Bilge Mimar Turgut Cansever

“Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz; ihmal ettiğiniz nesil, imar ettiğiniz şehri tahrip eder.”

Bilge Mimar Turgut Cansever

Hilal Koç Hancı

Bu cümle Osmanlı’nın son döneminde yetişen önemli isimlerle etkileşim hâlinde olmuş seçkin bir münevver, Batı’yı tarihiyle, felsefesiyle tahlil etmiş bir mimar,  teorik bilgiye vukufiyetinin yanı sıra ortaya koyduğu projeleriyle de tanınan, “Bilge Mimar” olarak maruf, merhum Turgut Cansever’e ait.

1921 yılında Antalya’da dünyaya gelir Turgut Cansever. İlköğrenimini Ankara ve Bursa’da ikmal eder. Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Mimarlık Bölümünü tamamlar. Babasıyla birlikte Muhammed Hamdi Yazır, Âsaf Hâlet Çelebi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Neyzen Emin Efendi, Ahmet Avni Konuk gibi devrin önemli isimlerinin sohbetlerine katılır. Çocukluk ve gençlik yıllarında içinde bulunduğu çevre onun fikir dünyasının şekillenmesinde önemli bir role sahiptir. Mehmet Cavit Baysun’dan tarih, Muvaffak Benderli’den divan edebiyatı okur. Ali Karsal’dan resim dersleri alır. Ressam ve neyzen olan Halil Dikmen’in de rahle-i tedrisinden geçen Cansever, sanatın birçok alanıyla ilgilenir. İstanbul’da resim sergisi açtığında yaşı henüz on altı-on yedidir.

Mimarlık eğitimini tamamladıktan sonra hocası Sedat Hakkı Eldem’in asistanlığını yapar. 1949’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Selçuk ve Osmanlı Mimarisinde Üslup Gelişmeleri: Türk Sütun Başlıkları adlı teziyle doktorasını tamamlar. Bu çalışma, sanat tarihi alanında yapılan ilk doktora çalışmasıdır ve Turgut Cansever de doktora yapan ilk mimardır. Modern Mimarlığın Temel Meseleleri adlı çalışmasıyla 1960 yılında doçent olur. Birçok projede imzası bulunan Cansever, belediyelerin, üniversitelerin ve çeşitli kurumların çalışmalarında önemli görevler üstlenir, danışmanlık yapar. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde iki yarıyıl diploma projesi yöneticiliği, İmar ve İskân Bakanlığı danışmanlığı, Marmara Bölgesi Planlama Teşkilatı Başkanlığı kendine tevdi edilen görevlerden sadece birkaçıdır.

Turgut Cansever’in çalışmalarına yön veren düstur “insanın dünyayı güzelleştirme vazifesi”dir. İnsan yaşadığı en küçük alan olan evinden, en büyüğü olan yeryüzünün tamamına karşı sorumlu bir varlıktır. Bu sorumluluk, yaşadığı dünyayı mikrodan makroya geniş çapta imar ve ihya etmektir. Allah, insanı yeryüzünde kendi varlığına delil olarak bir halife kılmıştır. İnsan bu önemli görevi üstlendiğinde ayağını bastığı her yerde Allah’ın cemal sıfatının tecellisini ortaya çıkarmaya çalışacaktır. “İnsan, İlâhî İrade’nin ve onun kozmolojik tezahürünün şuuruna erdikçe kendi sorumluluğunun daha iyi farkına varır ve yeryüzündeki asli vazifesinin çevresini güzelleştirmek (tezyin etmek) olduğunu fark eder.”

Varlığın güzelliklerinin bilincinde olmak, bunu yaşama aksettirmek üzere İslami bir ortamı ihya etmek gerekir. Şehirleri şehir yapan sadece binalar değildir. Bilakis şehir; idari, hukuki ve ahlaki bütün sistemlerin rahatlıkla faaliyetlerini sürdürebildikleri yapılar ve bu yapılar arasındaki bağlantıyı sağlayan ulaşım, altyapı, sosyal donanım sistemleri ve bunları tevzi eden, işleten kuruluşların bütünüdür. “Şehir; ahlakın, sanatın, felsefenin ve dinî düşüncenin geliştiği ortam olarak insanın bu dünyadaki vazifesini, en üst düzeyde varlığının anlamını tamamladığı ortamdır.”

Şehirleri organize eden üst bilgi o şehir sakinlerinin medeniyet tasavvurundan azade düşünülemez. Genelde dünya üzerindeki bütün medeniyetlerde, özelde İslam kültüründe bir mimarın ruh hâli, inşa edilecek olan yapıları kullanacak insanların ruh hâllerinden farklı değildir. Mimar, yaşadığı toplumun kültürel kodlarını bilir, buna uygun planlamalarda bulunur. Bu sayede vücuda gelen bina, mahalle, şehir, ülke; içinde rahatlıkla yaşanılabilen, huzur duyulan yerler olur. Kişi, bulunduğu mekânları kendi iç dünyası ile özdeşleştiremiyorsa oraya yabancılaşır, bu da ister istemez huzursuzluğa sebep olur. Oysa yaşanılan mekânlar her şeyden önce güven duyulan, huzur bulunan, nefes alınan yerler olmalıdır. Cansever, burada mimarinin öneminin altını çizerken içine doğduğu İslam kültürünün dinamiklerini öncelemeyi çözüm olarak görür. “Haşyet, takva, sabır, murakabe ve yakîn İslam mimarisini vücuda getiren unsurlardır. Bunlar mutlaka biçim berraklığı, kanaat ve derin bilinç ve sorumluluk şuuruyla sonuçlanır, yüceliği tezahür ettiren bir saygı duygusu ortaya çıkarırlar.” Cansever’in temas ettiği hususları müdrik her inisiyatif sahibi, eserini kendi sınırlarını, ilişki içinde bulunduğu çevrenin sakinlerinin haklarını hesaba katarak inşa eder. Aynı zamanda bu eser sadece yaşanılan devrin şartlarına göre yapılmamıştır çünkü göz ardı edilmeyen bir husus da vücuda gelen yapının sonraki nesillere miras kalacağı gerçeğidir.

Turgut Cansever, “şehri” cennet tasavvurunun bir yansıması olarak görür. “korumak” ve “güzelleştirmek” onun eylemlerinin anahtarıdır. Mimarinin sorunlarını tespit edip onlara çözümler üretmek, çağın ihtiyaçlarını da göz ardı etmeden “bize ait” üslubu vücuda getirmek onun en büyük derdidir. Bu derdine derman olarak kaleme aldığı yazılar, çeşitli münasebetlerle katıldığı söyleşiler, sempozyumlarda sunduğu tebliğler derlenip kitap olarak basılmıştır. İslam’da Şehir ve Mimari, Kubbeyi Yere Koymamak, Bir Şehir Kurmak, Osmanlı Şehri bu kitaplardan sadece birkaçıdır.

Çalışmalarıyla üç defa Aga Khan Mimarlık Ödülü alan tek Türk mimar olan Cansever, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nün 2008’deki sahibidir. 22 Şubat 2009’da İstanbul’da vefat eden Bilge Mimar, her yıl düzenlenen “Turgut Cansever Uluslararası Mimarlık Ödülleri” vesilesiyle anılmaktadır. Çeşitli kurum ve kuruluşlar, Cansever’i ulusal ve uluslararası platformlarda tanıtmak ve O’nun fikirlerini yaşatmak için sempozyumlar düzenlemektedir.

Diyanet Haber

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER