banner261

banner250

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: İslam'a ve milletimize hizmet etme görevinin üstünde daha ulvi bir görev yoktur

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş,  Edirne Selimiye Camii'nde düzenlenen 2021 Yılı Camiler ve Din Görevlileri Haftası Açılış Programı'nda konuştu, "Diyanet İşleri Başkanlığı en zor şartlarda bile İslam akaidine muhalif hiçbir görüşe ve anlayışa prim vermemiştir." dedi.

Ali Erbaş 01.10.2021, 15:49
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: İslam'a ve milletimize hizmet etme görevinin üstünde daha ulvi bir görev yoktur

Edirne Selimiye Camii’nde düzenlenen 2021 Yılı Camiler ve Din Görevlileri Haftası Açılış Programı’nda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, bu seneki temanın, zor zamanlarda vefakâr çalışmalarıyla toplumun takdirini kazanan din görevlilerine ithafen “Cami, Din Görevlileri ve Vefa” olarak belirlendiğini söyledi.

Söz konusu tema çerçevesinde gerçekleştirilecek programlarda “vefa” konusunda bir farkındalık oluşturmak istediklerini belirten Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığının, millet ve medeniyet tarihinin en köklü kurumlarından biri olduğuna dikkati çekerek Anayasal olarak toplumu din konusunda aydınlatmakla görevli bir teşkilat olduğunu vurguladı.

“Başkanlığımızın birinci önceliği, insanımızı dinimiz İslam’ın değerleriyle buluşturmak olmuştur”

Diyanet İşleri Başkanlığının, tarihi boyunca, dinimizin ilke ve hakikatlerini, milletimizin huzur ve refahını, devletimizin beka ve selametini, vatanımızın birlik ve bütünlüğünü her şeyin üstünde tutmuş, bu konularda üzerine düşen sorumluluk ve vazifeleri titizlikle yerine getirmiş bir kurum olduğunun altını çizen Başkan Erbaş, “Kurulduğu günden beri dinimizin temel kaynakları olan Kur’an ve sünnetin referansında bilgi ve hizmet üreten Başkanlığımızın her zaman birinci derecede önceliği, insanımızı, dinimiz İslam’ın tevhit, vahdet, güven, samimiyet, hukuk, adalet ve güzel ahlak gibi değerleriyle buluşturmak olmuştur.” dedi.

“Diyanet İşleri Başkanlığı en zor şartlarda bile İslam akaidine muhalif hiçbir görüşe ve anlayışa prim vermemiştir”

Diyanet İşleri Başkanlığının en zor şartlarda bile İslam akaidine muhalif hiçbir görüşe ve anlayışa prim vermediğinin altını çizen Prof. Dr. Erbaş, “Başkanlığımız, milletimizin, nesillerimizin, inancı ve değerleriyle irtibatını güçlendirmek için minber, kürsü, televizyon, radyo ve diğer yayın araçları vasıtasıyla, sahih bilgiler ışığında milletimize rehberlik etmiş; ibadetten eğitime, aileden sosyal hayata kadar pek çok alanda nitelikli hizmetler üretmiştir.” diye konuştu.

“Başkanlığımız FETÖ, DEAŞ, PKK gibi örgütlere, sapkın anlayışlara ve zararlı alışkanlara karşı adeta bir seferberlik ruhuyla çalışmalar yapmıştır”

Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığının, bir taraftan milletimizin birlik, beraberlik, kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma duygularını güçlendirmek için azami gayret gösterirken diğer taraftan fitne ve tefrika odaklarıyla yılmadan mücadele ettiğine dikkati çekerek, “Yakın geçmişte yaşadığımız 15 Temmuz ihanetine karşı milletimizin direnişine büyük katkı sunmuş ve akabinde inanç ve medeniyet değerlerimizi istismar eden FETÖ, DEAŞ, PKK gibi örgütlere, sapkın anlayışlara ve zararlı alışkanlara karşı milletimizi ve bilhassa gençlerimizi bilinçlendirmek için adeta bir seferberlik ruhuyla çalışmalar yapmıştır.” ifadelerine yer verdi.

