banner186

Uzmanına Sorduk

Bugün dünyadaki istatistiki verilerle kıyas edildiğinde evlilik kurumunun İslam coğrafyasında hâlâ ayakta olduğunu görüyoruz. Sizce inanç ve aile arasında nasıl bir ilişki var?

Aile Dergisi 16.10.2019, 10:00
Uzmanına Sorduk
© Diyanet Haber
banner197

Uzmanına Sorduk

Dr. İlhami Fındıkçı

Toprakta yetişen tohum misali insan da aile çatısı altında yetişir. Öyle ki aile, dünyadaki yolculuğumuzun ilk kilometre taşıdır. Merhametin, muhabbetin, iletişim ve etkileşimin filizlendiği yerdir aile.  Burada atılan temeller ve bu temeller üzerinde yükselen değerler, birey ve toplumun kişiliğini oluşturur. Aileyi korumanın ilk ve temel şartı, aile bireylerinin benzer bir duygu durumunu yakalamasıdır. Benzer diyoruz zira her biri ayrı bir kişilik olan aile üyelerinin aynı duygu potansiyeline sahip olmasını beklemiyoruz. Bunun oluşmasında inanama duygusunun etkin bir rolü vardır. Dünyanın neresinde olursa olsun kutsal değerler, insanı sadece kendini düşünmekten alıkoyar ve başkalarının da varlığını kabul etmesini sağlar. Öteki ile yaşama olgunluğunun kazanılmasında aşkın bir değere inanmanın, Yaratıcı gücün varlığı ile hemdem olmanın belirleyici etkisi söz konusudur. İslam coğrafyasında aile kurumunun hâlâ güçlü olmasının altında bu güç yatar.

Günümüzün en önemli sorunlarından biri insanların durup kendilerine, kendi iç seslerine, ruhsal ihtiyaçlarına zaman ayırmamaları. Bu durumda modern insan için ibadetin önemi daha da artıyor doğal olarak. İbadet ve modern birey arasındaki ilişki hakkında neler söylemek istersiniz?

Modern insanın kaybettiği temel değer en başta kendisinden uzaklaşmasıdır. Dolayısıyla bugünün insanının en büyük çıkmazı; kendisiyle barışının bozulmasıdır ve kendisini aslında kaybetmesidir. Kendisine zaman ayırdığı yanılgısıyla benliği öne çıkan, yemeğe-içmeye, gezmeye kısacası haz odaklı olmaya yönlendirilen modern insan, tam anlamıyla bir insani krizin içine itilmiştir. Evet, insan olmayı sürdürmede düştüğümüz bu zaaf, aslında bir insani krizdir. Bu öyle bir sarmaldır ki insanın insana saygısı, sevgisi, bakışı, anlayışı, merhameti azalmış ve insandan insana yollar kapanma noktasına gelmiştir. Modern insan, hayatın merkezindeki Yaratıcı güçten uzaklaştığı, ibadet ve onun getirdiği düzlemden koptuğu için huzursuz. İbadet eylemleriyle ruhun da doyuma kavuşması şarttır, ihtiyaçtır. Sadece bedene ve maddi hazlara odaklanan, odaklanması istenen modern insanın temel ruh değerlerini yeniden canlandırması elzemdir.  Sadece gördüklerine inanan, onlara sahip çıkma mücadelesine giren günümüz insanı, gördüklerinin ötesindeki dünyaya, duyarsızlaştı. Oysa insan, gerçek ve gerçek ötesini, ontolojik bir bütünlük içinde algılarsa hayatının anlamını kavrayabilir, kendi hakikatine doğru yol alabilir. Bu seyri sülük yolculuğunun başlangıcı olan kendini bilme arayışından uzaklaşıyoruz maalesef.

Aile fertlerinin birlikte yaptığı ibadetlerin, bireyler ve özellikle çocuklar üzerinde nasıl bir etkisi vardır?

