banner103

Hazan Güncesi

Sevgili günlük, sana ne kadar zor yazıyorum. İçimi dökmem, ruhumun mahremiyetiyle sana seslenmem ne kadar zor. Geçenlerde yaşı ilerlemiş bir yazarımız Adalet Ağaoğlu, eli kalem tutanların günlük tutmalarından bahsediyordu. “Yazarların hayata, yaşanılana, olaylara karşı farklı bir bakış açısı olabilir o nedenle mutlaka günlük tutmalılar” diyordu. Doğrusu çok haklı. Yaşadığımız dönem bizim için savaşların, yıkımların, büyük acıların yaşandığı bir çağ. Tüm yaşadıklarımızı ibretle, hayretle ve ders çıkararak bizden sonra gelecek olan nesillere bir şekilde aktarmamız gerekiyor.

Aile Dergisi 29.11.2019, 10:00
Hazan Güncesi
© Diyanet Haber
banner197

Selvigül Kandoğmuş Şahin

Schopenhauer, Okumak Yazmak ve Yaşamak Üzerine adlı kitabında okumanın rotasını çizmeye çalışır ve şöyle der: “Ahmaklar için yazanlar her zaman karşılarında geniş bir dinleyici kitlesi bulurlar; okuma zamanınızı sınırlamaya dikkat edin ve okumak için ayırdığınız zamanı da münhasıran bütün zamanların ve ülkelerin büyük kafalarının eserlerine tahsis edin, onlar insanlığın geri kalanını yukarıdan seyrederler, şöhretleri onları zaten bu hüviyetleriyle tanıtır. Okunması halinde sadece bunlar gerçekten bir şeyler öğretir ve insanı eğitir.”

Sevgili günlük, ben de yazdıklarımızın bizi bağladığını ve geleceğe gönderilmiş anlamlı mektuplar olduklarını düşünmekteyim. Sonbaharın tabiata naif, sarı dokunuşunu, hüznünü aktarmaya çalışırken yazmaktan, okumaktan bahsediyorum. Has yazarlar, geleceğe eserleri kalacak olan yazarlar iyi okurlardır, has okurlardır aynı zamanda. O nedenle yazdıklarımıza ve okuduklarımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Neyi, niçin, neden yazdığımız önemlidir. Belki de o nedenle günlük yazma noktasında hep geri duruyorum ve sana ara ara yazıyorum.

Nihayetinde sonbahar hüzün mevsimidir, hazandır. Ve gitmeyi, vedayı, sararıp solmayı, ebedî âleme göçü hatırlatır. Ben nedense böyle hatırlayışlarla derin ürpertiler yaşıyorum. Tabiata, doğaya, ağaçlara, sürü sürü göçmen kuşlara bu nazarla bakıyorum sevgili günlük. Tabiata bir sekînet iniyor sanki böyle zamanlarda ey günlük… Usul usul yağan eylül yağmurları, sonbaharın sararmış gazellerini ıslatırken de bazen gözlerden yaşlar akabiliyor. Sebepsiz yere hüzünleniyorsunuz. Birden sonbaharın o anlamlandıramadığınız yalnızlığıyla, garip, derin suskunluklarla ve dahi yüreğinizi savuran rüzgârlarla akşam alacalarına doğru ıslanmış gözlerle bakarken buluyorsunuz kendinizi…

Bir gurup vakti ey günlük durgun, dingin denizi yara yara geçen bir vapurda isen bunu daha bir derinden yaşıyorsun. Akşam oluyor, gün batıyor, tül tül iniyor kızıl ışıklar İstanbul’un kalem kalem minarelerine, eşsiz siluetinin üzerine. Birazdan gün batacak, biliyorsun. Yakamozlar ışıl ışıl renk renk akıyor denize… Sen büyülenmiş bir zamana akıtıyorsun gözyaşlarınla dualarını. İşte bir martı sürüsü uzaklarda çırpınıyor, İstanbul kızıl ışıklarla yıkanırken akşam oluyor ve gün batıyor.

Sonbahar her daim tabiatın sararan yüzüyle, ağaçların çıplak dallarının yalnızlığıyla, hazanı kuşanmış kızıl yaprakların ayaklarımıza dolanmasıyla bize sonsuz yolculuğu, fâni olduğumuzu hatırlatıyor. Hele de bu mevsimlerde kayıplarımız varsa daha bir gamlanıp, karamsar demeyelim de derin bir yalnızlığın ikliminde duygusal zamanlara doğru yolcu oluyoruz. Sebepsiz yere gözlerimiz doluyor, bazen derin derin iç çekerek gurup vakitlerinde dalıp dalıp gidiyoruz..

Sevgili günlük, neden sonra, beni hüznün umutlu yalnızlığında tefekküre sevkeden böyle bir mevsimi yaşadığım için şükrediyorum Rabbime. Diyorum ki Rabbim şükürler olsun sana ki; yaşadığım coğrafyada büyüleyen hâlleri ile mevsimleri yaşatıyorsun bana. İlkbaharın coşkun diriliş yüklü güzelliğini, yazın rengârenk çiçeklerle bezenmiş bir tabiatla buluşmasını, kışın beyaz örtüsünün altındaki sımsıcak hikâyeler bezeli uzun gecelerini, sonbaharın telaşlı buluşmalara benzer coşkunlukta tatlı huzurunu yaşatıyorsun… Sonra dirilişi, fani olmanın anlamlı endişesini, tüm bu mevsimlerle dönüp duran dünya içinde kul olarak korku ve ümit arasında çarpıp duran kalbimle hissettiğim için, Rabbime dualar ediyorum ey günlük.

Değil mi ki dirilmek için ölmek gerekir. İşte şimdi bir sonbahar türküsü ile dalgalanan ağaçlar, dökülen yapraklar, sararan otlar bana bunu muştular gibi. Biliyorum ey günlük ilkbaharın o aydınlık güneşi taşa, toprağa, ağaca, çiçeğe, börtü böceğe değdiğinde bir düğün sevinci gibi diriliş yürüyecek tüm yaşam yüklü damarlara. İşte o zaman yeniden dirilişin bütün görkemi, hüznümüzü tatlı bir sevince taşırken kulluk bilinci ile yeniden diriliş gününe doğru yürüdüğümüzün şuurlu saatlerini coşkun yaşam sevincimizle hissedeceğiz. Değil mi ki ey günlük, tohumları çatlatan Rabbimdir. Ve buyuruyor Rabbimiz yüce kitabında:

“Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor; yeryüzünü ölümünün ardından O canlandırıyor. İşte siz de (kabirlerinizden) böyle çıkarılacaksınız.”

Her şeyin geçici olduğunu, fani bir dünyada yaşadığımızı hissettiğimiz bu sonbahar aylarında Rabbim bizleri hayırlarla kuşatsın. Eylül hüznü çağrıştırır ama muhteşem dirilişlere gebedir. O nedenle edebiyatçılara ilham olur. Şairler eylülden esinlenmiş şiirler demler zamana. Yahya Kemal’in “Hazan Bahçeleri” şiirini de bu gün sana hediye olarak bırakıyorum ey günlük...

Kaynak: Diyanet Haber
Yorumlar (0)