Diyanet personelinin yangın, sel, deprem ve salgın hastalık gibi doğal felaketlerin meydana geldiği zor zamanlarda da daima milletimizin yanında yer aldığını ve hizmetinde bulunduğunu ifade eden Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, şunları kaydetti:

“Başkanlığımız milli ve manevi değerlerimizin muhafazası konusunda yaptığı hizmetlerle milletimizin güvenini kazanmış, teveccühüne mazhar olmuştur. Nitekim bunun açık bir tezahürü olarak gerek yurt içinde gerekse yurt dışındaki hizmetlerimize yönelik aziz milletimizin maddi ve manevi desteğinin her geçen gün daha da arttığını müşahede etmekteyiz. Altını çizerek ifade etmeliyim ki Diyanet İşleri Başkanlığı devletimiz, milletimiz ve tüm İslam âlemi için kıymetli bir imkândır. Bugün birçok ülkede, özellikle de İslam coğrafyasında din üzerinden yaşanan kavga ve kargaşanın ülkemizde yaşanmamasında, teşkilatımızın varlığı ve mensuplarının azimli, kararlı ve bilinçli bir şekilde yaptığı çalışmaların etkisi ve önemi büyüktür. Ne var ki görsel, yazılı ve sosyal medya organlarında zaman zaman Başkanlığımızla ilgili asılsız, iftira dolu, art niyetli olduğu aşikar haberlere ve paylaşımlara da şahit oluyoruz. Bu milletin değerlerine yabancı çevrelerce üretilen yanlış bilgi ve mesnetsiz yorumlar üzerinden bir algı yönetimi ve itibar suikastı yapılmaya çalışıldığını da görüyoruz.”

Bu gibi durumların, Diyanet İşleri Başkanlığını yapacağı hizmetlerden asla alıkoyamayacağını belirten Başkan Erbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü biz hizmetlerimizi imanî bir mükellefiyetle yapıyoruz. Anayasal bir görev olarak yapıyoruz. İnsanî bir sorumluluk duygusuyla yapıyoruz. Elbette kurum olarak yapıcı, yararlı ve ufuk açıcı eleştirileri kimden gelirse gelsin her zaman önemsiyor ve dikkate alıyoruz. Ancak milletimizin dinî ve sosyal hayatına, insanlığın huzur ve geleceğine hizmet eden teşkilatımızın mesnetsiz ithamlarla yıpratılmaya çalışılması, asla kabul edilebilir bir tutum değildir. Dinî değerlerin ve dine ait hükümlerin, tahlile ve teyide muhtaç bilgilerle gelişigüzel tartışmalara konu edilmesi, hiç kimseye fayda sağlamayacaktır. Bilakis bu hususta sorumsuzca ve fütursuzca yapılan açıklamalar, nesillerimizin bilincinde onulmaz yaralara, telafisi mümkün olmayan toplumsal sorunlara yol açacaktır. Dolayısıyla dini argüman ve söylemlerle kendisini hakikatin merkezinde gibi gösteren fakat usul, esas ve hakikatten yoksun bir şekilde kaynağı belirsiz bilgiler paylaşarak zihinleri bulandıran tavırların, Müslüman bilinci ve ciddiyetiyle asla bağdaşmadığını vurgulamak istiyorum.”

“Din hakkında konuşup yazan herkese önemli sorumluluklar düşmektedir”

Yazılı, görsel ve sosyal medya aracılığıyla kamuoyuna hitap edenlerin hakikate, sahih bilgiye bağlı kalmak zorunda olduğunu dile getiren Erbaş, “Söz söyleyen herkesin hakka ve hakikate karşı sorumluluğu vardır. Hakikate karşı vefasızlık, hastalıklı bir kalbin ve aklın sonucudur. Nefsine, ihtiraslarına, ön yargılarına teslim olarak hakka, hakkaniyete karşı vefasızlık yapmak, kişinin, vicdanına, kalbine, çevresine, toplumuna ve insanlığa karşı en büyük kötülüktür.” değerlendirmesinde bulundu.