Çocukların eğitim ve öğrenme sürecinde temel esas yaşayarak öğrenmeleridir. Çocuklar ve gençler üzerinde anlatılandan çok yapılan eylem etkili olur ve davranış modelleri bu şekilde içselleştirilir. Bugün dünyadaki eğitim sistemlerinde de yaşayarak öğrenme, yaşam boyu öğrenme modelleri hızla öne çıkmaktadır. Dolayısıyla temel insani değerlerin eridiği haz ve hız çağında çocuk ve gençlerin yuva sıcaklığında anne baba ve diğer aile üyeleriyle birlikte olmaları, Yaratıcı güce birlikte yönelmeleri çok önemli bir ruhsal kazanımdır. Ailede hep birlikte ibadet etmek bireyi ve aileyi çağın hastalığı olan yüksek stres ve depresyona girmekten korur. Birlikte ibadet, ruhları perdeleyen gelişigüzel yaşamdan, hayatın her anına nüfuz eden sanal medyadan kurtulmamızı, bireyselleşmeden sıyrılarak birlikte olmamızı, bir olmamızı ve “Bir” yolunda ilerlerken ikiliklerden kurtulmamızı sağlar.

Bildiğiniz üzere camiler dinî fonksiyonlarının yanı sıra Müslüman bilincinin önemli sosyal kodlarından birini teşkil eder. Aile fertlerinin topluca camiyle kuracağı ilişkinin bireysel ve toplumsal kazanımları üzerine neler söylenebilir?

Cami, insanlarla cem olma, paylaşma, eğitim görme, birlikte öğrenme yeridir. Cami, kişisel gelişime süreklilik kazandırdığımız yerdir. Modern insanın temel sorunu da paylaşmama, birlikte olamama, birbirine tahammül edememe sorunu değil midir? İşte tam da bu noktada belirli bir sistematikle cami ziyaretleri, ailenin birliği, ortak bir paydada buluşması, bütün olması, gelişmesi, aralarındaki iletişimin devamlılığı bakımından önemlidir. Aile; birlikte camiye giderek, aynı kıbleye yönelerek, aynı mihraba baş koyarak günümüz ailesinin yitirmeye başladığı güven duygusunu yeşertecektir. İnsan ötelere göz kırpacak, yeryüzünde yalnız olmadığını haykıracak, Allah’la beraber olmanın tadına varacaktır. İşte bu, gerçek bir yaşama sevincidir. Hayatın anlam kazandığı ve kişinin kendi hakikatine doğru yol aldığı gerçek mutluluktur bu. Zira günümüzün modern olma derdindeki insanı, sanal hazların dünyasının kurbanı olmaktan gerçek mutluluğa erişemiyor durumdadır.

Çocuklarımıza Namaz ve Cami Alışkanlıkları  Kazandırmak İçin:

İnsanın temel ihtiyacı olan dinî duygu ve inanma ihtiyacının da gelişim dönemlerinin seyrine uygun olarak gelişmesi gerekli ve önemlidir. Maalesef bazı aileler çocuğun her türlü gelişimi ve ihtiyacını en küçük ayrıntılarına kadar izler ama dinî duygunun gelişimine kapalı durur. Hatta kimi zaman yok sayar. Bu durumda çocuk, çevreden edindikleriyle inanmaya çalışır. Seyrettikleriyle Yaratıcı gücü anlamaya çalışır. Seyrettiklerinin de neler olduğu, bireyi nereye yönlendirdiği, yönlendireceği bellidir.

Dolayısıyla ailenin kutsal mekân olan camii ile çocuğu buluşturması, çocuktaki inanma potansiyelini açığa çıkarması açısından mühimdir. Annenin ve babanın bunu ciddi bir iş edinmesi önemlidir. Unutulmamalıdır ki dinî uygulamaların kimi çocuğun kendisini tanıması, varlık anlamındaki rolü için hazırlanmasını sağlar. Namaz, oruç gibi tamamen kişinin gelişimi ve kendisiyle buluşması için var olan ibadetler çocuğun kişilik gelişiminde, olgunlaşmasında ve ahlak bilincinin yerleşmesinde belirleyici bir rol oynar.

Büyük kutsal mekânların içinde kendini aciz bir birey olarak gören insanın, kendine söz geçirmesi, benliğin esaretinde kalmaması, davranışlarını kontrol etmesi çok daha kolay olacaktır.

Tüm bu süreç şefkati ve sağduyulu bir yaklaşımı gerektirir.  Anne babanın koyu otorite ile hareket etmemesi, yaptırım uygulamaması, cezaya başvurmaması önemlidir. Anne baba dinî duygunun bilinçli şekilde kazanılması sürecine rehberlik etmelidir. Farklı bir kişiliği olan çocuğu kendilerine benzetmek yerine onun kendi yolculuğunda ilerlemesi için yardımcı olmalıdır.

Kaynak: Diyanet Haber
Yorumlar (0)