banner188

Evlada Kıymetli Bağış

“Hiçbir baba, evladına güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.” (Ahmed b. Hanbel, IV, 77)

Aile Dergisi 22.06.2019, 08:00
Evlada Kıymetli Bağış
© Diyanet Haber
banner197

Dr. Şule Yüksel Uysal

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Anne babanın duası, Rablerinin “ol” sözüyle hayat bulunca (Bakara, 2/ 117) aile yuvasına yeni bir birey katılır. Diğer yavrulardan farklı olan bu küçücük insanın yalnızca dünyanın şartlarına ayak uydurabilmesi yeterli değildir. İnsanın bu dünyanın gereklerine göre yaşamasının ve biyolojik ihtiyaçlarını karşılamasının ötesinde sonsuzluğa bakan aşkın bir yönü vardır. Her yenidoğan, Allah’ın omuzlarına yüklediği halifelik görevini (Bakara, 2/30) üstlenmeye adaydır. İşte bu sebeple anne ve babayı uzun, yorucu ancak bir o kadar da bereketli bir yolculuk beklemektedir.

Çocuğu “insan”a dönüştürme yolculuğu. Yerin, göğün ve dağların reddettiği emaneti yüklenen insanoğlu (Ahzâb, 33/72) dünyada başıboş bırakılmadığının (Kıyâmet, 75/36) bilincinde olarak canından can, kanından kan taşıyan bu yeni emanete sahip çıkacaktır. Çünkü çocuk, yalnızca aileye yeni sorumluluklar getiren bir yük değil aynı zamanda dünya hayatının süsü (Kehf, 18/46) ve kıymetlisidir. Anne babanın dünyasını güzelleştiren çocuk, aynı zamanda onların ahiretini güzelleştirmek için de bir vesiledir. Kendilerine emanet edilen bu küçücük yavruyu fıtratına uygun (Buhârî, Cenâiz, 92) bir biçimde, ilk insandan itibaren kabul görmüş değerler çerçevesinde donatıp zenginleştirmek ailenin en temel görevidir. Bu görevin başarıyla ifa edilmesi, bir taraftan çocuk için sonsuz hayatında kurtuluş olurken diğer taraftan ahirette anne ve babanın ulaşacağı yüksek makamlar anlamına gelmektedir (İbn Mâce, Edeb, 1).

Kur’an-ı Kerim’de inananlar için en önemli görevlerden biri iyiliği yaymak ve kötülüğü engellemeye çalışmak olarak belirlenmiş (Âl-i İmrân, 3/104) ve bu görevin ihlalinden dolayı geçmiş ümmetlerin cezalandırıldıkları bildirilmiştir (Mâide, 5/78-79). Yüce Yaratıcı iyiliği teşvik edip kötülükten sakındırma görevine aileden başlanmasını istemiş ve “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm, 66/6) hitabı ile her bir çocuğun sorumluluğunu öncelikli olarak ailesine yüklemiştir. Çünkü Allah’ın, kullarını başıboş bırakmayıp vahiyle desteklemesi ve doğru yola iletmesi gibi anne baba da biricik evlatlarını bu dünyada başıboş bırakmaya kıyamayacak, en kıymetli değerlerle yavrularını donatacak, iyiliği emredip kötülükten sakındıracaktır. Çocuğun dinî ve millî değerlerle yoğrulup güzel ahlaklı bir birey hâline gelmesinde her bir aile hemen yanı başında Allah’ı bulacaktır.

Çünkü O, her yavruyu iyiye, doğruya ve güzele meyilli olacak şekilde tertemiz bir yaratılışla yaratmıştır (Buhârî, Cenâiz, 92). Ancak bunun yanında çocuğun içindeki iyilik özünü ortaya çıkarmak, onu yüce değerlere taşımak ise “Hepiniz idareniz altındakilerden sorumlusunuz.” ilkesi gereğince (Buhârî, İstikrâz, 20) anne ve babanın ortak görevidir. Çünkü aile bir kuş gibidir. Nasıl ki kuş tek kanadıyla uçamazsa yalnızca anne veya sadece babanın çabalarıyla aile de mamur olamaz. Çocukların eğitimi ise yalnızca bir kanadın taşıyamayacağı kadar ağır bir sorumluluktur. Bu, ancak anne ve babanın el birliğiyle ve üstün çabasıyla üstesinden geleceği bir alandır. Bu iş birliğinin gerekliliği hatta zorunluluğuna rağmen gerek Yüce Kitabımız gerekse Sevgili Peygamberimiz bu önemli görev için bazen babaları bazen anneleri muhatap almış, her ikisini de bu zorlu göreve dâhil etmiştir. “Hani Lokmân oğluna öğüt vererek şöyle demişti: ‘Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.’”; “(Lokmân öğütlerine şöyle devam etti:) Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır. Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir. Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme!

Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez. Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhâlde eşeklerin sesidir!” (Lokmân, 31/13, 16-19). Hz. Lokmân’ın bu nasihatleri, tüm Müslüman ailelere gösterilen eşsiz bir babalık örneğidir. Aynı şekilde İbrahim (a.s.) ve Yakub (a.s.) peygamberlerin oğullarına nasihati (Bakara, 2/132) ile ölüm döşeğinde son nefesini vermek üzere iken Yakub’un (a.s.) yeniden oğullarından söz almak isteyişi (Bakara, 2/133) babaların evlatlarına verdiği önemin, gösterdiği özenin örnekleridir. Yakub (a.s.) ölümün eşiğinde evlatlarının telaşına düşmüşken, Nuh (a.s.) boğulmak üzere olan oğlunun hem hayatını hem de hayatından sonrasını kurtarma telaşıyla bir kez daha seslenmiştir: “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma!” diyerek (Hûd, 11/42). Hz. Muhammed (s.a.s.) de aynı yolda yürümüş, gerek kendi çocukları ve torunları için gerekse ümmetin çocukları için her daim babalık görevi üstlenmiştir. Çok sevdiği kızı Fatıma’yı sevip takdir ederken, yanında hizmet eden Enes’i (r.a.) yetiştirirken, torunları ve yanına getirilen her bir çocuğa hep baba şefkati göstermiş, her birinin hayatında hiç unutamayacağı izler bırakmıştır.

Bilinmelidir ki terbiye yalnızca öğretim değildir; dayatma, baskı ve şiddet hiç değildir. Çünkü çocuklar, dayatılanı kabullenmeye değil, yaşananı modellemeye; büyüklerin adımlarını takip edip onların yürüdüğü yolları yürümeye programlıdır. Yüce Peygamber’in (s.a.s.) kızı Fatıma’nın babasına en çok benzeyen kişi olması bu yüzdendir. Sevgiyle yoğrulmuş birlikteliğin, özenli baba örnekliğinin bereketli semeresidir Fatıma. Yalnız Fatıma değil, yanında yetişen Enes, evlatlığı Zeyd ve daha ümmetin onu görme şansına sahip diğer tüm çocukları. O hâlde çocuğa bırakılacak en değerli miras, ona verilecek en kıymetli hediye, mutlu olduğu kadar mutlu edebilen, almayı bildiği gibi vermeyi de bilen, dünya kadar ahireti de önceleyen, itidal, istikamet ve istikrar sahibi bir birey olmasına sunulacak katkı olmalıdır.

Kaynak: Diyanet Haber
Yorumlar (0)