İslam’ın bütün insanlığın huzur ve selametini isteyen ve müntesiplerini bu uğurda çalışmaya sevk eden bir inanç, düşünce ve hayat nizamı olduğunu vurgulayan Başkan Erbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kuşkusuz bu nizamın merkezinde de medeniyetimizin beşiği olan camiler yer almaktadır. Esasen insanlığın tarihi cami ile başlamaktadır. Zira Yüce Rabbimiz Al-i İmran suresinin 96. ayetinde insanlar için kurulan ilk evin âlemlere hidayet ve bereket kaynağı olan Mekke’deki ev yani Kâbe olduğunu bizlere haber vermiştir. Hiç şüphesiz başta Kâbe olmak üzere onun birer şubesi konumunda olan cami ve mescitler, hem İslam toplumlarının kimliği, hem de İslamî düşüncenin, hayatın ve medeniyetin merkezi olmuşlardır.

“Camiler edep, ahlak, ilim ve irfanın aşılandığı yaygın eğitim merkezleridir”

Sevgi, saygı ve kardeşlik ekseninde ibadetin yapıldığı muhabbet membalarıdır. Hüzünlerin ve sevinçlerin paylaşıldığı; toplumsal dayanışma, yardımlaşma, kaynaşma ve huzurun yaşandığı sekînet limanlarıdır camilerimiz, mescitlerimiz. Büyükle küçüğün, yönetenle yönetilenin, zenginle fakirin, köylüyle şehirlinin aynı safta buluştuğu vahdet mekânlarıdır.

“İslam’ın evrensel değerleri, hayatın farklı kademelerine camiden yayılmıştır”

Tarihi gerçekler ışığında bir değerlendirme yapıldığında açıkça görülecektir ki Müminlerin zihin ve gönül dünyalarını inşa eden değerler, hep camiden neşet etmiştir. İslam’ın evrensel değerleri, hayatın farklı kademelerine hep camiden yayılmıştır. Müminlerin yaratıcıyla, kendileriyle, çevreyle ve toplumla ilişkileri, caminin temsil ettiği değerlerle istikamet bulmuştur.

Nitekim tevhit ve iyilik mücadelesinin merkezine Mescid-i Nebi’yi koyan Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz (s.a.s), İslam’ın hayat veren bütün değer ve ilkelerini buradan insanlığa ulaştırmıştır. İşte bu değerlerden biri de haftamızın teması olarak belirlediğimiz “vefa”dır.

İslam ahlakının temel esaslarından biri olan vefa, her şeyden evvel müminin Rabbi ile yaptığı ahde bağlılığın ifadesidir. Vefa, Yaratanı’nı tanımak, O’nun verdiği nimetlerin kıymetini bilmek, şükretmek ve kulluk görevlerini yapmaktır.

Kur’an-ı Kerim’deki temel ahlaki kavramlardan olan “vefa”, söz ve söylemden ziyade eylem ve uygulama ile ortaya konması gereken erdemli bir tutumu ifade etmektedir.

Cenab-ı Hakk, Kur’an-ı Kerim’de, kendisine kulluktan anne babaya saygıya, sözünde durmaktan nimetin kadrini bilmeye, antlaşmalara riayet etmekten yetim malını koruyup gözetmeye kadar birçok konuda vefa hatırlatması yapmaktadır. Tevhit yolundaki mücadelelerini anlattığı ve bizlere örnek gösterdiği tüm nebilerin en belirgin vasıflarından birinin vefa olduğunu bildirmektedir.

Kur’an-ı Kerim, bizlere bir taraftan Allah’a ve onun kullarına karşı nasıl vefalı olmamız gerektiğini öğretirken diğer taraftan da vefasızlık örneklerini göstererek bizleri uyarmaktadır. Bu doğrultuda Allah’a verdikleri ahde sadık kalanlara büyük mükâfatlar vaad etmektedir. Ahdini yerine getirmeyenleri ise bozguncu olarak nitelendirmekte ve onların ahirette hiçbir nasip alamayacaklarını haber vermektedir.

Ne yazık ki ilgi ve algıların günbegün değiştiği günümüzde manevî değerler ötelenerek maddî hazlar ön plana çıkarılmaktadır. Kişisel arzu ve istekleri hayatın odağına yerleştiren bu tür yaklaşımlar, vefaya dair samimiyet, sadakat, sözünde durma, güven, fedakârlık, yardımlaşma ve dayanışma gibi kavramların içinin boşaltılmasına zemin hazırlamaktadır.”

