ilimler tahsil etmiştir.

Osman Hulusi, küçük yaşına rağmen özünü Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyenin ruhundan alan sufi bir hayatı tercih eder. Bu güzide hayatı en güzel şekilde yaşayabilmek için de Sivaslı İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Efendi’ye daha gençlik yıllarında intisap eder. İslam’ı bütün safvet ve hassasiyeti ile Resulüllah’ın (s.a.s.) örnek ahlakına uygun bir biçimde yaşamayı kendine düstur edinen Osman Hulusi Efendi’ye göre tasavvuf; imandan İslam’a, İslam’dan ihsana doğru yapılan bir yolculuktur ve kaynağını Kur’an ve sünnetin ruhundan almaktadır. Osman Hulusi Efendi, içinde bulunduğu devrin şartları gereği resmî bir öğrenim görme imkânı bulamamış ise de zekâsı, mantığı ve babasının gayretiyle kendisini sürekli yenilemeyi bilmiş; Arapça, Farsça ve Edebiyat bilgisini ilerletmiş, bunları da şiirlerinde usta ve kıvrak bir üslup ile kullanmıştır. Osman Hulusi Efendi’nin ilim öğrenmeye ve kitaplara olan merakı o kadar büyüktür ki bir kitabın sayfalarının ilim dışında kullanılmasına, yerlere atılmasına, atıl hâlde bırakılmasına asla gönlü razı gelmez. Nitekim bu kitap sevgisi o kadar büyüyecek ki ahırdaki hayvanını ve marangozhanedeki aletlerini satıp elde ettiği kitaplardan Şeyhzadeoğlu Özel Kitaplığı’nı kuracaktır.

Yüzyıllardır Şeyh Hamid-i Veli Camii’nin imam hatiplik görevini Somuncu Baba ahfadından olanlar yürütmektedir. Babası hatip Hasan Feyzi Efendi tifo salgını yüzünden 1945 yılında hayatını kaybedince ağabeyi Ahmet Nuri Efendi bu kutsal görevi ancak bir hafta yürütebilmiştir. Kırk beş yaşında o da tifo salgını sebebiyle Hakk’ın rahmetine kavuşur. Ağabeyinin vefatından sonra aynı yıl içinde imam hatiplik görevi Osman Hulusi Efendi’ye verilir. Osman Hulusi Efendi, 1945 yılında fahri olarak göreve başladığı Şeyh Hamid-i Veli Camii’nde, 1953 yılında kadroya geçerek resmî görevini alır ve 1987 yılında emekli oluncaya kadar peygamber mesleğini en güzel şekilde sürdürür. Osman Hulusi Efendi, hayatı boyunca yalnızca imamlık yapmakla kalmaz. O, cami cemaatinin, yöre halkının ve sevenlerinin her türlü derdi ile ilgilenmeyi, onları çözmeyi de kendisine bir görev addeder. Bu maksatla köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaşarak insanlarla sohbet edip onları irşat etmeye, dertlerine çare olmaya, ihtilaflarına hakem olmaya çalışır. Bununla birlikte bulduğu her fırsatta insanlara vaaz ve nasihatte bulunur.

Osman Hulusi Efendi, hutbelerine hazırlanmaya ve onları irad etmeye ayrı bir özen gösterirdi. Nitekim onun “Şeyh Hamid-i Veli Camii Minberinden Hutbeler” adlı bir eseri vardır. Bu eserde, babasının vefatından sonra başlayıp emekli oluncaya kadar süren kırk iki yıllık görevi çerçevesinde irad etmiş olduğu hutbeleri kaleme almıştır. Osman Hulusi Efendi, imamlık mesleğini sadece mihrapta namaz kıldırmak olarak görmez. Bununla birlikte Darende’nin imar ve ihyası için gece gündüz demeden her hayırlı faaliyetin içinde yer alır. Aksatmadan yaptığı hizmetlerden biri de esnaf ziyaretleridir. Daima yanlarına gitmiş, onlara hem hayır duada bulunmuş hem de Anadolumuzun bağrından çıkan Ahilik ilkelerini onlara hatırlatmıştır. Ticarete atılmak için kendisine danışmaya gelenleri ise cesaretlendirmiş, onlara ilk sermaye olarak cebinde ne kadar para varsa vermekten geri durmamıştır. İl dışına ticaret yapmaya çıkanları duyduğunda ise otogara giderek mutlaka onları yolcu etmiş ve bereket olsun diye onlara da siftah parası vermiştir. Bugün ülkemizin birçok yerinde özellikle de İstanbul’da ticaretini sürdüren Darendeliler, Osman Hocamızın kendilerine verdikleri parayı harcamadıklarını, teberrük olsun diye yanlarında taşıdıklarını dile getirmişlerdir.