Günümüzde Müslümanların, vefa bilincinin diri tutulması için her zamankinden daha fazla gayret göstermek zorunda olduğunun altını çizen Başkan Erbaş, “Bu da geçmişte olduğu gibi günümüzde de öncelikle Ma’bud’a ve mabede vefa ile mümkün olacaktır. Camilerimizi başta vefa olmak üzere İslam ahlakının evrensel değerlerinin hayata taşındığı mekânlara dönüştürmekle gerçeklik kazanacaktır.” dedi.

“Mabede vefanın bir gereği olarak Diyanet İşleri Başkanlığımız, irşat ve rehberlik hizmetlerini cami merkezli sürdürmeye devam edecektir”

Mekanların ruhunun ancak taşıdığı değerlere gösterilen ilgiyle canlılık kazanacağını dile getiren Erbaş, şöyle devam etti:

“Mabede vefanın bir gereği olarak Diyanet İşleri Başkanlığımız, irşat ve rehberlik hizmetlerini cami merkezli sürdürmeye devam edecektir. Bu sebeple camilerimizin günümüz insanının ihtiyaçlarına cevap verebilecek fonksiyona sahip olması için büyük bir gayret sarf etmekteyiz. 7’den 70’e bütün Müslümanların camilerimizde rahat ve huzur içerisinde ibadetlerini yapabilmelerini, sosyal ve kültürel faaliyetlerini buralarda rahatlıkla gerçekleştirebilmelerini arzu ediyoruz. Bu isteğimizin tam anlamıyla yerine gelmesi için çocukluk çağından itibaren herkesin cami ile irtibatını ve bu irtibatın devamını sağlamak, nesillerimizi caminin taşıdığı değerlerle buluşturmak için yoğun çalışmalar yapıyoruz.

Cami müştemilatında yapılan gençlik merkezlerini, 4-6 yaş Kur’an kurslarını, sosyal aktivite alanlarını ve bu çerçevede ifa edilen Kur’an, Hadis, Fıkıh, Tefsir, ilmihal vb. alanlardaki cami derslerini bu kapsamda değerlendirebiliriz. Fiziksel ve işlevsel olarak camilerimizin daha iyi bir noktaya getirilmesi için gereken çalışmaları hassasiyetle sürdürmekteyiz.

“İslam’ın değerleri, ancak onu temsil edenlerinin yaşantısında tebarüz ettiğinde teveccüh bulur”

Bu noktada din görevlilerimize çok önemli görevler düştüğünü özellikle ifade etmeliyim. Zira İslam’ın değerleri, ancak onu temsil edenlerinin yaşantısında tebarüz ettiğinde teveccüh bulur. Din hizmeti, ancak din görevlisinin şahsında ve rehberliğinde şekillenerek istenilen hedeflere ulaşır.

Din görevlisi, görev mahallinde, camiye gelen ya da gelmeyen herkesin hocasıdır. Dolayısıyla o, hiç kimseye karşı ön yargılı davranamaz, söz ve davranışlarında kırıcı ve yıkıcı olamaz. Gördüğü yanlışları uygun bir metot ve yapıcı bir üslupla düzeltmeye çalışır.

Din görevlisi, çevresindeki herkesle ünsiyet kuran ve kendisiyle de ünsiyet kurulabilen kimsedir. İnsanlarla ilişkilerinde dinin ve dini değerlerin izzetini korur. İtidali hiçbir zaman elden bırakmaz. Her zaman ve her yerde inancının kendisine kazandırdığı olgunluk ve vakarı din görevlilerimiz muhafaza eder.

Hocalarımız, kendisini itibarsızlaştıran ve din hizmetlerini aksatan üç büyük hatadan mutlaka uzak durmalıdır. Bunlardan birincisi söylem ve eylemlerinde tutarsızlık; ikincisi, temel dini ilimlerde yetersizlik; üçüncüsü ise toplumsal sorunlara karşı duyarsızlıktır.

Malumunuzdur ki topluma din hizmeti sunan kimseler, medeniyetimizde “hademe-i hayrat” yani “iyiliklerin hizmetkârları” olarak isimlendirilmektedir. Hademe-i hayrat olmaya gönül vererek ümmetin ve insanlığın geleceğine rehberliği gaye edinmek, her şeyden önce sağlam bir usul, sahih bir bilgi ve temiz bir üslup sahibi olmayı; çağın ihtiyaç ve beklentilerini hesaba katarak hizmet üretmeyi gerekli kılmaktadır.

Sizler öyle önemli bir görevi ifa ediyorsunuz ki bu hizmet sayesinde dünyanız ve ahiretiniz inşallah mamur olacaktır.”

“İslam’a ve milletimize hizmet etme görevinin üstünde daha ulvi bir görev yoktur”

Bilmeliyiz ki dinimiz İslam’a ve milletimize hizmet etme görevinin üstünde daha ulvi bir görev yoktur. Bu görev bizi canlı ve dinamik tutmalı ve hayatımıza anlam katmalıdır.

Bu görev heyecansız olmaz. Mihrap, minber ve kürsü hizmetleri acziyet göstermeyi, ihmal etmeyi ve ötelemeyi kabul etmez. Sürekli yenilenmeyi, umudu diri tutmayı, fedakârlığı ve çalışmayı gerektirir.  Bu yüzden öncelikle görev yerlerimizdeki muhataplarımızın özelliklerini iyi tanımak durumundayız. Zira muhatap tanınmadan üretilen hizmetler, hiçbir zaman verimli, etkili ve yeterli olmayacaktır.

Milletimizin ve insanlığın derdi ve sıkıntısı bizim derdimiz ve sıkıntımız olmalıdır. Çevremizde din ve dini değerlerden uzak kalan kimselere ulaşmak, onların hakikatle buluşmasına vesile olmak bizim en temel görevimiz olmalıdır. Nebevi bir yöntem takip ederek toplumun tüm kesimleriyle iletişim içerisinde olmak, inancımıza, vazifemize ve milletimize vefamızın bir gereğidir.

Bu sebeple samimi ve içten davranışlarımızla vefayı temsil etme önceliği, hademe-i hayrât yani iyilikler için hizmet edenler olarak bizlere düşmektedir. Kendisine düşmanlık yapanlara bile vefada kusur etmeyen rehberimiz, önderimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı ve onun hayatında sergilediği vefa örneklerini halkımızın gündemine taşımak mecburiyetindeyiz.

Eğer görev yaptığımız yerde, yalnızlık ve çaresizlik gibi sebeplerle zararlı alışkanlıklara düçar olan bir kardeşimiz varsa bizim kalbimiz sızlamalı.

Değerleriyle buluşamadığı için istismarcı yapılara kapılan bir kardeşimiz olursa vebali bizi kuşatmalı.

Yaratıcısından, peygamberimizden, medeniyetin habersiz bir kardeşimiz varsa, ahirette, fayda vermeyen bir pişmanlık bizi saracaktır.

İşimiz vaktimizden daha çoktur. Âlemlerin rabbi olan Allah, samimiyetle çalışan kullarını asla yalnız, yardımsız ve çaresiz bırakmayacaktır. Ben her bir hocamızın bu inançla ve heyecanla milletimize hizmet ettiğine inanıyorum.

Bu bağlamda büyük bir şükran duygusuyla ifade etmek isterim ki son zamanlarda ülkemizde yaşanan doğal afetlerde ve pandemi sürecinde on binlerce görevlimizin milletimize hizmet noktasında ön sıralarda yer alması, bizleri ve milletimizi fevkalâde memnun etmiştir. İnancına ve milletine duyduğu vefanın bir gereği olarak üzerine düşen vazifeleri gece gündüz demeden ve bıkkınlık göstermeden yerine getiren bütün mesai arkadaşlarımı huzurlarınızda bir kez daha tebrik ediyorum. Allah tüm meslektaşlarımdan razı olsun.”