Osman Hulusi Efendi’nin bir diğer özelliği ise güreşe olan merakıdır. Civarda yapılan güreş müsabakalarına gitmiş, orada dua etmiş ve insanları güreş yapmaya teşvik etmiştir. Bir defasında, Elbistan’da tertip edilen güreşlere şeref konuğu olarak davet edilir. Günün hatırasına binaen kendisine bir kupa ve madalya hediye edilir. Bu kupa ve madalyayı özel kütüphanesine koyar. Kütüphaneyi ziyaret eden bir şahsın kupayı göstererek; “Hocam siz pehlivan mısınız?” sualine cevaben; “Biz de nefsimizin pehlivanıyız.” dedikten sonra kupanın hatırasını anlatır. Osman Hulusi Efendi’nin imar ve ihya faaliyetlerinden biri de Darende İmam Hatip Lisesi için olmuştur. Onun gayretleriyle 1974 yılında Darende İmam Hatip Lisesi eğitim öğretime açılmış ve günümüze kadar bu okuldan memleketimize hizmet eden çok sayıda vatan evladı yetişmiştir.

Osman Hulusi Efendi’nin aruz vezniyle yazılmış ilahi, gazel, kaside, naat ve koşmalardan ibaret şiirlerinin derlendiği Divan-ı Hulusi-i Darendevi adlı eseri son devrin divan edebiyatı neşriyatı içerisinde mühim bir yer tutmaktadır. Türk edebiyatı içinde Osman Hulusi Efendi’yi farklı kılan en önemli husus, divan ve tekke şiirinin bitti denildiği bir dönemde kendisinin bu alanda şiirler yazması olmuştur. O, duygu ve düşüncelerini şiirle dile getirmiştir. Şiirle sohbet edip şiirle nasihat etmiş ve şiirle cevap vermiştir. Şiiri, bir irşat ve tebliğ aracı olarak kullanmıştır. Bugün birçoğumuzun aşina olduğu besteler ve dinlediğimiz bu güzel kasidelerden biri şöyledir:

“Cûşa gelir dağ ile taş, feryâd eder vakt-i seher
Her nesneyi kaplar telâş, feryâd eder vakt-i seher
Ol demde gül handân olur, bülbül görüp nâlân olur
Her ehl-i dil şâdân olur, feryâd eder vakt-i seher
Hulûsî âşıksan eğer dur yatma gel vakt-i seher
Bak gör ki âlem ser-te-ser feryâd eder vakt-i seher”

Ömrü boyunca ilim tahsil edip irşat hizmetini kendisine yol olarak seçen Osman Hulusi Efendi’nin ebeveynine, evlatlarına ve arkadaşlarına yazmış olduğu çeşitli edebî yazılar, öğütler, tasavvufi hakikatler ve kitabeleri içeren mektuplarının toplandığı Mektubat-ı Hulus-i Darendevi adlı bir eseri de yayımlanmıştır. Osman Hulusi Efendi, genelde tüm insanların özelde ise din görevlilerimizin örnek alacağı güzide bir hayat yaşadı. Kimseyi incitmedi, kimse de kendisinden incinmedi. Arkasından hayır dua edecek binlerce ilim ve irfan ehli bırakarak 14 Haziran 1990 tarihinde baki âleme göç eyledi. Darende İmam Hatip Lisesinin avlusunda oğlu ve hizmetlerinin takipçisi olan Hamid Hamideddin Ateş Efendi’nin kıldırdığı cenaze namazının ardından Şeyh Hamid-i Veli Camii haziresine defnedildi. Cenab-ı Hak, başta Osman Hulusi Efendi olmak üzere tüm gönül erenlerine, ilim ehline ve hademe-i hayrata rahmet eylesin. Bizleri de onların yolunda gidenlerden kılsın. Âmin!

Kaynak: Diyanet Haber
banner276
Yorumlar (0)