Salgın döneminde tedbir amaçlı camilerin bir müddet cemaatle namaza ve cuma namazına kapalı kaldığını anımsatan Başkan Erbaş, “Görevlilerimiz cemaatine uzak kaldı. Neredeyse 3 aya yakın büyük bir özlem içerisinde görevlilerimiz cemaatini, cemaatimiz görevlilerini özledi. Bir boşluk oluştu. Bunun içinden camilerimizin cemaatinin artırılması, her caminin tıpkı Suffe gibi okul haline getirilmesi büyük önem arz etmektedir. Biz camilerimizi sadece namaz kılmak için kullanmıyoruz. Her bir camimizi bir mektep, bir Suffe, bir okul olarak kabul ediyoruz. Camimizin cemaatini yediden yetmişe çocuklarımızla, gençlerimizle, kadınlarımızla yaşlı, genç tüm milletimizin mensuplarıyla yeniden şenlendirelim.” çağrısında bulundu.

Gençlik çalışmalarına da değinen Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, sözlerini şu tavsiyelerle tamamladı:

“Gençlik çalışmalarımızı artıralım. ‘Gençliğe Değer’ projemizi müftülüklerimiz vasıtasıyla sizlere ulaştırdık. 10 gençle başladık, sayıyı artıralım. Haftada bir iki kere buluşalım, birisi yüz yüze olursa diğeri telefonla olsun ama mutlaka gençlerimizle irtibatımızı devam ettirelim. Hallerini hatırlarını soralım. Kitap verelim onlara. Dini sorular sormalarını temin edip, cevaplarını verelim. Onların rehberi olalım.

4-6 yaş sınıflarımızı artıralım. Çünkü bu yaştaki çocukların temel dini bilgilerini öğrenmeleri gerekiyor. Ülkemizin tüm valilerine ve kaymakamlarına teşekkür ediyorum. Müftülüklerimizin taleplerini karşılayarak 46 yaş sınıflarımızın sayısını artırıyorlar. İlahiyat fakültesi mezunu Kur’an kursu hocalarımızın anne şefkatiyle çocuklarımıza sevgiyi, saygıyı, vatan sevgisini, bayrak sevgisini, ezan sevgisini, temel dini bilgileri kendi akıllarının alabileceği şekilde öğretmeleri anlamına geliyor ki biz bunun için gayret ediyoruz.

Diyanet televizyonumuzun tanıtımı ve programlarının tanıtımı bizim için çok önemli. Şehirlerinizde, mahallenizde Diyanet TV’nin bir televizyondan daha fazlası olduğunu, bir okul olduğunu, bir mektep olduğunu insanlarımıza anlatalım.

Diyanet İşleri Başkanlığımızın dijital ve sosyal medya platformlarının titiz bir şekilde takip edilmesi çok önemli. Sayımız bir milyona ulaşıyor. Başkanlığımızın sosyal medya platformlarından paylaşılan bilgileri, vaazları daha çok insanla paylaşalım.

Milletimizi yanlış bilgi ve tasavvurlardan korumak amacıyla, Başkanlığımıza yönelik yalan ve iftira içeren haberlere karşı açıklamalar yapıyoruz. Bu açıklamalarımızı geniş kitlelere duyurma konusunda çok daha duyarlı davranmamız gerekiyor.

Bu vesileyle, söz ve davranışlarıyla camilerimizde halkımızın dini hayatına rehberlik eden imam-hatiplerimizin, tekbir ve şehadet nidalarını ülkemiz semalarında yükselten müezzinlerimizin, Allah’ın kitabını severek öğreten ve sahih bilgilerle zihinleri aydınlatan Kur’an kursu öğreticilerimizin, hakkın ve hakikatin sesini kürsülerden duyuran vaizlerimizin, her türlü hizmette personelimize rehberlik ve mihmandarlık yapan müftülerimizin, eğitim görevlilerimizin özetle teşkilatımızın tüm mensuplarının hizmetlisinden yöneticisine her unvan ve kadrodaki kardeşlerimizin, teşkilatımıza gönül vermiş tüm fedakâr mensuplarımızın Camiler ve Din görevlileri Haftası’nı tebrik ediyorum.”

Kaynak: Diyanet Haber
banner242
Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Sitemizde en çok hangi haberler ilginizi çekiyor?